29871/96
WyrokETPCz2005-12-06ECLI:CE:ECHR:2005:1206JUD002987196
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy konfiskata paszportu i zakaz opuszczania kraju naruszyły prawo do poszanowania życia prywatnego z art. 8 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że piętnastoletnie postępowanie karne na jednej instancji, charakteryzujące się długimi okresami bezczynności i oczekiwania na informacje, stanowiło nadmierną długość, naruszając art. 6 ust. 1. W odniesieniu do art. 8, Trybunał stwierdził, że wieloletnia konfiskata paszportu skarżącego i brak jego zwrotu, uniemożliwiające mu powrót do rodziny w Niemczech, stanowiły ingerencję w jego życie prywatne. Chociaż ingerencja była przewidziana prawem i miała uzasadniony cel (bezpieczeństwo narodowe, zapobieganie przestępczości), Trybunał uznał ją za nieproporcjonalną i niekonieczną w społeczeństwie demokratycznym, biorąc pod uwagę brak postępów w sprawie, brak konkretnych dowodów przeciwko skarżącemu oraz jego ostateczne uniewinnienie.Stan faktyczny
Skarżący, Nazmi İletmiş, obywatel turecki mieszkający w Niemczech od 1975 roku, został w 1984 roku oskarżony o działalność antypaństwową. W 1992 roku, podczas wizyty w Turcji, został aresztowany, a jego paszport skonfiskowany. Postępowanie karne przed tureckimi sądami trwało piętnaście lat, charakteryzując się licznymi opóźnieniami i brakiem postępów, głównie z powodu oczekiwania na informacje z Niemiec. Przez cały ten okres skarżący nie mógł odzyskać paszportu ani opuścić Turcji, co uniemożliwiło mu powrót do rodziny w Niemczech. W 1999 roku został uniewinniony z powodu braku dowodów, a paszport zwrócono mu później.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 25 000 EUR tytułem szkody majątkowej i niemajątkowej oraz 1 350 EUR tytułem kosztów i wydatków. 5. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐLETMĐꢀ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢁvuru no:29871/96)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ ARALIK 2005
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 29871/96 baꢀvuru no’lu davanın nedeni, Türk
vatandaꢀı Nazmi Đletmiꢀ’in (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 15
Aralık 1995 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin (AĐHS)
eski 25. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Adli yardımdan faydalanan baꢀvuran,
Diyarbakır Barosu avukatı S. Çınar tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu baꢀvuran olayların geçtiği dönemde Đzmir’de ikamet etmekteydi.
Baꢀvuran 1975 yılında, Almanya’ya gitmiꢀ ve Bremen Üniversitesi’ne kaydolmuꢀtur.
Baꢀvuran 1979 yılında bir Türk kızıyla evlenmiꢀtir. Oturma izni olan baꢀvuran ve eꢀi,
iꢀçi olarak çalıꢀmıꢀlardır. Birlikteliklerinden 1981 ve 1986 yıllarında doğan iki çocukları
Almanya’da okula gitmiꢀlerdir.
Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 19 Mart 1984 tarihli “gizli” yazısıyla, Savunma Bakanlığı’na
baꢀvuranın Türk Öğrenci Birliği üyesi ve Bremen’de faaliyet gösteren Kürdistan Kürt
Komitesi’nin yandaꢀı olduğu yönünde bilgi vermiꢀtir. Ayrıca baꢀvuran, 12 Eylül 1980 askeri
harekatını protesto etmek amacıyla bölücü sol örgütlerin düzenlediği bir gösteriye katılmıꢀtır.
Savunma Bakanlığı, 28 Mart 1984 tarihinde, Elazığ 8. Sıkıyönetim Komutanlığı’na
yukarıda belirtilen olaylardan haberdar etmek amacıyla yazı göndermiꢀtir. Elazığ 8.
Sıkıyönetim Komutanlığı, 3 Nisan 1984 tarihli kripto ile, baꢀvuranı Sıkıyönetim Komutanlığı
Askeri Savcısı’na ihbar etmiꢀtir. Askeri Savcı hazırlık soruꢀturması baꢀlatmıꢀtır. Baꢀvuran,
Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 140. maddesinde öngörülen yabancı ülkede milli menfaatlere
zarar verici faaliyetlerde bulunmakla suçlanmıꢀtır.
Millet Meclisi’nin 13 Mart 1986 tarihinde Elazığ’daki sıkıyönetimi kaldırmasının
ardından, 18 Nisan günü baꢀvuranın davasından sorumlu Askeri Savcı, görevsizlik kararı
vererek dosyayı, dava soruꢀturmasını yeniden baꢀlatan Elazığ Cumhuriyet Baꢀsavcısı’na
göndermiꢀtir.
Türkiye’ye ailesine ziyarete gelen baꢀvuran, 21 ꢁubat 1992 tarihinde, Đzmir’de polis
tarafından yakalanmıꢀ ve Đstanbul’da yedi gün süren gözaltı sırasında sorguya çekilmiꢀtir.
Baꢀvuranın pasaportuna el konulmuꢀtur.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Baꢀsavcısı 27 ꢁubat 1992 tarihinde,
baꢀvuranı serbest bırakmıꢀ ancak pasaportu teslim edilmemiꢀtir.
Cumhuriyet Baꢀsavcısı 14 Nisan 1992 tarihinde, baꢀvuranı Devlet aleyhinde bölücü
faaliyette bulunmakla suçlayarak, ihanet ve silahlı örgüt kurmayı öngören TCK’nın 125 ve
168§ 1 maddelerinin uygulanmasını istemiꢀtir.
Elazığ Ağır Ceza Mahkemesi 16 Nisan 1992 tarihinde Adalet Bakanlığı aracılığıyla
Alman makamlarının Türk Öğrenci Birliği ve Kürdistan Komitesi’nin kurumsal özellikleri ve
faaliyetleri üzerine bilgi vermelerinin istenmesine karar vermiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi 2 Haziran 1992 tarihinde, istenilen bilgilerin ulaꢀmadığını
tespit etmiꢀ ve duruꢀma tarihini 14 Temmuz 1992 olarak belirlemiꢀtir. Mahkeme sözkonusu
tarihte Adalet Bakanlığı’ndan cevap alınamadığı gerekçesiyle duruꢀmayı 24 Eylül 1992
tarihine ertelemiꢀtir. 24 Eylül tarihli duruꢀma ve daha sonraki on dokuz duruꢀma davanın
esası hakkında, Alman makamlarından cevap beklentisi içinde hiçbir iꢀlem yapılmadan
geçmiꢀ ve yapılan sözkonusu duruꢀmalar sadece yedek hakimlerin dosya içeriğinden haberdar
edilmesine yaramıꢀtır.
Davası sürmesine rağmen baꢀvuran, bir çok kez Kaymakamlık’dan pasaportunun
kendisine teslim edilmesini istemiꢀtir. Bu talepler reddedilmiꢀtir. Baꢀvurana pasaportunun
ancak yargılandığı mahkemenin vereceği, ülkeyi terk etmesi için hiçbir sakınca olmadığına
dair belgeyle teslim edilebileceği belirtilmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı, 3 ꢁubat 1994 tarihli duruꢀmada, yurtdıꢀına çıkma yasağının
kaldırılmasını istemiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı böyle bir yasağın bulunmadığına dair belge
verilmesini istemiꢀtir. Mart 1994 tarihli duruꢀma tutanağına göre, Ağır Ceza Mahkemesi, bu yönde hiçbir
yasaklamanın bulunmadığını ve verebileceği tek belgenin ancak yargılamanın huzurunda
devam etmesi ile ilgili olabileceğini belirtmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı, 18 Ocak 1995 tarihinde, AĐHS’nin 6§1 maddesini ileri sürerek,
yargılama süresinin aꢀırı olmasından ꢀikayetçi olduğu ve davanın çözüme kavuꢀturulması için
Alman makamlarından cevap beklenmemesini istediği savunmasını sunmuꢀtur. Baꢀvuranın
avukatı, müvekkilinin, yargılamanın devam etmesinden ve bunun da yasaklamalara neden
olduğundan dolayı, özgür olmasına rağmen ne Almanya’ya dönebildiğini ne de Türkiye’de
yaꢀam kurabildiğini vurgulamıꢀtır.
Baꢀvuran, 17 Eylül 1995 tarihinde, Valilik’den, pasaportun teslim edilmesi talebinin
reddedilmesinin, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün aldığı hala geçerli olan tedbire
dayandığının yer aldığı bir belge almıꢀtır. Sözkonusu tedbir tarihi ve gerekçesi, bir polis
memuru tarafından imzalanan belgede belirtilmemiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran 1998 tarihli duruꢀma sırasında dosyada, Savunma
Bakanlığı’nın istenilen bilgileri Ocak 1998 tarihinde verdiğini belirttiği bir yazı bulunduğunu
fark etmiꢀtir. Ağır Ceza Mahkemesi, durumun böyle olmadığını belirterek, sözkonusu
bilgilerin gelmesini beklemek üzere 14 Eylül 1998 tarihi için baꢀka bir duruꢀmanın
yapılmasını öngörmüꢀtür. Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu son duruꢀmada –tutanaklar
okunduktan sonra- Savunma Bakanlığı’nın, Türkiye’nin Hannover Baꢀkonsolosluğu
kayıtlarında, Bremen’de KOMKAR’ın yöneticilerinden biri olan Gülꢀen Đletmiꢀ’in kardeꢀi
olması dıꢀında, baꢀvuran hakkında hiçbir kaydın bulunmadığının belirtildiği 22 Ocak 1998
tarihli bir belge göndermiꢀ olduğunu tespit etmiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Eylül 1998 tarihinde, baꢀvuran aleyhinde yakalama
müzekkeresi çıkarmıꢀtır.
Baꢀvuranın avukatı, 22 Mart 1999 tarihinde, dosyadaki delil durumunu ileri sürerek
sözkonusu müzekkerenin iptal edilmesini istemiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Mart 1999 tarihinde yakalama müzekkeresini iptal etmiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Temmuz 1999 tarihli kararıyla, aleyhinde delil
bulunmadığından dolayı baꢀvuranın beraatine karar vermiꢀtir.
Daha sonra belirtilmeyen bir tarihte baꢀvurana pasaportu teslim edilmiꢀtir. Baꢀvuran
ailesiyle birlikte Almanya’ya geri gitmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, cezai yargılama süresinin AĐHS’nin 6§1 maddesi tarafından öngörülen
“makul süre” ilkesini tanımadığını ileri sürmektedir.
A. Kabul edilebilirlik Hakkında
AĐHM, ꢀikayetin AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, baꢀvurunun baꢀka hiçbir kabul edilemezlik
ilkesiyle ters düꢀmediğini ortaya koymaktadır.
B. Esas Hakkında
Değerlendirmeye alınacak dönem, 3 Nisan 1984 tarihinde Askeri Savcılığın açtığı
hazırlık soruꢀturması ile baꢀlayıp, 1 Temmuz 1999 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi’nin beraat
kararıyla sona ermiꢀtir. Dolayısıyla yargılama süreci bir tek yargı aꢀaması için on beꢀ yıl
sürmüꢀtür.
AĐHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiꢀ
AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (Bkz. örneğin, Frydlender-Fransa,
no: 30979/96, AĐHM 2000-VII).
AĐHM, kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra, Hükümet’in, sözkonusu
durumda farklı bir sonuca ulaꢀtırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat
getirmektedir. AĐHM, konuya iliꢀkin içtihadını gözönünde bulundurarak, bu davada
yargılama süresinin aꢀırı olduğuna ve “makul süre” koꢀuluna cevap vermediğine kanaat
getirmektedir.
Dolayısıyla 6§1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, bu davada kendisine getirilen yurtdıꢀına çıkıꢀ yasağının özel ve aile
yaꢀamına saygı hakkının ihlalini oluꢀturduğunu iddia etmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
Hükümet, adli makamlar tarafından hiçbir yurtdıꢀına çıkıꢀ yasağı kararının
alınmadığından dolayı, baꢀvuranın ꢀikayetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri
sürmektedir.
Baꢀvuran, ꢀikayet konusunun, varlığı ortaya konulan hukuk dıꢀı idari tedbir olduğunu
ileri sürmektedir.
AĐHM, ꢀikayetin AĐHS’nin 35§ 3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, baꢀvurunun baꢀka hiçbir kabul edilemezlik
ilkesiyle ters düꢀmediğini ortaya koymaktadır.
B. Esas Hakkında
AĐHM, yeterince güçlü özel iliꢀkilerinin ciddi bir ꢀekilde etkileme riski bulunduğunu
tespit ettiğinden dolayı, idari merciler tarafından baꢀvuranın pasaportuna yıllarca müsadere
edilmesi ve geri verilmemesi tedbirinin, özel yaꢀamına saygı hakkına müdahale oluꢀturduğuna
kanaat getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Moustaquim-Belçika, 18 ꢁubat 1991 tarihli
karar, A serisi no: 193, s. 18, § 36, Dalia-Fransa, 19 ꢁubat 1998 tarihli karar, 1998-I, s. 91, § ve Amrollahi-Danimarka, no: 56811/00, § 33, 11 Temmuz 2002). Bu bakımdan AĐHM,
baꢀvuranın on yedi yıldan bu yana Almanya’da yaꢀadığını gözlemlemektedir. Baꢀvuran
üniversite eğitimine devam etmek için yirmi iki yaꢀında Almanya’ya gitmiꢀtir. Baꢀvuran daha
sonra evlenmiꢀ, iki çocuğu Almanya’da doğmuꢀ ve eꢀi ve kendisi iꢀçi olarak bu ülkede
yaꢀamıꢀtır.
Böyle bir müdahale, “ kanun tarafından öngörülen” müdahalenin, 8. maddenin ikinci
paragrafı bakımından bir ya da birçok meꢀru amaç güttüğü ve sözkonusu amaçlara ulaꢀmak
için “demokratik toplumda gerekli olduğu” ortaya çıkan durumlar dıꢀında, sözüedilen
maddeyi ihlal etmektedir.
AĐHM, öncelikle AĐHS’nin 8§2 maddesi uyarınca, “yasal olma” kriteri konusunda,
müdahalenin “yasalar tarafından öngörüldüğünü” kabul etmektedir (bu durumda Pasaport
Kanunu’nun 22. maddesi).
Aynı ꢀekilde AĐHM, 1992 yılında baꢀvuranın yakalanması sırasında pasaportun geri
alınmasının, bu hükümde yer verilen “milli güvenlik” ve/veya “suç iꢀlenmesinin önlenmesi”
gibi “meꢀru amaçlar”’dan birini güttüğünü kabul etmektedir.
AĐHM, sözkonusu tedbirin “demokratik toplumda gerekli” olup olmaması, yani
kaçınılmaz bir sosyal ihtiyaca cevap verip vermediği ve güdülen meꢀru amaçla orantılı olup
olmadığı sorusu konusunda ve baꢀvuranın pasaportunun geri alınması hususunda, AĐHS’nin
benzeri önleyici tedbirleri engellemediğini not etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, M.c.-
Đtalya, no: 12386/86, 15 Nisan 1991 tarihli Komisyon kararı, Karar ve Raporlar 70. Cilt, s.
59).
Ancak, AĐHM’ye göre, hiçbir geliꢀme göstermeden yargılama uzadıkça ve baꢀvuran
aleyhinde kanıt yoksunluğu devam ettikçe, meꢀru amaca bağlı çıkar oranı ağırlığını
kaybedecektir. Buna paralel olarak, zaman geçtikçe, bu davada özel yaꢀama saygı hakkının
bir yönü olan baꢀvuranın dolaꢀım özgürlüğü hakkına bağlı çıkar, milli güvenlik gereklilikleri
ya da suçların öngörülmesinden önce gelmektedir.
Bu açıdan AĐHM, baꢀvuranın yurtdıꢀına çıkıꢀı yasaklanan on beꢀ yıllık yargı
süresince, milli güvenlik adına bir tehlikenin ya da suç iꢀleme riskinin bulunduğu yönünde
dosyada hiçbir delilin yer almadığını gözlemlemektedir. Ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi
baꢀvuran aleyhinde yurtdıꢀına çıkıꢀ yasağı kararı almadığından dolayı, böyle bir tehlikenin
bulunmadığı doğrulanmıꢀ olmaktadır. Bunun dıꢀında idari makamlar ise, sözkonusu yasağı
hiçbir zaman gerekçelendirmemiꢀlerdir. Oysa AĐHM, yalnızca 1984 yılında baꢀvuranın
yasadıꢀı örgüte mensup olmakla suçlanmasının ya da buna bağlı yargılamanın hala devam
etmesinin, on beꢀ yıl boyunca, suç iꢀlemesi için gerçek bir riskin bulunduğunu gösterecek
somut bir delil bulunmamasına rağmen aleyhinde böyle ağır tedbirlerin alınmasını haklı
göstermesini anlamamaktadır. Ayrıca AĐHM, baꢀvuranın geçmiꢀinde baꢀka hiçbir suç
bulunmadığını ve hazırlık soruꢀturmaları ve yargı aꢀamasında sözkonusu örgütlere bağlılığını
gösteren hiçbir somut delilin bulunmadığı gerekçesiyle sözkonusu suçtan beraat ettiğini
vurgulamaktadır.
AĐHM son olarak, baꢀvuranın Almanya’da yaꢀadığı sırada bulunduğu aile ve kiꢀisel
durumunu hatırlatmakta ve alınan tedbirin belirsiz bir ꢀekilde devam ettirilmesinin yaꢀamında
neden olabileceği bunalım ve belirsizliği gözönünde bulundurmaktadır.
Dolaꢀım özgürlüğünün ve özellikle sınır ötesi ulaꢀımın, baꢀvuran gibi birçok ülkede
yerleꢀmiꢀ olan aile, iꢀ ve ekonomik bağlantıları bulunan kiꢀiler sözkonusu olduğunda, özel
yaꢀamın geliꢀmesi için temel unsur olarak değerlendirildiği dönemde, hiçbir gerekçe olmadan
sözkonusu özgürlüğü kısıtlamak, yargılamasına tabi kiꢀiler karꢀısında Devletin
yükümlülüklerini ciddi ꢀekilde ihmalini oluꢀturmaktadır.
Türkiye tarafından imzalanan ama onaylanmayan Ek 4 No’lu Protokol’ün 2.
maddesinde olduğu gibi “dolaꢀım özgürlüğü”’nün güvence altına alınması, bir tek ve aynı fiil
Sözleꢀme ve Ek Protokoller’in birçok hükümleriyle ters düꢀebileceğinden dolayı, sözkonusu
tespit konusunda bir sakınca doğurmamaktadır (Bkz. Poiss-Avusturya, 23 Nisan 1987 tarihli
karar, A serisi no: 117, s. 108, §66).
AĐHM, yurtdıꢀına çıkıꢀ yasağının devam ettirilmesinin “kaçınılmaz sosyal bir ihtiyaç”
olmadığını ve AĐHS’nin 8. maddesinde yer verilen amaçlarla orantılı olmadığı sonucuna
varmaktadır.
Dolayısıyla sözkonusu hüküm ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran uğradığı maddi zarar adı altında 153.000 Euro ve manevi zarar adı altında
50.000 Euro istemektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana
uğranılan maddi ve manevi zararlar için 25.000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuran AĐHM ve ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve harcamalar için
6.670 Euro istemektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM içtihadına göre bir baꢀvurana, masraf ve harcamaların geri ödemesi ancak
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yönü ortaya konulduğu sürece yapılmaktadır. Bu
davada, elinde bulunan unsurları, yukarıda belirtilen kriterleri ve adli yardım adı altında
ödenen miktarı gözönünde bulundurarak, AĐHM, yapılan bütün masraflar için baꢀvurana
1.350 Euro’nun ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına 3 puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) Bu kararın, AĐHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in,
maddi ve manevi tazminat adı altında 25.000 Euro (yirmi beꢀ bin Euro) ile birlikte masraf ve
harcamalar için 1.350 Euro’yu (bin üç yüz elli Euro) miktara yansıtılabilecek her türlü
vergiden muaf tutularak baꢀvurana ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;
5. Hakkaniyete uygun tazminata iliꢀkin diğer taleplerin reddine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve 6 Aralık 2005 tarihinde, Đçtüzüğün 77.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło