30235/03
WyrokETPCz2009-10-06ECLI:CE:ECHR:2009:1006JUD003023503
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego na podstawie zeznań uzyskanych w trakcie zatrzymania bez dostępu do adwokata, w warunkach rzekomego złego traktowania, naruszyło jego prawo do rzetelnego procesu sądowego gwarantowane przez art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że proces sądowy skarżącego był całkowicie niesprawiedliwy, ponieważ sąd krajowy oparł skazanie na zeznaniach uzyskanych od skarżącego w trakcie wstępnego przesłuchania, gdy nie miał on dostępu do adwokata i twierdził, że był poddawany torturom i złemu traktowaniu. Mimo że skarżący wycofał te zeznania przed sądem, sąd pierwszej instancji uznał je za szczere i prawdziwe, przypisując im wagę dowodową, co było sprzeczne z zasadą, że zeznania uzyskane pod przymusem nie powinny być brane pod uwagę. Trybunał podkreślił, że brak dostępu do adwokata w początkowych fazach postępowania, w połączeniu z zarzutami złego traktowania, podważył uczciwość całego procesu.Stan faktyczny
Skarżący, Özcan Çolak, został zatrzymany 5 listopada 1999 r. w Turcji pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji zbrojnej MLKP. Podczas zatrzymania był przesłuchiwany bez dostępu do adwokata i twierdził, że był poddawany torturom i złemu traktowaniu, co potwierdził częściowo lekarz więzienny, odnotowując zasinienie oka. Jego zeznania, uzyskane w tych warunkach, zostały wykorzystane jako dowód w procesie, mimo że skarżący je wycofał, twierdząc, że zostały wymuszone. Został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule na karę 12 lat i 6 miesięcy pozbawienia wolności, która została później obniżona.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznał skargę za dopuszczalną.
2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji z powodu wykorzystania przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule zeznań skarżącego, które zostały rzekomo uzyskane pod torturami bez obecności adwokata.
3. Uznał, że nie jest konieczne odrębne rozpatrywanie pozostałych skarg skarżącego w ramach art. 6 Konwencji.
4. Zasądził na rzecz skarżącego 2000 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 3700 Euro tytułem kosztów i wydatków, wraz z odsetkami za zwłokę.
5. Oddalił pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF E U R O P E
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ÖZCAN ÇOLAK – TÜRKĐYE
(B a ꢀvuru no. 30235/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir.
ꢁekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 30235/03 no’lu davanın nedeni, Özcan Çolak
(“baꢀvuran”) adlı T.C. vatandaꢀının, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 1 Ağustos 2003
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (“Avrupa
Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin - AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran Đstanbul Barosu avukatlarından F.N. Ertekin ve T. Ayçık tarafından temsil
edilmiꢀtir.
OLAYLAR
DAVANIN OLAYLARI doğumlu baꢀvuran Tekirdağ’da ikamet etmektedir.
A. Gözaltında tutulma ve baꢀvuranın kötü muameleye uğradığına iliꢀkin tıbbi
raporlar
Baꢀvuran 5 Kasım 1999 tarihinde sabah saat 10 sularında, yasadıꢀı silahlı MLKP
(Marksist-Leninist Komünist Partisi) örgütü üyesi olduğu ꢀüphesiyle Tekirdağ’da gözaltına
alınmıꢀtır.
Aynı gün saat 14 sularında baꢀvuranı muayene eden doktor baꢀvuranın vücudunda kötü
muamele izine rastlamamıꢀtır.
Aynı gün baꢀvuran saat 14.10’da Erzincan Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis
memurlarına teslim edilmiꢀ, buradan araçla Erzincan’a nakledilmiꢀtir.
Baꢀvuran 6 Kasım ve 7 Kasım 1999 tarihlerinde silahları nereye gömdüğünü göstermesi
için dağda iki kez yer göstermeye götürülmüꢀtür.
Erzincan Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde görevli iki polis memuru 7
Kasım 1999 tarihinde baꢀvuranı sorgulamıꢀtır. Baꢀvuran MLKP’de katıldığı etkinlikleri
ayrıntılı olarak anlatmıꢀtır.
Baꢀvuran belirlenemeyen bir tarihte, önceden hazırlanmıꢀ, diğer hususlar meyanında,
sessiz kalma hakkının bulunduğunu belirten bir belge imzalamıꢀtır.
Baꢀvuran 9 Kasım 1999 tarihinde Erzincan Devlet Hastanesi’nde muayene edilmiꢀ,
vücudunda kötü muamele izine rastlanmamıꢀtır.
Aynı gün baꢀvuran, baronun atadığı avukatıyla beraber Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi
huzuruna çıkarılmıꢀtır. Baꢀvuran gözaltında kötü muameleye uğradığından, ifade verebilecek
durumda olmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran muayenesinin yapılması için bir hastaneye sevkini
istemiꢀtir. Hakim baꢀvuranın sol gözünde morarma ve kızarıklık gözlemlemiꢀ, ayağa
kalkmakta ve konuꢀmakta güçlük çektiğini tespit etmiꢀtir. Muayene edilmesi için Devlet
Hastanesi Adli Tabipliğine sevk edilmesine karar vermiꢀtir. Mahkeme aynı gün baꢀvuranın
tutukluluk durumunun devamına karar vermiꢀtir.
Baꢀvuran 9 Kasım 1999 tarihinde Erzincan Devlet Hastanesi’nde muayene edilmiꢀtir.
Muayenede, vücudunda kötü muamele izine rastlanmamıꢀtır.
Baꢀvuran 12 Kasım 1999 tarihinde tutukluluk kararına itiraz etmiꢀtir. Hem Tekirdağ hem
de Erzincan Emniyet Müdürlüklerindeki polis memurlarının kötü muamelesine maruz
kaldığını belirtmiꢀtir. Yapılan muameleye iliꢀkin olarak, dövüldüğünü, asıldığını, cinsel
organının sıkıldığını ifade etmiꢀ, bunların ne zaman gerçekleꢀtiğine dair ayrıntılı bilgi
vermiꢀtir. Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına yaptığı
itirazı aynı gün reddetmiꢀtir.
Bu esnada, baꢀvuran, 10 Kasım 1999 tarihinde, cezaevi tabipliğinde muayene edilme
talebinde bulunmuꢀtur.
Baꢀvuran aynı gün saat 17.35’te cezaevi tabibi tarafından muayene edilmiꢀtir. Cezaevi
tabibi, baꢀvuranın sol gözünün altında yok olmakta olan 1 ila 3 cm uzunluğunda açık yeꢀil
renkte, ekimoz veyahut hiperpigmentasyona benzeyen ve tahminen yedi ila on gün önce
oluꢀmuꢀ bir iz kaydetmiꢀtir. Tabip baꢀka bir dövülme veya ꢀiddet emaresi kaydetmemiꢀtir.
B. Baꢀvuranın kötü muamele iddialarına iliꢀkin cezai soruꢀturma
Erzincan Cumhuriyet Baꢀsavcısı kötü muamele iddialarına iliꢀkin soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır.
Savcı 28 Kasım 1999 tarihinde baꢀvuranın kötü muamaleye iliꢀkin iddialarını dinlemiꢀtir.
Baꢀvuran nerede, ne zaman ve hangi biçimlerde kötü muameleye maruz kaldığına iliꢀkin
ayrıntılar vermiꢀtir. Özellikle, gözündeki yaralanmanın, Erzincan’a nakledilirken, araç
sürücüsünün darbeleri sonucu oluꢀtuğunu iddia etmiꢀtir. Ayrıca hem Tekirdağ’da hem de
Erzincan’da sorgulanması sırasında iꢀkenceye maruz kaldığını yinelemiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı 22 Kasım 1999 tarihinde baꢀvuranı muayene eden Erzincan Devlet
Hastanesi doktorlarının ifadesini almıꢀtır. Her iki doktor da muayeneyi yasalara uygun
biçimde gerçekleꢀtirdiklerini, baꢀvuranda herhangi bir kötü muamele izine rastlamadıklarını
belirtmiꢀlerdir.
Savcı 2 Aralık 1999 tarihinde, baꢀvuranla aynı zamanda yakalanan sanıklardan Y.T.’yi
dinlemiꢀtir. Y.T. gözleri sürekli bağlı kaldığından, baꢀvurana kötü muamelede bulunan
herhangi bir kiꢀi görmediğini belirtmiꢀtir. Polis memurlarının kendisine kötü muamelede
bulunmadıklarını ve kötü muamele emaresi sesler duymadığını belirtmiꢀtir.
Savcı 21 Aralık 1999 tarihinde sanık polis memuru D.A.’yı dinlemiꢀtir. D.A. baꢀvuranı 7
Kasım 1999 tarihinde sorguladığını, o tarihte baꢀvuranın sol gözünün altında kaybolmakta
olan ve birkaç günlük olduğu anlaꢀılan bir bere olduğunu belirtmiꢀtir. Bunun nasıl meydana
geldiğini bilmediğini, baꢀvurana ne yalnızken ne de baꢀkaları varken kötü muamelede
bulunulmadığını ifade etmiꢀtir. Aralık tarihinde baꢀka bir polis memuru dinlenmiꢀtir. Polis memuru kötü muamele
iddialarını reddetmiꢀ, baꢀvuranın gözündeki berenin, yirmi beꢀ saat boyunca yolculuk
yapması, uzun süre sorgulanması ve olay yeri incelemeleri için iki kez dağa götürülmesine
bağlı olarak meydana gelmiꢀ bir ꢀiꢀlik olabileceğini iddia etmiꢀtir.
Savcı 18 Ocak 2000 tarihinde baꢀvuranı cezaevinde muayene eden doktor E.Ç.’yi
dinlemiꢀtir. Doktor muayeneyi yasalara uygun biçimde gerçekleꢀtirdiklerini teyit etmiꢀtir.
Baꢀvuranın vücudunda, ancak dikkatli bakıldığında gözlerinin altında görülebilen açık yeꢀil
alan haricinde
kötü muamele izine rastlamamıꢀtır. Bu bağlamda, bu alan büyük
olmadığından, kötü muamele emaresi olduğunu düꢀünmediğini,bunun uykusuzluk veyahut
bölgesel enfeksiyon sonucu oluꢀmuꢀ olabileceği sonucuna vardığını ifade etmiꢀtir.
Savcı 21 ꢁubat 2000 tarihinde baꢀvuranla aynı anda yakalanıp gözaltına alınan
sanıklardan I.K.’yı dinlemiꢀtir. I.K., diğer hususlar meyanında, gözleri bağlandığından,
baꢀvurana kötü muamelede bulunan kimseyi görmediğini belirtmiꢀtir. Kötü muameleyi iꢀaret
eden herhangi bir gürültü duymadığını ileri sürmüꢀtür. Öte yandan, baꢀvuranın nerede
tutulduğunu bilmediğinden, bir ses duyduğundan emin olamadığını ifade etmiꢀtir.
Erzincan Cumhuriyet Savcısı 24 Mart 2000 tarihinde Erzincan Emniyet Müdürlüğü
Terörle Mücadele ꢁubesi’nde görevli iki polis memuruyla ilgili olarak yetkisizlik kararı
vermiꢀtir. Savcı kararında, doktorlar ve baꢀvuranla aynı tarihte aynı sebeplerle gözaltına
alınan diğer ꢀahitlerin tanıklıklarını özellikle kaydetmiꢀtir.
C. Baꢀvuran hakkında açılan cezai dava
Bu esnada, 13 Aralık 1999 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Savcısı baꢀvuran hakkında bir iddianame sunmuꢀ, Türk Ceza Kanunu’nun 168/2 ile 264/6 ve
264/8 maddeleri kapsamında baꢀvuranı yasadıꢀı silahlı MLKP örgütüne üye olmak ve halka
açık yerde molotof kokteyli atmakla suçlamıꢀtır.
Adalet, Sağlık ve Đçiꢀleri Bakanları tarafından, avukatların cezaevine giriꢀlerine iliꢀkin
güvenlik tedbirleri çıkarmak için ortaklaꢀa hazırlanan “üçlü protokol” 17 Ocak 2000 tarihinde
yürürlüğe girmiꢀtir. Güvenlik tedbirleri değiꢀmezken, Türk Barolar Birliği, diğer hususlar
meyanında, bu tür tedbirlerin savunma haklarını ihlal edeceğini göz önünde bulundurarak,
avukatların cezaevlerine girmemeleri yönünde bir karar vermiꢀtir.
Bu esnada, baꢀvuran hakkında 27 Aralık 1999 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nde dava açılmıꢀtır. Yargılama esnasında, baꢀvuran MLKP’yle olan bağlantısını
sürekli olarak reddetmiꢀ, polis sorgulaması sırasında iꢀkenceye uğradığını ve kendi aleyhinde
itiraflarda bulunmaya zorlandığını iddia etmiꢀtir. Dava dosyasında bulunan tıbbi raporlardaki
tespitleri kabul etmemiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca, “üçlü protokol”ün çıkardığı katı tedbirler
nedeniyle avukatına eriꢀmede zorluklarla karꢀılaꢀtığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı
mahkemede ayrıca, bir kiꢀi dıꢀında, baꢀvuran aleyhinde ifade veren tüm sanıkların diğer
mahkemelerce de beraat ettirildiklerini ileri sürmüꢀtür.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 4 Eylül 2002 tarihinde baꢀvuranı yasadıꢀı silahlı
örgüt üyeliğinden suçlu bulmuꢀ, on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Bunu yaparken,
baꢀvuranın gözaltında verdiği ifadeleri, olay yerinde gerçekleꢀtirilen tatbikatın tam kayıtları
ve diğer ꢀüpheli ve mahkumların polise ve diğer mahkemelere verilen ifadelerini içeren dava
dosyasındaki delilleri göz önünde bulundurmuꢀtur. Mahkeme özellikle, tıp raporlarında kötü
muamele emaresi bulunmadığı, baꢀvuranın ifadelerinin samimi ve gerçeğe uygun olduğu
kanısına varmıꢀtır.
Yargıtay 4 ꢁubat 2003 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır. Baꢀvuranın
kararın düzeltilmesine iliꢀkin talebi Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından 20 Mart 2003
tarihinde reddedilmiꢀtir.
D. Đzleyen geliꢀmeler
Yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından baꢀvuranın cezasının infazı,
Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 22 Ekim 2004 tarihinde ertelenmiꢀtir. Baꢀvuran
cezaevinden serbest bırakılmıꢀtır.
Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi 10 Nisan 2006 tarihinde, ek kararla, baꢀvurana iliꢀkin ilk
cezayı altı yıl üç aylık hapis cezasına indirmiꢀtir. Bu karar 10 Mayıs 2006 tarihinde
nihaileꢀmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 (b) ve (c) maddesi uyarınca, Đstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin, ön soruꢀturma sırasında avukata eriꢀimi olmadığı bir zamanda iꢀkence
altında alınan ve baꢀvuranın sonradan reddettiği ifadeleri kabul edip, bunlara dayanarak
mahkumiyet kararı vermesi nedeniyle, adil yargılanma hakkından yoksun bırakıldığından;
kendisini mahkum etmek için delil olarak alınan tanık ifadelerinin de baskı altında
alındığından; ne kendisinin ne de kendisini yargılayan mahkemenin bu tanıkları
sorguladığından; “üçlü protokolün” uygulanması nedeniyle çıkan güçlükler yüzünden
yargılanması sırasında yerinde bir hukuki yardımdan yoksun bırakıldığından; Cumhuriyet
Savcısının karar düzeltme baꢀvurularını değerlendirmesinin kuvvetlerin eꢀitliği ilkesini ihlal
ettiğinden ve davanın görüldüğü mahkemenin kararının gerekçesiz olduğundan ꢀikayetçi
olmuꢀtur.
Baꢀvuran ayrıca, AĐHS’nin 6. ve 8. maddeleri uyarınca, avukatıyla olan yazıꢀmalarının,
cezaevi yetkilileri tarafından açılıp incelenmek suretiyle sürekli olarak müdahaleye
uğradığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.
AĐHM, ꢀikayetleri AĐHS’nin 6/1 ve 3 (b) ve (c) maddesi kapsamında inceleyecektir.
A. Adli yardım sağlanmaksızın, iꢀkence altında alındığı iddia edilen ifadelerin
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kullanılması
1. Kabuledilebilirlik
Hükümet, AĐHM’den, baꢀvuranın gözaltındayken adli yardım verilmemesine iliꢀkin
ꢀikayetini, baꢀvuranın baꢀvurusunu gözaltı süresinin bitiꢀ tarihinden itibaren altı ay içinde
yapmayarak altı ay kuralına uymadığı gerekçesiyle reddetmesini talep etmiꢀtir (AĐHS’nin
35/1 maddesi).
AĐHM, benzer davalarda Hükümet’in ön itirazlarını inceleyip reddettiğini yineler
(özellikle bkz. Çimen – Türkiye, 19582/02). AĐHM, mevcut davada yukarıda belirtilen
baꢀvurulara iliꢀkin içtihadın dıꢀına çıkılmasını gerektirecek özel bir koꢀul tespit edememiꢀtir.
Sonuç olarak, AĐHM Hükümet’in ön itirazını reddeder.
Ayrıca, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun bu kısmının
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, baꢀka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
AĐHM, AĐHS’nin 19. maddesi uyarınca görevinin, Sözleꢀmeye Taraf Devletler’in AĐHS
kapsamında kabul ettikleri yükümlülüklere uymalarını sağlamak olduğunu yineler. Özellikle,
AĐHS’nin güvence altına aldığı hak ve özgürlükleri ihlal etmedikleri sürece, yerel
mahkemeler yüzünden meydana geldiği iddia edilen maddi ve hukuki hataları incelemek
AĐHM’nin görevi değildir. 6. madde, adil yargılanma hakkını güvence altına almakta olup,
benzer kanıtların kabuledilebilirliğiyle ilgili hükme varmaz. Bu öncelikle ulusal kanunlar
uyarınca düzenlenecek bir meseledir (bkz. Schenk - Đsviçre).
Bu nedenle, ilke olarak, belirli kanıt türlerinin - örneğin, ulusal kanunlar açısından
kanunsuz biçimde elde edilmiꢀ kanıtlar - kabuledilebilir olup olmadığını veyahut esasında
baꢀvuranın suçlu olup olmadığını belirlemek AĐHM’nin görevi değildir. Yanıtlanması
gereken soru, yargılama sürecinin, kanıtın elde edildiği yöntem de dahil olmak üzere bütün
olarak, adil olup olmadığıdır. Bu durum, sözkonusu “kanunsuzluk” ile baꢀka bir AĐHS
hakkının sözkonusu olduğu durumlarda tespit edilen ihlalin mahiyetinin incelenmesini kapsar
(diğerlerinin yanı sıra bkz. Jalloh – Almanya [BD], 54810/00).
AĐHM, 3. madde ihlal edilerek elde edilen kanıtın cezai davada kullanılmasının, delilin
kabul edilmesi mahkumiyet kararı verilmesinde belirleyici olmasa bile, bu davanın adilliğini
ihlal edebileceği hükmüne varmıꢀtır (Söylemez – Türkiye, 46661/99). Ayrıca 3. maddeye
iliꢀkin bir ꢀikayetin bulunmayıꢀı, 6. maddenin teminatlarıyla örtüꢀmesi bakımından, AĐHM’yi,
baꢀvuranın kötü muamele iddialarını göz önünde bulundurmaktan alıkoymamaktadır (bkz.
Örs ve Diğerleri – Türkiye, 46213/99 ve Kolu – Türkiye, 35811/97).
Ayrıca, AĐHM, kiꢀinin kendi aleyhine tanıklık yapmaktan çekinmesi veyahut sessiz
kalma hakkının genel olarak adil yargılamanın özünü teꢀkil eden uluslararası standart olarak
kabul edildiğini yineler. Bu hakların amacı sanık için, yetkili makamların uyguladığı
uygunsuz baskıya karꢀı koruma sağlamak, dolayısıyla adli hatalardan kaçınmak ve 6.
maddenin hedeflerini teminat altına almaktır (bkz. John Murray - Đngiltere). Bu hak, bir ceza
davasındaki davacı tarafın, sanığın rızası olmadan baskı veya zorlama yoluyla elde edilen
kanıtlara baꢀvurmadan sanığa karꢀı davasını ispat etme yoluna gittiğini varsaymaktadır (bkz.
Jalloh ve Kolu). AĐHM özellikle göz önünde bulundurduğu usul tedbirlerinden birisi ilk
aꢀamalarda avukat eriꢀiminin sağlanmasıdır (bkz. Salduz).
Mevcut davada, baꢀvuran 5 Kasım 1999 tarihinde Tekirdağ’da yakalanmıꢀtır. Aynı
tarihte araçla Erzincan’a nakledilmiꢀtir. Burada 9 Kasım 1999 tarihine kadar tutuklu kalmıꢀtır.
Baꢀvuran bu süre zarfında sorgulanmıꢀ, yer gösterme için iki kez dağa götürülmüꢀ, burada
suçlayıcı ifadeler vermiꢀtir.
Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranın, bu ifadeleri, avukata eriꢀiminin bulunmadığı
koꢀullarda verdiğini gözlemler. AĐHM ayrıca baꢀvuranın daha sonra yerel mahkemelerdeki
davalarda, iꢀkenceye ve kötü muameleye uğradığını iddia ederek, bu ifadelerin doğru
olmadığını ifade ettiğini gözlemler. Bu bağlamda AĐHM, o aꢀamada baꢀvuranın avukata
eriꢀim hakkı üzerinde uygulanan kısıtlamanın sistemli olduğunu ve devlet güvenlik
mahkemelerinin yetki alanına giren suçlarla bağlantılı olarak tutuklu bulunan herkese
uygulandığını gözlemler (bkz. Salduz). Salduz kararında AĐHM, bunun baꢀlı baꢀına AĐHS’nin
6. maddesinin koꢀullarını yerine getirmediğini tespit etmiꢀtir.
Üstelik AĐHM, dava dosyasında bulunan ve baꢀvuranın sessiz kalma hakkından uygun bir
biçimde haberdar edildiğini açıkça göstermek için önceden çıktısı alınıp imzalanmıꢀ, tarihi
bulunmayan belgeden ikna olmamıꢀtır. Son olarak, baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin cezai
soruꢀturmanın, savcıyı delil yetersizliği nedeniyle hiçbir polis memurunu mahkemeye sevk
etmeme kararı vermeye itmesine ve baꢀvuranın bu karara ağır ceza mahkemelerinde itiraz
etmemesine karꢀın, polis memurlarının baꢀvuranın sorgulanması sırasındaki tavırları
konusunda AĐHM’nin ciddi ꢀüpheleri devam etmektedir. Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranın
olaylara iliꢀkin tutarlı ve ayrıntılı ifadesini, baꢀvuranın “yirmi beꢀ saat boyunca araba
yolculuğu yapması, uzun süre sorgulanması ve iki kez dağa götürülmesi” sonucu yorgun
düꢀmüꢀ olabileceğini ima eden bir polis memurunun tanık ifadesini, gözaltında tutuldukları
sırada gözlerinin bağlandığı yolunda ifade veren I.K. ve Y.T. adlarındaki tutukluların tanık
ifadelerini, baꢀvuranın, gözaltı süresi bitiminde hem baronun atadığı avukat hem de sulh ceza
mahkemesi hakimi tarafından, duruꢀmalara sık çıkmadığının gözlenmesini ve cezaevi
tabibinin, gözaltı süresi bitiminden sonraki gün baꢀvuranın sol gözünde kaydettiği eziği
kaydeder.
Bununla beraber, AĐHM, baꢀvuranın davayı gören mahkemede, iꢀkence ve kötü muamele
altında alındığını iddia ederek ifadesini geri çekmesine karꢀın, ilk derece mahkemesinin,
baꢀvuranın polise verdiği ifadesinin samimi ve gerçek olduğuna karar verdiğini ve Türk
yasalarının genel olarak baꢀvuranın savunması açısından belirleyici olan, sorgulama sırasında
elde edilen ancak mahkemede reddedilen hiçbir itirafa ehemmiyet göstermemesine karꢀın,
baꢀvuranı mahkum ederken bu ifadelere önem atfettiğini gözlemler.
Bu koꢀullarda, AĐHM, baꢀvuranın ön soruꢀturma sırasında iꢀkence ve kötü muamele
altında avukatı olmaksızın alındığı varsayılan ifadelerinin kendisine açılan dava sırasında
mahkemede kullanılmasının, davayı adil olmaktan tamamıyla uzak kıldığı kanısındadır.
Buna göre AĐHS’nin 6/3(c) maddesinin 6/1 maddeyle bağlantılı olarak ihlal edildiği
kanısındadır.
B. Davanın adilliğine iliꢀkin meydana geldiği iddia edilen diğer ihlaller
Hükümet, AĐHM’den, baꢀvuranın, tanıkları sorgulayamadığı veya sorgulatamadığı
iddialarıyla ilgili ꢀikayetini, davayı gören mahkemeden bunları incelemesini veya
inceletmesini istemediği için, iç hukuk yollarının tüketilmesi koꢀulunu yerine getirmediği
gerekçesiyle reddetmesini talep etmiꢀtir.
AĐHM, yukarıda belirtilen Hükümet’in itirazının, baꢀvuranın bu baꢀlık altındaki
ꢀikayetlerinin özüyle yakından ilintili olduğu ve ayrı tutulamayacağı kanısındadır. Sözkonusu
ꢀikayetin esasına önyargı uygulanmasının önlenmesi için, bu sorular beraber incelenmelidir.
Baꢀvuranın ꢀikayetleri diğer bakımlardan da kabuledilebilir ilan edilmelidir.
AĐHM, davanın olayları, tarafların savları ve AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 (c) maddesinin ihlal
edildiği tespitini göz önünde bulundurarak, AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında ortaya sürülen
ana hukuki soruyu incelemiꢀtir. Bu nedenle, baꢀvuranın bu hüküm kapsamındaki ꢀikayetlerine
iliꢀkin ayrı bir karar verilmesine gerek bulunmadığı sonunca varmıꢀtır (örn. bkz. Juhnke –
Türkiye, 52515/99 ve Getiren – Türkiye, 10301/03).
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran, 20.650 Euro maddi, 15.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir.
Hükümet meblağlara itiraz etmiꢀtir.
Maddi tazminat iliꢀkin olarak AĐHM, 6/1 ve 6/3 (c) maddeyle uyumlu davanın sonucunun
ne olacağına iliꢀkin tahminde bulunamayacağı kanısındadır. Bu nedenle maddi tazminat
ödenmemesine hükmeder.
AĐHM, manevi tazminata iliꢀkin olarak, hakkaniyete uygun surette, 2000 Euro ödenmesine
hükmeder.
AĐHM ayrıca en uygun telafi biçiminin, baꢀvuranın, talep etmesi halinde, AĐHS’nin 6.
maddesinin ꢀartlarıyla uyumlu olarak yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (bkz.
Salduz).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran ayrıca ulusal takibatlardan doğan masraflar için 744 Euro, AĐHM önünde
meydana gelen masraflar içinse 8247 Euro talep etmiꢀtir. Taleplerini desteklemek amacıyla,
çeꢀitli masraflar ve avukatlık masraflarına iliꢀkin faturalarla Đstanbul Barosu’nun ücret
çizelgesine dayanarak hazırlanmıꢀ bir ücret sözleꢀmesi sunmuꢀtur.
Hükümet bu meblağlara itiraz etmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı
ve makul bir meblağ olduğu takdirde baꢀvurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM, sahip olduğu
belgeler ve yukarıda belirtilen ölçütler ıꢀığında, baꢀvurana tüm baꢀlıklar altında 3700 Euro
ödenmesine hükmeder.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı
faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiꢀtir.
AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin, baꢀvuranın avukatı olmaksızın iꢀkence altında
alındığı iddia edilen ifadelerini kullanması nedeniyle AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 (c) maddesinin
ihlal edildiğine;
3. Baꢀvuranın AĐHS’nin 6. maddesi kapsamındaki diğer ꢀikayetlerini ayrı olarak incelemenin
gerekli olmadığına;
4. (a) Savunmacı Devlet’in, baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın
kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her tür vergiyle beraber,
ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirası’na çevirerek izleyen meblağları
ödemesine,
(i) Uygulanabilecek her türlü vergi ile beraber 2000 Euro (iki bin Euro) manevi
tazminat,
(ii) Baꢀvurana uygulanabilecek her türlü vergi ile beraber yargılama gideri olarak 3700
Euro ödenmesine (üç bin yedi yüz Euro),
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
5. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine,
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 6 Ekim tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Sally Dollé
Zabıt Katibi
Françoise Tulkens
Baꢀkan
AĐHS’nin 45/2 maddesiyle Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 74/2 maddesi uyarınca, Hakim
Andras Sajó’nun mutabık görüꢀü bu karara eklidir.
S.D.
F.T.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło