30494/96

WyrokETPCz2004-11-02ECLI:CE:ECHR:2004:1102JUD003049496

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie skarżących i rzekome złe traktowanie podczas zatrzymania naruszyło ich prawa wynikające z art. 3 i art. 5 ust. 1 lit. c Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 3, ponieważ rząd nie przedstawił wiarygodnego wyjaśnienia obrażeń skarżących, udokumentowanych w raportach medycznych sporządzonych po ich zwolnieniu. Podkreślono, że państwo ponosi odpowiedzialność za osoby znajdujące się w areszcie, a brak skutecznego śledztwa i ukarania sprawców nie zwalnia państwa z tej odpowiedzialności. Naruszenie art. 5 ust. 1 lit. c zostało stwierdzone, ponieważ rząd nie wykazał istnienia uzasadnionych podstaw do zatrzymania skarżących, którzy zostali aresztowani wraz z ponad tysiącem innych osób bez dowodów na popełnienie przestępstwa lub zakłócanie porządku publicznego.
Stan faktyczny
Skarżący, Gülizar Tuncer i Ali Durmuş, prawnicy z Stambułu, zostali zatrzymani 8 stycznia 1996 r. w Alibeyköy, gdy udawali się na pogrzeb. Według ich relacji, zostali pobici przez policję i przewiezieni na stadion Eyüp wraz z ponad tysiącem innych osób. Po zwolnieniu, 9 stycznia 1996 r., badania lekarskie w Instytucie Medycyny Sądowej w Eyüp potwierdziły liczne siniaki i obrażenia. Skarżący złożyli skargi na złe traktowanie i bezprawne zatrzymanie, jednak postępowanie krajowe zakończyło się uniewinnieniem funkcjonariuszy policji, a następnie umorzeniem sprawy na mocy ustawy nr 4616.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 Konwencji. 3. Zasądza na rzecz skarżących łącznie 26 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   DÖRDÜNCÜ DAİRE   TUNCER VE DURMUŞ/TÜRKİYE   (Başvuru no. 30494/96)   KARAR   STRAZBURG   Kasım 2004   Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Sekretarya   revizyonuna tabi tutulması mümkündür.   Tuncer ve Durmuş-Türkiye davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),   Sn. Nicolas BRATZA, Başkan,   Sn. M. PELLONPÄÄ,   Sn. V. STRÁŽNICKÁ,   Sn. J. CASADEVALL,   Sn. R. MARUSTE,   Sn. S. PAVLOVSCHI, yargıçlar,   Sn. F. GÖLCÜKLÜ, ad hoc yargıç,   ve Bölüm Sekreteri M. O’BOYLE ’nin katılımı ile Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi Heyeti olarak toplanmış,   Ekim 2004 tarihindeki gizli görüşme sonucunda,   Yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:   USULİ İŞLEMLER   1. Davanın nedeni, Türk vatandaşları Gülizar Tuncer ve Ali Durmuş’un   (“başvuranlar”), 26 Şubat 1996 tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri   Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye   aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) yaptıkları başvurudur.   (başvuru no. 30494/96).   2. Başvuranlar, mesleklerini İstanbul’da ifa etmekte olan avukatlardır ve   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) İç Tüzüğü’nün 36. maddesi uyarınca   kendilerini temsil etme hakkı verilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AİHM   huzurundaki davalar için bir Ajan tayin etmemiştir.   3.Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. maddesi   uyarınca, gözaltında bulundukları süre içerisinde kötü muameleye maruz kaldıklarını   iddia etmişlerdir. Ayrıca 5§1. madde (c) uyarınca kanuna aykırı olarak özgürlüklerinin   kısıtlandığını iddia etmişlerdir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   4. Başvuru, AİHS’ye ek 11 No’lu Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998   tarihinde AİHM’ye havale edilmiştir. (11 No’lu Protokol’ün 5§2. maddesi)   5. Başvuru ile ilgili olarak AİHM’nin Birinci Dairesi görevlendirilmiştir (Mahkeme   İç Tüzüğü-madde 52§1). Bu bölüm içerisinde, AİHS’nin 27§1 maddesi uyarınca   davayı inceleyecek Heyet, İç Tüzüğün 26. maddesinin 1. paragrafında şart koşulduğu   gibi teşkil edilmiştir. Türkiye’yi temsilen seçilen Yargıç Türmen, İç Tüzüğün 28.   maddesi uyarınca davadan çekilmiştir. Hükümet buna bağlı olarak F. Gölcüklü’yü ad   hoc yargıç olarak atamıştır (AİHS’nin 27§2. maddesi ve İç Tüzüğün 29§1. maddesi).   6. 19 Haziran 2001 tarihli kararla AİHM başvurunun kısmen kabul edilebilir   olduğunu belirtmiştir.   7. Başvuranlar ve Hükümet esaslar hakkında görüşlerini sunmuşlardır ( İç   Tüzüğün 59§1. maddesi).   8. 1 Kasım 2001 tarihinde AİHM İç Tüzüğün 25§1.maddesi uyarınca   bölümlerinde değişiklik yapmıştır. Bu davayla ilgili olarak yeni oluşturulmuş Dördüncü   Daire görevlendirilmiştir (İç Tüzüğün 52§1. maddesi).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   9. Başvuranlar sırasıyla 1966 ve 1963 doğumludur ve Istanbul’da   yaşamaktadır.   A. Başvuranların olaylar hakkında görüşleri   I. 8 Ocak 1996 tarihli olaylar   10. 8 Ocak 1996 tarihinde başvuranlar güvenlik güçleri tarafından   öldürüldükleri iddia edilen iki hükümlünün cenaze törenine katılmak üzere Alibeyköy   yöresinde bulunmaktaydılar. Polis memurları rasgele Alibeyköy’de sokaklarda   yürüyen, otobüs duraklarında bekleyen ya da arabalarını süren insanları   tutuklamaktaydı. Başvuranlar, Alibeyköy’e vardıkları zaman polis memurları   tarafından dövülmüş ve müteakiben diğerleri ile birlikte tutuklanmıştır. Bu, medya ve   kamunun dikkatini çeken bir olaydır.   11. Tutuklanmalarını müteakiben, başvuranlar götürüldükleri otobüste   dövülmüş ve hakarete maruz kalmışlardır. Tutuklanan diğer 1054 kişiyle birlikte Eyüp   Stadyumu’na getirilmişlerdir. Kimlikleri, paraları ve değerli eşyalarına polis memurları   tarafından elkonmuştur.   12. Başvuranlar Eyüp Stadyumu’nda gözetim altına alınırken, arkadaşları   Eyüp Sulh Ceza Mahkemesi’ne yetkili Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmalarını   talep eden bir dilekçe sunmuşlardır. Eyüp Sulh Ceza Mahkemesi bu talebi   reddetmiştir. Mahkeme yazılı cevabında Cumhuriyet Savcılarının, sanıkların   tutukluluk sürelerini dört güne kadar uzatma yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir.   Sonuç olarak, Mahkeme bu aşamada karar alma yetkisinin olmadığı sonucuna   varmıştır.   13. Başvuranlar aynı gün serbest bırakılmıştır.   2. Yerel Makamlar Huzurundaki Davalar   14. 9 Ocak 1996 tarihinde başvuranlar Eyüp Sulh Ceza Mahkemesi’ne, polis   tarafından Eyüp Stadyumu’nda gözetim altında tutuldukları sırada maruz kaldıkları   muamele ile ilgili şikayette bulunmuşlardır. Cumhuriyet Savcısı’na bir adli tıp uzmanı   tarafından muayene edilmeleri talebinde bulunmuşlardır. Cumhuriyet Savcısı bu   talebi kabul etmiştir.   15. Aynı gün başvuranlar Eyüp Adli Tıp Enstitüsü’nde bir doktor tarafından   muayene edilmiştir. Tıbbi rapora göre, ilk başvuran sağ omzunda ve kürek kemiğinde   üç santim çapında bir çürükten, omuzlarında ve boynunda ağrıdan, sağ kalçasında   dört santim çapında bir çürükten ve uyluk kemiğinin dış kısmında çürük izlerinden   yakınmaktadır. Ayrıca, sağlık durumu hakkında kesin bir sonuca ulaşmadan önce,   başvuranın vajinal kanaması olduğu için, bir hastanede muayene edilmesi gerektiği   belirtilmiştir.   16. Tıbbi raporda, ikinci başvuranla ilgili, sağ omzunda üç santim çapında bir   çürük, sağ kolunda iki santim çapında bir çürük, sol omzunda ve kürek kemiğinde 15-   santim çapında bir çürük olduğu kaydedilmiştir. Ayrıca, bacaklarındaki ağrılardan   şikayet etmektedir. Raporda, başvuranın çalışmasının on gün süreyle uygun   olmayacağı sonucuna varılmıştır.   17. 15 Ocak 1996 tarihinde Eyüp Cumhuriyet Savcısı ilk soruşturma dosyasını   Memurin Muhakemeti Kanunu’na göre Istanbu’daki Eyüp Valisi’ne havale etme kararı   almıştır. Daha sonraki bir aşamada dosya İl İdari Heyeti’ne havale edilmiştir.   18. 17 Ocak 1996 tarihinde başvuranlar, aynı gün tutuklanana ve kötü   muameleye maruz kaldıkları iddia edilen diğerleriyle birlikte Eyüp Cumhuriyet   Savcısı’na bir dilekçe sunmuşlardır. Cumhuriyet Savcısı’ndan tutuklanmaları ve   maruz kaldıkları kötü muamele hakkında bir soruşturma başlatmasını talep   etmişlerdir. Eyüp Cumhuriyet Savcısı bu talebi İl İdari Heyeti’ne havale etmiştir.   19. 8 Şubat 1996 tarihinde İl İdari Heyeti polis memurlarının yargılanmasına   karar vermiştir.   20. 6 Mart 1996 tarihinde başvuranlar Danıştay’a Istanbul İl İdari Heyeti’nin   kararı hakkında itiraz etmişler ve Eyüp Bölgesi’ndeki polis müdürünün diğer   memurlarla birlikte yargılanması için başvurmuşlardır. 3 Nisan 1996 tarihinde   Danıştay, İl İdari Heyeti’nin kararını onamış ve polis müdürünün yargılanması   hakkındaki başvuruyu reddetmiştir.   21. Belirsiz bir günde Eyüp Cumhuriyet Savcısı, Eyüp Ağır Ceza   Mahkemesi’ne, başvuranlar da dahil olmak üzere şikayetçileri kötü muameleye   maruz bıraktığı iddia edilen polis memurları hakkında bir iddianame sunmuştur.   22. Belirsiz bir günde Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi güvenlik nedeniyle dava   dosyasını Aydın Ağır Ceza Mahkemesi’ne havale etme kararı almıştır. Daha sonraki   bir aşamada Aydın Ağır Ceza Mahkemesi, aynı nedenle, dava dosyasını Afyon Ağır   Ceza Mahkemesi’ne havale etme kararı almıştır.   23. 18 Ekim 1996 tarihinde Afyon Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların iddia   edildiği gibi polis memurları tarafından kötü muameleye maruz kalmış olmalarının   mümkün olduğu sonucuna varmış ve buna binaen başvuranların cezai işlem   başlatılması talebini kabul etmiştir. Duruşma sırasında başvuranlar 8 Ocak 1996   tarihinde vuku bulan olayları ayrıntılı biçimde anlatmışlardır.   24. 18 Aralık 1996 tarihinde İstanbul Adli Tıp Enstitüsü doktoru, ilk başvuranla   ilgili nihai sağlık raporunu düzenlemiştir. Doktor, 9 Ocak 1996 tarihli muayene   sonuçlarını incelediğinde, başvuranın çalışmasının on gün süreyle uygun olmadığı   sonucuna varmıştır.   25. 5 Kasım 1999 tarihinde Afyon Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasında   suçlanan polis memurlarının hangisinin kötü muamele uyguladığına dair yeterli kanıt   olmadığı için beraat etmelerine karar vermiştir.   26. 2 Nisan 2001 tarihinde, Yargıtay kovuşturmanın durdurulması ve 23 Nisan   tarihinden önce işlenen suçlarla ilgili kararların ifası hakkında 4616 No’lu   Kanun’un kabul edilebilir olduğuna karar vermiş ve Afyon Ağır Ceza Mahkemesi’nin   kararını feshetmiştir.   B. Hükümetin Olaylarla İlgili Görüşleri   27. Hükümet’in görüşüne göre, başvuranlar yakalanan ve müteakiben Eyüp   Stadyumu’na götürülen 1054 kişi arasında bulunmamaktaydı.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI   28. Sözkonusu zamanda uygulanan ilgili iç hukukun tanımı Batı ve   Diğerleri/Türkiye’de bulunabilir (no:33097/96 ve 57834/00, §§ 96-100, 3 Haziran   2004).   HUKUK   I. OLAYLARIN SAPTANMASI   29. Dava olayları taraflar arasında ihtilaflı olduğu için, AİHS’nin herhangi bir   özel koşulu uyarınca başvuranların iddialarını incelemeden önce, AİHM olayları   kendisine sunulan esaslar ışığında değerlendirerek tespit etmeyi uygun bulmuştur.   30. Hükümet, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün, ilgili kayıtlarına göre,   başvuranların, Eyüp Stadyumu’nda gözetim altında tutulan 1054 kişi arasında   olmadığını belirtmiştir. Başvuranlar, AİHM kararlarını da içeren tüm resmi evrakların 8   Ocak 1996 tarihinde Eyüp Stadyumu’nda gözetim altında tutulduklarını teyit ettiğini   ileri sürmüştür.   31. AİHM, yetkili makamlar tarafından düzenlenen belgelerde başvuranların   belirtilen tarihte gözaltına alınan kişiler arasında olduklarının kabul edildiğini   gözlemlemiştir.   32. AİHM, öncelikle, Eyüp Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı’nın ve Eyüp   Cumhuriyet Savcısı’nın başvuranların gerçekten gözaltına alınıp alınmadığını   sorgulamadan karar verdiklerini belirtmiştir (bkz. paragraf 12-14). Ayrıca, İl İdari   Heyeti ve Danıştay’ın kararlarında başvuranların Eyüp Stadyumu’na götürülen kişiler   arasında olduğu belirtilmiştir (bkz. paragraf 19-20). Buna ek olarak, AİHM, Afyon Ağır   Ceza Mahkemesi’nin, başvuranların, işlemlere müdahale edilmesine dair taleplerini   kabul ettiğini belirtmiştir (bkz. paragraf 23).   33. AİHM, ayrıca, davanın kısmen kabul edilebilir olduğuna karar verildikten   sonra, Hükümet’in AİHM ile ilgili kayıtların bir örneğini sunması gerektiği halde   sunmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte, Hükümet’in olaylar hakkındaki görüşlerini   desteklemek için sunduğu kanıtların yetersiz olduğuna değinmiştir.   34. Sonuç olarak, yukarıda belirtilenler ışığında ve iddiaları zayıflatıcı kanıtlar   olmadığı için, AİHM, başvuranların polis memurları tarafından Eyüp Stadyumu’na   götürülen kişiler arasında olduklarını tespit etmiştir.   II. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   35. Başvuranlar, gözaltında oldukları süre içerisinde, AİHS’nin aşağıda   belirtilen 3. maddesinin ihlal edildiği ve kötü muameleye maruz kaldıkları hakkında   şikayette bulunmuşlardır:   “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi   tutulamaz.”   36. Hükümet, olaylar hakkında görüşlerini sunmuştur.   37. AİHM, bir kişinin tutuklandığı sırada sağlık durumunun iyi olması, fakat   salıverildiği sırada bozulduğunun tespit edilmesi halinde, AİHS’nin 3. maddesi   uyarınca, Devlet’in, bu bozulmanın nasıl gerçekleştiğine dair makul bir açıklama   yapması ve eğer mağdurun iddiaları tıbbi raporlarla destekleniyorsa, bu iddiaları   çürütecek kanıtlar bulması gerektiğini hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa [BD], no.   25803/94, § 87, AİHM 1999-V; Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Hüküm ve   Karar Raporları 1996-VI, p. 2278, § 62; Tomasi/Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar,   A Serisi no. 241-A, sayfa 40-41, §§ 108-111 ve Ribitsch/Avusturya, 4 Aralık 1995   tarihli karar, A Serisi no. 336, sayfa 26, § 34).   38. Kanıtları değerlendirirken, AİHM, genel olarak “makul şüphenin ötesinde”   kanıt standardını uygular (İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978 kararı, A Serisi no. 25,   sayfa 64-65, § 161). Buna rağmen, bu tür bir kanıt, yeterli derecede güçlü, açık ve   uygun sonuçların ya da aksi ispat edilmemiş maddi karinelerin birarada   bulunmasından kaynaklanabilir.Sözkonusu olayın tamamen ya da büyük oranda   yetkili makamların bilgisi dahilinde olduğu durumlarda, tutukluluk sırasında oluşan   yaralanmalar hakkında güçlü maddi karineler açığa çıkabilir. Aslında yeterli ve ikna   edici bir açıklama sunmak yetkili makamların görevidir (Salman/Türkiye [BD], no.   21986/93, § 100, AİHM 2000-VII).   39. AİHM, başvuranların 8 Ocak 1996 tarihinde polis memurları tarafından   kötü muameleye tabi tutuldukları hakkında şikayetçi olduklarını gözlemlemiştir. AİHM,   Ocak 1996 tarihinde, salıverilmelerine ve Eyüp Cumhuriyet Savcısı’na şikayette   bulunmalarına müteakip başvuranların vücutlarında birçok çürük tespit eden Eyüp   Adli Tıp Enstitüsü doktoru tarafından muayene edildiklerini belirtmiştir. Tıbbi   raporlarda, başvuranların çalışmalarının on gün süreyle uygun olmayacağı sonucuna   varılmıştır (bkz. paragraf 15, 16 ve 24).   40. Tıbbi raporlarda gösterilen bulgulara cevap olarak Hükümet şikayeti   reddetmiş ve bir açıklamada bulunmamıştır. Yalnızca, başvuranların, sözkonusu   tarihte Alibeyköy yöresinde polis tarafından tutuklanan kişiler arasında olmadıklarını   ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranların vücudunda bulunan şiddet izlerinin   tutuklanmalarından önce ya da tutuklanmaya direnirken oluşmuş olabileceğini iddia   etmemiştir.   41. AİHM, Devlet’in, tutukluluk halinde savunmasız durumda bulunan   kişilerden sorumlu olduğunu ve yetkili makamların bu kişileri korumakla yükümlü   olduklarını hatırlatmıştır. Yetkili Devlet Makamları’nın tutukluluk sürelerinde yaralanan   ve zarar gören kişilerden sorumlu olduğunu gözönünde bulundurarak AİHM kötü   muamele uyguladıklarından kuşkulanılan polis memurlarının beraatının ve 4616   sayılı Kanun’a uygun kararların ifasının, AİHS uyarınca Devlet’in sorumluluklarını   yerine getirmemesi için bir neden oluşturmadığını belirtmiştir (bkz., mutatis mutandis,   Berktay/ Türkiye, no. 22493/93, § 168, 1 Mart 2001 ve Çolak ve Filizer/Türkiye, no.   32578/96 ve 32579/96, § 168, 8 Ocak 2004).   42. Yukarıda belirtilenler ışığında ve Hükümet tarafından makul bir açıklama   yapılmaması nedeni ile AİHM tıbbi raporlarda değinilen bulguların, sorumluluğu   Hükümet’e ait olan insanlık dışı ve alçaltıcı muamelelerin sonucu olduğunu   belirtmiştir.   43. Buna müteakip, AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği kararını   vermiştir.   III. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   44. AİHS’nin 5. maddesi gereği, başvuranlar tutuklanmaları için makul bir   neden olmadığı için özgürlüklerinin kanuna aykırı olarak ve keyfi şekilde kısıtlandığı   ve bunun yetkili adli makam huzuruna çıkarılmaları amacı ile değiştirilmediği   hakkında şikayette bulunmuşlardır. AİHS’nin 5. maddesi ilgili kısımlarında şöyle der:   “1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen   haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun   bırakılamaz:   … (c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da   suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul   nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere   yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;   …”   45. Hükümet olaylar hakkında görüşlerini sunmuştur.   46. AİHM ilk olarak yukarıda belirtildiği gibi (bkz. paragraf 34) başvuranların 8   Ocak 1996 tarihinde polis memurları tarafından Eyüp Stadyumu’na götürülen kişiler   arasında olduğuna değinmiştir.   47. AİHM kanıtların kapsamlı bir şekilde incelenmesinden sonra sanığın   suçluluğuna hükmedebilmeye engel oluşturan bir şüphe bulunmasının, 5§1.madde   (c) uyarınca keyfi yakalama ve tutuklama durumlarına karşı koruma oluşturduğunu   hatırlatmıştır. “Makul bir şüphe”nin bulunması, objektif bir gözlemciyi, ilgili kişinin   sözkonusu suçu işlemiş olabileceğine ikna edecek olay ve bilgilerin bulunduğu   anlamına gelir (Fox, Campbell ve Hartley/İngiltere, 30 Ağustos 1990 tarihli karar, A   Serisi no. 182, sayfa 16, § 32). Fakat, şüpheyi açığa çıkaran olaylar; suçlamayı haklı   çıkaran olaylar ya da adli soruşturmanın daha sonraki aşamalarında ortaya çıkan   suçluluk iddiaları ile aynı bağlamda ele alınamaz (Murray/İngiltere, 28 Ekim 1994   tarihli karar, A Serisi no. 300-A, sayfa 27, § 55).   48. Bununla beraber, AİHM, 5§1. maddenin (c) öngördüğü teminatın garanti   edildiğini tayin edebilmelidir. Sonuç olarak, sorumlu Hükümet, AİHM’i, yakalanan   kişilerin sözkonusu suçları işlediklerine dair makul bir nedenin olduğuna ikna edecek   olay ya da bilgileri temin etmekle yükümlüdür.   49. Sözkonusu davada, AİHM, Hükümet’in başvuranların tutuklanması ile ilgili   makul nedenler sunamadığını gözlemlemiştir. Başvuranlar, iki mahkumun cenaze   törenine katılmak üzere yola çıktıkları sırada tutuklanmışlardır. Başvuranlarla birlikte   tutuklanan ve Eyüp Stadyumu’na götürülen kişilerin binden fazla olduğu   kaydedilmiştir. AİHM ayrıca dava dosyasında protesto yürüyüşü ya da kamu   düzenine zarar verici bir fiilin varlığını ortaya çıkaran bir bulgu olmadığını belirtmiştir.   50. Davanın özel şartları ve Hükümet’in olayla ilgili bir açıklama yapmadığı   gözönüne alındığında, AİHM, AİHS’nin 5§1. maddesi (c) uyarınca, başvuranların suç   işlediklerine dair ya da suç işlemelerini engelleyecek makul bir neden sebebiyle   tutuklanmadıklarını belirtmiştir.   51. Yukarıda belirtilenler ışığında AİHM başvuranların makul bir neden   olmaksızın tutuklandığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle, AİHS’nin 5.maddesi   uyarınca, başvuranın özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   52. AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili   Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa,   Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın   tatminine hükmeder.”   A. Maddi Zararlar   53. Başvuranlar uğradıkları zararların tazmin edilmesini talep etmişlerdir, fakat   miktarın belirlenmesini AİHM’nin kararına bırakmışlardır.   54. Hükümet hiçbir görüş sunmamıştır.   55. AİHM, maddi zararlara ilişkin bir kanıt olmadığını belirtmiştir. Diğer taraftan,   başvuranlar dava olayları hususunda sıkıntı çekmiş ve baskı altında kalmıştır. AİHM,   hakkaniyete uygun bir karar vererek, başvuranların uğradıkları manevi zarar için   toplam 26.000 Euro tazminat almalarına karar vermiştir.   B. Masraf ve Harcamalar   56. Başvuranlar, masraf ve harcamalara için belirlenecek miktarı da AİHM’nin   kararına bırakmışlardır.   57. Hükümet hiçbir görüş sunmamıştır.   58. Edinilen bilgiler ışığında, AİHM başvuranlara masraf ve harcamalar için   toplam 2.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   59. AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına   üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun   bulmuştur.   YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI, AİHM OYBİRLİĞİ İLE   1. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   2. AİHS’nin 5. maddesinin ihlal edildiğine;   3. (a) Sorumlu Devlet’in, AİHS’nin 44/2. maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği   tarihten itibaren üç ay içerisinde başvuranlara, ödeme tarihinde uygulanan kur   üzerinden Türk Lirası’na çevrilecek, aşağıda belirtilen mikarları ödemesi   gerektiğine:   (i)   Manevi zarar için 26.000 EURO (yirmi altı bin Euro);   (ii)   Masraf ve harcamalar için 2.000 EURO (iki bin euro);   (iii) Yukarıdaki miktarlara uygulanabilecel vergiler;   (b) Yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar basit   faizin, gecikme süresince, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına   üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranı temel alınarak yukarıdaki   miktarlara uygulanması gerektiğine karar vermiştir.   İşbu karar, AİHM kararlarının 3. maddesi ve İç Tüzüğün 77§§ 2. maddesi   uyarınca, 2 Kasım 2004 tarihinde İngilizce olarak hazırlanmış ve yazılı olarak tebliğ   edilmiştir.   Michael O’BOYLE   Sekreter   Nicolas BRATZA   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło