30068/02

WyrokETPCz2010-01-19ECLI:CE:ECHR:2010:0119JUD003006802

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy władze tureckie naruszyły art. 3 Konwencji poprzez poddanie skarżącego nieludzkiemu lub poniżającemu traktowaniu podczas zatrzymania oraz poprzez brak skutecznego wyjaśnienia przyczyn jego obrażeń?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że obrażenia osoby znajdującej się pod wyłączną kontrolą policji rodzą silne domniemanie odpowiedzialności państwa, które musi przedstawić wiarygodne wyjaśnienie. W niniejszej sprawie, mimo że skarżący przyznał się do samookaleczenia, Trybunał podkreślił obowiązek państwa do ochrony zatrzymanych przed samookaleczeniem poprzez stały nadzór. Niezgodności w raportach medycznych oraz brak wyjaśnień ze strony rządu co do obrażeń wymagających 10 dni zwolnienia lekarskiego, w połączeniu z brakiem odpowiedniego nadzoru, doprowadziły do stwierdzenia naruszenia art. 3.
Stan faktyczny
Bülent Çetkin został zatrzymany 23 września 1999 r. w związku z dochodzeniem w sprawie morderstwa. Podczas zatrzymania zgłosił, że był maltretowany (bity, poddawany elektrowstrząsom) i że sam się zranił, aby móc złożyć skargę. Raporty medyczne wykazały siniaki, ale nie potwierdziły elektrowstrząsów ani powieszenia, przy czym jeden raport przewidywał 10 dni niezdolności do pracy. Władze krajowe umorzyły dochodzenie w sprawie maltretowania, a sąd uniewinnił oskarżonych żandarmów.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. 3. Zasądza na rzecz skarżącego 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 4. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ÇETKĐN -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 30068/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ocak 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (30068/02) no’lu davanın nedeni, 1967 doğumlu   olan ve Bursa’da ikamet eden baꢀvuran, (T.C. vatandaꢀı) Bülent Çetkin’in (baꢀvuran) Avrupa   Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 06 Eylül 2002 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin   Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Eylül 1999 tarihinde, baꢀvuran, bir cinayetle ilgili yürütülen soruꢀturma çerçevesinde   yakalanmıꢀ ve bir doktor tarafından muayene edilmesinin ardından Bursa, Yeniꢀehir   Jandarma Komutanlığı tarafından gözaltına alınmıꢀtır. Düzenlenen ilk raporda baꢀvuranın   vücudunda birtakım ameliyat izleri bulunduğu ancak hiçbir darp ve cebir izine rastlanmadığı   belirtilmiꢀtir. 27 Eylül1999 tarihinde, jandarmalar, baꢀvuranın kendini hücrenin duvarlarına   attığını, duvarlara sürtündüğünü, bozuk para yuttuğunu söyleyip doktor görmek istediğini   belirten bir tutanak düzenlemiꢀlerdir. Aynı gün baꢀvuran hastaneye kaldırılmıꢀtır.   Gerçekleꢀtirilen radyolojik incelemede, baꢀvuranın söylediklerine iliꢀkin hiçbir bulgu tespit   edilmemiꢀtir. Doktor karꢀısında baꢀvuran, yalan söylediğini itiraf etmiꢀ ve baꢀka kötü   muameleden ꢀikayetçi olmamıꢀtır. 27 Eylül 1998 tarihli sağlık raporunda, doktor, baꢀvuranın,   bacaklarında ve gövdesinde kızarıklıklar tespit etmiꢀtir. 28 Eylül 1999 tarihinde, baꢀvuranın   jandarmalara tarafından ifadesi alınmıꢀ ve baꢀvuran, ꢀikayette bulunabilmek için kendi   kendini yaraladığını ifade etmiꢀtir. Aynı gün hakim karꢀısına çıkarılan baꢀvuran, doktor   tarafından muayene edilmiꢀ ve doktor baꢀka açıklamada bulunmadan, sadece baꢀvuranın   vücudunda kötü muamele izine rastlanmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran tutuklanmıꢀtır.   Eylül 1999 tarihli bir mektupla, baꢀvuran, gözaltından sorumlu kiꢀiler hakkında Bursa   Cumhuriyet Savcılığı’na ꢀikayette bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, dövüldüğünü, kollarından   asıldığını ve genital bölgelerine elektroꢀok uygulandığını ifade etmiꢀtir.   Eylül 1999 tarihinde, Savcılığın talebi üzerine, baꢀvuran, Bursa Adli Tıp Kurumu   tarafından muayene edilmiꢀtir. Sağlık raporunda, baꢀvuranın ön kol, sırt ve gövdesinde çok   sayıda ekimoz bulunduğu ancak elektroꢀok uygulanması veya kollarından asılması hakkında   hiçbir ize rastlanmadığı belirtilmiꢀtir. Raporda baꢀvuranın hayati tehlikesinin bulunmadığı   belirtilmiꢀtir ve on günlük iꢀgöremez raporu verilmesi öngörülmüꢀtür.   Kasım 1999 tarihinde, baꢀvuranın ifadesinin alınmasının ardından, Savcı, jandarmalar   hakkında yapılan suçlamaları destekleyen yeterli kanıtların bulunmaması nedeniyle dosyanın   kayıttan düꢀürülmesine karar vermiꢀtir.   Mart 2000 tarihinde, baꢀvuran tarafından yapılan itirazın ardından, Bursa Ağır Ceza   Mahkemesi, kötü muamele iddiaları hakkında adli soruꢀturma açılmasına karar vermiꢀtir.   Mayıs 2001 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesi, baꢀvuranın, tanıkların, jandarmaların,   doktorun, hemꢀirelerin ifadesinin alınmasının, adli tabip karꢀısında baꢀvuranın yapmıꢀ olduğu   beyanların ve sağlık raporlarının ardından, yeterli kanıt bulunmaması nedeniyle, suçlanan   jandarmaların beraatına karar vermiꢀtir. Takipsizlik kararı, 3 Temmuz 2002 tarihinde   Yargıtay tarafından onanmıꢀtır.   HUKUK   AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuran, gözaltı sırasında kötü muameleye maruz   kalmaktan ꢀikayetçidir. Baꢀvuran, ayrıca, AĐHS’nin 3. maddesi ile birlikte 13. maddesi   uyarınca etkili bir soruꢀturmanın yapılmamasından ꢀikayetçi olmaktadır. AĐHM, baꢀvuruyu   AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında inceleyecektir (Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri-Türkiye,   baꢀvuru no: 19028/02, 24 Temmuz 2007).   Elektroꢀok ve kollarından asılma iddiaları ile ilgili olarak hiçbir ize rastlanmadığını tespit   eden sağlık raporlarına atıfta bulunarak, Hükümet, ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun   olduğu kanaatindedir. Ayrıca Hükümet, kendini yaralayan baꢀvuranın davranıꢀlarının diğer   ekimozlara yol açtığını belirtmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   AĐHM, bir kimse, polis memurlarının mutlak kontrolü altında olduğu gözaltı sırasında   yaralandığında, bu dönemde meydana gelen her yaralanmanın güçlü karinelerin doğmasına   neden olduğunu hatırlatmaktadır (Salman-Türkiye, baꢀvuru no: 21986/93). Dolayısıyla, bu   yaraların nedeni hakkında, makul bir izahat vererek mağdurun iddialarını, hele ki bu iddialar   tıbbi belgelere dayandırılmıꢀ ise, çürütecek delilleri sunma görevi Hükümet’e düꢀmektedir   (bkz, Selmouni-Fransa, baꢀvuru no: 25803/94, Berktay-Türkiye, baꢀvuru no: 22493/93,   Mart 2001 ve Ayꢀe Tepe-Türkiye, baꢀvuru no: 29422/95, 22 Temmuz 2003). Đddia edilen   olayların ortaya konulması için AĐHM, “her türlü makul ꢀüphenin ötesi” delil ilkesinden   yararlanmaktadır; böyle bir delil ancak bir dizi emare veya yeterince ciddi, kesin ve tutarlı   çürütülemez karineler sonucunda ortaya çıkabilir (Đrlanda-Birleꢀik Krallık, 18 Ocak 1978, in   fine, Aydın-Türkiye, 25 Eylül 1997, sözü edilen Selmouni ve Milan-Fransa, baꢀvuru no:   7549/03, 24 Ocak 2008).   Mevcut davada, AĐHM, baꢀvuranın bir doktor tarafından dört kere muayene edildiğini   gözlemlemektedir: gözaltına alınmadan önce 23 Eylül 1999 tarihinde, gözaltı süresince, 27   Eylül 1999 tarihinde, yetkili hakimlerin karꢀısına çıkarılmadan önce, 28 Eylül 1999 tarihinde   ve son olarak, Savcılığa kötü muameleden dolayı ꢀikayetini sunduğu 30 Eylül 1999 tarihinde.   ve 30 Eylül 1999 tarihli iki raporda baꢀvuranın vücudunda ekimotik alanların bulunduğu   ancak elektroꢀok ve kollarından asılma iddialarına iliꢀkin hiçbir bulgu bulunmadığı   belirtilmiꢀtir. Ayrıca AĐHM, 27 Eylül 1999 tarihinde, gözaltında bulunduğu sırasında acil   serviste muayene edilen baꢀvuranın, kiꢀisel hiçbir ꢀikayette bulunmadığını ve bozuk para   yuttuğu hususunda yalan söylediğini itiraf ettiğini kaydetmektedir. 28 Eylül 1999 tarihinde,   gözaltı bitiminde baꢀvuranı muayene eden doktor, raporunda, darp ve cebir izinin bulunup   bulunmadığına dair hiçbir ꢀey belirtmemiꢀtir. Ancak, Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen   raporda, baꢀvurana on günlük iꢀgöremez raporu verilmesi öngörülmüꢀtür.   AĐHM önünde kimse, baꢀvuranın vücudunda tespit edilen ekimozların, gözaltından önceki   döneme ait olduğu hususunda itirazda bulunmamıꢀtır. Buna karꢀın sözkonusu yaraların nedeni   taraflar arasında tartıꢀma konusu olmuꢀtur.   Sınıflandırma yapmadan AĐHM, baꢀvuranın ileri sürdüğü tıbbi belgelerin, elektroꢀok ve   kollarından asılma iddialarına iliꢀkin nihai bir tespit oluꢀturmadıkları kanaatindedir. Yine de   AĐHM, tespit edilen yaraların iyileꢀmesi için on günlük iꢀgöremez raporu verildiğini   belirtmektedir. AĐHM, özellikle, uzun olan sözkonusu iyileꢀme süresinin, baꢀvuranın   yararlarının öneminden ꢀüphe duyma imkanı tanımadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır.   Ancak, sözkonusu ekimozlardan 27 Eylül 1999 tarihinde bahsedildiği halde, gözaltı bitiminde   bir rapor düzenleyen doktor tarafından bu ekimozların belirtilmediğinin gözlenmesi   gerekmektedir. Sağlık raporları arasındaki böyle bir uyuꢀmazlık ile ilgili olarak, Hükümet   tarafından hiçbir açıklama yapılmaması karꢀısında, gözaltı bitiminde düzenlenen sağlık   raporunun gerektiği ꢀekilde düzenlenmediği tespitinde bulunmak gerekmektedir (Bakbak-   Türkiye, baꢀvuru no: 39812/98, 1 Temmuz 2004).   Baꢀvuranın kendini yaraladığı varsayılsa dahi, AĐHM’ye göre, gözaltında bulunan bir kiꢀinin   kendine zarar verme veya intihar gibi her türlü teꢀebbüse engel olmak için, sözkonusu kiꢀinin   düzenli ve yakın ꢀekilde gözetim altında tutulması özellikle önem taꢀımaktadır. Devlet’in   kontrolü veya sorumluluğu altında bulunan bir kiꢀinin kendisine karꢀı korunması da dahil   olmak üzere bir korumadan faydalanması gerekmektedir.   Mevcut dava koꢀullarında ve dosya unsurları göz önüne alındığında, AĐHM, Savunmacı   Devlet’in, baꢀvuranın vücudunda tespit edilen ve on gün iꢀgöremez raporu verilmesini   gerektiren yaralardan sorumlu olduğu kanaatindedir.   Sonuç olarak, AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak, baꢀvuran, enflasyon oranına tekabül   eden miktara yükseltildiğinde, 200.000 Amerikan Doları manevi tazminat, 8.400 Amerikan   Doları avukatlık ücreti ve çeviri ve posta masrafları için 1.000 Türk Lirası (yaklaꢀık 500   Euro) talep etmektedir. Belge olarak baꢀvuran, masraflarının faturalarını ve manevi tazminat   olarak açıklanan miktarın %30’nun avukatına verilmesi hususunda avukatı ile imzaladığı   sözleꢀmeyi sunmaktadır.   Manevi tazminat ile ilgili olarak, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana, 10.000 Euro   ödenmesine hükmetmektedir. Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak AĐHM, içtihadına   göre, bir baꢀvuranın yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği,   gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebileceğini   hatırlatmaktadır (Bottazi-Đtalya, baꢀvuru no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya, baꢀvuru no:   37645/97, 1 Ekim 2002). Mevcut davada sahip olduğu belgeleri ve yukarıda sözü edilen   kriterleri göz önüne alan AĐHM, baꢀvurana 1.000 Euro yargılama masraf ve gideri   ödenmesine hükmetmektedir.   AĐHM, sözkonusu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uygulanan orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasına   hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı   Devlet tarafından baꢀvurana aꢀağıdaki miktarların ödenmesine:   (i) her türlü vergiden muaf tutularak 10.000 Euro (on bin Euro Euro) manevi tazminat;   (ii) her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin Euro) yargılama masraf ve gideri;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 19 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło