30307/03

WyrokETPCz2010-02-02ECLI:CE:ECHR:2010:0202JUD003030703

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przeniesienie urzędnika publicznego do innej miejscowości w związku z jego udziałem w strajku głodowym, uznanym przez władze za wspieranie organizacji terrorystycznej (mimo uniewinnienia przez sąd karny), stanowi naruszenie wolności zrzeszania się gwarantowanej przez art. 11 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że przeniesienie skarżącego było bezpośrednią konsekwencją jego udziału w strajku głodowym zorganizowanym przez związek zawodowy. Mimo że sądy karne uniewinniły skarżącego z zarzutów wspierania organizacji terrorystycznej, władze administracyjne oparły decyzję o przeniesieniu na tych samych, niepotwierdzonych zarzutach. Trybunał podkreślił, że wolność zrzeszania się, w tym wolność związkowa, jest fundamentalnym prawem, a państwo nie może karać jednostek za pokojową działalność związkową, zwłaszcza gdy zarzuty o charakterze przestępczym zostały oddalone. Decyzja o przeniesieniu, podjęta w celu ukarania za działalność związkową, nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym" i stanowiła nieproporcjonalną ingerencję w prawo skarżącego do wolności zrzeszania się.
Stan faktyczny
Skarżący, Müslüm Çiftçi, był weterynarzem zatrudnionym w Dyrekcji Rolnictwa w Şanlıurfa i członkiem związku zawodowego Tarım-Gıda Sen. W grudniu 1998 roku wziął udział w dwudniowym strajku głodowym zorganizowanym przez związek w proteście przeciwko presji na pracowników i zmianom stanowisk. Został aresztowany i oskarżony o wspieranie nielegalnej organizacji terrorystycznej PKK, ale sąd karny uniewinnił go w maju 1999 roku. Mimo uniewinnienia, władze administracyjne zażądały jego przeniesienia do innej miejscowości (Aksaray) z powodu rzekomego wspierania PKK, co nastąpiło w grudniu 1998. Skarżący bezskutecznie zaskarżył decyzję o przeniesieniu w sądach administracyjnych, a jego odwołanie zostało ostatecznie oddalone przez Radę Stanu w listopadzie 2002 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga w części dotyczącej art. 11 Konwencji jest dopuszczalna, a w pozostałym zakresie niedopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 11 Konwencji. 3. Zasądza na rzecz skarżącego 2500 EUR z tytułu szkody niemajątkowej, płatne w ciągu trzech miesięcy od uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę. 4. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   MÜSLÜM ÇĐFTÇĐ -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 30307/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   ꢁubat 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (30307/03) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Müslüm Çiftçi’nin (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 21 Temmuz 2003   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde ꢁanlıurfa Barosu   avukatlarından S. Ülek tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1966 doğumlu olup Gaziantep’te ikamet etmektedir.   ꢁanlıurfa Tarım Đl Müdürlüğü bünyesinde veteriner olarak çalıꢀan baꢀvuran, Tarım-Gıda   Sen Sendikası’na üyedir.   A. Baꢀvuran hakkında yürütülen ceza davası   Aralık 1998 tarihinde, Tarım-Gıda Sen Sendikası ꢁanlıurfa Đl Temsilciliği Yönetim   Kurulu, çalıꢀanlara uygulanan baskı, görev değiꢀiklikleri ve disiplin cezalarını protesto etmek   amacıyla iki gün süreyle açlık grevi baꢀlatma kararı almıꢀtır.   Aralık 1998 tarihinde, polis açlık grevinin yapıldığı binaya müdahale etmiꢀ, baꢀvuran ile   birlikte sendika üyesi diğer kırk sekiz kiꢀiyi yakalayarak, gözaltına almıꢀtır.   Aralık 1998 tarihinde, baꢀvuran tutuklanarak cezaevine konmuꢀtur.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (« Devlet Güvenlik Mahkemesi ») Cumhuriyet   Savcısı 29 Aralık 1998 tarihli iddianamesinde eski Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesinde   öngörülen yasadıꢀı terör örgütü PKK’ya yardım ve yataklık etme suçundan baꢀvuran hakkında   ceza davası açmıꢀtır. Savcı, baꢀvuranı PKK terör örgütü tarafından yönetilen protesto   kampanyası kapsamında terörist elebaꢀısına destek vermeyi amaçlayan bir açlık grevini   baꢀlatmakla suçlamıꢀtır.   Mart 1999 tarihinde, baꢀvuran serbest bırakılmıꢀtır.   Mayıs 1999 tarihli kararında Devlet Güvenlik Mahkemesi, yeterli ve inandırıcı delil   yetersizliğinden baꢀvuran hakkında beraat kararı vermiꢀtir.   Herhangi bir temyiz baꢀvurusu olmadığından bu karar kesinleꢀmiꢀtir.   B. Baꢀvuranın görev yeri değiꢀikliği ve bununla ilgili idari iꢀlemler   Bu arada ꢁanlıurfa Valiliği 18 Aralık 1998 tarihinde, Tarım Bakanlığı’ndan, PKK’ya   destek vermek amacıyla açlık grevi baꢀlattığı gerekçesiyle baꢀvuranın baꢀka bir bölgeye   atanmasını talep etmiꢀtir.   Aralık 1998 tarihinde, görev yeri değiꢀikliği talebini kabul eden Tarım Bakanlığı,   baꢀvuranın baꢀka bir bölgede bulunan Aksaray’a tayin edilmesine karar vermiꢀtir.   Ağustos 1998 tarihinde, baꢀvuran ihtilaflı görev yeri değiꢀikliği kararının iptali için   Gaziantep Đdare Mahkemesi’nde dava açmıꢀtır.   Aralık 1999 tarihli kararında mahkeme, baꢀvuranın yasadıꢀı terör örgütü PKK lehine   gösterdiği faaliyetler nedeniyle Valiliğin önerisi üzerine tayin edildiğini gerekçe göstermiꢀ ve   sayılı Đller Đdaresi Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca iptal baꢀvurusunu reddetmiꢀtir.   Kasım 2002 tarihinde Danıꢀtay, sözkonusu kararı onamıꢀtır.   Bu karar, baꢀvurana 3 ꢁubat 2003 tarihinde tebliğ edilmiꢀtir.   C. Görev yeri değiꢀikliği talepleri – baꢀvuranın sağlık durumu   Temmuz 1999 tarihinde baꢀvuran, tayin edildiği ꢀehirde göreve baꢀlamıꢀtır.   Baꢀvuran, Ekim 1999 ile Ekim 2001’de, psikiyatrik bozukluklar (depresyon) nedeniyle ve   kendi isteği üzerine, sırayla önce iki ay ve daha sonra bir ay süreyle hastalık iznine ayrılmıꢀtır.   Nisan 2003 tarihinde Tarım Bakanlığı, baꢀvuranın, eꢀinin de çalıꢀmakta olduğu   ꢁanlıurfa’ya atanma talebini reddetmiꢀtir.   Bakanlık, talebi üzerine 7 Temmuz 2004 tarihinde, baꢀvuranı Gaziantep’e tayin etmiꢀ ve   daha sonra Ekim 2004 tarihinde eꢀi de aynı ꢀehre gelmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 10 VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, kanaatine göre sendika faaliyetleri yüzünden alınan görev yeri değiꢀikliği   kararının AĐHS’nin 10 ve 11. maddelerinde teminat altına alınan haklarını ihlal ettiğini   savunmaktadır. AĐHM, bu ꢀikâyeti 11. madde açısından inceleyecektir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, Danıꢀtay’ın 18 Kasım 2002 tarihli kararına düzeltme itirazında bulunması   gerekirken baꢀvuranın bunu yapmadığını ileri sürmekte ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini   savunmaktadır. Hükümete göre, baꢀvuranın doğrudan ulaꢀabileceği bu itiraz yolu,   uygulamadaki idari iꢀlemler içerisinde her zaman kullanılan bir hukuk yolunu   oluꢀturmaktadır.   AĐHM, Türk hukuk sisteminde bu itiraz yolunun, kendi hatası dolayısıyla itiraz edilen   kararın mahkemeler tarafından tekrar gözden geçirilmesini sağlamak amacını taꢀıdığını not   etmektedir. Aslında, sözkonusu mahkeme yeni bir unsur olmaksızın sadece tarafların itirazı   üzerine aynı davayı ikinci kez incelemektedir. AĐHM, belirli bir iç hukuk yolunun ilgili   baꢀvuranın dile getirdiği ꢀikâyeti düzeltecek etkili bir yöntem sunup sunmadığını her durum   için ayrı ayrı değerlendirmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Tekin davası   (karar), no 41556/98, 2 Temmuz 2002).   Mevcut davada AĐHM, Danıꢀtay’ın baꢀvuranın itirazını kendi yerleꢀik içtihadına   dayanarak reddettiğini kaydetmektedir. AĐHM, mevcut dava koꢀullarında, baꢀvuranın aynı   mahkemede aynı argümanları dile getirmek suretiyle özünde aynı amaca yönelik baꢀka hukuk   yollarını kullanmamakla suçlanamayacağı kanaatindedir. Dolayısıyla, Hükümetin iç hukuk   yollarının tüketilmediği yönündeki itirazının reddedilmesi uygun olacaktır.   AĐHM, sözkonusu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça   dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit   etmektedir. Bu itibarla, baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa iliꢀkin   Hükümet, baꢀvuranın sendikal faaliyetlerinin dıꢀındaki faaliyetleri dolayısıyla, özellikle   yönetim düzenini korumak amacıyla baꢀka yere tayin edildiğini belirtmektedir. Hükümet,   baꢀka bir ꢀehre ya da baꢀka bir iꢀe tayin edilme söz konusu olduğunda, AĐHS’nin 11.   maddesinin bir sendika üyesi olan memurlara sendika üyesi olmayan memurlara nazaran daha   büyük bir dokunulmazlık ya da daha avantajlı bir durum sunmadığını eklemektedir. Son   olarak Hükümete göre, baꢀvuranın baꢀka bir ꢀehre tayin edilmesi sendikal faaliyetlerine bir   engel oluꢀturmamaktadır, zira tayin edildiği ꢀehirde de bu faaliyetlerine devam edebilirdi.   Baꢀvuran, bu argümanlara karꢀı çıkmakta ve üyesi olduğu sendikanın kararı üzerine bir   eylem baꢀlattığı için baꢀka bir ꢀehre tayin edildiğini ileri sürmektedir. Baꢀvurana göre, bu   sendikal faaliyet barıꢀçıl bir eylemdi ve yönetim düzenini bozacak bir nitelik taꢀımamaktaydı.   Baꢀvuran ayrıca, ceza mahkemelerinin isnad edilen suçlardan dolayı hakkında beraat kararı   aldığını hatırlatmakta, ama idarenin tayin kararına bir bahane olarak bu suçlamaları   kullandığını ileri sürmektedir. Son olarak, baꢀvuran tayin edildiği ꢀehirde sendikal   faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olmadığını, zira orada üye olduğu sendikanın ꢀubesi   bulunmadığını kaydetmektedir.   AĐHM, her ꢀeyden önce ihtilaflı müdahalenin 5442 sayılı Đller Đdaresi Kanunu’nun 11 (c)   maddesinde öngörüldüğüne ve 11. maddenin ikinci paragrafında dile getirilen amaçlardan   birine, yani kamu düzeninin korunmasına yönelik olduğuna tarafların herhangi bir itirazı   olmadığını gözlemlemektedir.   Böylesi bir önlemin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı ile ilgili olarak ise   AĐHM, AĐHS’nin 11. maddesinin 1. paragrafının, sendikal özgürlüğü dernek kurma   hürriyetinin özel bir ꢀekli veya görünümü olarak sunduğunu; sözkonusu maddenin sendika   üyelerine Devlet tarafından uygulanması öngörülen belirli bir muameleyi ve özellikle sendika   üyelerinin yerlerinin değiꢀtirilmemesi hakkını garanti altına almadığını hatırlatmaktadır   (Türkiye aleyhine Akat davası, no 45050/98, prg. 38, 20 Eylül 2005, ve Belçika aleyhine   Belçika Ulusal Polis Sendikası davası, 27 Ekim 1975, prg. 38, seri A no 19).   AĐHM, bireysel baꢀvurudan ileri gelen bir davada, genel koꢀulları unutmadan, mümkün   olduğu kadar, kendisine baꢀvurusu yapılan somut duruma iliꢀkin olarak ortaya çıkan   problemleri incelemekle yetinmesi gerektiğinin altını çizmektedir (bakınız, diğerleri   arasından, Đtalya aleyhine Guzzardi davası, 6 Kasım 1980, prg. 88, seri A no 39, ve Birleꢀik   Krallık aleyhine Young, James ve Webster davası, 13 Ağustos 1981, prg. 53, seri A no 44). Bu   nedenle, mevcut davada, yer değiꢀtirme kararının mevcut haliyle yerindeliğini değerlendirmek   AĐHM’nin görevi değildir. AĐHM’nin amacı, böyle bir kararın, baꢀvuranın AĐHS’nin 11.   maddesi bakımından sendikal faaliyetler yürütme hakkı üzerindeki sonuçlarını incelemektir   (Türkiye aleyhine Metin Turan davası, no 20868/02, prg. 28, 14 Kasım 2006).   Mevcut davada AĐHM, ilk olarak, baꢀvuranın üyesi olduğu sendikanın yönetim kurulunun   Aralık 1998 tarihinde aldığı kararda, üyelerini özellikle çalıꢀma ꢀartlarına itiraz etmek   amacıyla eylem yapmaya çağırdığını kaydetmektedir. AĐHM, ikinci olarak, valiliğin bu   eylemin yasadıꢀı silahlı bir terör örgütünü desteklemek amacını taꢀıdığına kanaat getirerek,   ilgili bakanlıktan servisteki diğer çalıꢀanlara da örnek olması açısından baꢀvuranın   cezalandırılarak baꢀka bir bölgeye tayin edilmesini talep ettiğini ve bakanlığın da bu talebe   olumlu yanıt verdiğini gözlemlemektedir. AĐHM, üçüncü olarak, sendikanın sözkonusu   eyleminin yasadıꢀı silahlı bir terör örgütünü desteklemek amacını taꢀıdığı yönündeki   suçlamaların ceza mahkemeleri tarafından kesin olarak reddedildiğini not etmektedir. Oysa,   idarenin baꢀvuran hakkında tamamen bu suçlamalara dayanarak aldığı tayin kararı, ceza   mahkemelerinin beraat kararı vermesinden sonra davaya bakan idare mahkemelerince de   düzeltilmemiꢀtir.   Bu nedenle AĐHM, baꢀvuranın ihtilaflı kararın sendikal faaliyetler çerçevesinde yürütülen   bir eyleme katıldığı için cezalandırıldığı yönündeki tezini yeterince ve ikna edici bir ꢀekilde   desteklediği kanaatine varmaktadır. Baꢀvuranın statüsünün, ilke olarak, kamu hizmetinin   gereksinimleri doğrultusunda, baꢀka bir göreve yada baꢀka bir ꢀehre gönderilme imkanını   öngörmesi birꢀey değiꢀtirmez, zira idare bu tayini kamu hizmetinin iyi yönetilmesi gibi meꢀru   bir amaçla değil, AĐHS’nin 11. maddesinde yasaklanan farklı bir hedefe ulaꢀmak için   gerçekleꢀtirmiꢀtir (bakınız, aynı yönde, Türkiye aleyhine Metin Turan davası, no 20868/02,   prg. 30, 14 Kasım 2006 ; bakınız, karꢀı yönde, Akat, ilgili bölüm, prg. 42, Türkiye aleyhine   Bulğa ve diğerleri davası, no 43974/98, prg. 73, 20 Eylül 2005, Türkiye aleyhine Ertaꢀ Aydın   ve diğerleri davası, no 43672/98, prg. 51, 20 Eylül 2005, Türkiye aleyhine Kazım Ünlü davası,   no 31918/02, prg. 30, 6 Mart 2007, ve Türkiye aleyhine Ademyılmaz ve diğerleri davası, no   41496/98, 41499/98, 41501/98, 41502/98, 41959/98, 41602/98 ve 43606/98, prg. 41, 21 Mart   2006). AĐHM, buradan yola çıkarak baꢀvuranın tayin kararının demokratik bir toplumda   gerekli olmadığı ve dernek kurma özgürlüğüne aykırılık teꢀkil ettiği kanaatine varmaktadır.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, AĐHS’nin 8. maddesinin iki yönden ihlal edildiğini iddia etmektedir. Đlk olarak,   baꢀvuran baꢀka ꢀehre tayin edilmesi dolayısıyla eꢀi ve çocuklarından uzakta yaꢀamak zorunda   kaldığından ꢀikâyetçi olmakta, ikinci olarak ise bu durumun sağlığının bozulmasına neden   olduğunu ileri sürmektedir.   Hükümet, ꢀikâyetin ilk yönüyle ilgili olarak, baꢀvuranın ailesiyle tekrar birlikte yaꢀamasına   bir engel bulunmadığını savunmaktadır. Öte yandan Hükümete göre, iꢀin mahiyetine ve   personel eksikliğini giderme ihtiyacına bağlı olarak tayinlerin sık sık gerekli olduğu bir kamu   hizmetinde çalıꢀmayı kabul eden baꢀvuran, bir gün kendisinin de tayin edilebileceğini   biliyordu. ꢁikâyetin ikinci bölümüyle ilgili olarak ise Hükümet, baꢀvuranın baꢀka bir ꢀehre   tayininin sağlık durumunu doğrudan bozan yegâne faktör olduğunu gösteren herhangi bir   unsur bulunmadığı kanaatini taꢀımaktadır.   ꢁikâyetin birinci bölümüyle ilgili olarak AĐHM, daha önce de bunun sözkonusu tayinlerin   ikincil bir etkisi olduğuna hükmederek, bu tür ꢀikâyetleri reddettiğini hatırlatmaktadır   (bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Turan davası (karar), no 20868/02, 14 Haziran 2005, ve   Türkiye aleyhine Yıldız davası (karar), no 39277/02, 13 Aralık 2005). AĐHM, mevcut davada   farklı bir sonuca varmayı gerektiren herhangi bir neden görememektedir.   8. maddeye dayalı olarak dile getirilen ꢀikâyetin ikinci bölümüne iliꢀkin AĐHM,   baꢀvuranın, sağlık durumunun bozulması ile ilgili baꢀka ꢀehre tayini arasındaki illiyet bağının   mevcudiyetini gösteremediği kanaatine varmaktadır.   Bunun sonucunda, AĐHS’nin 8. maddesine dayalı olarak dile getirilen ꢀikâyetler açıkça   dayanaktan yoksun olduğundan, AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca   reddedilmelidir.   III. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, son olarak, kürt kökenli olduğu için baꢀka ꢀehre tayin edildiğinden ꢀikâyetçi   olmakta ve bu bağlamda AĐHS’nin 14. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Elindeki tüm unsurları dikkate alan AĐHM, bu ꢀikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu   ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez ilan edilmesi   gerektiği kanaatine varmaktadır (bakınız, aynı yönde, Türkiye aleyhine Soysal ve diğerleri   davası, no 54461/00, 54579/00 ve 55922/00, prg. 47, 15 ꢁubat 2007).   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, manevi tazminat kapsamında 30 000 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran ayrıca,   maddi zarar karꢀılığı olarak 30 000 Euro talep etmekte ve bu talebin ayrıntılarını aꢀağıdaki   gibi hesaplamaktadır: tayin edildiği yer olan Aksaray’da ödenen kiraların karꢀılığı olarak   000 Euro ve tayin edildiği ꢀehir ile ailesinin yaꢀadığı ꢀehir arasında gidip gelmeler için   yapılan masrafların karꢀılığında 18 000 Euro.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.   Maddi tazminatla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranın bu bağlamda dile getirdiği talebin yeteri   kadar desteklenmediğini tespit etmekte ve bu talebi reddetmektedir.   Manevi tazminatla ilgili olarak ise AĐHM, baꢀvuranın baꢀka ꢀehre tayin edilmesinin   sendikal faaliyetlerinde aksamalara neden olduğunu ve bunun sıkıntı yaratabileceğini kabul   etmektedir. AĐHM, bu bağlamda baꢀvurana 2 500 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun   olacağına hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran ayrıca, herhangi bir kanıt belgesi sunmadan AĐHM önünde görülen yargılama   masraf ve giderleri için 5 000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, bu tutara itiraz etmektedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı   makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut davada, hiçbir kanıt belgesinin   sunulmamasını dikkate alan AĐHM, yargılama masraf ve giderleriyle ilgili talebi   reddetmektedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini kaydetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun AĐHS’nin 11. maddesi hakkındaki ꢀikayetine iliꢀkin bölümünün   kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 2.500 (iki bin   beꢀ yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 2 ꢁubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło