29848/02
WyrokETPCz2007-09-20ECLI:CE:ECHR:2007:0920JUD002984802
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie redaktora naczelnego za opublikowanie artykułu zawierającego oświadczenia organizacji terrorystycznej naruszyło jego prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji) oraz czy brak możliwości ustosunkowania się do opinii prokuratora generalnego przed sądem kasacyjnym naruszył prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność słowa skarżącego była proporcjonalna i uzasadniona w demokratycznym społeczeństwie, biorąc pod uwagę kontekst walki z terroryzmem oraz fakt, że opublikowany artykuł mógł być interpretowany jako legitymizujący przemoc. W kwestii rzetelnego procesu, Trybunał podtrzymał swoje wcześniejsze orzecznictwo, stwierdzając, że brak możliwości ustosunkowania się do opinii prokuratora generalnego przed sądem kasacyjnym narusza zasadę równości broni, będącą integralnym elementem prawa do rzetelnego procesu.Stan faktyczny
Skarżący, Erdal Taş, urodzony w 1974 roku i zamieszkały w Szwajcarii, był redaktorem naczelnym dziennika „2000’de Yeni Gündem”. Gazeta opublikowała artykuł zatytułowany „PKK’den şiddete son çağrısı”. W związku z tym, 26 lutego 2001 roku, prokurator w Stambule oskarżył skarżącego o publikowanie oświadczeń organizacji terrorystycznej na podstawie ustawy antyterrorystycznej nr 3713. Sąd Bezpieczeństwa Państwa skazał go na grzywnę w wysokości około 530 euro. Sąd Kasacyjny utrzymał wyrok w mocy 11 lutego 2002 roku, opierając się na opinii prokuratora generalnego, która nie została przekazana skarżącemu. Gazeta zaprzestała działalności, a skarżący wyjechał do Szwajcarii, nie płacąc grzywny.Rozstrzygnięcie
Trybunał:
1. Uznał skargę dotyczącą art. 6 ust. 1 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałe części skargi za niedopuszczalne.
2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
3. Orzekł, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową.
4. Zasądził od Rządu pozwanego na rzecz skarżącego kwotę 500 euro tytułem kosztów i wydatków.
5. Oddalił wszelkie pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
DE L’EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Erdal TAŞ -TÜRKİYE DAVASI ( no5)
(Başvuru no:29848/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Eylül 2007
İşbu karar AİHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (29848/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaşı olan Erdal Taş’ın (başvuran), 26 Haziran 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne (AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) İnsan Hakları ve
Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından İ. Bilmez ve O. Yıldız
tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN UNSURLARI
Başvuran, 1974 yılı doğumludur ve Fribourg’da (İsviçre’) ikamet etmektedir.
Olayların meydana geldiği dönemde başvuran “2000’de Yeni Gündem” isimli günlük
gazetede sorumlu yazı işleri müdürüydü.
2000’de Yeni Gündem isimli gazete, “PKK’den şiddete son çağrısı” başlıklı bir makale
yayımlanmıştır.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı, 26 Şubat 2001 tarihinde,
sorumlu yazı işleri müdürü sıfatıyla başvuranı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6/2.
ve 6/4. maddesi uyarınca terör örgütünün açıklamalarını yayımlamakla suçlamıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 24 Ağustos 2001 tarihinde, başvuranı üzerine atılı
olaylardan suçlu bulmuş ve 712.912.500 TL (yaklaşık 530 Euro) para cezasına çarptırmıştır.
Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurana bildirilmeyen görüşü ışığında Yargıtay, 11
Şubat 2002 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran İsviçre’ye yerleşmiş ve sözkonusu günlük gazete
faaliyetlerine son vermiştir. Başvuran, para cezasını ödememiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, cezai mahkumiyetinin, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri
sürmektedir. Başvuran, bu bağlamda AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümete göre, sözkonusu makalenin terör örgütü PKK’nın propagandasını yapması
nedeniyle, dava konusu müdahale, AİHS’nin 10/2. maddesi bakımından haklı görülmektedir.
AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AİHS’nin 10/1. maddesinin güvence
altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında
ihtilafa neden olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından
öngörüldüğüne ve AİHS’nin 10/2. maddesi uyarınca ulusal güvenlik, kamu düzenin
korunması ve toprak bütünlüğü gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir. (Bkz.
Yağmurdereli-Türkiye, başvuru no: 29590/96, 4 Haziran 2002) Uyuşmazlık sözkonusu
tedbirin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını sorusuna dayanmaktadır.
AİHM, bu bağlamda demokratik bir toplumda basının başlıca rolünü hatırlatmaktadır
(Bkz. 27 Mart 1996 tarihli Goodwin –Birleşik Krallık kararı, Bladet Tromsø ve Stensaas-
Norveç, başvuru no: 21980/93). Basın, görev ve sorumlulukları çerçevesinde, kamu yararına
ilişkin tüm sorunlar hakkında bilgi ve fikirler sunmakla yükümlüdür. Bununla birlikte, basının
terör tehdidi, milli güvenlik, toprak bütünlüğü gibi devletin yaşamsal çıkarları sözkonusu
olduğunda veya kamu düzeninin korunması veya suçun engellenmesi için birtakım sınırları
aşmaması gerekmektedir (Sürek ve Özdemir – Türkiye, başvuru no: 23927/94 ve 24277/94, 8
Temmuz 1999).
Bu özgürlüğe getirilen kısıtlamayı haklı çıkaracak zorunlu bir sosyal ihtiyacın olup
olmadığını değerlendirme görevi öncellikle ulusal makamlara aittir. Ulusal makamlar bu
görevi yerine getirirken geniş bir takdir hakkına sahiptir. Dava konusu sözler bir birey, bir
kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karşı bir şiddet teşvik ettiği durumlarda Devlet
otoriteleri, ifade özgürlüğüne ilişkin müdahale gereğinin incelenmesinde daha geniş bir takdir
payına sahiptir ( Sürek-Türkiye ( no1), 26682/95).
Denetimini yaparken, AİHM’nin ulusal mahkemelerin yerini alma gibi bir görevi
yoktur. Ancak AİHM, ulusal mahkemelerin kendi takdir yetkileri gereğince verdikleri
kararları, AİHS’nin 10. maddesi açısından inceleyip uygunluğunu tespit etmektedir. Bunun
için AİHM, dava konusu müdahaleyi, davanın tümü ışığında (Bkz. diğerleri arasında, 8
Temmuz 1986 tarihli Lingens ve Avusturya kararı) özellikle suç unsuru yazıda kullanılan
ifadeler bakımından, yayımlandığı bağlam açısından ve terörle mücadeleye bağlı zorlukları
dikkate alarak değerlendirmelidir (Bkz. İbrahim Aksoy- Türkiye, başvuru numaraları:
28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000).
Mevcut davada, başvuran, bir terör örgütünün açıklamalarını yayımlamaktan dolayı
mahkum edilmiştir. Sözkonusu makalede, PKK, Orta Doğu’da İsrail tarafından yürütülen
politikayı ve örgütün eski lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından düzenlenen
protesto gösterileri sırasında göstericilerin ölümünü eleştirmektedir. PKK, böyle şiddet
politikalarının PKK yönetimdeki Kürt halkı gibi halkların “haklı tepkisi” ile
karşılaşacaklarının altını çizmektedirler.
AİHM, sözkonusu makalede kullanılan terimlere özellikle dikkat etmektedir.
Söylendikleri ortamdan bağımsız olarak ele alındıklarında bazı ifadeler barışa çağrı ve
provokasyonlara karşı dikkatli olmaya davet olarak düşünülebilinir. Bununla birlikte,
aşağıdaki ifadelerin kullanılması ile açıkça bir şiddette başvuruyu meşrulaştırma amacı
olduğunu göstermektedir.
“Şiddet politikasında ısrar edenler, karşılarında halkların haklı tepkilerini bulacaklarını
unutmamak zorundadır. Bu gerçek herkes için olduğu gibi PKK öncülüğünde demokrasi,
özgürlük ve eşitlik mücadelesi veren Kürt halkı için de geçerlidir.”
AİHM için, PKK gibi yasadışı bir örgüte ait böyle söylemler, en azından, ölümcül
şiddetin bir savunması olarak değerlendirilmektedir. AİHM’nin gözünde, bu açıklamalar
açıklamayı yapanın kişiliğinden bağımsız olarak değerlendirilemez. Bu durum, ihtilaflı
müdahaleyi haklı göstermeye yetmekle birlikte, aktarılan ifadelerin silahlı bir örgüte ait
olması ayrı bir vahamet taşımaktadır. Sözkonusu açıklamalar böylece okuyucu için ayrı bir
önem taşımakta ve yalnızca silahlı eylemi meşrulaştırmak değil aynı zamanda gerekli
görülebileceği durumlarda, böyle bir eyleme teşvik etme eğilimindedirler. Dolayısıyla
okuyucu, şiddete başvurmanın kendini savunmak için geçerli ve haklı bir tedbir olduğu
izlenimine kapılmaktadır. Güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasında yaklaşık 1985
yılından beri yaşanan büyük sıkıntıları da not etmek uygun olacaktır. Güvenlik güçleri ve
PKK mensupları arasındaki bu sıkıntılar çok sayıda insan kaybına ve Güneydoğu Anadolu
Bölgesi’nin büyük bir kısmına bugün kaldırılmış olan olağanüstü halin ilan edilmesine neden
olmuştur. Oysa AİHM, bölgede hüküm süren güvenlik durumunu ağırlaştıracak olası söz ve
eylemler hususunda yetkililerin kaygılarının farkındadır. Böyle bir bağlamda, makalenin
şiddeti destekler nitelikte olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, AİHM, sunmak ve incelemek için gazetecilik bağlamında hiçbir yorum
yapılmaksızın açıklamaların olduğu gibi yayımlanmasının, şiddet kullanımına, silahlı direnişe
veya başkaldırıya teşvik edebileceğini düşünmektedir. AİHM’ye göre bu durum dikkate
alınacak temel unsurdur (Halis Doğan-Türkiye ( n0 3), başvuru no: 4119/02, 10 Ekim 2006).
Ayrıca, başvuranın, suç unsuru makalede ifade edilen açıklamalara kişisel olarak bağlı
olmadığı doğru olsa da, başvuran bu açıklamaların sahibine fırsat tanımış ve bu açıklamaları
yayımlamıştır. Böylece başvuran, görüşlerini kamuoyuna duyuran kişilerin “görev ve
sorumluluklarını” dolaylı olarak paylaşmaktadır (Bkz. mutatis, mutandis, Öztürk-Türkiye,
başvuru no: 22479/93). Haber verme hakkının, şiddete teşvik eden söylemlerin veya terörist
grupların açıklamalarının (Kaya-Türkiye, başvuru no: 6250/02, 22 Mart 2007)
yayımlanmasında kullanılması mümkün olamayacağından, gazetenin yazı işleri müdürü olan
başvuran, makalenin içeriğine ilişkin her türlü sorumluluktan muaf tutulamaz (Sürek-Türkiye
(no 3), başvuru no: 24735/94, 8 Temmuz 1999).
Son olarak, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde
verilen cezanın niteliği ve ağırlığı da dikkate alınacak unsurlardır. Mevcut davada başvuran
para cezasına çarptırılmıştır. Bu bağlamda, AİHM, açıklamaların şiddet, direniş ve
başkaldırıya teşvik oluşturduğunda, caydırıcı cezaların iç hukukta yer almasının gerekli
olabileceğini hatırlatmaktadır.
Böylece, AİHM, ulusal yetkililerin benzer durumda sahip olduğu takdir payını dikkate
alarak, başvuranın mahkumiyetinin yasal amaçlarla orantısız olduğunun düşünülemeyeceğine
kanaat getirmektedir. Sözkonusu şikayetin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS’nin
35/ 3 ve 35/ 4. maddelerinin uygulanmasının reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, Yargıtay Başsavcısı’nın kendisine bildirilmeyen görüşüne cevap
veremediğinden şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda başvuran AİHS’nin 6. maddesine atıfta
bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvuruda başka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru olmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir
niteliktedir.
B. Esas Hakkında
AİHM, başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve
Cumhuriyet Başsavcısı’nın gözlemlerinin niteliği ve yargılanan kişinin yazılı olarak bunlara
cevap verme olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Cumhuriyet Başsavcısı’nın
görüşünün tebliğ edilmemesinden dolayı AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna
ulaştığını hatırlatmaktadır (Bkz. Göç-Türkiye, başvuru no: 36590/97).
AİHM, mevcut davayı incelemiştir. AİHM, Hükümet’in mevcut durumda farklı bir
sonuca ulaştıracak ikna edici ne bir olay ne de bir argüman sunduğunu düşünmektedir.
Bu durumda AİHM, AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.
III. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ
İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, gazetenin geçici olarak kapatılması tedbirinin, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.
maddesini ihlal ettiği kanaatindedir.
AİHS’nin 10. maddesine ilişkin tespiti göz önüne alarak, AİHM, bu şikayetin açıkça
dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS’nin 35/3. ve 35/4. maddeleri uyarınca reddedilmesi
gerektiği kanaatindedir.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, maruz kaldığı maddi zararın 10.000 Euro değerinde olduğunu iddia
etmektedir. Başvuran, çok sayıdaki mahkumiyetin ardından, gazetenin faaliyetlerine
tamamen son vermek zorunda kaldığını ve kendisinin, çarptırıldığı para cezasını ödeyecek
güçte olmadığından Türkiye’yi terk etmek ve yurtdışına yerleşmek zorunda bırakıldığını
belirtmektedir. Başvuran ayrıca manevi tazminat olarak 10.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında nedensel bir bağ
görememektedir. Böylece AİHM, bu talebi reddetmektedir.
Ayrıca, ihlal tespitinin kendisinin manevi tazminat için yeterli adil tazmin oluşturduğu
kanaatindedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran, AİHM önünde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 2.500 Euro talep
etmektedir. Başvuran, bu hususta herhangi bir belge sunmamaktadır.
Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran masraf ve harcamaların geri ödemesini ancak
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.
Mevcut davada başvuran, avukatların gerçekleştirdiği işe ilişkin ödeme makbuzlarını
sunmadığından ve sözünü ettiği harcamalarını ispatlamadığından iddialarını
belgelendirmemiştir. AİHM, yine de başvuranın başvurusunu sunmak için kesinlikle masraf
ve harcamalarda bulunduğu kanısındadır ve bu nedenle masraf ve harcamalar ilişkin olarak en
fazla 500 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla, AİHM, bu
miktarı AİHM önündeki dava için ödemektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.
BU GEREKÇELERLE, AİHM,
1. Başvurunun AİHS’nin 6/1. maddesi kapsamındaki şikayetine ilişkin kısmının
kabuledilebilir, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin kendisinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil
tazmin oluşturduğuna;
4. a) AİHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay
içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, miktara
yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet’in
başvurana, masraf ve harcamalar için 500 Euro ( beş yüz Euro) ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa
Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit
oranda eşit oranda basit faizin uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM iç tüzüğünün 77/2. ve 77/3.
maddelerine uygun olarak 20 Eylül 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło