29921/96

WyrokETPCz2000-10-24ECLI:CE:ECHR:2000:1024JUD002992196

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długotrwałość postępowania sądowego i niewykonanie orzeczeń sądów krajowych przez władze uniwersyteckie naruszyły prawo skarżącego do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że prawo do sądu, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji, byłoby iluzoryczne, gdyby krajowy system prawny nie zapewniał wykonania ostatecznych i wiążących orzeczeń sądowych. Trybunał uznał, że okres postępowania, obejmujący zarówno proces sądowy, jak i opóźnienie w wykonaniu orzeczeń, trwał siedem i pół roku, co jest "wyjątkowo długim" czasem. Stwierdził, że ta długość nie może być uzasadniona złożonością sprawy ani korzystaniem z dostępnych środków odwoławczych. Trybunał zaznaczył, że spory dotyczące zatrudnienia wymagają szybkiego rozstrzygnięcia ze względu na ryzyko utraty środków do życia przez zainteresowaną osobę. W konsekwencji, Trybunał uznał, że państwo pozwane nie wywiązało się z obowiązku zapewnienia rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie.
Stan faktyczny
Skarżący, Cengiz Büker, był adiunktem na Uniwersytecie Erciyes. W 1987 roku jego umowa nie została przedłużona z powodu rzekomej niekompetencji zawodowej. Skarżący zaskarżył tę decyzję, a sąd administracyjny w Kayseri dwukrotnie orzekł na jego korzyść, unieważniając decyzję uniwersytetu. Uniwersytet wielokrotnie odwoływał się od tych decyzji, co doprowadziło do długotrwałego postępowania sądowego. Ostatecznie, po ponad siedmiu latach, skarżący został przywrócony na stanowisko, po czym zrezygnował.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądza na rzecz skarżącego 5000 franków francuskich tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ KISIM   BÜKER – TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no.29921/96)   KARAR   STRAZBURG   EKİM 2000   İşbu karar, Sözleşme’nin 44/2 maddesi hükümleri uyarınca kesinlik kazanmaktadır. İşbu   karar metni, Mahkeme’nin seçilmiş karar ve hükümleri resmi raporlarında nihai şekilde   yayınlanmasından önce Sekreterya revizyonuna tabidir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2000. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Büker – Türkiye davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ( 3. Kısım ),   Sn. J.P. COSTA, Başkan,   Sn. W. FUHRMAN,   Sn. L. LOUCAIDES,   Sn. P. KÜRİS,   Sn. R. TÜRMEN   Sn. N. BRATZA   Sn. K. TRAJA, Yargıçlar,   ile Kısım Sekreteri Bn.S.DOLLÉ’nin katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Heyeti   olarak toplanmış,   Temmuz 1999, 21 Mart 2000 ve 3 Ekim 2000 tarihlerinde yapılan gizli görüşmeler   sonucunda,   yukarıda   son   anılan   tarihte   benimsenmiş   olan   aşağıdaki   karara   varmıştır:   USULİ İŞLEMLER   1. Davanın nedeni, bir Türk vatandaşı olan Cengiz Büker’in ("başvuran"), 2 Ekim   tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme'nin ("Sözleşme")   eski 25.maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na   ("Komisyon") yaptığı başvurudur (başvuru no. 29921/96).   2. Başkan tarafından başvurana Mahkeme huzurunda kendi kendisini temsil etme izni   verilmiştir (İçtüzük 36/3) fakat başvuranın isminin açıklanmaması yönündeki talebi   reddedilmiştir (İçtüzük 47/3). Davalı Hükümet (“Hükümet”) bu yargılamaya yönelik olarak   Ajan tayin etmemiştir.   3. Başvuran, iç hukuktaki bir mahkemenin kendi lehinde vermiş olduğu kararı   müteakip üniversitedeki görevine makul bir süre içinde iade edilmediği gerekçesiyle   Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca şikayette bulunmuştur.   4. Başvuru, Mahkeme'ye, 1 Kasım 1998 tarihinde, Sözleşme'nin 11 No'lu Protokolü   yürürlüğe girdiğinde (11 No'lu Protokol'ün 5. maddesinin 2. fıkrası) gönderilmiştir.   5. Başvuru, Mahkeme'nin 3. Bölümü'ne verilmiş (İçtüzük, 52. madde, 1.fıkra) ve bu   bölüm içinde davayı inceleyecek olan daire (Sözleşme'nin 27§1 Maddesi), İçtüzüğün 26§1   maddesine uygun olarak teşekkül etmiştir.   6. 21 Mart 2000 tarihli bir kararla Daire, başvuruyu kabuledilebilir bulmuştur.   7. Taraflara danıştıktan sonra, Daire, duruşma yapmaya gerek olmadığına karar   vermiştir. Ne başvuran ne de Hükümet, kabuledilebilirlik sonrası süreçte davanın esaslarına   ilişkin olarak görüş sunmuşlardır.   OLAYLAR   I.DAVAYA ESAS TEŞKİL EDEN OLAYLAR   8. Başvuran, başlangıcı 9 Aralık 1985 olan iki yıllık bir sözleşmeyle Erciyes   Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yardımcı doçent olarak çalışmaktadır. Türk hukuku uyarınca   kendisi memur statüsündedir.   9. Üniversite rektörlüğü 21 Aralık 1987’de başvuranın mesleki yetersizliğini gerekçe   göstererek sözleşmesini yenilememe kararı almış, fakat bu karardan bankadan maaşını   çekmeye gittiğinde haberdar olmuştur.   10. Bunun üzerine başvuran 4 Mart 1988 tarihinde rektörlüğün bu kararına karşı   Kayseri İdare Mahkemesi’nde dava açmıştır. 6 Aralık 1989 tarihinde (karar no.1), adı geçen   mahkeme, idarenin başvuranın mesleki yetersizliğine ilişkin görüşünü kanıtlayamadığı   gerekçesiyle başvuranın lehine karar vermiş ve idari kararı iptal etmiştir. 29 Haziran 1990   tarihinde, mahkemenin verdiği karar Üniversite rektörlüğüne tebliğ edilmiş; ancak rektörlük,   iç hukukta öngörülen 60 günlük süre içinde mahkeme kararına uymamıştır.   11. Rektörlük bu kararı temyiz etmiş ve dosya 22 Mayıs 1990 tarihinde, Danıştay’a   gönderilmiştir. 13 Haziran 1990 tarihinde Danıştay 5. Dairesi, Kayseri İdare Mahkemesi’nin   anılan kararını bozmuştur. 30 Temmuz 1990 tarihinde, karar, Üniversite rektörlüğüne tebliğ   edilmiş ve dava dosyası da Kayseri İdare Mahkemesi’ne geri gönderilmiştir.   12. 5 Temmuz 1991 tarihli kararla (karar no.2) Kayseri İdare Mahkemesi, Danıştay’ın   kararına uymuş ve Üniversite Rektörlüğü’nün başvuranın sözleşmesini yenilememe kararını   kanuna uygun bulmuştur.   13. 21 Ağustos 1991 tarihinde, başvuran, bu kararı Danıştay 5. Dairesi’nde temyiz   etmiştir. 4 Ekim 1991 tarihinde dosya mahkemeye gönderilmiş ve 18 Mart 1992 tarihinde   Danıştay 5. Dairesi Kayseri İdare Mahkemesi’nin 5 Temmuz 1991 tarihli kararını onamıştır.   14. 13 Ekim 1992 tarihinde, başvuran, Danıştay 5. Dairesine başvurarak karar   düzeltme isteminde bulunmuştur. 21 Haziran 1993 tarihinde, Danıştay 5. Dairesi, Kayseri   İdare Mahkemesi’nin 5 Temmuz 1991 tarihli kararını bozarak vermiş olduğu kararı   düzeltmiştir. Dava, Kayseri İdare Mahkemesi’ne gönderilmiştir.   15. Kayseri İdare Mahkemesi, 2 Aralık 1993 tarihli kararıyla (karar no.3), Danıştay’ın   Haziran 1993 tarihli kararına uymuş ve yine Üniversite Rektörlüğü’nün 1987 yılında   vermiş olduğu kararı iptal etmiştir. 19 Şubat 1994 tarihinde bu karar Üniversite   Rektörlüğü’ne tebliğ edilmiştir. Rektörlük, iç hukukun öngörmüş olduğu 60 günlük süre   içersinde yine kararın gereğini yerine getirmemiştir.   16. 23 Şubat 1994 tarihinde Üniversite Rektörlüğü Kayseri İdare Mahkemesi’nin   kararını (karar no.3) temyiz etmiştir. 27 Haziran 1994’te Danıştay 8. Dairesi, temyiz   başvurusunu reddetmiş ve kararı onamıştır. Kararda, idarenin, başvuranın mesleki   yetersizliğine ilişkin görüşünü kanıtlayamadığı yine ifade edilmiştir.   17.Üniversite Rektörlüğü Danıştay 8.Dairesine karar düzeltme talebinde bulunmuştur.   Mart 1995 tarihinde, Danıştay 8. Dairesi bu talebi reddetmiştir.   18. 25 Mart 1995 tarihinde başvuran, Rektörlüğe noter aracılığıyla bir yazı   göndererek üniversitedeki eski görevine iade edilerek maaş ve diğer parasal haklarının   kendisine verilmesini talep etmiştir.   19.7 Aralık 1995 tarihinde başvurana Üniversite Rektörlüğünden 23 Kasım 1995   tarihi itibariyle göreve iade edildiğini bildiren 4 Aralık 1995 tarihli bir yazı gönderilmiş ve15   Aralık 1995’te de başvuran, göreve başlamıştır.   20. 27 Aralık 1995 tarihinde başvuran istifa ederek, Rektörlükten emeklilik   işlemlerinin başlatılmasını istemiştir.   21. Başvuran Kayseri İdare Mahkemesi’nde Üniversite Rektörlüğüne karşı açtığı üç   ayrı dava ile görevine iade talebini onaylayan iç hukuk mahkemelerinin kararlarına uygun   olarak hak kazandığı maaş ve diğer parasal haklarının ödenmesini talep etmiştir.   22. Kayseri İdare Mahkemesi 25 Ocak 1994, 25 Ocak 1995 ve 16 Ocak 1996   tarihinde verdiği üç ayrı kararda, Rektörlüğün adı geçen mahkemenin başvuran lehine vermiş   olduğu iki kararın gereklerini 60 günlük süre içinde gayri kanuni olarak yerine getirmediği ve   Rektörlüğün, sözleşmesini feshetme kararının hukuk dışı bulunması hususunda başvuranın   uğradığı zararlardan sorumlu olduğu sonucuna varmıştır. Söz konusu dönemde başvuranın   maaşının ve diğer parasal haklarının ödenmesine karar vermiştir. Nihayetinde bu miktarlar   başvurana ödenmiştir.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK   23. İdari Yargılama Usulü Kanunu:   Madde 28/1: (10 Haziran 1994 tarihindeki değişiklik uyarınca)   “İdare, ...idari mahkemelerin esasa...ilişkin kararlarının icaplarına göre gecikmeksizin   işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın   idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.”   Madde 28/3:   “...İdari mahkemelerin kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde   bulunulmayan hallerde idare aleyhine... yetkili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat   davası açılabilir.”   Madde 28/4:   “Mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine   getirilmemesi halinde ilgili, idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen   kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir.”   Madde 52: (5 Haziran 1990’daki değişiklik uyarınca)   “1.Temyiz...yoluna başvurulmuş olması, hakim, mahkeme veya Danıştay kararlarının   yürütülmesini durdurmaz.   ...   4.Kararın bozulması, kararın yürütülmesini kendiliğinden durdurur.   Madde 54/1: (5 Haziran 1990’daki değişiklik uyarınca)   “1. Taraflar, ...Danıştay’ın temyiz üzerine verdiği kararlar...hakkında bir defaya   mahsus olmak üzere kararın tebliği tarihini izleyen onbeş gün içinde düzeltme isteminde   bulunabilirler...”   HUKUK   I. SÖZLEŞMENİN 6/1 MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI:   24. Başvuran, Üniversite yönetiminin idare mahkemelerinin kendi lehinde vermiş   olduğu kararları uygulamaması nedeniyle üniversitedeki görevine iade edilmesinin yedi   buçuk yıl sürdüğünü ve bu nedenle Sözleşme’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini öne   sürmektedir. 6/1 aşağıdaki gibidir:   “Medeni hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde...herkes davasının makul bir süre   içinde... hakkaniyete uygun bir biçimde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”   A. Madde 6/1’in Uygulanabilirliği   25. Mahkeme, söz konusu dönemde memur olan başvuranın Sözleşme’nin 6/1   maddesindeki koruma önlemlerine dayanabileceği hususunun tartışılmadığına dikkat çeker.   Mahkeme, statüsüne rağmen başvuranın, kamu hukuku tarafından tevdi edilen yetkileri ve   Devletin ve diğer kamu görevlilerinin genel çıkarlarını korumak için oluşturulan görevlerin   kullanılmasına doğrudan veya dolaylı katılımını içeren bir görevde bulunmadığı için aksi   yönde düşünmek için herhangi bir sebep görmemektedir.   Madde 6/1 uygulanabilir bulunmuştur.   B. Madde 6/1’e Uygunluk   26. Hükümet yargılamanın, tarafların muhtelif derecelerde değişik iç hukuk yollarına   başvurmalarını içeren karmaşık bir süreç olduğunu belirtmiştir. Hükümet, bu sürecin,   başvuranın işlemleri başlattığı tarih olan 4 Mart 1988’de başladığını ve Danıştay 8.   Dairesinin Üniversite Rektörlüğünün karar düzeltme talebini reddettiği 23 Mart 1995   tarihinde de bittiğini belirterek bu sürenin yarısının başvuranın açtığı davalar ve bunların   yürütülmesiyle geçtiğini öne sürmüştür. Dahası Hükümet, Üniversite yetkililerinin yanı sıra   ilgili dönemde ondörtten fazla karar veren yerel mahkemelerin de makul olmayan bir   gecikmeyle suçlanamayacağını belirtmiştir.   27. Başvuran, yetkililerin, gayri hukuki olarak görevden uzaklaştırıldığına ilişkin   şikayetini onaylayan Kayseri İdare Mahkemesi’nin ilk kararına uymadığını belirtmektedir.   Yetkililerin yargı kararlarına uymamasının kendisini bu kararların gereklerini yerine getirmek   için temyiz sürecine başvurmak zorunda bıraktığını ve temyize gitme hakkını kullandığı için   hatalı bulunamayacığını öne sürmektedir. Başvurana göre, olağandışı olduğunu düşünmediği   yargılamanın uzunluğu kendi sorumluluğu olarak olarak görülemez.   28. Mahkeme, başvuranın, sözkonusu yargılamanın uzunluğunun ‘olağandışı’   olmadığını kabul ettiğini müşahede etmektedir. Başvuran, görüşünde, yetkililerin kendi   lehine verilen ilk karara uymamalarının kendisini bu kararın uygulanmasını sağlamak için   çeşitli vesilelerle mahkemelere tekrar başvurmak zorunda bıraktığını belirtmiştir.   29. Mahkeme, Sözleşme’nin 6/1 maddesi tarafından güvence altına alınan dava açma   hakkının, bir Sözleşmeci Devlet’in iç hukuk sistemi, taraflardan birinin zararına olarak, kesin   ve bağlayıcı yargısal kararın yürütülmesini sağlayamadığı takdirde, aldatıcı olacağını   düşünmektedir. Sözleşme’nin 6/1 maddesinin yargısal kararların uygulanmasını   korumaksızın davacılara ayrıntılı usuli güvenceler getirmesi gerektiği şeklinde düşünülmesi   mümkün değildir (bkz.19 Mart 1997 tarihli Hornsby-Yunanistan kararı, RD 1997-II. s.510-   511, §40).   30. Mahkeme, başvuranın şikayetinin, üniversite yetkililerinin yerel bir mahkemenin   nihai kararının gereğini yerine getirmemesine ilişkin olmadığına dikkat çekmektedir.   Başvuranın dayanak olarak gösterdiği Kayseri İdare Mahkemesi’nin 6 Aralık 1989 tarihli   kararı kendisinin işverene yönelik haklarını sona erdirici nitelikte olmayıp, Danıştay   8.Dairesi’nin 23 Mart 1995 tarihli, üniversitenin 27 Haziran 1994 tarihinde yapmış olduğu   karar düzeltme talebini reddettiği kararla sonuçlanan temyiz ve karşı temyiz sürecinin ilk   aşamasını teşkil etmektedir (bkz. 17. paragraf).   31. Mahkeme, başvuran tarafından şikayet konusu edilen bir durumu bütünüyle   Sözleşme’nin ışığında değerlendirmek zorunda olduğunu hatırlatır. Bu görevi yerine   getirirken kendisine sunulan kanıtlar uyarınca başvurandan değişik bir hukuki çıkarıma   varmakta da özgürdür ( örneğin, bkz., 6 Kasım 1980 tarihli Gazzardi-İtalya kararı, A Serisi   no. 39, S. 23, §63).   32. Bunu göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranın davasını, m. 6/1’de   öngörülen ‘makul süre’ gerekliliğine uygunluk açısından inceleyecektir. Bu bağlamda   Mahkeme, başvuranın şikayetinin davalı Hükümet’e bu başlık altında bildirildiğine ve   tarafların da görüşlerini buna göre hazırladığına dikkat çeker.   33. Mahkeme, başvuranın iddiasının nihai olarak belirlenmesi için geçen sürenin   makuliyetini, Mahkeme’nin genel kriterleri uyarınca değerlendirecektir. Bu kriterler: davanın   karmaşıklığı, başvuran ve ilgili yetkililerin davayı takibi ve ihtilafta başvuranın tehlikedeki   çıkarı (bkz, no. 30979/96, AİHM 2000, Frydlender-France [GC].   34. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın hakkını arama sürecinin 4 Mart 1988’de   Üniversite yönetimini dava etmesiyle başladığını ve 7 Aralık 1995’te Üniversite yönetiminin   göreve iade edildiğine ilişkin yazısıyla son bulduğuna dikkat çeker. Mahkeme, Hükümet’in   yargılama sürecinin, Danıştay’ın üniversitenin karar düzeltme talebini reddettiği tarihte sona   erdiğine ilişkin itirazına katılmamaktadır. Mahkeme’nin kanaatine göre, kararın gereğinin   yerine getirilmesindeki gecikme de yargılamanın uzunluğuna eklenmelidir.   35.Bu yedi buçuk yıllık süre istisnai bir biçimde uzundur ve daha yakın bir   incelemeye layıktır. Bu sürenin uzunluğu, hiçbir biçimde, dava konusunun karmaşıklığı,   üniversite ve başvurana iç hukuk yollarının tanımış olduğu karşılıklı temyiz yollarının   kullanılması gibi kavramlarla açıklanamaz. Mahkeme, her iki tarafın da başvurduğu iç hukuk   mahkemelerinin kararlarını göreceli olarak hızlı verdiğine de dikkat çeker.   36. Mahkeme, işle ilgili ihtilafların doğaları gereği, işten çıkarılması nedeniyle geçim   kaynaklarını yitirecek olan ilgili kişi bakımından doğuracağı tehlikeler karşısında hızlı karar   verilmesi gerektiğini hatırlatır (üstte adı geçen Frydlendler kararı §45). Mahkemeye göre,   işbu davada asıl sorun, başvuranın, alanında akademik ve araştırmacı yeterliliğe sahip olup   olmadığıdır. Basit bir işveren-işçi uyuşmazlığının bu kadar uzun sürmesi, bu tür davalarda, iç   hukuk sisteminin etkinliği sorununu akla getirmelidir. Davalı Hükümet’in öne sürdüğü gibi,   tarafların başvurabileceği birçok iç hukuk yolunun bulunması, ilke olarak, kişi haklarının   korunmasına uygun olarak değerlendirilebilmesine karşın, bu durum, yetkilileri Sözleşme’nin   6/1 maddesi uyarınca üstlendikleri hukuk sistemlerini, mahkemelerin makul bir süre içinde   karar vermek de dahil olmak üzere yükümlülüklerini yerine getirecek şekilde düzenleme   görevinden muaf tutmaz (bkz. Üstte adı geçen Frydlender kararı, §45). Başvuran yargılama   sürecinin uzunluğunun ‘olağandışı’ olmadığını düşünse de bu süre Sözleşme’nin 6/1 maddesi   anlamında makul olarak değerlendirilemez.   37. Mahkeme, sürenin uzunluğunun aşırı olması nedeniyle Sözleşme’nin 6/1   maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.   II. SÖZLEŞMENİN 41.MADDESİNİN UYGULANMASI   38. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:   ‘Mahkeme, işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun   bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.’   A. Zararlar   39. Başvuran bu başlık altında maddi ya da manevi herhangi bir tazminat talebinde   bulunmamıştır. Maaş kaybı nedeniyle tazminat aldığını, ancak aldığı miktarın iç hukuk   mahkemelerinde sürdürdüğü mücadelesinde karşılaştığı sıkıntıları karşılamaya yetmediğini   dile getirmekle yetinmiştir.   40.Hükümet, 6.Madde kapsamındaki şikayetin esasına ilişkin olarak sunduğu   görüşlerde başvuranın sözleşmesinin yenilenmemesinden dolayı uğradığı zarara yönelik yerel   mahkemeden tazminat aldığına işaret etmektedir.   41. Mahkeme, maddi tazminat başlığı altında herhangi bir ödemenin yapılmasına   gerek olmadığını düşünmektedir. Başvuran herhangi bir talepte bulunmamış ve Hükümet   tarafından da işaret edildiği üzre kendisi, maddi kaybına ilişkin olarak, yerel mahkemeden   tazminat almıştır.   42. Manevi zarar hususunda ise Mahkeme, başvuranın, üniversite yetkilileriyle   düştüğü anlaşmazlığı hızlı bir biçimde sonuçlandıramaması nedeniyle hayal kırıklığı ve   endişe içinde olabileceğinin düşünülebileceği kanaatindedir. Mahkeme, hakkaniyet ilkesine   uygun olarak, başvurana 5000 Fransız Frangı tutarında tazminat ödenmesine karar vermiştir.   B. Masraflar ve Harcamalar   43. Başvuran bu başlık altında da herhangi bir talepte bulunmamıştır.   44. Mahkeme, başvuranın, bu başlık altında herhangi bir talepte bulunmamasının bu   haktan vazgeçtiği şeklinde düşünülmesi gerektiği kanaatindedir.   B. Temerrüt faizi   45. Mahkeme’nin elindeki bilgilere göre, bu kararın alınması sırasında Fransa’da   geçerli yıllık yasal faiz oranı % 2.74’tür.   BU SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Sözleşme’nin 6/1 hükmünün ihlal edildiğine,   2.   (a) Sözleşme’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde,   miktara yansıtılabilecek KDV ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden   TL’sına çevrilmek üzere 5.000 Fransız Frangı’nın, davalı Devlet tarafından ödenmesine,   (b) üç aylık süre sonunda yapılan ödemeler için yıllık % 2.74 faiz uygulanmasına   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak verilmiş ve 11 Nisan 2000 tarihinde, İçtüzüğün 77.maddesinin   2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tefhim edilmiştir.   S.Dollé   J.P.Costa   Sekreter   Başkan   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło