30001/03
WyrokETPCz2008-10-14ECLI:CE:ECHR:2008:1014JUD003000103
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania administracyjnego dotyczącego odszkodowania za utratę wartości nieruchomości, wynikającą z niewykonania wcześniejszego orzeczenia sądu, naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że rozsądność terminu postępowania należy oceniać na podstawie złożoności sprawy, zachowania skarżącego i władz krajowych oraz znaczenia sprawy dla zainteresowanych stron. W niniejszej sprawie postępowanie odszkodowawcze trwało siedem lat i osiem miesięcy, obejmując liczne decyzje sądów pierwszej instancji i Rady Stanu. Trybunał stwierdził, że opóźnienia, zwłaszcza przed Radą Stanu, były nadmierne i nie zostały wyjaśnione przez Rząd, a skarżący nie przyczynił się do ich powstania. W konsekwencji władze krajowe nie działały z należytą starannością, co doprowadziło do naruszenia wymogu rozsądnego terminu.Stan faktyczny
Skarżący, Tunç Tarımcı, jest właścicielem mieszkania w Antalyi. W 1991 roku na sąsiedniej działce rozpoczęto budowę apartamentowca, który naruszył przepisy dotyczące wysokości, zasłaniając widok na morze z mieszkania skarżącego. Skarżący złożył skargę administracyjną, w wyniku której w 1995 roku unieważniono pozwolenie na budowę, a decyzję tę podtrzymała Rada Stanu w 1996 roku. Ponieważ gmina nie wykonała orzeczenia, skarżący w 1998 roku wszczął postępowanie odszkodowawcze, które trwało do 2006 roku, obejmując liczne odwołania i przekazania sprawy między sądami.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdził dopuszczalność skargi w części dotyczącej długości drugiego postępowania administracyjnego i niedopuszczalność pozostałej części skargi.
2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
3. Zasądził skarżącemu 2,700 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1,000 EUR tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami ustawowymi.
4. Oddalił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
TARIMCI/TÜRKİYE
(Başvuru no. 30001/03)
KARAR
STRAZBURG Ekim 2008
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 3001/03 no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaşı Tunç Tarımcı’nın (“başvuran”), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 18 Ağustos tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 34.
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından H.K. Elban ve Serpil Yalçın tarafından
temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1941 doğumludur ve Antalya’da yaşamaktadır.
Başvuran Antalya’da bir daire sahibidir. 14 Ekim 1991 tarihinde Antalya
Belediyesi’nin çıkardığı inşaat iznine dayanılarak komşu arsa üzerine apartman yapmak üzere
inşaat çalışmaları başlatılmıştır. Binanın yüksekliği hususundaki sınırlamalara riayet
edilmemiş ve sonuç olarak, yeni inşa edilen bina başvuranın altıncı kattaki dairesinin deniz
manzarasını kapatmıştır.
Belirsiz bir tarihte başvuran, inşaat izninin kaldırılması için Antalya Belediyesi
aleyhinde idari dava açmıştır. İznin, şehir planlama yönetmeliğini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Haziran 1995’te Antalya İdare Mahkemesi, başvuran lehine karar vermiş ve inşaat iznini
iptal etmiştir. 13 Mart 1996’da Danıştay, Antalya İdare Mahkemesi’nin kararını onamıştır.
Başvuran, Antalya Belediyesi’nden Antalya İdare Mahkemesi’nin kararını yürürlüğe
koymasını istemiştir. Ancak isteği reddedilmiştir. Ekim 1998’de başvuran, Belediye’nin 13 Mart 1996 tarihli mahkeme kararını
uygulamaya koymaması nedeniyle Antalya İdare Mahkemesi’ne başvurarak tazminat davası
açmıştır. Mahkemenin inşaat iznini iptal eden nihai kararının uygulamaya konmamasının
dairesinin değer kaybetmesine yol açtığını belirtmiş ve hem maddi hem de manevi tazminat
talep etmiştir. Kasım 1998’de Antalya İdare Mahkemesi, başvuranın talebini kısmen onaylamış,
kendisine maddi tazminat ödenmesine karar vermiş ancak manevi tazminat talebini
reddetmiştir. Nisan 2000’de Danıştay, Antalya İdare Mahkemesi’nin maddi tazminat
hususundaki kararını onaamıştır. Ancak başvuranın, manevi tazminat almaya da hakkı olduğu
sonucuna varmış ve bu husustaki kararı bozmuştur. Sözkonusu kararı müteakiben Belediye,
başvurana maddi tazminat ödemiştir. Kasım 2000’de Antalya İdare Mahkemesi, başvurana manevi tazminat olarak
250,000,000 Türk Lirası (TRL) ödenmesine karar vermiştir. Nisan 2002’de manevi tazminat miktarını yeterli bulmayan Danıştay, Antalya İdare
Mahkemesi’nin kararını bir kez daha bozmuştur.
Aralık 2002’de Antalya İdare Mahkemesi, kararında ısrar etmiştir. Başvuran
temyiz etmiştir. Haziran 2005’te Danıştay, Antalya İdare Mahkemesi’nin 19 Aralık 2002 tarihli
kararını bozmuştur. Aralık 2005’te Antalya İdare Mahkemesi, Danıştay’ın kararına uymuş ve
başvurana, 18 Ekim 1996’dan itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte manevi tazminat olarak
1,000,000,000 TRL ödenmesine karar vermiştir. Haziran 2006’da Danıştay, Belediye’nin itirazını reddetmiştir. Belediye, başvurana
sözkonusu meblağı ödemiştir.
HUKUK
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
1. Başvurunun kapsamı
Başvuran öncelikle adil yargılanma hakkının, yerel makamların Antalya İdare
Mahkemesi’nin kararını uygulamaya koymamaları nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Ancak taraflar arasındaki yazılı görüş alış verişinden sonra şikayetinden vazgeçmiştir.
Dolayısıyla mahkemenin konuyu incelemesine gerek kalmamıştır.
Bu nedenle dava, başvuranın dava işlemleri görülürken AİHS’nin 6/1 maddesinde
öngörülen makul süre gereğine uyulmadığına ilişkin ikinci şikayeti ile sınırlanmıştır.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
2. 6. maddenin uygulanması
AİHM’nin Hüseyin Cahit Ünver/Türkiye kararındaki (karar no. 36209/97, 26 Eylül
2000) içtihadına değinen Hükümet, AİHS’nin 6. maddesinin sözkonusu davaya
uygulanamayacağını belirtmiştir.
AİHM, Ünver davasında başvuranın yerel mahkemeler önünde evinin değerini
yitirdiğini hiç ileri sürmemiş olması nedeniyle 6. maddenin, davaya uygulanamayacağına
karar vermiştir. Sözkonusu davada başvuranın tek isteği, deniz manzarasını ve bölgenin doğal
güzelliğini korumaktır. Ancak mevcut davada başvuran, Antalya İdare Mahkemesi ve
Danıştay önünde evinin değerinin, komşu binanın yasal olmayan bir inşaat iznine dayanılarak
inşa edilmesi nedeniyle düştüğünü ileri sürmüştür. Ayrıca AİHM, yerel mahkemelerce
başvurana kaybı için maddi tazminat ödenmesine karar verildiğini kaydetmektedir. Sonuç
olarak AİHM, davanın sonucunun başvuranın şahsi ve/veya maddi hakları hususunda
belirleyici olduğu kanısına varmıştır.
Bu nedenle AİHM, Hükümet’in bu husustaki ön itirazını reddeder ve 6. maddenin
sözkonusu davaya uygulanabileceği sonucuna varır.
3. Birinci dava
Hükümet, sözkonusu başvuru ile ilgili iki ayrı dava olduğunu belirtmiştir. İlk dava
süreci komşu binaya ilişkin inşaat izninin iptaline ilişkindir ve Danıştay’ın 13 Mart 1996
tarihli kararı ile sonuçlanmıştır. Ancak 18 Ağustos 2003’e kadar AİHM’ye başvuru
yapılmamıştır. Şikayetin bu bölümü, bu nedenle, AİHS’nin 35/1 maddesince öngörülen altı
aylık süre kuralına uyulmaması nedeniyle reddedilmelidir.
AİHM, bu incelemeyi kabul etmekte ve bu nedenle başvurunun sözkonusu kısmını,
AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları gereğince reddetmektedir.
4. İkinci dava
AİHM, yukarıda bahsedilen 1996 tarihli mahkeme kararının icra edilmemesi
nedeniyle ikinci davanın 18 Ekim 1998’de başladığını ve Danıştay’ın bir başka kararı ile 27
Haziran 2006’da sona erdiğini gözlemlemektedir. Bu süre içerisinde ilk derece mahkemesi ve
Danıştay ayrı ayrı dört karar vermiştir. Dava iki aşamalı yargılamada yedi yıl sekiz ay
sürmüştür.
AİHM, AİHS’nin 35/3 maddesi çerçevesinde şikayetin sözkonusu kısmının
dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca başka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru taşımadığını belirtmektedir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir
niteliktedir.
Bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığı, davanın koşullarına, bilhassa da
davanın karmaşıklığına, başvuranın ve yetkili makamların tutumuna ve davanın ilgililer
açısından arz ettiği öneme bakılarak değerlendirilir (bkz., diğer birçokları arasında,
Frydlender – Fransa, no: 30979/96, prg. 43).
AİHM, mevcut davadakine benzer konuların ortaya çıktığı davalarda sıklıkla 6/1
maddenin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
Mevcut davada yerel mahkemeler, yedi yıl sekiz ay içerisinde sekiz karar vermiştir.
Ancak AİHM, Danıştay önünde geçen sürelerin haddinden fazla olduğu gerçeğini göz ardı
edemez. Hükümetin, bu hususta hiçbir açıklamada bulunmaması ve başvuranın gecikmeye
katkıda bulunduğuna dair kanıt olmaması nedeniyle yerel mahkemelerin yeterli titizliği
göstermediği anlaşılmaktadır.
Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AİHM mevcut davadaki yargılama
süresinin uzun olduğu ve “makul süre” koşulunu karşılamadığı hükmüne varmaktadır.
Dolayısıyla 6/1 madde ihlal edilmiştir.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”
A. Tazminat
Başvuran, maddi tazminat olarak 15,000 Euro’ya (EUR) denk olan 27,964 yeni Türk
Lirası (TRY) ve manevi tazminat olarak 2,700 Euro’ya denk olan 5,000 TRY talep etmiştir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM talep edilen maddi tazminat ve tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı
bulunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle sözkonusu talebi reddetmiştir. Ancak, manevi
tazminat hususunda, dava koşullarını ve içtihadını göz önüne alan AİHM başvurana talep
ettiği meblağın tamamı olan 2,700 Euro’nun ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ayrıca avukatlık ücreti için 4,800 Euro’ya (EUR) denk olan 9,000 yeni Türk
Lirası (TRY) ve yargılama masraf ve giderleri için 70 Euro’ya denk olan 130 TRY talep
etmiştir. Başvuran, avukatlık ücreti sözleşmesi sunmuş ve avukatının, AİHM’ye sunacağı
başvuruyu hazırlamak için 36 saatini harcadığını belirtmiştir.
Hükümet, sözkonusu talebe itiraz etmiştir.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM, sözkonusu davada, kendisine sunulan
bilgiye ve yukarıdaki ölçütlere dayanarak, başvurana bu başlık altında toplam 1,000 EUR
ödenmesini makul bulmaktadır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. İkinci idari davanın uzunluğuna ilişkin şikayetin kabuledilebilir ve başvurunun kalan
kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere
aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;
(i) manevi tazminat olarak 2,700 Euro (iki bin yedi yüz Euro) ve ödenebilecek her tür
vergi;
(ii) yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin Euro) ve ödenebilecek her tür
vergi;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının
üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları gereğince 14 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło