30007/96
WyrokETPCz2005-01-11ECLI:CE:ECHR:2005:0111JUD003000796
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie dziennikarza za propagandę na podstawie artykułu recenzującego książki, w tym autorstwa lidera organizacji terrorystycznej, stanowiło naruszenie prawa do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)?
2. Czy sąd bezpieczeństwa państwa, w którego skład wchodził sędzia wojskowy, był "niezawisłym i bezstronnym sądem" w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 10, Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę bezpieczeństwa narodowego i porządku publicznego, nie była "konieczna w demokratycznym społeczeństwie". Trybunał podkreślił, że skarżący był dziennikarzem recenzującym książki, a nie autorem kontrowersyjnych poglądów, a gazeta została skonfiskowana przed dystrybucją, co ograniczyło potencjalny wpływ artykułu. Ponadto, sąd krajowy nie uzasadnił w wystarczający sposób, dlaczego artykuł stanowił propagandę, nie analizując kluczowego terminu "tasfiye". W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał potwierdził swoje ugruntowane orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa orzekającego w sprawach cywilów narusza wymóg niezawisłości i bezstronności sądu.Stan faktyczny
Skarżący, Atilla Halis, turecki dziennikarz, opublikował 2 stycznia 1994 r. w gazecie "Özgür Gündem" artykuł recenzujący cztery książki, w tym "Tasfiyeciliğin Tasfiyesi" autorstwa lidera PKK, Abdullaha Öcalana. Tego samego dnia, na mocy nakazu sądu bezpieczeństwa państwa w Stambule, wszystkie egzemplarze gazety zostały skonfiskowane. 1 czerwca 1994 r. prokurator oskarżył skarżącego o propagandę na rzecz nielegalnej separatystycznej organizacji terrorystycznej (PKK) na podstawie art. 7 ust. 2 ustawy antyterrorystycznej. 20 marca 1995 r. sąd bezpieczeństwa państwa skazał skarżącego na rok więzienia i grzywnę. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny 10 października 1995 r. Skarżący unikał odbycia kary, ale został zatrzymany 2 marca 2002 r., a następnie zwolniony 4 marca 2002 r. 25 czerwca 2002 r. sąd bezpieczeństwa państwa zawiesił wykonanie kary.Rozstrzygnięcie
1. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji (jednogłośnie).
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji (jednogłośnie).
3. Zasądza na rzecz skarżącego 2 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 1 375 EUR tytułem kosztów i wydatków (stosunkiem głosów sześć do jednego).
4. Oddala pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie (jednogłośnie).Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
DÖRDÜNCÜ DAİRE
HALİS/TÜRKİYE
(Başvuru no. 30007/96)
KARAR
STRAZBURG Ocak 2005
Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Sekretarya
revizyonuna tabi tutulması mümkündür.
Halis-Türkiye Davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),
Sn. Nicolas BRATZA, Başkan,
Sn. G. BONELLO,
Sn. R. TÜRMEN,
Sn. K. TRAJA,
Sn. S. PAVLOVSCHI,
Sn. L. GARLICKI,
Sn. L. MIJOVIĆ, yargıçlar,
Ve Bölüm Sekreteri Sn. M. O’BOYLE’un katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Heyeti olarak toplanmış, Mayıs 2002 ve 7 Aralık 2004 tarihlerindeki gizli görüşme sonucunda,
son anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:
USULİ İŞLEMLER
1.Davanın nedeni, Türk vatandaşı Atilla Halis’in (“başvuran”), 19 Aralık 1995
tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”)
eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na
(“Komisyon”) yaptığı başvurudur (başvuru no. 30007/96).
2. Adli yardım verilen başvuranı, görevini Istanbul’da ifa etmekte olan avukat Özcan
Kılıç temsil etmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)
organları huzurundaki davalar için bir Ajanl tayin etmemiştir.
3. Başvuru, AİHS’ye ek 11 No’lu Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998
tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) havale edilmiştir (11 No’lu
Protokol’ün 5§2. maddesi).
_______________________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür
Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve
yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür
Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
4. Başvuruyla ilgili olarak, AİHM’nin Üçüncü Dairesi görevlendirilmiştir (AİHM İç
Tüzüğünün 52§1. maddesi). Bu Daire içinde davayı inceleyen Heyet (AİHS’nin 27§1.
maddesi) İç Tüzüğün 26§1. maddesinde öngörüldüğü üzere oluşturulmuştur.
5. 23 Mayıs 2002 tarihinde verilen kararla, AİHM başvuruyu kısmen kabul edilebilir
ilan etmiştir. Başvuranın; Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız
olmadığına dair şikayetlerini ve ifade özgürlüğüne ilişkin haklarına müdahale edildiğine dair
iddialarını gözönüne almıştır.
6. 1 Kasım 2004 tarihinde, AİHM Dairelerinde değişiklik yapmıştır (İç Tüzük- 25§1.
madde). Dava, yeni oluşturulan Dördüncü Daire’ye havale edilmiştir.
OLAYLAR
1. DAVA OLAYLARI
7. Başvuran 1969 senesinde doğmuştur ve Istanbul’da yaşamaktadır.
8. Başvuran, “Özgür Gündem” Gazetesi’nde gazeteci olarak çalışmıştır.
9. 2 Ocak 1994 tarihinde “Özgür Gündem”, başvuranın yazmış olduğu, “Zagros
Yayınları’ndan Dört Yeni Kitap” başlıklı bir makale yayınlamıştır. Aynı gün, gazetenin
yayınlanan tüm nüshaları Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi emriyle toplatılmıştır.
10. Sözkonusu makalede, başvuran Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesi’ndeki problemleri
tartışan dört ayrı yazar tarafından yazılmış dört kitabı incelemiştir. Makalede incelenen ilk
kitap PKK lideri Abdullah Öcalan tarafından yazılan “Tasfiyeciliğin Tasfiyesi”dir.
11. Sözkonusu başlık altında yazar görüşlerini aşağıdaki terimlerle ifade etmiştir:
“Tasfiyeyle mücadele, her devrimci hareket için fevkalade önemlidir. Tasfiyenin bulunmadığı
hiçbir büyük hareket yoktur. PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan tasfiyeciliğin özelliklerini ve mücadeleye
verdiği zararları araştırmıştır. ‘Tüm partiyi feda etmek gerekse de onlardan birini tasfiye etme konusunda
tereddüt etmem’ diyerek bu husustaki kararlılığını belirtmiştir.
Bu bağlamda, PKK’nın başarısı ‘tasfiyeye’ karşı sonu gelmeyen katı mücadelesidir. PKK
şimdiye kadar hemen hiçbir devrimci hareketin başaramadığını yaparak gerçekleri açığa çıkarmıştır. PKK’nın bu
disiplini ve kararlılığı, örgütün olası sistemi ve kurucularının özelliklerine dair bir fikir verebilir.
PKK, bu anlamda, doğru zamanda, devrimi yenilgiye götürecek tasfiye eğilimlerini teşhis
etmiş, olası zararlara karşı önlem almış, devrimin temellerini koruma mücadelesini organize etmiş ve sonuç
olarak, devrimi başarıya ulaştırmıştır. Bu konular kitapta açıkça ele alınmış ve değerlendirilmiştir. ‘Tasfiyeciliğin
Tasfiyesi’ ne kuramsal bir eserdir ne de ilgili edebiyatın incelenmesinden sonra yazılmış bir kitaptır. Aksine,
uzun ve zor bir mücadele sırasında pratik olarak karşılaşılan ‘tasfiye’ problemine ilişkin tespitleri kronolojik
olarak bir araya getiren bir kitaptır. Kitap, bu hususta, yalnızca Kürdistan İçin Ulusal Bağımsızlık Mücadelesi
için değil, aynı zamanda dünyadaki tüm sınıflar ve ulusal bağımsızlık mücadeleleri için de bilgi ve öğretici
dersler içeren bir dokümandır.”
12. Aynı makalede incelenen diğer kitapların başlıkları “Sömürgecilik Tarihi”, “On
Dokuzuncu Asırdan Günümüze Ulusal Problem ve Kürdistan”, ve “PKK Tarafından İlan
Edilen Ateşkes ve Etkileri”dir. Son makale bağlamında, başvuran aşağıdakileri belirtmiştir:
“… 20 Mart 1993 tarihinde PKK tarafından ilan edilen ateşkes, amacına ulaşmamış; aksine
Kürdistan’daki kirli savaş devam etmiştir. Nitekim, gerillalar 25 Mayıs 1993 tarihinde Elazığ-Bitlis karayolunu
kapamış, yirmi dokuz askeri öldürmüştür ve cevap verilmeyen ateşkes sona ermiştir.”
13. 1 Haziran 1994 tarihinde, Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Savcısı başvuranı, yasadışı ayrımcı bir terörist örgüt hakkında propaganda yapmakla
suçlamıştır. İddianamedeki suçlamalar, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7§2. maddesi uyarınca
yapılmıştır (3713 No’lu Kanun).
14. Cumhuriyet Savcısı’nın iddianamesi başvuranın makalesinden alınan aşağıdaki
cümlelere dayanmaktadır:
“…Bu bağlamda, PKK’nın başarısı ‘tasfiye’ye karşı sonu gelmeyen katı mücadelesidir. PKK şimdiye
kadar hemen hiçbir devrimci hareketin başaramadığını yaparak gerçekleri açığa çıkarmıştır. PKK’nın bu disiplini
ve kararlılığı, örgütün olası sistemi ve kurucularının özelliklerine dair bir fikir verebilir.
PKK, bu anlamda, doğru zamanda, devrimi yenilgiye götürecek tasfiye eğilimlerini teşhis etmiş, olası
zararlara karşı önlem almış, devrimin temellerini koruma mücadelesini organize etmiş ve sonuç olarak, devrimi
başarıya ulaştırmıştır…”
15. 20 Mart 1995 tarihinde Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı Terörle
Mücadele Kanunu’nun 7§2. Kısmı uyarınca suçlu bulmuş ve hakkında bir yıl hapis cezası ve
dört yüz milyon Türk Lirası (TRL) para cezası hükmü vermiştir.
16. Mahkeme, sebep olarak makaleden alınan aşağıdaki bölümü göstermiştir:
“…Bu bağlamda, PKK’nın başarısı ‘tasfiye’ye karşı sonu gelmeyen katı mücadelesidir… PKK, bu
anlamda, doğru zamanda, devrimi yenilgiye götürecek tasfiye eğilimlerini teşhis etmiş, olası zararlara karşı
önlem almış, devrimin temellerini koruma mücadelesini organize etmiş ve sonuç olarak, devrimi başarıya
ulaştırmıştır…”
17. Mahkeme, yazarın yukarıda kaydedilen beyanatlarını ve bütün olarak sözkonusu
makaleyi gözönüne alarak, başvuranın PKK lideri ve önde gelen mensupları tarafından
yazılmış kitapları incelerken PKK ile ilgili propaganda yaptığı kararını vermiştir.
18. 10 Ekim 1995 tarihinde Yargıtay, Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
kararını onamıştır.
19. Yargıtay’ın kararını müteakiben başvuran hapis cezasından kaçmak için ortadan
kaybolmuştur. 2 Mart 2002 tarihinde yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. 4 Mart 2002
tarihinde başvuranın gözaltında tutulmasına son verilmiştir. 25 Haziran 2002 tarihinde
Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 4454 No’lu Kanun uyarınca cezayı ertelemiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
20. Sözkonusu tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk ve uygulaması aşağıdaki hüküm
ve kararlarda belirtilmiştir: İbrahim Aksoy/Türkiye, no. 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, §§
41-42, 10 Ekim 2000, Özel/Türkiye no. 42739/98, §§ 20-21, 7 Kasım 2002, Gençel/Türkiye,
no. 53431/99, §§ 11-12, 23 Ekim 2003, ve Halis/Türkiye (karar), no. 30007/96, 23 Mayıs
2002.
21. 30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 16 Haziran 2004 tarihli No’lu Kanun uyarınca, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıştır.
HUKUK
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
22. Başvuran, cezai hükümlülüğünün ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğine dair
şikayette bulunmuştur. Başvuranın şikayeti, AİHS’nin aşağıda kaydedilen 10. maddesine
dayanmaktadır:
“1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu
otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü
de içerir. …
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu
tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu
düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının
korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim
koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir…”
23. Hükümet; başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahalenin, 10. maddenin ikinci
paragrafında belirtilen şartlar uyarınca hakkaniyete uygun olduğunu ileri sürmüştür.
A. Müdahalenin Mevcudiyeti
24. AİHM, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7§2. Kısmı uyarınca başvuranın ifade
özgürlüğü hakkına müdahale edildiğinin açık ve taraflar arasında ihtilafsız olduğunu
belirtmiştir.
B. Müdahalenin Gerekçesi
25. Sözkonusu müdahale; “kanunca düzenlenmiş” olmadığı, 10. maddenin 2.
paragrafında değinilen yasal amaçların biri ya da daha fazlasını takip etmediği, ve bu tür amaç
ya da amaçları gerçekleştirmek için “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sürece
AİHS’nin 10. maddesine aykırı olacaktır. AİHM bu ölçütlerin her birini sırasıyla
inceleyecektir.
1. “Kanunca Düzenlenmiş”
26. AİHM; başvuranın hükümlülüğü, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7§2. Kısmına
dayandığı için ifade özgürlüğü hakkına sözkonusu müdahalenin “kanunca düzenlenmiş” kabul
edilebileceğini belirtmiştir.
2. Yasal Amaç
27. AİHM; sözkonusu olayların geçtiği tarihte güneydoğu Türkiye’deki güvenlik
durumunun hassasiyeti (bkz., diğerleri arasında, Zana/Türkiye, 25 Kasım 1997 tarihli karar,
Hüküm ve Karar Raporları 1997-VII, sayfa 2539, § 10, ve Ceylan/Türkiye [BD], no.
23556/94, § 28, ECHR 1999-IV) ve yetkili makamların daha fazla şiddeti teşvik edici
hareketler hususunda dikkatli olmaları gerekliliğine ilişkin, başvurana karşı alınan önlemlerin,
ulusal güvenlik ve kamu güvenliği gibi Hükümet tarafından ifade edilen belli amaçlara
yardımcı olduğunun söylenebileceğini gözönünde bulundurmuştur. Sözkonusu durum, dava
olaylarının geçtiği tarihte güneydoğu Türkiye’deki vaziyete ilişkin, ayrımcı hareketlerin
şiddet uygulamasına dayanan yollara başvurduğu durumlarda kesinlikle geçerlidir.
3. “Demokratik Bir Toplumda Gereken”
(a) Tarafların İddiaları
(i) Başvuran
28. Başvuran; “tasfiye” kelimesinin sözkonusu makalede, Hükümet tarafından iddia
edildiği gibi “tahrip etmek, imha etmek, ya da kaldırmak” anlamlarında değil, siyasi
terminolojide geçen şekliyle “arıtmak, tamamlamak” anlamlarında kullanıldığını belirtmiştir.
Ayrıca, makalesinde “tasfiye” kelimesini kullandığı için değil, PKK lideri ve önde gelen
mensupları tarafından yazılmış kitapları incelediği için mahkum edildiğini ileri sürmüştür.
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kendisini, nefreti ya da şiddeti teşvik ettiği için değil,
ayrımcı propaganda yaptığı için mahkum ettiğini iddia etmiştir.
29. Başvuran; makalenin yayınlandığı gazete dağıtılıp halka satılmadan önce Istanbul
Devlet Güvenlik Mahkemesi emriyle toplatıldığı için sözkonusu makalenin insanları nefrete
ya da şiddete teşvik edici bir etkisinin olamayacağını belirtmiştir. Başvuran, müsadere emriyle
suçu ya da karışıklığı önlemeye dair tehditlerin önüne geçilmiş olduğunu iddia etmiştir.
(ii) Hükümet
30. Hükümet “tasfiye” kelimesinin başvuran tarafından “arıtmak, tamamlamak”
anlamlarında kullanıldığı iddiasına itiraz etmiştir. Bu bağlamda, sözkonusu kelimenin çeşitli
sözlüklerde açıklanan anlamlarını sunmuştur. Türkçe’deki “tasifye” kelimesinin anlam
olarak, İngilizce’deki “tasfiye” kelimesinden çok “öldürerek yok etme” deyimine yakın
olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda, “tasfiye” kelimesinin PKK mensupları tarafından nasıl
anlaşıldığını göstermek için Hükümet, 1994 senesinin Mart ayında PKK liderinin örgütün
Üçüncü Ulusal Kongresi’nde yaptığı konuşmadan bir alıntı sunmuştur.
31. Hükümet, sözkonusu makalede başvuranın, Abdullah Öcalan’ın fikirlerini ve
sözlerini onayladığını ileri sürmüştür. Başvuranın, PKK’yı ve “Kürdistan İçin Ulusal
Bağımsızlık Mücadelesi”ni övdüğü hususunda tatmin olmuştur. Hükümet, sözkonusu
olayların geçtiği tarhite bu durumun masum insanları katletmek anlamına geldiğini
belirtmiştir. Başvuranın, makalesinde “PKK Tarafından İlan Edilen Ateşkes ve Etkileri” adlı
kitabı incelediği sırada sözkonusu durumu doğruladığını ileri sürmüştür. PKK’nın son
zamanlarda Avrupa Birliği’nin terör örgütleri listesinde yer aldığını belirtmiştir. Bu hususta,
başvuranın birçok insanı katletmiş olan bir terörist örgüt için propaganda yaptığını iddia
etmiştir. Hükümet; makalenin yayınlandığı tarihte PKK terörizminin dorukta olduğunu ve
sonuç olarak, başvuranın makalesinin dolaylı yoldan daha fazla şiddeti teşvik ettiğini
vurgulamıştır.
(b) AİHM’nin Tespiti
32. AİHM, 10. maddeye ilişkin kararlarında değinilen temel ilkeleri hatırlatmıştır
(bkz., aşağıdaki kararlar, Ceylan, yukarıda kaydedilen, § 32, Öztürk/Türkiye [BD], no.
22479/93, § 64, ECHR 1999-VI, İbrahim Aksoy, yukarıda kaydedilen, § 51-53, ve Fressoz ve
Roire/Fransa [BD], no. 29183/95, § 45, ECHR 1999). Sözkonusu davayı, bu ilkeler ışığında
inceleyecektir.
33. AİHM; makalenin içeriğini ve kapsamını ve bütün olarak davayı gözönünde
bulundurarak sözkonusu müdahaleyi incelemelidir. Özellikle, sözkonusu müdahalenin
“izlenilen yasal amaçlara uygun” ve müdahaleyi haklı göstermek için yerel makamlar
tarafından sunulan sebeplerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığına karar vermelidir. AİHM;
ayrıca, açılan davaların arka planını, özellikle de terörizmin önlenmesine ilişkin problemleri
gözönünde bulundurmuştur (bkz., Karakaş/Türkiye [BD], no. 23168/94, § 54, ECHR 1999-
IV).
34. Sözkonusu makale, dört farklı yazar tarafından yazılmış dört kitabın incelemesini
içermektedir.Başvuran tarafından incelenen dört kitaptan biri olan “Tasfiyeciliğin Tasfiyesi”
PKK lideri tarafından yazılmıştır. AİHM; tarafların sunduğu görüşlerdeki iddiaların
başvuranın makalesinde ve kitabın başlığında geçen “tasfiye” kelimesine odaklandığını
belirtmiştir. Bu hususta, AİHM başvuranın, “tasfiye” teriminin açıklandığı kitabın yazarı
değil, yalnızca bir gazete yorumcusu olduğunu belirtmiştir. Bu sıfatla, ifade özgürlüğü; gazete
yorumcusunun şahsi görüşlerinin, topluma zararlı ya da şiddeti teşvik edici olduğu halde
tartışılan ya da incelenen görüşlerden ayırt edilmesini gerektirir.
35. Ayrıca, AİHM başvuranın Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından, şiddeti
teşvik suçundan değil, PKK propagandası yapmaktan mahkum edildiğini belirtmiştir. Ancak,
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararı sözkonusu müdahaleyi haklı göstermek için Hükümet
tarafından ileri sürülen iddialara dayanmamaktadır. AİHM, özellikle, yerel yargıçların,
başvuranın mahkumiyetine sebep gösterirken “tasfiye” kelimesini yorumlamadıklarını ya da
sözkonusu kelimeye özel bir önem vermediklerini gözlemlemiştir (bkz., Müslüm
Gündüz/Türkiye, no. 35071/97, § 48, 4 Aralık 2003).
36. AİHM, ayrıca, sözkonusu makale; 2 Ocak 1994 tarihli Özgür Gündem
Gazetesi’nin basımının, gazete dağıtılmadan önce Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi emri
ile durdurulması nedeni ile hiçbir zaman yayınlanmadığı halde, başvuranın propaganda
yapmaktan hapse mahkum edilmesi gerçeğini gözönünde bulundurmaktadır .
37. AİHM; hakkında verilen kararın ifasının ertelenmesine bakılmaksızın, başvuranın
ağır ceza tehdidi ile karşı karşıya kaldığını gözlemlemiştir. AİHM; bu bağlamda, cezanın
içerik ve şiddetinin, müdahalenin boyutu değerlendirilirken gözönünde bulundurulması
gereken etkenler olduğunu hatırlatmıştır.
38. Bu bağlamda; AİHM, Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından başvuranın
suçlu bulunması ve mahkum edilmesine ilişkin sunulan sebeplerin uygun olduğu halde
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale edilmesini haklı çıkarır derecede yeterli
görülemeyeceğini belirtmiştir (bkz., Şener/Türkiye, no. 26680/95, § 45, 18 Temmuz 2000).
39. Yukarıdaki görüşler gözönüne alındığında, başvuranın mahkumiyeti izlenen
amaçlarla uyumlu ve buna bağlı olarak, “demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Sonuç
olarak, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna karar verilmiştir.
II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
40. Başvuran; kendisini yargılayan ve mahkum eden Istanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi mensuplarından birinin askeri hakim olması nedeniyle, sözkonusu mahkemenin
kendisini adil şekilde yargılayan “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olmadığını belirtmiştir.
Başvuranın iddialarında, sözkonusu durum, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin aşağıda kaydedilen
ilgili kısmının ihlali anlamına gelmektedir:
“Herkes … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan … bağımsız ve
tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına
sahiptir …”
41. AİHM; sözkonusu davada sunulan iddiaları kapsayan birçok benzer dava
incelemiştir ve AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (bkz. Özel,
yukarıda kaydedilen, §§ 33-34, ve Özdemir/Türkiye, no. 59659/00, §§ 35-36, 6 Şubat 2003).
42. AİHM; sözkonusu davayı incelemiştir ve Hükümet’in, AİHM’nin farklı bir karar
vermesi için hiçbir kanıt ya da iddia sunmadığı sonucuna varmıştır. Devlet Güvenlik
Mahkemesi tarafından Türk Ceza Kanunu bağlamındaki suçlara ilişkin aleyhine dava açılan
başvuranın Askeri Hakimler Kanunu’na tabi bir subayın bulunduğu bir heyet tarafından
yargılanmaktan hoşnut olmamasının anlaşılır olduğu kanaatindedir. Bu sebeple, başvuran
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, davanın içeriği ile ilgisi olmayan görüşlerden
etkilenebileceği hususunda haklı olarak endişe duyabilir. Sonuç olarak başvuranın
mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığına dair endişeleri haklı bulunabilir (bkz.,
Incal/Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-IV, sayfa 1573, § 72, in fine).
43. Sonuç olarak; AİHM başvuranı yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin 6 § 1. madde uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı kanısına
varmıştır.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
44. AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Damage
45. Başvuran, gördüğü maddi ve manevi zararlar için 10,000 Euro (EUR) tazminat
talep etmiştir.
46. Hükümet, başvuranın talep ettiği meblağın makul miktarın çok üzerinde olduğu
kanaatindedir.
47. Başvuranın gördüğünü iddia ettiği maddi zarara ilişkin AİHM, başvuranın
tazminat talebini destekleyecek hiçbir doküman sunmadığını belirtmiştir. Bu sebeple, AİHM
sözkonusu talebi reddetmiştir.
48. Manevi zarara ilişkin, AİHM başvuranın dava olayları sırasında belli oranda
sıkıntıya maruz kaldığı kanaatindedir. AİHS’nin 41. maddesinin gerektirdiği şekilde
hakkaniyete uygun bir değerlendirme yapan AİHM, başvurana gördüğü manevi zarar için
2,000 Euro tazminat ödenmesi kararını vermiştir.
49. AİHM; 6 § 1. madde uyarınca başvuranın bağımsız ve tarafsız olmayan bir
mahkeme tarafından mahkum edildiğini tespit ettiği durumlarda, prensip itibariyle
uygulanacak en doğru yöntemin başvuranın acil olarak bağımsız ve tarafsız bir mahkeme
tarafından tekrar yargılanması olduğu sonucuna varmıştır (Gençel, yukarıda kaydedilen, §
28).
B. Masraf ve Harcamalar
50. Davasının sunulmasına ilişkin Avrupa Konseyi’nden 4,100 Fransız Frangı (625
Euro) adli yardım kabul eden başvuran AİHM huzurunda, yaptığı masraf ve harcamalar için
2,000 Euro tazminat talep etmiştir. AİHM’ye sözkonusu talebine ilişkin hiçbir makbuz
sunmamıştır.
51. Hükümet başvuran tarafından talep edilen meblağa itiraz etmiştir.
52. Sunulan kanıtları ve bu alandaki içtihatı gözönüne alarak AİHM, huzurunda
yapılan işlemler karşılığında talep edilen 2,000 Euro tazminatın makul olduğuna ve
başvurana, Avrupa Konseyi’nden adli yardım olarak kabul ettiği 625 Euro (EUR) çıkarılarak
2,000 Euro (EUR) tazminat ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
53. AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç
puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuştur.
YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI, AİHM
1. Oybirliği ile AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Oybirliği ile AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Bire altı oyla,
(a) sorumlu Devletin, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinlik
kazandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme gününde geçerli olan kur
üzerinden sorumlu Devlet’in ulusal para birimine çevrilecek aşağıdaki
miktarları ödemesi gerektiğine:
(i) manevi zarar için 2,000 Euro (iki bin Euro);
(ii) masraf ve harcamalar için 1,375 Euro (bin üç yüz yetmiş beş Euro);
(iii) yukarıdaki miktarlara uygulanabilecek vergiler;
(b) yukarıda sözü edilen üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar basit
faizin, Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme süresince uyguladığı faiz oranına
üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranı üzerinden yukarıdaki miktarlara
uygulanması kararını vermiş;
4. Oybirliği ile başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmını reddetmiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3.
maddeleri uyarınca 11 Ocak 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Michael O’BOYLE
Sekreter
Nicolas BRATZA
Başkan
AİHS’nin 45 § 2. maddesi ve AİHM İç Tüzüğü’nün 74 § 2. maddesi uyarınca, S.
Pavlovschi’nin muhalefet şerhi sözkonusu karara eklenmiştir.
N.B.
M.O’B.
YARGIÇ PAVLOVSCHI’NIN MUHALEFET ŞERHİ
Maatteessüf büyük üzüntümü dile getirerek, sözkonusu davada çoğunluğun verdiği
kararlardan birini taahhüt edemiyorum.
Davanın esaslarına ilişkin herhangi bir endişem bulunmamaktadır. AİHS’nin 10. ve 6
§ 1. maddelerinin ihlal edildiği hususunda çoğunluğun görüşlerini paylaşıyorum.
Sıkıntım, AİHS’nin 41. maddesinin uygulanmasını incelerken başlamıştır.
Özellikle, başvurana gördüğü manevi zarar için ödenen 2,000 Euro tazminata
değinmek istiyorum. Sözkonusu miktarın dava olayları gözönüne alındığında son derece az ve
yetersiz olduğu kanaatindeyim. Sözkonusu miktar, başvuranın maruz kaldığı sıkıntıları
karşılayacak düzeyde değildir.
Benim fikrime göre, sözkonusu tazminat miktarını, biçimsel mantık ya da AİHM
içtihatı perspektifi ile haklı çıkarmak imkansızdır. Sözkonusu perspektifler, tazminat miktarını
belirlerken hakkaniyete uygun ve adil karar verilmediğini göstermektedir.
“İfade özgürlüğü” ihlallerini incelerken, Devletin, kişilerin farklı türde sıkıntılara
maruz kalmasına yol açacak çeşitli müdahale türleri arasında açık bir ayırım yapmasının –
mecburi olmasa da – son derece önemli olduğu inancındayım.
Pratik bir ifade ile, maruz kalınan sıkıntının şiddeti başvuranlara tazminat miktarları
(daha çok ya da daha az) hususunda değişiklik talep etme yetkisini vermektedir. Bir dereceye
kadar ve mümkün olduğu surette, bu tür bir tazminat maruz kalınan çeşitli sıkıntıların
dereceleriyle orantılı olmalıdır.
Kanaatimce, ifade özgürlüğü haklarını kullanmaları sonucu kendilerine yönelik cezai
takibat başlatılan, hüküm giyen ve ceza verilen kişilerin, aynı koşullar altında cezai müeyyide
koyulmayan kişilere göre daha fazla zarar gördükleri açıktır. Yetkili makamlarca birkaç saat,
birkaç gün ya da birkaç ay alıkonulan kişilerin, alıkonmayan kişilere göre daha fazla zarar
gördükleri de açıktır.
Aynı şekilde, ifade özgürlüğü hakkını kullanması sonucu adli makamlarca, mesleki
faaliyeti yüzünden manevi zarara uğrayan diğer kişilere tazminat ödemek durumunda
bırakılan bir kişinin gördüğü zarar da hakkında takibat açılan ve cezayı gerektiren bir suçtan
hüküm giyen bir kişinin gördüğü zarardan çok daha azdır.
Kanaatimce, fikirleri yüzünden hüküm giyen kişilerin gördüğü zarar, hükümlülüğün
adil yargılanma hakkının ihlalinden kaynaklanan takipsizlik kararlarına dayandığı durumlarda
çok daha fazladır. İki ya da daha fazla hakkı ihlal edilen kişiye, yalnızca bir hakkı ihlal edilen
kişiye ödenecek tazminat miktarından daha yüksek bir miktar ödenmesi, yıllardır AİHM’nin
genel uygulaması haline gelmiştir.
Yukarıdaki nedenlerden dolayı, başvuranın hakkında takibat açılması, cezayı
gerektiren suçtan hüküm giymesi ve cezalandırılmasından kaynaklanmayan bir “ifade
özgürlüğü” davasında, verilen tazminatın 4,000 Euro olması durumunda mutabık kalmam
mümkün değildir; fakat hakkında takibat açılan başvuranın cezayı gerektiren suçtan hüküm
giydiği ve cezalandırıldığı sözkonusu davada tazminat olarak ödenen miktar yalnızca 2,000
Euro’dur. Heyet sözkonusu davada 10. ve 6 § 1. maddelerin ihlal edildiğini tespit ettiği halde
ilk davada yalnızca 10. maddenin ihlal edildiğini tespit ettiği dikkate alınırsa bu farklılık
özellikle çarpıcı bir hal almaktadır.
Heyetin, yalnızca 10. maddenin ihlal edildiğini tespit ettiği durumlarda başvurana
ödenen tazminat miktarı 4,000 Euro iken, 10. ve 6 § 1. maddenin ihlal edildiğini tespit ettiği
durumlarda ödenen tazminat miktarının yalnızca 2,000 Euro olması hususunda hiçbir mantıklı
açıklama bulunmamaktadır.
Ayrıca, hakkında cezai takibat açılan, hüküm giyen ve ceza verilen bir kişiye yalnızca
2,000 Euro tazminat ödenirken; hakkında cezai takibat açılmayan, hüküm giymeyen ve ceza
verilmeyen bir kişiye 4,000 Euro tazminat ödenmesini açıklamak mümkün değildir. AİHS’nin
“adil tazmin” ilkesini gerekli kılan 41. maddesinin şartlarına ters düşen bu yaklaşımı
kesinlikle adaletsiz bulmaktayım.
Sözkonusu davada, başvuranın gördüğü manevi zararlar için ödenen tazminatın,
başlangıç noktası olarak kabul edilmesi gereken bir meblağ olan 4,000 Euro’dan az olmaması
gerektiği kanaatindeyim. Başvurana uygulanan yaptırımların cezai niteliğini gözönüne alarak,
başvurana ödenen tazminata 2,000 Euro daha eklerdim. Son olarak, sözkonusu davada
AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğinin saptandığını gözönüne alarak, 6 § 1. maddenin
ihlal edilmesi hususunda, daha önce belirtilen iki meblağa 3,000 Euro daha eklerdim.
Bu hesaplamalar beni, adil olmak için, sözkonusu davada ödenmesi gereken miktarın
9,000 Euro civarında olması, fakat kesinlikle 2,000 Euro olmaması gerektiği sonucuna
ulaştırmıştır.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło