30009/03

WyrokETPCz2008-07-22ECLI:CE:ECHR:2008:0722JUD003000903

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący został poddany nieludzkiemu i poniżającemu traktowaniu przez policję podczas zatrzymania, co stanowi naruszenie art. 3 Konwencji, oraz czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne i niezależne dochodzenie w tej sprawie?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący został poddany nieludzkiemu i poniżającemu traktowaniu, naruszającemu art. 3 Konwencji, ponieważ objawy opisane w raporcie medycznym z 29 maja 2002 r. (ból i wrażliwość w pachwinie, problemy z oddawaniem moczu, przekrwienie prącia) były zgodne z jego twierdzeniami o porażeniu prądem w okolicy genitaliów. Rząd nie przedstawił przekonującego wyjaśnienia tych obrażeń, a państwo ponosi odpowiedzialność za zdrowie osób zatrzymanych. Dodatkowo, Trybunał stwierdził proceduralne naruszenie art. 3, ponieważ krajowe dochodzenie w sprawie zarzutów złego traktowania nie było ani skuteczne, ani niezależne. Organy prowadzące dochodzenie (Urząd Gubernatora Dystryktu, Wojewódzka Rada Dyscyplinarna Policji) były hierarchicznie zależne od władz policyjnych, a wyznaczenie starszych funkcjonariuszy policji do prowadzenia dochodzeń przeciwko kolegom było niewłaściwe. Sądy krajowe, w tym Sąd Kasacyjny, nie zbadały należycie przyczyn obrażeń stwierdzonych w raporcie medycznym z 29 maja 2002 r., co doprowadziło do uniewinnienia oskarżonych policjantów.
Stan faktyczny
Skarżący, Osman Karademir, został zatrzymany 25 maja 2002 r. pod zarzutem kradzieży. Twierdził, że w trakcie zatrzymania w Dyrekcji Oddziału Porządku Publicznego w Üsküdarze był poddawany nieludzkiemu traktowaniu, w tym porażeniom prądem w okolicy genitaliów. Początkowe raporty medyczne z 25 i 26 maja 2002 r. nie wykazały obrażeń, jednak raport z 29 maja 2002 r. stwierdził objawy zgodne z jego twierdzeniami. Władze krajowe, w tym prokuratura i sądy, prowadziły dochodzenie, ale ostatecznie uniewinniły oskarżonych policjantów, opierając się na wcześniejszych raportach medycznych i braku dowodów.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym (6 głosów za, 1 przeciw) oraz naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym (jednogłośnie). Jednogłośnie uznał, że nie ma odrębnego zagadnienia w związku z art. 13 Konwencji. Zasądził na rzecz skarżącego 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 3 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków (6 głosów za, 1 przeciw), wraz z odsetkami za zwłokę. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ D A ĐRE   OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE DAVASI   (B a ꢀvuru no. 30009/03)   KARAR   STRAZBURG   Temmuz 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 30009/03 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı olan   Osman Karademir’in (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 17 Temmuz 2003   tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ   olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Y. Can tarafından temsil   edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1961 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢀamaktadır.   Mayıs 2002 tarihinde baꢀvuran, hırsızlık yaptığı ꢀüphesiyle Çinili Polis Karakolu   polisleri tarafından gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuran ile karakol amiri arasında çıkan bir   tartıꢀmayı takiben baꢀvuran Üsküdar Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü’ne gönderilmiꢀtir.   Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü’nün nezaretine gönderilmeden önce baꢀvuran muayene için   Haydarpaꢀa Numune Hastanesi’nde muayene edilmiꢀ, 25 Mayıs 2002 tarihli rapora göre   vücudunda kötü muamele izlerine rastlanmamıꢀtır. Đddiaya göre baꢀvuran Üsküdar Asayiꢀ   ꢁube Müdürlüğü’nde bir hücreye alınmıꢀ, elleri ve gözleri bağlı tutulmuꢀ, çırılçıplak   soyulmuꢀ ve elektrik verilmiꢀtir.   Baꢀvuran 26 Mayıs 2002 tarihinde tekrar Çinili Polis Karakolu’na getirilmiꢀ, aynı tarihte   ikinci kez muayene için Haydarpaꢀa Numune Hastanesi’ne götürülmüꢀtür. Raporda yine kötü   muamele izine rastlanmadığı belirtilmiꢀ, baꢀvuran çıkarıldığı sorgu hakimince serbest   bırakılmıꢀtır.   Aynı tarihte baꢀvuran, kendisine kötü muamele ettiklerini iddia ettiği beꢀ polis memuru   hakkında Üsküdar Kaymakamlığı’na suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Kaymakamın talebi   üzerine baꢀvuran 29 Mayıs 2002 tarihinde Üsküdar Kliniği ve Haydarpaꢀa Numune   Hastanesi’nde tekrar muayene edilmiꢀtir. Her iki rapor da kasıkta ağrı ve hassasiyet, idrar   sorunları ve peniste hiperemiye iꢀaret etmiꢀ, Adli Tıp Kurumu Üsküdar ꢀubesi baꢀvurana üç   gün iꢀ görmezlik raporu vermiꢀtir.   Baꢀvuran 4 Haziran 2002 tarihinde Üsküdar Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü polisleri hakkında   Üsküdar Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na ꢀikayette bulunmuꢀ, 5 Haziran 2002 tarihinde baꢀvuran   Üsküdar Emniyet Müdürlüğü Disiplin ꢁube Müdürlüğü tarafından sorgulanmıꢀtır.   Haziran 2002 tarihinde biri muhakkik olarak görevlendirilen iki polis memuru 26   Mayıs 2002 tarihli raporu düzenleyen Dr. Đbrahim Öner’i sorgulamıꢀ, doktor, baꢀvuranı   muayenesi sırasında herhangi bir kötü muamele izine rastlamadığını, böyle bir bulgu elde   etseydi bunu raporunda belirteceğini ifade etmiꢀtir.   Haziran 2002 tarihli bir ön soruꢀturma raporunda muhakkik olarak hareket eden bir   Baꢀkomiser, beꢀ polis memuru hakkında kovuꢀturma yapılmasına gerek bulunmadığını   OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI   belirtmiꢀtir. Haydarpaꢀa Numune Hastanesi’nin 26 Mayıs 2002 tarihli raporuna dayanarak,   baꢀvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiꢀtir. Ayrıca suçlanan polis   memurlarından ikisinin olay tarihinde sözkonusu karakolda görevli olmadıklarını tespit   etmiꢀtir.   Haziran 2002 tarihinde Üsküdar Kaymakamlığı polis memurları hakkında iꢀlem   yapılmamasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran sözkonusu kararın iptali için Đstanbul Bölge Đdare   Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀ, talep reddedilmiꢀtir.   Ağustos 2002 tarihinde Đstanbul Valiliği’ne bağlı, Vali, Vali Yardımcısı, üç polis   memuru ve bir memurdan oluꢀan Đl Polis Disiplin Kurulu, baꢀvurana kötü muamele yaptıkları   iddia edilen polisler hakkında cezai iꢀlem yapılmamasına karar vermiꢀtir. Olay tarihinde   sözkonusu polislerden Muafak Çetin’in baꢀka bir yerde görevli, Dündar Özel’in ise izinli   olduğu belirtilmiꢀ, ayrıca doktor raporlarının baꢀvuranın vücudunda herhangi bir lezyona   iꢀaret etmemesi nedeniyle Kurul baꢀvuranın iddialarını mesnetsiz olarak değerlendirmiꢀtir.   Aralık 2002 tarihinde Üsküdar Cumhuriyet Baꢀsavcılığı sözkonusu polislerin   ifadesini almıꢀ, polisler iddiaları reddetmiꢀtir. Baꢀsavcılık 6 Ocak 2003 tarihinde baꢀvuranın   da ifadesini almıꢀ, baꢀvuran 25 Mayıs 2002 günü önce Çinili Polis Karakolu’na alındığını ve   daha sonra Haydarpaꢀa Numune Hastanesi’ne götürüldüğünü, karakolda dövülmediği için   hastanede yaralanması olmadığını söylediğini, ancak daha sonra Üsküdar Asayiꢀ ꢁube   Müdürlüğü’ne götürülüp buradaki sorgusu sırasında gözlerinin bağlanıp elleri kelepçelenerek   çeꢀitli kötü muamelelere maruz kaldığını, gördüğü iꢀkence sonucunda cinsel iktidarsızlık   çektiğini iddia etmiꢀtir.   Nisan 2003 tarihinde Baꢀsavcılık baꢀvuranın tekrar ifadesini almıꢀ, baꢀvuran elinde   Haydarpaꢀa Numune Hastanesi’nin 29 Mayıs 2002 tarihli raporundan baꢀka bir rapor   bulunmadığını, muayene masraflarını karꢀılayamadığı için Cerrahpaꢀa Tıp Fakültesi Üroloji   Kliniği’ne muayene olamadığını ve bu konuda Adli Tıp Kurumu baꢀkanına bilgi verdiğini   ifade etmiꢀtir.   Ekim 2003 tarihinde Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi, suçunun ꢀüphenin ötesinde   kanıtlanmamıꢀ olduğuna hükmederek baꢀvuranı hırsızlık suçundan beraat ettirmiꢀtir.   Kasım 2003 tarihinde Üsküdar Cumhuriyet Baꢀsavcısı Üsküdar Ağır Ceza   Mahkemesi’ne sunduğu iddianame ile Üsküdar Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü’nden dört polisi   TCK’nın 243/1 maddesi uyarınca baꢀvurana kötü muamele yapmakla suçlamıꢀtır. Baꢀsavcı,   iddia edilen kötü muamelenin polis memurlarının yargısal görevlerini ifa ederken   gerçekleꢀmiꢀ olması nedeniyle Üsküdar Kaymakamlığı’nın 19 Haziran 2002 tarihli kararının   dikkate alınmaması gerektiğini belirtmiꢀtir. Ayrıca delil yetersizliği nedeniyle, baꢀvuranı   ölümle tehdit ettikleri iddiasına iliꢀkin olarak Remzi Akıncı ve diğer iki polis memuru   hakkında kovuꢀturma yapılmaması gerektiğine karar vermiꢀ, karar 19 ꢁubat 2004 tarihinde   Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi’nce onanmıꢀtır.   Aralık 2004 tarihinde Adli Tıp Kurumu uzmanlar kurulu baꢀvuranı muayene etmiꢀ ve   baꢀvuranda cinsel iktidarsızlık bulgusuna rastlamamıꢀlardır.   Baꢀvuran Üsküdar Cumhuriyet Baꢀsavcısının takipsizlik kararına itiraz etmiꢀ, 19 ꢁubat   tarihinde Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi itirazı reddetmiꢀtir.   OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI   Nisan 2005 tarihinde Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi delil yetersizliği nedeniyle ve   ꢀüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanık polis memurlarını beraat ettirmiꢀtir. Mahkeme,   Haydarpaꢀa Numune Hastanesi’nden verilen 25 ve 26 Mayıs 2002 tarihli raporlar ve Adli Tıp   Kurumu’nun 13 Aralık 2004 tarihli raporlarına dayanarak beraat kararı vermiꢀ, baꢀvuran   karara 11 Mayıs 2005 tarihinde itiraz etmiꢀ, Yargıtay 17 Ekim 2006 tarihinde birinci derece   mahkemesi kararını onamıꢀtır.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK   Hükümet, baꢀvurunun yargılama sonuçlanmadan yapılmıꢀ olması nedeniyle baꢀvuranın   iç hukuk yollarını tüketmediğini ve medeni ve idari hukuk çarelerinden yararlanmadığını   savunmuꢀtur.   Baꢀvuran, mevcut tüm iç hukuk yollarını tükettiğini ve bunların etkisiz olduğunun   ortaya çıktığını iddia etmiꢀtir.   Hükümetin, ceza hukukundaki tüm yolların tüketilmemesine iliꢀkin itirazlarına iliꢀkin   olarak Mahkeme, iç hukuk yollarının son aꢀamasına baꢀvurunun yapılmasından kısa bir süre   sonra, ancak Mahkemenin kabuledilebilirliğe iliꢀkin bir karar vermeden önce ulaꢀılabileceğini   hatırlatır (bkz. örneğin, Sağat, Bayram ve Berk – Türkiye, no. 8036/02 ve Yıldırım – Türkiye,   no. 0074/98). Baꢀvuranın kötü muamele iddialarına iliꢀkin kovuꢀturmanın 17 Ekim 2006   tarihinde; AĐHM’nin kabuledilebilirlik kararından önce bittiğini kaydeder. Bu nedenle   Hükümetin bu konudaki itirazını reddeder.   Hükümetin itirazlarının ikinci kısmına iliꢀkin olarak ise Mahkeme, benzer davalarda   Hükümetin ön itirazlarını inceleyip reddetmiꢀ olduğunu hatırlatır (bkz. özellikle Karayiğit –   Türkiye, no. 63181/00 ve Aksoy – Türkiye, Karar Raporları 1996-VI). Mahkeme somut   davada yukarıda anılan baꢀvurudaki tespitlerinden sapmak için özel koꢀul görmemektedir.   Bu koꢀullar altında Mahkeme, Hükümetin ön itirazını reddeder.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun kalan kısmının   dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, baꢀvurunun baꢀka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   II. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran çeꢀitli kötü muamelelere tâbi tutulması ve yetkililerin, iꢀkence iddiaları   hakkında etkili bir soruꢀturma yürütmemiꢀ olmasından ꢀikâyetçi olmuꢀtur.   A. Tarafların ifadeleri   1. Baꢀvuran   Baꢀvuran, polis memurlarından yumruk, tokat, tekme, cinsel organına verilen elektrik   ꢀoku ve sözlü hakaretler ꢀeklinde gördüğü kötü muamelenin en alt düzeyde ꢀiddete ulaꢀtığı ve   AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında kötü muameleye tekabül ettiğini iddia etmiꢀtir. Đdari ve   yargı makamlarına yaptığı sayısız ꢀikayetler ve vücudunda oluꢀan, üç gün süreyle iꢀ   OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI   görmesini engelleyen yaralara iꢀaret eden tıbbi raporlara rağmen anlamlı bir soruꢀturma   yürütülmediğini ve kendisine kötü muamelede bulunanların cezalandırılmaksızın adaletin   elinden kaçtıklarını savunmuꢀtur.   2. Hükümet   Baꢀvuranın vücudunda kötü muamele izleri bulunmadığını belirten 25 ve 26 Mayıs 2002   tarihli raporlara dayanarak Hükümet, baꢀvuranın iddialarının dayanaksız olduğunu ifade   etmiꢀtir. Ayrıca idari ve yargı makamlarının baꢀvuranın iddiaları hakkında çok titiz bir   soruꢀturma yürüttüğünü ve iddialarını doğrulayabilecek ikna edici delil bulunmadığına karar   verdiklerini öne sürmüꢀlerdir.   B. Mahkemenin değerlendirmesi   1. Genel ilkeler   Mahkeme, AĐHS’nin 3. maddesinin, AĐHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel   hükümlerinden biri olduğunu hatırlatır. Bu madde aynı zamanda Avrupa Konseyi’ni oluꢀturan   demokratik toplumların temel değerlerinden birini muhafaza etmektedir. Bireylerin insan   haklarının korunması için bir araç olarak AĐHS’nin amaç ve hedefi, sözkonusu hükümlerin,   sağladığı güvenceleri uygulanabilir ve etkili kılmak amacıyla yorumlanmasını ve   uygulanmasını da gerektirir (bkz. Avꢀar – Türkiye, no. 25657/94).   Mahkeme ayrıca bir kiꢀinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp tahliye olduğunda yaralanmıꢀ   olduğu görüldüğünde sözkonusu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine dair makul bir   açıklama getirmenin ve baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla   desteklenmiꢀse, ꢀüphe yaratacak deliller ortaya koymanın, devletin görevi olduğunu yineler.   Aksi halde AĐHS’nin 3. maddesine dayalı açık bir sorun ortaya çıkacaktır (bkz. Çolak ve   Filizer – Türkiye, no. 32578/96 ve 32579/96; Selmouni – Fransa [BD], no. 25803/94; Aksoy –   Türkiye, yukarıda anılan ve Ribitsch – Avusturya, A Serisi no. 336).   Mahkeme, görevinin ikincil niteliklerine karꢀı duyarlıdır ve belli bir davanın   koꢀullarında kaçınılmaz olmadığı durumlarda olayın birinci derece mercii rolünü üstlenmede   dikkatli olması gerektiğini kabul eder (bkz. örneğin McKerr – Đngiltere, 28883/95). Ancak   AĐHS’nin 3. maddesine dayanan iddiaların ortaya atılması halinde Mahkeme tam bir titiz   inceleme yapmalıdır (bkz. Ülkü Ekinci – Türkiye, no. 27602/95) ve bunu taraflarca sunulan   deliller temelinde yapacaktır.   Mahkeme, kanıtları değerlendirirken genellikle “makul ꢀüphenin ötesinde” standardını   uygulamaktadır (bkz. Orhan – Türkiye, no. 25656/94 ve Avꢀar, yukarıda anılan). Ancak böyle   bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin   varlığı ile ortaya konabilir (bkz. Ülkü Ekinci, yukarıda anılan).   Ayrıca eğer sözkonusu olaylar, ꢀahsın gözaltında kendi kontrolleri altında olduğu   durumdaki gibi, tamamıyla veya büyük oranda yetkililerin bilgisi dahilinde gerçekleꢀmiꢀse   tutukluluk sırasında meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü maddi karineler ortaya   çıkacaktır. Aslında tatminkâr ve ikna edici bir açıklama getirme yükümlülüğünün yetkililere   ait olduğu söylenebilir (bkz. Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93).   AĐHM, bir kiꢀinin 3. maddeye aykırı olarak polis tarafından ciddi bir kötü muameleye   tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia ortaya attığı durumlarda, sözkonusu hükmün,   OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI   AĐHS’nin 1. maddesinde yer alan devletin “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS’de   yer alan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğüyle birlikte okunduğunda, etkili bir   resmi soruꢀturma yapılması gerekliliğini içerdiğini hatırlatır. Soruꢀturma, sorumluların   belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır. Eğer hal böyle değilse iꢀkence,   insanlık dıꢀı ve alçaltıcı muamele ve cezaların genel olarak yasaklanması, ciddi önem   taꢀımasına rağmen pratikte etkisiz olacak ve kimi durumlarda devlet görevlilerinin, fiili bir   dokunulmazlıkla, kontrolleri altında bulunanların haklarını suiistimal etmeleri mümkün   olacaktır (bkz. Assenov vd., Raporlar 1998-VIII).   2. Đlkelerin somut dava koꢀullarına uygulanması   a. Baꢀvuran tarafından uğrandığı iddia edilen kötü muamele   Mahkeme baꢀvuranın polis nezaretinden çıkmasını müteakip üç kez muayene olduğunu   kaydeder. Đlk iki muayene 25 ve 26 Mayıs 2002 tarihlerinde Haydarpaꢀa Numune   Hastanesi’nde, son muayene ise 29 Mayıs 2002 tarihinde Üsküdar Adli Tıp Kurumu’nda   yapılmıꢀtır. Haydarpaꢀa Numune Hastanesi’nden verilen raporlar baꢀvuranın vücudunda kötü   muamele izlerine iꢀaret etmezken üçüncü tıbbi rapor kasıkta ağrı ve hassasiyet, idrar sorunları   ve peniste hiperemiye iꢀaret etmiꢀ ve baꢀvuranın üç gün süreyle iꢀ yapamayacağı   belirtilmiꢀtir.   Mahkemenin görüꢀüne göre 29 Mayıs 2002 tarihli raporda tarif edilen semptomlar   baꢀvuranın cinsel organına elektrik verildiği ile en azından uyuꢀmakta ve 3. madde   kapsamında kötü muameleye tekabül etmektedir (bkz. örneğin A. – Đngiltere, Raporlar 1998-   VI ve Ribitsch, yukarıda anılan).   Bu nedenle açığa kavuꢀturulması gereken Hükümetin bu yaralanmanın nasıl oluꢀtuğu   konusunda inandırıcı bir açıklama getirip getirmediği ve baꢀvuranın iddialarının doğruluğuna   ꢀüphe getirecek delil sunup sunmadığıdır.   Baꢀvuranın iddialarına cevap olarak Hükümet Haydarpaꢀa Numune Hastanesi doktoru   tarafından verilen ilk iki rapora dayanmıꢀ ve baꢀvuranın iddialarının hiçbir kanıtla   doğrulanmadığını ifade etmiꢀtir. Aynı doktor raporlarına dayanan, soruꢀturmadan sorumlu   yerel merciler tarafından da benzer sonuçlara varılmıꢀtır.   Mahkeme öncelikle büyük bir ehemmiyetle baꢀvuranın Haydarpaꢀa Numune   Hastanesi’nde yapılan muayenesinden önce polis memurlarının Dr. Đbrahim Öner’in odasına   girip onunla konuꢀtukları ve doktorun baꢀvuranın kötü muamele ꢀikâyetlerine raporunda yer   vermediği iddiasını dikkate alır. Bu iddiayı doğrulayamamasına rağmen Mahkeme, iꢀkence ya   da kötü muamele soruꢀturmalarında yer alan tıp doktorlarının her zaman en yüksek etik   standartlara uygun olarak hareket etmesi gerektiğini ve muayenelerin doktorun denetimi   altında, gizlilik içinde ve güvenlik güçleri ve diğer devlet görevlilerinin mevcut olmadığı bir   ortamda yapılması gerektiğini belirtir (bkz. BM Genel Kurulu’nun 4 Aralık 2000 tarihli 55/89   sayılı kararıyla tavsiye edilen Đꢀkence ya da Diğer Zalimane, Đnsanlık Dıꢀı ya da Onur Kırıcı   Muamele ya da Cezalandırmanın Etkili Biçimde Soruꢀturulması ve Belgelenmesi Đlkeleri).   Ayrıca çalıꢀma ꢀartlarına bakılmaksızın tüm sağlık personeli muayene ve tedavi etmeleri   istenen insanlara bakmak temel göreviyle yükümlüdür. Profesyonel bağımsızlıklarından   sözleꢀmeye dayalı ya da diğer düꢀüncelerle taviz vermemeleri ve raporlarında kötü   muameleye dair tüm kanıtları açıkça belirterek tarafsız delil sunmaları gerekir (bkz. BM Đnsan   Hakları Yüksek Komiserliği’ne sunulan 9 Ağustos 1999 tarihli Đꢀkence ya da Diğer Zalimane,   OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI   Đnsanlık Dıꢀı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezalandırmanın Etkili Biçimde   Soruꢀturulması ve Belgelenmesi Rehberi, “Đstanbul Protokolü”).   Her halükârda Mahkeme, baꢀvuranın soruꢀturma yapan makamlara ve daha sonra   Üsküdar Baꢀsavcılığı’na verdiği ifadelerde Üsküdar Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü’nün nezaretinde   polis memurlarından kötü muamele gördüğü anlatımında açık ve net olduğunu dikkate   almalıdır. Baꢀvuran, gördüğü muamelenin ayrıntılı tarifini yapmıꢀ ve kötü muamele   uygulayan polis memurlarının isimlerini vermiꢀtir. Ayrıca Çinili Polis Karakolu’nda kötü   muamele görmediğini ve bu nedenle 25 Mayıs 2002 tarihinde Haydarpaꢀa Numune   Hastanesi’nde yapılan muayenesinde vücudunda kötü muamele izleri bulunmadığını Üsküdar   Cumhuriyet Baꢀsavcısına anlatmıꢀtır. Kötü muamelenin kendisine Üsküdar Asayiꢀ ꢁube   Müdürlüğü’nde uygulandığını ancak iddialarına ve kötü muamele izlerine 26 Mayıs 2002   tarihli doktor raporunda yer verilmediğini de açıklamıꢀtır. Bu açıklamalar ıꢀığında Baꢀsavcı,   dört polis memuru hakkında kötü muamele uyguladıkları suçlamasını yöneltmiꢀtir.   Ne var ki Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi 29 Mayıs 2002 tarihli doktor raporunu dikkate   almamıꢀ ve bunun yerine baꢀvuranın cinsel iktidarsızlık çekmediğini belirten Haydarpaꢀa   Numune Hastanesi’nin ve Adli Tıp Kurumu’nun 13 Aralık 2004 tarihli raporlarına dayanarak   polis memurlarını beraat ettirmiꢀtir. Son olarak Baꢀsavcının sözkonusu karara itiraz   niteliğindeki ifadesi ve birinci derece mahkemesinin 29 Mayıs 2002 tarihli raporda tespit   edilen baꢀvuranın vücudundaki izlerin nedenini soruꢀturması gerektiği görüꢀüne rağmen   Yargıtay, birinci derece mahkemesi kararını gerekçe belirtmeden onamıꢀtır.   Mahkeme, tutuklu bulunan herkesin sağlığından devletin sorumlu olduğunu yineler.   Böyle kimseler savunmasız bir vaziyettedir ve yetkililerin onları koruma görevi vardır.   Yetkililerin gözaltında kendi kontrolleri altındaki ꢀahısların yaralanmasıyla ilgili hesap verme   yükümlülüğü ve 29 Mayıs 2002 tarihli doktor raporunda belirtilen semptomlara iliꢀkin   herhangi bir açıklama getirilmemesi dikkate alındığında Mahkeme, Hükümetin sözkonusu   yaralanmaların nasıl oluꢀtuğuna ikna edici bir açıklama getiremediği görüꢀündedir. Bu   nedenle sözkonusu semptomların Hükümetin sorumluluğundaki bir muamelenin sonucu   olduğuna karar verir.   Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi esas olarak ihlal edilmiꢀtir.   b. Etkili bir soruꢀturma yapılmadığı iddiası   Mahkeme, baꢀvuranın birtakım idari ve yargı mercilerine yaptığı kötü muamele   ꢀikayetinden sonra yetkililerin iddialarla ilgili bir soruꢀturma açtıklarını kaydeder. Bu   bağlamda Üsküdar Kaymakamlığı ve Đl Polis Disiplin Kurulu tarafından görevlendirilen   kıdemli polis memurları tarafından ön soruꢀturmalar yapılmıꢀ, sanık polis memurlarından   ikisinin iddia konusu olay sırasında görevli olmaması ve Haydarpaꢀa Numune Hastanesi’nin   verdiği raporların kötü muameleye iꢀaret etmemesi nedeniyle baꢀvuranların iddialarının   asılsız olduğuna karar verilmiꢀtir.   Ancak Mahkeme Türkiye aleyhindeki geçmiꢀ davalarda güvenlik güçlerine yöneltilen   benzer iddialara iliꢀkin soruꢀturma yapmakla sorumlu olan bu kurumların, soruꢀturulan   güvenlik güçleri ile tam bağlantılı bir yönetici olan Vali’ye hiyerarꢀik olarak bağımlı devlet   memurlarından oluꢀması nedeniyle bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini tespit etmiꢀtir   (bkz. diğerlerinin yanı sıra Đpek – Türkiye, no. 25764/94). Mahkeme, somut dava koꢀullarında   iddiaların polis gücüne yöneltilmiꢀ olması nedeniyle yukarıda anılan kurumların sözkonusu   gücün mensupları olan kıdemli polis memurlarını muhakkik olarak atamasının uygun   OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI   olmadığı görüꢀündedir. Bu itibarla muhakkiklerin meslektaꢀlarının ifadelerine güvenmeye   istekli olmaları Mahkeme’nin geçmiꢀteki bulgularını teyit etmektedir.   Ayrıca idari mercilerin ulaꢀtığı sonuçlara rağmen Üsküdar Cumhuriyet Baꢀsavcısı   baꢀvuranın açıklamaları ve 29 Mayıs 2002 tarihli doktor raporunda yer alan bulguların   ıꢀığında dört polis memuru aleyhinde suçlamalarda bulunmuꢀtur. Ancak Üsküdar Ağır Ceza   Mahkemesi 29 Mayıs 2002 tarihli raporda belirtilen semptomların nedenini soruꢀturmaksızın   polis memurlarını beraat ettirmiꢀtir. Baꢀsavcının 29 Mayıs 2002 tarihli raporda yer verilen   bulguların baꢀvurana uygulandığı iddia edilen kötü muamelenin sonucu olup olmadığının   birinci derece mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerektiği görüꢀüne herhangi bir cevap   verilmemesi nedeniyle Baꢀsavcının Yargıtay’a sunduğu ikinci görüꢀ de sonuç getirmemiꢀtir.   Yukarıdaki değerlendirmeler Mahkemenin baꢀvuranın polis memurlarının elinde kötü   muamele gördüğü iddiaları hakkında ulusal yetkililerin etkili ve bağımsız bir soruꢀturma   yürütemediklerine karar vermesi için yeterlidir. Ayrıca baꢀvuranın davasında uygulandığı   ꢀekliyle ceza hukuku sisteminin caydırıcılıktan uzak olduğunun kanıtlandığı ve baꢀvuranın   ꢀikâyetçi olduğu gibi kanunsuz fiillerin etkili bir ꢀekilde önlenmesini sağlamakta caydırıcı   etkisinin bulunmadığı kanaatindedir (bkz. mutatis mutandis, Okkalı – Türkiye, no. 52067/99).   Bu nedenle sözkonusu hüküm usul olarak ihlal edilmiꢀtir.   Bu ꢀartlar altında Mahkeme AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında ayrı bir hususun ortaya   çıkmadığı görüꢀündedir (bkz. Timur – Türkiye, no. 29100/03).   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran 70,000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir. Ayrıca miktar belirtmeden maddi   tazminat talebinde de bulunmuꢀtur.   Hükümet, talep edilen miktarın aꢀırı olduğunu savunmuꢀtur.   Mahkeme tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı   kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak tespit edilen ihlalleri dikkate alarak ve   hakkaniyete uygun bir değerlendirmeyle baꢀvurana 10,000 Euro manevi tazminat ödenmesini   uygun bulmaktadır.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran ayrıca AĐHM önündeki masraf ve harcamalara karꢀılık olarak 6,820 Euro talep   etmiꢀtir. Bu bağlamda temsilcileri tarafından verilen 65 saatlik avukatlık hizmetini gösteren   OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI   bir çizelge ve baꢀvurusunun AĐHM önünde temsili için yapılan masraf ve harcamaların bir   tablosunu sunmuꢀtur.   Hükümet, talep edilen miktarın haklı olmadığını ya da gerçekten ve gerektiği için   harcanmadığını savunmuꢀtur.   AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için   yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢀ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.   Sözkonusu davada Mahkeme, elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde   bulundurarak AĐHM önündeki yargılama için 3,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine   uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Oybirliğiyle baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. 1’e karꢀı 6 oyla AĐHS’nin 3. maddesinin esas olarak ihlal edildiğine;   3. Oybirliğiyle AĐHS’nin 3. maddesinin usul olarak ihlal edildiğine;   4. Oybirliğiyle AĐHS’nin 13. maddesi ile ilgili ayrı bir husus bulunmadığına;   5. 1’e karꢀı 6 oyla;   (a) Sorumlu Devlet’in baꢀvurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk   Lirası’na çevrilerek:   (i) 10,000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat;   (ii) 3,000 Euro (üç bin Euro) yargılama masraf ve giderleri;   (iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;   (b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa   Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 22 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło