30245/02

WyrokETPCz2007-09-20ECLI:CE:ECHR:2007:0920JUD003024502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przedłużone zatrzymanie policyjne i brak skutecznej kontroli sądowej oraz możliwości uzyskania odszkodowania w warunkach stanu wyjątkowego naruszyły prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ponowne przekazanie skarżących do aresztu policyjnego po ich początkowym przeniesieniu do więzienia, w celu dalszego przesłuchania, stanowiło obejście przepisów dotyczących okresów zatrzymania i pozbawiło ich skutecznej kontroli sądowej, naruszając art. 5 ust. 1 lit. c. Brak skutecznego środka odwoławczego od decyzji o zatrzymaniu, zwłaszcza w kontekście dekretu nr 430, naruszył art. 5 ust. 4. Ponadto, ponieważ zatrzymanie, choć niezgodne z Konwencją, było zgodne z prawem krajowym, skarżący nie mieli możliwości uzyskania odszkodowania, co naruszyło art. 5 ust. 5.
Stan faktyczny
Czterech skarżących zostało zatrzymanych w styczniu 2002 roku w Turcji. Po początkowym zatrzymaniu policyjnym i przeniesieniu do więzienia, zostali ponownie przekazani do aresztu policyjnego na dalsze przesłuchania, a ich okres zatrzymania został przedłużony na podstawie dekretu nr 430, obowiązującego w warunkach stanu wyjątkowego. Łącznie spędzili dwadzieścia dni w areszcie policyjnym.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną; stwierdził naruszenie art. 5 ust. 1 lit. c, art. 5 ust. 4 i art. 5 ust. 5 Konwencji; zasądził każdemu ze skarżących 4 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   GÜRCEĞĐZ VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 30245/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Eylül 2007   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek   olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   T.C. vatandaꢀları Đbrahim Gürceğiz, Bilal Çetiner, Ekrem Kılavuz ve Mustafa Bozkurt’un   (baꢀvuranlar) Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine 27 ꢁubat 2002 tarihinde Avrupa Đnsan   Hakları Mahkemesine Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını   güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları (61442/00 ve 61445/00) numaralı   baꢀvuru sonucu bu dava görülmektedir.   Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır barosu   avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1973, 1974, 1976 ve 1974 doğumlu olup 21 ve 22 Ocak   tarihlerinde yakalanarak 25 Ocak 2002’te gözaltına alınmıꢀlardır.   Ocak 2002’de Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) nöbetçi hakimi, Olağanüstü   Hal Bölge Valisi’nin ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın   talebi üzerine ve olağanüstü hal çerçevesinde alınacak tamamlayıcı tedbirler hakkındaki 430   sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3 c) fıkrası uyarınca baꢀvuranların Diyarbakır   Emniyet Müdürlüğü’nde on gün süreyle sorgulanmaları için izin vermiꢀtir.   Ocak 2002 tarihinde baꢀvuranların sorgulaması yapılmıꢀtır.   ꢁubat 2002 tarihinde nöbetçi hakim 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye   uygun olarak baꢀvuranların gözaltı süresinin on gün süreyle uzatılması kararını almıꢀtır.   Baꢀvuranlar 14 ꢁubat 2002 tarihinde tutuklu yargılanmak üzere cezaevine   konulmuꢀtur.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar polis karakolunda tutulma süresinin uzunluğundan ve yasallığından   ꢀikayet ederek bu durumu giderecek etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmadığını öne   sürmektedirler. Baꢀvuranlar bu noktada AĐHS’nin 5/3, 4. ve 5. maddelerine atıfta   bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe dair   1. Altı ay kuralına riayet etmeme   Hükümet, baꢀvuran Mustafa Bozkurt’un baꢀvurusunda altı ay kuralına   uyulmadığından AĐHM’yi bu baꢀvuruyu kabuledilemez bulmaya davet etmektedir. Adı geçen   tarafından 26 ꢁubat 2002 tarihinde bir mektup gönderilmiꢀ, ancak hala baꢀvuru   yapılmamıꢀtır..   AĐHM, baꢀvuran Mustafa Bozkurt’un 5 Haziran 2002 tarihli imzalı baꢀvuru formunun   Haziran 2002 tarihinde postaya verildiğini, bu durumda polis karakolunda gözaltı süresinin   bitmesinden itibaren altı ay içinde baꢀvurunun yapılmıꢀ olduğunu gözlemlemektedir. Bu   nedenle yapılan itiraz reddedilmektedir.   2. Đç hukuk yollarının tüketilmemesi hakkında   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini hatırlatmakta, baꢀvuranların nöbetçi   hakim kararıyla uzatılan gözaltı süresine itiraz edebileceklerini ifade etmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 5/4. maddesine yönelik yapılan ꢀikayetle doğrudan ilintili olduğunu   not ederek bu itirazı esasa birleꢀtirmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀvurunun baꢀka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   B. Esas hakkında   1. AĐHS’nin 5/1 c) maddesi   Hükümet baꢀvuranların polis karakolunda gözaltına alınmalarının ve gözaltı süresinin   uzunluğunun olayların meydana geldiği dönemde iç hukukta yürürlükte bulunan mevzuata   uygun olduğunu savunmaktadır.   AĐHM daha önce de benzer sorunların dile getirildiğini ve bunların AĐHS’nin ihlali ile   sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. Karagöz-Türkiye kararı, no: 78027/01 ve Balık-Türkiye   kararı, no: 6663/02, 15 ꢁubat 2007). AĐHM, Mahkemeye sunulan bütün delil unsurlarının   incelenmesinden Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak   ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını kaydetmektedir.   AĐHM baꢀvuranların 21 ve 22 Ocak 2002 tarihlerinde gözaltına alındıklarını ve 25   Ocak 2002 tarihine dek gözaltında kaldıklarını, bu son tarihte nöbetçi hakim kararıyla tutuklu   yargılanmak üzere cezaevine gönderildiklerini gözlemlemektedir. Adı geçenler cezaevine   sevk edildiklerinin ertesi günü sorgulanmak üzere polis karakoluna götürülmüꢀler, 4 ꢁubat   tarihli nöbetçi hakim kararıyla gözaltı süresi on gün daha uzatılmıꢀ, baꢀvuranlar   böylelikle yirmi gün boyunca gözaltında kalmıꢀlardır.   AĐHM’nin daha önceki mezkur Karagöz kararında da belirttiği üzere, baꢀvuranların   tutuklanmalarının sonrasında polis karakoluna gönderilmeleri etkili hukuki bir denetimi   ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca, hali hazırda hapiste olan bir tutuklunun sorgulanmak üzere   güvenlik güçlerine teslim edilmesi gözaltı sürelerine iliꢀkin uygulanan mevzuatta hile yapmak   anlamına gelmektedir. Tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderilmelerinden birkaç saat   sonra yeni sorgulamalara maruz kalan baꢀvuranlar da bu muameleye maruz kalmıꢀlardır. Bu   husus 5/1 c) maddesiyle öngörülen düzenlemelere aykırı olup, sorgulanan kiꢀiyi ilgili   güvencelerden yoksun bırakmaktadır.   Bu nedenle AĐHS’nin 5/1 c) maddesi ihlal edilmiꢀtir.   2. AĐHS’nin 5/4. maddesi   Hükümet, baꢀvuranların polis karakolunda sorgulanmalarına iliꢀkin nöbetçi hakim   kararına itirazda bulunabileceklerini savunmakta, bu noktada Yakup Köse vd.-Türkiye   (baꢀv.no: 50177/99, 2 Mayıs 2006) kararına atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, AĐHS’nin 5/4. maddesinin iç hukukta AĐHS’nin 5. maddesine dayalı bir   ꢀikayeti ve buna elveriꢀli bir baꢀvuruyu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu baꢀvuru   hukuken olduğu kadar uygulamada da «etkili» olmalıdır.   AĐHM, Hükümetin göndermede bulunduğu kararın yürütülen ceza süreci kapsamında   tutuklu yargılanan sanıklara iliꢀkin olduğunu not etmektedir. Mevcut durum farklıdır.   Baꢀvuranlar 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. maddesine dayalı olarak polis   karakoluna götürülmüꢀlerdir. AĐHS’nin 5/1. maddesinin c) fıkrasında söz edilenler ıꢀığında   AĐHM, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. maddesine iliꢀkin alınan kararların   etkili adli bir denetimden uzak olduğuna itibar etmektedir.   AĐHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını reddetmiꢀ ve AĐHS’nin   5/4. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.   3. AĐHS’nin 5/5. maddesi   Hükümet baꢀvuranların 466 sayılı Kanun’a dayalı olarak tazminat talebinde   bulunabileceklerini savunmaktadır.   AĐHM, 5. maddenin 5. paragrafının gereklerinin yerine getirilmesi için, aynı   maddeninin 1, 2, 3. ve 4. paragraflarına aykırı koꢀullarda hürriyetten yoksun bırakma   hallerinin tazmin edilmesinin istenebilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Wassink-   Hollanda kararı, 27 Eylül 1990). Bahsekonu 5. maddede yer alan bu tazmin hakkı bir iç hukuk   merciinin veya AĐHS kurumları tarafından diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin tespit   edilmesine bağlıdır. (Bkz. N.C.-Đtalya kararı, no: 24952/94).   AĐHM 466 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre muhakemenin men’i, beraat ya da ceza   verilmesine yer olmadığına karar verilmesi durumunun –ki mevcut davada böyle bir durum   sözkonusu değildir- dıꢀındaki diğer bütün hallerde bu hüküm kapsamında tazminat   verilebilmesi için hürriyetten yoksun bırakmanın hukuka aykırı bir biçimde yapılmıꢀ olması   gerektiğini hatırlatır. Oysa, dava konusu tutuklama iç hukuka uygun olarak gerçekleꢀtiğinden   baꢀvuranların herhangi bir tazminat elde etme imkanı bulunmamaktadır (Bkz. Sakık vd.-   Türkiye kararı, 26 Kasım 1997).   Bu nedenle AĐHS’nin 5/5. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   A. Tazminat   Baꢀvuranların her biri 10.000 Euro maddi, 40.000 Euro manevi tazminat talep   etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmıꢀtır.   AĐHM, baꢀvuranların maddi tazminat taleplerinde yer alan avukatlık ücreti ve yargı   gider ve harcamaları gibi taleplerinin yargılama masraf ve giderleri baꢀlığı altında   değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Maddi zararın kalanına gelince, ihlal tespiti ile   ileri sürülen talep arasında hiçbir illiyet bağı kurulamadığından bu talebi reddetmektedir.   Buna karꢀın, hakkaniyete uygun olarak baꢀvuranların her birine 4.500 Euro manevi   tazminat ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuranların taleplerinin bir bölümü AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları yargı masraf ve   giderlerine iliꢀkindir, fakat adı geçenler kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamıꢀtır.   Hükümet bu miktara karꢀı çıkmıꢀtır.   Kanıtlayıcı belgenin olmayıꢀı dikkate alındığında AĐHM bu talebi reddetmektedir.   C. Gecikme Faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana   üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/1 c), 4. ve 5. maddelerinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44 / 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin baꢀvuranların her birine 4.500   (dört bin beꢀ yüz) Euro manevi tazminat ödemesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 20 Eylül 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło