30357/05

WyrokETPCz2010-05-27ECLI:CE:ECHR:2010:0527JUD003035705

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez policję wobec skarżącej podczas demonstracji oraz brak skutecznego dochodzenia w tej sprawie naruszyły art. 3 Konwencji? Czy interwencja policji w pokojowe zgromadzenie skarżącej naruszyła jej prawo do wolności zgromadzeń z art. 11 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że rząd nie przedstawił przekonujących argumentów uzasadniających stopień użytej siły wobec skarżącej, której obrażenia zostały potwierdzone raportem medycznym, co doprowadziło do stwierdzenia naruszenia art. 3 w aspekcie materialnym. W odniesieniu do aspektu proceduralnego art. 3, Trybunał stwierdził, że dochodzenie krajowe było nieskuteczne, ponieważ prokurator nie przesłuchał oskarżonych policjantów, nie podjął próby ich identyfikacji ani nie zebrał zeznań od potencjalnych świadków. Co do art. 11, Trybunał uznał, że interwencja policji w pokojowe zgromadzenie, które nie stwarzało zagrożenia dla porządku publicznego i nie było agresywne, była nieproporcjonalna i nie była konieczna w demokratycznym społeczeństwie do zapobieżenia nieporządkowi, zwłaszcza że sąd krajowy uniewinnił skarżącą od zarzutów naruszenia prawa o zgromadzeniach.
Stan faktyczny
Skarżąca, Kiraz Biçici, urodzona w 1955 roku i mieszkająca w Stambule, wzięła udział w demonstracji w formie 'konferencji prasowej' 29 października 2003 roku. Została zatrzymana przez policję wraz z 50-60 innymi uczestnikami. Twierdziła, że policja użyła nadmiernej siły, co spowodowało obrażenia. Raport medyczny z 6 listopada 2003 roku potwierdził siniak na jej lewej nodze, który uniemożliwił jej pracę przez pięć dni. Skarżąca złożyła skargę karną przeciwko policjantom, która została odrzucona przez prokuratora i sąd krajowy. Jednocześnie skarżąca i inni demonstranci zostali oskarżeni o naruszenie ustawy o zgromadzeniach, ale zostali uniewinnieni przez Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi (Sąd Karny ds. Poważnych Przestępstw w Beyoğlu) 19 grudnia 2006 roku, który uznał, że korzystali ze swoich praw demokratycznych.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym (czterema głosami za, trzema przeciw). Stwierdził jednogłośnie naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym. Stwierdził jednogłośnie naruszenie art. 11 Konwencji. Uznał jednogłośnie, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg na podstawie art. 6 i 13 Konwencji. Zasądził skarżącej 20 000 EUR z tytułu szkody niemajątkowej (czterema głosami za, trzema przeciw) oraz odsetki za zwłokę. Odrzucił jednogłośnie pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   BĐÇĐCĐ/TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 30357/05)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢀLEMLER   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın (no. 30357/05/05) nedeni Türk   vatandaꢀı Kiraz Biçici’nin (“baꢀvuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan   Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 6 Ağustos   tarihinde yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından K. Doğru tarafından temsil edilmiꢀlerdir.   OLAYLAR   I. DAVA KOꢀULLARI   Baꢀvuran, 1955 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢀamaktadır.   A. Đstanbul’da yapılan gösteri sırasında baꢁvuranın polis tarafından yakalanması ve   kötü muameleye uğradığı iddiası   Baꢀvuran, Đstanbul’un Beyoğlu semtindeki Đstiklal Caddesi’nde “basın konferansı”   ꢀeklinde düzenlenen bir gösteriye iꢀtirak etmeye çalıꢀtığı sırada, 29 Ekim 2003’te, tahmini   olarak 16.10’da 50 ila 60 katılımcı ile birlikte polis tarafından yakalanmıꢀtır. Hükümet   göstericilerin polise direndiklerini ve dağılmayı reddettiklerini ileri sürerken baꢀvuran, polis   memurlarının kalabalığı dağıtmak ve göstericileri yakalamak için orantısız güç kullandıklarını   iddia etmiꢀtir.   Yakalanmasını müteakiben baꢀvuran muayene edilmek üzere hastaneye   götürülmüꢀtür. Kendisini muayene eden doktor, baꢀvuranın vücudunda yaralanma izi   bulunmadığını kaydetmiꢀtir. Bununla birlikte, baꢀvuranın üst sağ kolunda ağrıdan ꢀikayetçi   olduğunu bildirmiꢀtir.   Aynı gün, 19.30’da baꢀvuran Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmıꢀtır.   Baꢀvuran, Cumhuriyet Savcısı’na yakalanması sırasında orantısız güç kullanan polis   tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını bildirmiꢀtir. “Barıꢀ Anneleri Đnisiyatifi” adlı   bir grup tarafından düzenlenen gösteriye Đstanbul Đnsan Hakları Derneği Baꢀkanı olarak   katıldığını ve polisin sebepsiz yere kendisini yakaladığını iddia etmiꢀtir. Yalnızca yasal   haklarını kullanmakta olduğunu ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüꢀleri Kanunu’nu   ihlal etmediğini belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran aynı gün, Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanması ardından   polis gözetiminden serbest bırakılmıꢀtır.   B. Polis memurları aleyhindeki cezai takibat   Kasım 2003’te baꢀvuran, olaya dahil olan ve kendisini yakalayan polis memurları   aleyhinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’na ꢀikayette bulunmuꢀtur. Inter alia (diğer hususlar   meyanında), yakalanmasının kanuna aykırılığından ve yakalanması sırasında polisin   kullandığı gücün aꢀırılığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Aynı gün, baꢀvuran Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından Adli Tıp Kurumu Đstanbul   ꢁubesi’ne gönderilmiꢀtir. Baꢀvuranı muayene eden doktor, sol bacağının arka kısmında 2 x 6   cm’lik bir çürük tespit etmiꢀ ve bu çürüğü baꢀvuranı beꢀ gün süreyle çalıꢀmaktan alıkoyduğu   sonucuna varmıꢀtır. Doktor ayrıca baꢀvuranın, sağ omzunda ve sağ kolunda ağrıdan ꢀikayetçi   olduğunu kaydetmiꢀtir.   Kasım 2004’te Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, 29 Ekim 2003’te düzenlenen basın   konferansında görevli polis memurları hakkında takipsizlik kararı almıꢀtır. Polis memurlarının   hazırladıkları olay tutanağını dayanak olarak alan Cumhuriyet Savcısı, izin almaksızın   yasadıꢀı ꢀekilde toplanan ve yayalara ait bölge ile tramvay hattını kapatarak kamu düzenine   zarar veren göstericilerin, polis tarafından yapılan uyarılara rağmen dağılmayı reddettiklerini   ve bu nedenle, polisin kendilerini dağıtmak ve kamu düzenini sağlamak için belirli derecede   güç kullanmak durumunda kaldığını kaydetmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı güvenlik güçlerinin   kullandığı gücün, Toplantı ve Gösteri Yürüyüꢀleri Kanunu’nun 24. maddesine uygun ve bu   koꢀullar altında hakkaniyete uygun olduğu kanaatindedir. Baꢀvuranın yaralarının, kötü   muamele ya da yetkinin kötüye kullanımı anlamına gelmeyen orantılı bir güç kullanımı   sonucunda oluꢀtuğu kanaatine varmıꢀtır.   Aralık 2004’te baꢀvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın yukarıda kaydedilen kararı   aleyhinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur. 29 Ekim   2003’te polis memurlarının yakalanması sırasında kendisini dövdüklerini ve hastaneden   alınan sağlık raporunun da doğruladığı gibi, beꢀ gün boyunca çalıꢀamayacak ꢀekilde   yaralanmasına neden olduklarını iddia etmiꢀtir. Ayrıca, göstericilerin yayalara ait bölgeyi ya   da tramvay hattını kapatmadıklarını iddia etmiꢀtir. Bu nedenle, polis memurlarını suçlamak   için Ağır Ceza Mahkemesi’nden yetkililer aleyhinde takibat baꢀlatılmasını istemiꢀtir.   Aralık 2004’te, dava dosyasının içeriğini ve Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nın   verdiği nedenleri göz önüne alan Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranın itirazını   reddetmiꢀtir.   Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı 16 ꢁubat 2005’te baꢀvurana tebliğ   edilmiꢀtir.   C. Baꢁvuran aleyhindeki cezai takibat   Bu süre zarfında, 7 Kasım 2003’te, Beyoğlu Cumhuriyet SavcısıToplantı ve Gösteri   Yürüyüꢀleri Kanunu’nu ihlal etmeleri nedeniyle baꢀvuranın da aralarında bulunduğu on üç   gösterici aleyhinde suçlamada bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, mahkeme önündeki savunmasında,   gösteride yer aldığı sırada yalnızca demokratik haklarını kullanmakta olduğunu iddia etmiꢀtir.   Aralık 2006 tarihli kararda Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranın ve   kendisiyle birlikte suçlanan kiꢀilerin yukarıda kaydedilen suçlardan beraatlarına karar   vermiꢀtir.   HUKUK   I. HÜKÜMETĐN ÖN ĐTĐRAZLARI   Hükümet, ꢀikayetleri hususunda mevcut bulunan iç hukuk yollarını tüketmemiꢀ ve   baꢀvurusunu AĐHM’ye altı ay içerisinde sunmamıꢀ olması nedeniyle baꢀvuranın AĐHS’nin   35/1 maddesinin gereklerine uymamıꢀ olduğunu kaydetmiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın kötü   muamele ꢀikayetleri hususunda medeni ve idari hukukta mevcut iç hukuk yollarını   tüketebileceği kanaatindedir. Ayrıca, yerel mahkemeler önünde 11. madde bağlamındaki   ꢀikayetini de ortaya koyabilirdi. Buna ek olarak, baꢀvurusunu kötü muamele iddiasından   itibaren altı ay içerisinde yapmalıydı.   Hükümet, baꢀvuranın kötü muameleye maruz kalmadığı ve aleyhindeki suçlamalardan   beraat ettiği göz önüne alındığında, bundan böyle 3. ve 11. maddenin ihlalinden mağdur   olduğunun iddia edilemeyeceğini ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran iddialarını yinelemiꢀtir.   AĐHM, Hükümet’in medeni ve idari iç hukuktaki çarelere değinmesine iliꢀkin olarak,   farklı davalarda benzer ön itirazları incelemiꢀ ve reddetmiꢀ olduğunu hatırlatmaktadır. AĐHM,   Sözleꢀmeci Devlet’in AĐHS’nin 3. maddesi kapsamındaki yükümlülükleri sözkonusu   olduğunda, amaçlarının sorumluların tespit edilmesinden ve cezalandırılmasından ziyade   zararları karꢀılamak olması nedeniyle Hükümet’in atıfta bulunduğu iç hukuk yollarının yeterli   olarak kabul edilemeyeceklerini doğrulamaktadır. AĐHM, mevcut davada yerleꢀik   içtihadından farklı bir değerlendirmede bulunmasını gerektiren koꢀullar tespit etmemektedir.   Bu nedenle, medeni ve idari iç hukuk yolları açısından Hükümet’in ilk itirazını   reddetmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 11. maddesi bağlamındaki ꢀikayetini ulusal mahkemeler önünde   ortaya koymamasına iliꢀkin olarak baꢀvuranın, Cumhuriyet Savcısı tarafından   sorgulandığında ve Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan ve yasal ve demokratik   haklarını kullandığını belirttiği yargılama sırasında ꢀikayetinin esasını ortaya koyduğunun   kabul edilebileceğini gözlemlemektedir.   AĐHM, kötü muamele ꢀikayeti hususunda altı aylık zaman sınırına uymamasına iliꢀkin   olarak, baꢀvuranın nihai yerel kararın yazılı bir nüshasının kendisine tebliğ edilmesine   hakkına sahip olduğu hallerde, AĐHS’nin 35/1 maddesinin kapsam ve amacının en iyi ꢀekilde   altı aylık sürenin, yazılı kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren iꢀlemeye baꢀladığı kabul   edilerek yerine getirileceğini yinelemektedir. Mevcut davada kötü muamele iddiaları   hususundaki nihai yerel karar baꢀvurana 16 ꢁubat 2005’te tebliğ edilmiꢀtir ve baꢀvuru   AĐHM’ye 6 Ağustos 2005’te yapılmıꢀtır; bu açıkça altı aylık süre sınırı içerisindedir.   Dolayısıyla, bu itiraz da reddedilmelidir.   AĐHM, baꢀvuranın mağdur statüsüne sahip olamaması iddiası hususundaki itiraza   iliꢀkin olarak, 3. ve 11. maddeler bağlamındaki ꢀikayetlerin esası ile yakından bağlantılı bir   konunun ortaya konduğu kanaatindedir. Bu nedenle, Hükümet’in ilk itirazı ile sözkonusu   ꢀikayetin esasını birleꢀtirmiꢀtir.   Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi   bağlamında dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Baꢀka açılardan da kabuledilemez   olmadığını belirtmektedir. Bu nedenle baꢀvurunun kabuledilebilir olduğu sonucuna   varılmalıdır.   II. AĐHS’NĐN 3., 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI   Baꢀvuran, yakalanması sırasında kötü muameleye maruz bırakıldığından ve ulusal   makamların ꢀikayetlerine iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yürütmemelerinin AĐHS’nin 3., 6. Ve   13. Maddelerinin ihlaline neden olduğundan ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet, baꢀvuranın iddia ettiği gibi kötü muameleye maruz bırakıldığını kanıtlayan   somut deliller sunmadığını kaydetmiꢀtir. Polisin göstericilere karꢀı kullandığı gücün, izlenen   amaçla orantılı olduğu kanaatindedir.   A. Baꢁvuranın kötü muameleye maruz bırakıldığı iddiası   AĐHM birçok kez 3. Maddenin, demokratik toplumların en temel değerlerinden birini   kapsadığını vurgulaması nedeniyle istisnalar için önlem almamaktadır ve 15/2. madde   uyarınca bu kapsamda değiꢀiklik yapmaya müsaade edilemez.   AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini   yinelemektedir. Bu delilleri değerlendirmek için genellikle “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt   standardını uygulamaktadır. Ancak bu tür kanıtlar, yeterli derecede güçlü, açık ve uygun   çıkarımların ya da çürütülmemiꢀ benzer maddi karinelerin bir arada bulunmaları sonucu   ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca, AĐHS’nin 2. ve 3. maddeleri uyarınca iddialar ileri sürülmesi   durumunda, AĐHM özellikle kapsamlı bir inceleme yapmalıdır.   AĐHM, 29 Ekim 2003’te yakalanmasını müteakiben baꢀvuranın, vücudunda kötü   muamele izleri bulunmadığını ortaya koyan bir muayeneden geçtiğini kaydetmektedir.   Bununla birlikte, aynı gün, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na götürüldüğünde, yakalanması   sırasında polis tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve sözkonusu polis memurları   aleyhinde resmi ꢀikayette bulunduğunu belirtmiꢀtir.   Serbest bırakılmasından sekiz gün sonra, 6 Kasım 2003’te, baꢀvuran 29 Ekim 2003’te   yakalanması sırasında aꢀırı güç kullandıklarını ya da kendisini kötü muameleye maruz   bıraktıklarını iddia ettiği polis memurları aleyhinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na bir   diğer resmi ꢀikayette bulunmuꢀtur. Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranı kendisini muayene eden   bilirkiꢀinin sol bacağının arka kısmında beꢀ gün süreyle iꢀe gitmesini engelleyecek 2x6 cm   çapında bir çürük bulunduğunu kaydettiği Adli Tıp Kurumu Đstanbul ꢁubesi’ne göndermiꢀtir.   AĐHM, sözkonusu ikinci sağlık raporunun baꢀvuranın serbest bırakılmasından sekiz   gün sonra yayınlanmasına rağmen, Cumhuriyet Savcısı’nın bunu baꢀvuranın iddialarının   kanıtı olarak kabul ettiğini ve raporda tanımlanan çürük ile kötü muamele iddiası arasındaki   illiyet bağını sorgulamadığını kaydetmektedir. Ayrıca Cumhuriyet Savcısı, iki sağlık raporu   arasındaki çeliꢀkiye de atıfta bulunmamıꢀtır.   AĐHM, bu koꢀullar altında, 6 Kasım 2003’te yayınlanan sağlık raporunun delil niteliği   taꢀıdığı ve bu nedenle, baꢀvuranın AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki iddialarının   incelenmesi hususunda delil olarak kullanılabileceği kanaatindedir. Sonuç olarak, ikna edici   iddialarla güç kullanımının aꢀırı olmadığını ispatlama yükümlülüğünün Hükümet’e ait olduğu   kanısındadır.   Bu durumda AĐHM, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin, polisin planlanmıꢀ   gösteriden haberdar olduğunu ve olay mahallinde gerekli tedbirleri aldığını tespit ettiğini   kaydetmektedir. Bu nedenle, mevcut davanın özel koꢀulları altında, polisin önceden hazırlık   yapılmaksızın olay yerine çağrıldığı söylenemez. Sonuç olarak, kamu düzeni için tehlike arz   etmeyen ve ꢀiddet eylemleri sergilemeyen bir kalabalığı dağıtmaya teꢀebbüs etmeden önce   biraz sabır ve hoꢀgörü göstermeleri beklenebilirdi.   AĐHM bu bağlamda, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin polis memurlarının yeterli   uyarıda bulunmadan göstericileri yakaladıklarına iliꢀkin kararını göz önüne almıꢀtır. Bu   nedenle, polisin göstericilerin barıꢀçı toplantısına acele bir tepki vermesinin, kargaꢀa yarattığı   ve ardından polis memurlarının orantısız güç kullanmasının, baꢀvuranın da aralarında   bulunduğu bazı göstericilerin yaralanmasına neden olduğu anlaꢀılmaktadır.   AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıꢀığında Hükümet’in, aldığı yaraların sağlık raporuyla   doğrulandığı baꢀvurana karꢀı kullanılan gücün derecesini açıklamak ya da haklı göstermek   için dayanak teꢀkil eden ikna edici ya da inandırıcı iddialar ortaya koyamadığı kanaatindedir.   Sonuç olarak, baꢀvuranın aldığı yaraların sorumluluğu Devlet’e ait olan bir muamelenin   sonucu olduğuna karar vermiꢀtir.   Sonuç olarak, 3. madde esas açısından ihlal edilmiꢀtir.   B. Etkin bir soruꢁturma yürütülmediği iddiası   AĐHM 3. maddenin aynı zamanda yetkili makamların, “tartıꢀılabilir” olduklarında ve   “makul bir ꢀüphe ortaya koyduklarında”, kötü muamele iddialarını soruꢀturmalarını   gerektirdiğini yinelemektedir. AĐHM içtihadında tanımlanan asgari etkinlik standartları,   soruꢀturmanın bağımsız, tarafsız ve kamu denetimine tabi olması gereklerini içermektedir.   Ayrıca, yetkili makamlar örnek teꢀkil eden bir titizlik ve dakiklikle hareket etmelidir. Buna ek   olarak, AĐHM AĐHS kapsamındaki hakların, kuramsal ya da yanıltıcı değil, pratik ve etkin   olduğunu hatırlatmaktadır. Bu nedenle, bu tür davalarda, yapılan etkin soruꢀturma   sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayabilmelidir.   AĐHM, Davalı Devlet’in 3. madde uyarınca baꢀvuranın aldığı yaralar için sorumlu   olduğu sonucuna varmıꢀtır. Bu nedenle, etkili bir soruꢀturma yapılması gerekmektedir.   AĐHM mevcut davada Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı tarafından baꢀvuranın   iddialarına iliꢀkin soruꢀturma baꢀlatıldığını gözlemlemektedir. Soruꢀturma, Ağır Ceza   Mahkemesi’nin Cumhuriyet Savcısı’nın polis memurları aleyhinde kötü muamele iddialarına   iliꢀkin kovuꢀturma baꢀlatmamaya iliꢀkin kararını onayladığı 30 Aralık 2004’te sona ermiꢀtir.   Dava dosyasında bulunan belgeleri inceleyen AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın soruꢀturmayı   yürütme ꢀeklinde görülen aksamaların soruꢀturmanın etkinliği üzerinde etkili olduğu   kanaatindedir.   Đlk olarak Cumhuriyet Savcısı soruꢀturma sırasında suçlanan polis memurlarının   ifadesini almaya çalıꢀmamıꢀtır. Bunun yerine, kullandıkları gücün orantılı olduğu sonucuna   varırken polis memurları tarafından hazırlanan olay tutanağını dayanak olarak almıꢀtır. Đkinci   olarak, AĐHM Cumhuriyet Savcısı’nın olay günü görevli olan polis memurlarının kimliklerini   tespit etmek için ciddi bir giriꢀimde bulunmadığını kaydetmektedir. Bu bağlamda,   baꢀvurandan hiçbir zaman polis fotoğraflarını kontrol ederek ya da teꢀhis amaçlı yüzleꢀtirme   yoluyla yakalanması sırasında kendisine kötü muamelede bulunan polis memurlarını teꢀhis   etmesi istenmemiꢀtir. Üçüncü olarak, Cumhuriyet Savcısı olay günü baꢀvuranla birlikte   yakalanan kiꢀilerinki gibi potansiyel görgü tanıklarının ifadelerini elinde tutmamıꢀtır.   AĐHM yukarıda kaydedilenler ıꢀığında yerel makamların, baꢀvuranın kötü muamele   iddialarına iliꢀkin etkili ve bağımsız bir soruꢀturma yürütmedikleri sonucuna varmaktadır.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 3. maddesi usul açısından ihlal edilmiꢀtir.   Yukarıda kaydedilen faktörleri ve sonuçları göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in   baꢀvuranın mağdur statüsünde olmadığına iliꢀkin itirazını reddetmektedir.   AĐHM bu koꢀullar altında AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri bağlamında ayrı bir konunun   ortaya konmadığı sonucuna varmaktadır.   III. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, polisin gösteriye müdahale etmesinin AĐHS’nin 11. maddesince koruma   altına alınan toplanma özgürlüğü hakkının ihlaline neden olduğunu iddia etmiꢀtir.   1. Barıꢀçı toplanma özgürlüğünün uygulanmasına müdahale edilip edilmediği   Hükümet baꢀvuranın AĐHS’nin 11. maddesi bağlamındaki haklarına müdahale   edilmediğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM baꢀvuranın toplantıya katılması nedeniyle müteakiben yakalanmasına yol açan   polis müdahalesinin, baꢀlıbaꢀına AĐHS’nin 11. maddesi bağlamındaki hakları ihlal ettiği   kanaatindedir.   2. Müdahalenin haklı olup olmadığı   Hükümet sözkonusu toplantının kanuna aykırı olarak düzenlendiğini kaydetmiꢀtir. 11.   maddenin 2. paragrafının, karmaꢀayı engellemek amacıyla barıꢀçı toplanma hakkına   kısıtlamalar getirdiğini belirtmiꢀtir.   AĐHM, müdahalenin “kanunda öngörülmüꢀ” olmaması, sözkonusu maddenin 2.   paragrafı bağlamında meꢀru bir amaca hizmet etmemesi ve bu amaçların yerine getirilmesi   için “demokratik bir toplumda gerekli” olmaması durumunda AĐHS’nin 11. maddesinin   ihlaline neden olacağını hatırlatmaktadır.   Bu bağlamda, mevcut davada görülen müdahalenin, Toplantı ve Gösteri Yürüyüꢀleri   Kanunu’nun 22. maddesi olmak üzere yasal bir dayanağının olduğu ve bu nedenle, AĐHS’nin   11/2 maddesi bağlamında “kanundan öngörülmüꢀ” olduğu kaydedilmektedir. Hükümet, meꢀru   amaca iliꢀkin olarak, müdahalenin kamu kargaꢀasını engelleme amacı güttüğünü kaydetmiꢀ ve   AĐHM, farklı düꢀünmek için gerekçe görmemiꢀtir.   AĐHM, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı hususunda   öncelikle 11. maddeye iliꢀkin kararlarının altını çizen ilkelere atıfta bulunmaktadır. Bu   içtihattan, yetkili makamların barıꢀçı ꢀekilde yapılmalarını ve bütün vatandaꢀların güvenliğini   sağlamak için yasal gösterilere iliꢀkin uygun tedbirleri alma görevlerinin bulunduğu   anlaꢀılmaktadır.   AĐHM, devletlerin yalnızca barıꢀçı toplanma hakkını güvence altına almaları değil   aynı zamanda sözkonusu hakka makul olmayan dolaylı kısıtlamalar getirmekten de   kaçınmaları gerektiğini kaydetmektedir. Son olarak, 11. maddenin esas amacının bireyi, kamu   makamlarının koruma altına alınan hakların kullanılmasına keyfi müdahalesinden korumak   olduğu halde, buna ek olarak bu hakların etkili ꢀekilde kullanılmalarının güvence altına   alınması için pozitif yükümlülükler de mevcut olabilmektedir.   Mevcut davada polis memurları, Toplantı ve Gösteri Yürüyüꢀleri Kanunu’nu ihlal   ettiği gerekçesiyle baꢀvuranla birlikte gösteride yer alan bazı kiꢀileri de tutuklamıꢀtır. Ancak,   Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin vardığı sonuçları göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in   iddialarının aksine baꢀvuranın ve diğer göstericilerin bu kanunu ihlal etmediklerini   gözlemlemektedir. Ağır Ceza Mahkemesi, göstericiler kamuya açık bir alanda kamu yararına   basın açıklaması yapmak için toplanırlarken, polis memurlarının onları durdurdukları, daire   içerisine aldıkları ve önceden uyarmaksızın grubu dağıtmak için güç kullandıkları sonucuna   varmıꢀtır (ibid-aynı metinde). Baꢀvuranın da aralarında bulunduğu göstericilerin   hareketlerinin, toplanma özgürlüğüne iliꢀkin demokratik haklarının uygulanması olarak   görülmesi gerektiği kanaatindedir ve bu nedenle, beraatlarına karar vermiꢀtir.   Ayrıca Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararından grubun kamu düzeni için   tehlike arz etmediği ya da ꢀiddet eylemlerinde bulunmadıkları anlaꢀılabilmektedir. AĐHM bu   bağlamda göstericilerin ꢀiddet eylemlerinde bulunmadıkları durumlarda, AĐHS’nin 11.   Maddesince koruma altına alınan toplanma özgürlüğünün esası korunmuꢀsa, kamu   makamlarının barıꢀçı toplantılara belirli derecede hoꢀgörü göstermelerinin önemli olduğuna   iliꢀkin önceki kararlarını hatırlatmaktadır.   AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıꢀığında, ulusal mahkemelerin vardığı sonuçlarla   mutabıktır. Mevcut dava koꢀullarında, polis memurlarının güç kullanarak müdahalede   bulunmaları orantısızdır ve AĐHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı bağlamında karmaꢀanın   engellenmesi için gerekli değildir.   Dolayısıyla AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in baꢀvuranın mağdur   statüsünde olmadığına iliꢀkin itirazını reddetmektedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran maddi tazminat olarak 10,000 Euro ve manevi tazminat olarak 20,000 Euro   talep etmiꢀtir.   Hükümet bu taleplerin aꢀırı olduğunu ve hakkaniyete uygun olmadığını ileri   sürmüꢀtür.   AĐHM tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı   görmemektedir; bu nedenle, sözkonusu talebi reddetmektedir. Ancak, AĐHS’nin 3. ve 11.   maddeleri bağlamında tespit edilen ihlalleri göz önüne alarak, baꢀvuranın belirli bir sıkıntıya   maruz kaldığı sonucuna varılabileceği kanaatindedir. AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesinin   gerektirdiği gibi, baꢀvurana hakkaniyet temelinde 20,000 Euro manevi tazminat ödenmesine   karar vermiꢀtir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 4,500 Euro talep etmiꢀtir.   Hükümet, talep edilen meblağın dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiꢀtir.   AĐHM içtihadına göre, baꢀvuran ancak gerçekten gerekli olduğu için yapıldıkları ve   meblağın makul olduğu müddetçe yargılama masraf ve giderlerinin telafisine hak   kazanmaktadır. AĐHM mevcut davada baꢀvuranın yalnızca avukatının talepleri hususunda   Đstanbul Barosu’nun ücret çizelgesine atıfta bulunduğunu ve iddialarını destekleyen baꢀka bir   belge sunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle, sözkonusu baꢀlık altında tazminat   ödenmemesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine   uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,   1.   Oybirliğiyle baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2.   3.   4.   5.   Üçe dört oyla AĐHS'nin 3. maddesinin esas açısından ihlal edildiğine;   Oybirliğiyle AĐHS’nin 3. maddesinin usul açısından ihlal edildiğine;   Oybirliğiyle AĐHS'nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;   Oybirliğiyle AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri bağlamındaki ꢀikayetleri ayrıca   incelemenin gerekli olmadığına;   6.   Üçe dört oyla,   (a) Savunmacı devletin, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek   ve uygulanabilecek her tür vergiden muaf tutulmak üzere baꢀvurana maddi ve manevi   tazminat olarak 20,000 Euro ödemesine;   (b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek   suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   7.   Oybirliğiyle adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine,   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 27 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło