30497/96

WyrokETPCz2005-12-22ECLI:CE:ECHR:2005:1222JUD003049796

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy 13-dniowe zatrzymanie bez postawienia przed sędzią naruszyło prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 3 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że 13-dniowe zatrzymanie skarżącego bez postawienia go przed sędzią było niezgodne z art. 5 ust. 3 Konwencji. Powołał się na swoje wcześniejsze orzecznictwo, w tym sprawę Brogan i inni przeciwko Zjednoczonemu Królestwu, gdzie nawet krótsze zatrzymanie (cztery dni i sześć godzin) zostało uznane za nadmierne. Trybunał podkreślił, że nawet w sprawach dotyczących terroryzmu, władze krajowe nie są zwolnione z obowiązku zapewnienia kontroli sądowej nad zatrzymaniem. W odniesieniu do zarzutów złego traktowania (art. 3) Trybunał stwierdził brak dowodów na poparcie twierdzeń skarżącego oraz brak skarg do władz krajowych po jego zwolnieniu. Skargi dotyczące art. 6, 7, 9 i 10 zostały uznane za złożone po terminie, ponieważ skarżący nie wykazał, że nie miał dostępu do ostatecznej decyzji krajowej w odpowiednim czasie.
Stan faktyczny
Skarżący, I.B., urodzony w 1970 roku, został zatrzymany 20 kwietnia 1995 roku w Ankarze w ramach operacji przeciwko nielegalnej organizacji. Był przetrzymywany w areszcie policyjnym przez 13 dni, do 2 maja 1995 roku, bez postawienia przed sędzią. Twierdził, że był bity, obrażany i zmuszany do słuchania nagrań tortur innej osoby, choć badanie lekarskie nie wykazało śladów przemocy. Po zwolnieniu został oskarżony i skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) na rok więzienia i grzywnę za członkostwo w organizacji terrorystycznej, a wyrok ten został utrzymany przez Sąd Kasacyjny 4 lutego 1998 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą art. 5 ust. 3 za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 4 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami ustawowymi. 4. Oddalił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   Đ.B- TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:30497/96)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Aralık 2005   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (30497/96) baꢀvuru no’lu davanın   nedeni, bu ülke vatandaꢀı Đ. B.’nin (baꢀvuran) 2 Kasım 1995 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na   (Komisyon) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi önünde Đzmir Barosu avukatlarından Z.S.   Özdoğan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1970 doğumlu olup Đzmir’de ikamet etmektedir.   Nisan 1995 tarihinde, baꢀvuran H.E adındaki niꢀanlısının yakalanmasının ardından   yasadıꢀı örgüt Ekim aleyhine Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi tarafından   yürütülen bir operasyon çerçevesinde yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır.   Nisan 1995 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün isteği üzerine, Ankara   Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Baꢀsavcılığı baꢀvuranın gözaltı süresini önce 28   Nisan tarihine kadar, daha sonra da 2 Mayıs 1995 tarihine kadar uzatmıꢀtır.   Mayıs 1995 tarihinde, baꢀvuran Adli Tıp Kurumu’na götürülmüꢀtür. Burada yapılan   muayene sonrasında baꢀvuranın vücudunda hiçbir ꢀiddet izine rastlanılmadığı belirtilen bir   rapor hazırlanmıꢀtır.   Baꢀvurana gözaltında bulunduğu sürede polisler tarafından tokatlandığını ve suçlanan   diğer kiꢀinin iꢀkencesi sırasında kaydedilen ses bandını dinlemek zorunda kaldığını iddia   etmektedir.   Mayıs 1995 tarihinde baꢀvuran Cumhuriyet Savcılığı’na, daha sonra da Devlet   Güvenlik Mahkemesi Yedek Hâkimliği’ne sevk edilmiꢀtir.   Baꢀvuran DGM Hâkimi karꢀısında aleyhindeki suçlamaları reddetmiꢀ ve Ekim’in   hiçbir faaliyetine katılmadığını ifade etmiꢀtir. Verdiği ifadenin ve yüzleꢀtirme tutanağının   içeriğini reddetmiꢀ ve bunları baskı altında imzaladığını iddia etmiꢀtir. 2 Mayıs 1995 tarihli   kararla DGM Yedek Hakimliği baꢀvuranın serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir.   Haziran 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranı DGM önünde itham etmiꢀtir.   Baꢀvuranı yasadıꢀı örgüt üyesi olmak suçuyla itham ederek, Türk Ceza Kanunu’nun 168§2   maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmiꢀtir.   Temmuz 1995 tarihinde baꢀvuran DGM’ye yazılı olarak savunmasını sunmuꢀtur.   Savunmasında suçsuz olduğunu, sorgulamalar sırasında polislerin kendisini iꢀkence ve ölümle   tehdit ettiklerini ve ifadelerinin baskı altında alındığını belirtmiꢀtir. Aynı zamanda   yakalanması sırasında kendisine tokat atıldığını iddia etmiꢀtir.   Baꢀvuranın avukatı aynı tarihli görüꢀünde, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmuꢀ ve   DGM’den baꢀvuranın gözaltında bulunduğu sırada verdiği beyanlarının ve hazırlanan   tutanakların dikkate alınmamasını talep etmiꢀtir.   Nisan 1996 tarihinde, baꢀvuranın avukatı DGM önünde 3713 Sayılı Kanun’un 1., 2.   ve 7. maddelerinin Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi tarafından güvence altına alınan düꢀünce   ve ifade özgürlüğünü ihlal etiklerini ileri sürmüꢀtür.   Mayıs 1996 tarihinde DGM baꢀvuranı Ekim örgütüne ait ilan hazırlama ve bu   ilanları dağıtmakla suçlu bularak, 3713 Sayılı Kanun’un 7§2 maddesi ve 3506 Sayılı   Kanun’un Ek 1. maddesi uyarınca baꢀvuranı bir yıl hapis ve 458.333.000 Türk Lirası para   cezasına çaptırmıꢀtır.   Baꢀvuran kararın temyizine gitmiꢀ, Yargıtay 4 ꢁubat 1998 tarihinde temyiz edilen   kararı onamıꢀtır.   Yargıtay kararı üzerindeki kaꢀeye göre, sözkonusu karar DGM kalemindeki dava   dosyasına 12 Mart 1998 tarihinde konulmuꢀtur. Böylece nihai karar tarafların kullanımına   sunulmuꢀtur.   Nisan 1998 tarihinde baꢀvuran Cumhuriyet Savcılığı’nın kendisini cezasını   çekmeye davet eden tebliğnameden nihai karardan haberdar olmuꢀtur.   HUKUK AÇISINDAN   AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran gözaltında bulunduğu sırada kendisine kötü muamelede bulunulduğunu   iddia ederek AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Baꢀvuran esasında polisler tarafından tokatlandığını, hakarete ve tehdide maruz   kaldığını iddia etmektedir. Sorgusu sırasında polislerin suçlanan diğer bir kiꢀinin iꢀkencesi   sırasında kayda alınan ses bandını kendisine dinlettiklerini iddia etmektedir.   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir. Baꢀvuranın yetkili   Cumhuriyet Savcılığı nezdinde resmi soruꢀturma yürütülmesi için ꢀikayette bulunmadığını   belirtmektedir. Ayrıca ceza hukuku yolunun öne sürülen iddiaları gerekçelendirmek için   geçerli tek yol olarak görülmemesi gerektiğini savunmaktadır. Bu itibarla, Anayasa’nın 125.   ve 129. maddelerine dayanan idari baꢀvuru yolunu dile getirmektedir. Sonuç olarak,   baꢀvuranın Borçlar Kanunu gereğince tazminat davası açabileceğini ifade etmektedir.   Baꢀvuran ise iꢀkence iddiasında bulunmadığını fakat insanlık dıꢀı ve aꢀağılayıcı   muameleye maruz kaldığını iddia ettiğinin altını çizmektedir.   Dava koꢀulları dikkate alındığında, AĐHM her halükarda baꢀvurunun bu gerekçelerle   kabuledilemeyeceğini düꢀünerek, Hükümet tarafından AĐHS’nin 35§1 maddesine iliꢀkin   olarak dile getirilen itirazın incelenmesine gerek duymamıꢀtır.   AĐHM baꢀvuranın kötü muamele iddialarını destekleyecek en ufak bir kanıt bile   sunmadığını gözlemlemektedir. AĐHM bir kimse için gözaltı sırasında polisler tarafından kötü   muamele yapıldığına iliꢀkin iddiaları destekleyecek kanıt bulmanın zor olabileceğini ve   fiziksel hiçbir iz bırakmadan kiꢀide korku ve tedirginlik yaratacak ꢀekilde olan aꢀağılayıcı ve   insanlık dıꢀı muamele sözkonusu olduğunda, bunun daha da zor olacağını hiç kuꢀkusuz kabul   etmektedir.   AĐHM baꢀvuranın gözaltında bulunduğu koꢀulları ispat edebilmek için kendisiyle aynı   zamanda gözaltına alınan ve suçlanan diğer kiꢀiler H.D. ve H.E’ye yapıldığını iddia ettiği   muamelelere ve H.E.’nin ꢀikayeti üzerine gözaltından sorumlu polisler aleyhine baꢀlatılan   ceza yargılamasına dayanmakta olduğunu gözlemlemektedir.   AĐHM, H.E’ ye kötü muamele yapıldığı iddiası ile ilgili olarak baꢀlatılan ceza   yargılamasının, gözaltından sorumlu polislerin beraat etmeleriyle sonuçlandığını not   etmektedir.   H.D.’nin maruz kaldığı iddia edilen kötü muamelelerle ilgili olarak, baꢀvuran   AĐHM’ye hiçbir bilgi vermemiꢀ, yalnızca ilgilinin göğüs hizasında ağrıları olduğunu belirten   bir sağlık raporu sunmuꢀtur. Teꢀhis edilen bulgunun nedenini ortaya koyan tıbbi deliller   sunmamıꢀtır. Ayrıca baꢀvuran ilgili kiꢀinin uğradığını iddia ettiği iꢀkence nedeniyle polisler   aleyhine ꢀikayette bulunup bulunmadığını, ꢀayet ꢀikayette bulunduysa bunun sonuçlanıp   sonuçlanmadığını da açıklamamaktadır. Baꢀvuranın bu kiꢀinin iꢀkencesi sırasında kayda   alınan ses bandını dinlediğini ileri sürmesi sebebiyle, bu bilgiler baꢀvurunun incelenmesi   aꢀamasında büyük önem teꢀkil etmektedir.   AĐHM baꢀvuranın ne Cumhuriyet Savcısı ne de Yedek Hakime kötü muameleye   iliꢀkin ꢀikayette bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu itibarla, AĐHM gözaltı süresi boyunca   baꢀvuranın “Devlet temsilcilerine karꢀı güçsüzlük, çaresizlik ve kaygılanma duygusu”   hissetmesine sebep olacak bir durumda olmuꢀ olabileceğini kabul etmeye hazırdır ( Bkz.   Đlhan-Türkiye [GC], no: 22277/93, § 63, CEDH 2000-VII, ve Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996   tarihli karar, Derleme Karar ve Hükümler 1996- VI, s. 2277, § 56). Fakat baꢀvuranın serbest   bırakılmasından sonrada durumun aynı olduğunu kabul etmemektedir.   Bu nedenle AĐHM Devlet görevlilerinin AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak   baꢀvurana kötü muamelede bulunduklarının kabul etmesini gerektirecek bir neden   görmemektedir.   Bu iddialarla ilgili olarak adli makamların etkisizliği ile ilgili iddia konusunda ise   AĐHm baꢀvuranın avukatının ve kendisinin yetkili makamlara ꢀikayetleriyle ilgili olarak daha   sağlam bir dayanak sunmadan derinlemesine soruꢀturmalarının yapılmasını bekleyemeyeceği   kanaatindedir ki bu iddialar AĐHM’nin gözünde “savunulabilir” bulunmamaktadır.   Sonuç olarak bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun olduğu sonucu ortaya çıkmakta ve   AĐHS’nin 35§3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.   II. AĐHS’NĐN 5§2 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran AĐHS’nin 5§2. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.   Hükümet, baꢀvuran tarafından imzalanan 20 Nisan 1995 tarihli tutanaklara dayanarak   5§2 maddesi uyarınca yakalanma sebepleri hakkında baꢀvuranın bilgilendirildiğini   belirtmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 5§2. maddesinin yakalanan her kiꢀinin yakalama nedenlerini   öğrenmesi hakkını güvence altına almaktadır. 5. maddenin sağladığı güvence kapsamında,   kiꢀinin 4. paragraf uyarınca bunun yasal olup olmadığını bir mahkeme önüne tartıꢀılabilmesi   için, anlaꢀılabilir ve basit bir dilde özgürlükten yoksun bırakılmasının olgusal ve hukuki   nedenlerinin ilgiliye ifade edilmesini zorunlu kılmaktadır. Kiꢀi bu bilgilere en kısa zamanda   ulaꢀabilmelidir fakat kendisini yakalayan polisin bunları hemen o anda sağlaması mümkün   değildir. Kiꢀinin bu bilgileri yeterince ve zamanında öğrenip öğrenmediğinin belirlenebilmesi   için davanın özel koꢀulları dikkate alınmalıdır (Bkz. Fox, Campbell ve Hartley-Birleꢀik   Krallık, 30 Ağustos 1990 tarihli karar, A serisi no: 182, §40).   Esasında AĐHM baꢀvuranın imzası bulunan 20 Nisan 1995 tarihli tutuklama tutanağına   göre, baꢀvuranın yasadıꢀı örgüt olan Ekim aleyhine yürütülen bir operasyon çerçevesinde   yakalandığını gözlemlemektedir. AĐHM baꢀvuranın DGM önünde bu tutanağının   doğruluğunu inkar ettiğini de göz önünde bulundurmaktadır.   AĐHM, ilk baꢀvurusunda baꢀvuranın gözaltında bulunduğu sırada polislerin   söyledikleri kiꢀileri tanıyıp tanınmadığını, suç iꢀleyip iꢀlemediğin ya da belirli yerlerde   bulunup bulunmadığını kendisine sorduklarını belirttiğini gözlemlemektedir. Bu noktada,   polislerin yakalandığı sırada yakalanma sebeplerini tam anlamıyla açıklamadıkları düꢀünülse   de, yakalanmasının ardından ve gözaltında bulunduğu sırada polislerin tutumlarını haklı   kılacak bilgilerin baꢀvurana iletilmediğinin düꢀünülmesine neden olacak bir bilgi dosyada yer   almamaktadır (Bkz. Dikme-Türkiye, no: 20869/92, § 55, CEDH 2000-VIII).   Sonuç olarak buradan baꢀvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olduğu sonucu   ortaya çıkmakta ve AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.   III. AĐHS’NĐN 5§3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran gözaltı süresinin uzunluğundan ꢀikayetçi olmaktadır ve AĐHS’nin 5§3   maddesine atıfta bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir. Kanun dıꢀı   yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat verilmesi hakkındaki 466 Sayılı Kanun   uyarınca baꢀvuranın tazminat davası açma hakkına sahip olduğunu belirtmektedir.   Baꢀvuran gözaltı süresinin ulusal mevzuata uygunluğunu hatırlatmakta ve buna itiraz   etmek için hiçbir baꢀvuru yoluna sahip olmadığını ileri sürmektedir.   Hükümet tarafından kanun dıꢀı yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat   verilmesi hakkındaki 466 Sayılı Kanun tarafından öngörülen baꢀvuru yolunun tüketilmediğini   itirazı birçok kez AĐHM’de dile getirilmiꢀ (Bkz. Birçok diğerleri arasında, Yaꢀar Bazancir ve   Diğerleri-Türkiye (karar), no: 56002/00 ve 7059/02, 24 Haziran 2004 tarihli karar) ve AĐHM   mevcut davada dile getirilen ꢀikayetler konusunda olduğu gibi bu baꢀvuru yolunun AĐHS’nin   35. maddesi uyarınca baꢀvurulması gereken bir yol olmadığına karar vermiꢀtir.   Sonuç olarak Hükümet’in itirazı değerlendirilmeye alınmaz.   B. Esas Hakkında   Hükümet baꢀvurana uygulanan ve kanun tarafından öngörülen süreyi aꢀmayan gözaltı   süresinin meꢀruluğunu dile getirmektedir. Bu itibarla, terör suçlarına iliꢀkin yürütülen   soruꢀturmaların zorluklarına ve “kanıtların elde edilmesinin zor olması sebebiyle dosyanın   hazırlanması için baꢀlatılan hazırlık soruꢀturma aꢀamasında” zaman gerektiğine dikkati   çekmektedir. Bu türden bir hazırlık yargılamayı kolaylaꢀtırır ve süreyi kısaltır.   AĐHM terör suçlarıyla ilgili olarak yürütülen soruꢀturmaların hiç kuꢀkusuz yetkili   makamları özel bir takım sorunlarla karꢀı karꢀıya bıraktığını daha önce takdir etmiꢀtir (Bkz.,   diğerleri arasında, Brogan ve diğerleri-Birleꢀik Krallık, 29 Kasım 1988 tarihli karar, A serisi   no: 145-B, § 61; Murray-Birleꢀik Krallık, 28 Ekim 1994 tarihli karar, A serisi no: 300-A, §   58; Aksoy, adıgeçen, §78; Sakık ve diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme   1997-VII, § 44; Demir ve diğerleri-Türkiye, 23 Eylül 1998, Derleme 1998-IV, § 41; ve   Dikme, adıgeçen, § 64). Bununla birlikte bu, yetkili makamların yerel mahkemeler ve AĐHM   tarafından yapılacak her türlü denetiminden uzak bir ꢀekilde ꢀüphelileri yakalayıp gözaltına   alma hakkına sahip oldukları anlamına gelmemektedir (Bkz. mutatis mutandis, Murray,   adıgeçen, § 58).   Esasında baꢀvuranın gözaltı süresi polisler tarafından tutuklanmasıyla 20 Nisan 1995   tarihinde baꢀlamıꢀ ve Hakim’in kendisini serbest bırakmasıyla 2 Mayıs 1995 tarihinde sona   ermiꢀtir. O halde gözaltı süresi on üç gün sürmüꢀtür.   AĐHM Brogan ve Diğerleri kararında toplumu teröre karꢀı koruma amacı gütse de,   ilgilinin Hakim karꢀısına çıkartılmadan dört gün ve altı saat gözaltında tutulmasının AĐHS’nin   5§3. maddesinde belirtilen süreyi aꢀtığına karar verdiğini hatırlatmaktadır (Brogan ve   diğerleri, adıgeçen, s. 33, § 62).   AĐHM baꢀvuranın Hakim karꢀısına çıkarılmaksızın on üç gün boyunca gözaltında   tutulmasının gerekliliğini kabul edemez.   Sonuç olarak AĐHS’nin 5§3 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 6§§1, 2, VE 3-d, 7, 9 VE 10. MADDELERĐNĐN ĐHLAL   EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Eylül 1998 tarihli bir yazıyla baꢀvuran AĐHS’nin 6§§1, 2 ve 3-d ve 7, 9 ve 10.   maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Baꢀvuran özellikle:   -Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bünyesinde bir askeri hakim   bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme”   olmadığı (madde 6§1);   -Yargıtay kararının gerekçesinin açıklanmadığı ve DGM kararının yasal olarak elde   edilmeyen delillerle dayandığı;   -Polisin tutanaklarının ve Cumhuriyet Savcısı’nın iddianamesinin kendisini yasadıꢀı   bir terör örgütü üyesi olmakla itham ettiğinden dolayı masumiyet karinesi ilkesinden   faydalanamadığı (madde 6§2);   -Gözaltında bulunduğu sırada avukat yardımından faydalanamadığı (madde 6§3 c);   -Đki lehte tanığın dinlenmesini sağlayamadığı iddialarında bulunmaktadır.   AĐHS’nin 7. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran 3506 Sayılı Kanun’un yanlıꢀ   uygulanmasının aleyhindeki cezanın artmasına neden olduğunu ileri sürmektedir.   Baꢀvuran ayrıca mahkum edilmesinin AĐHS’nin 9. ve 10. maddelerini ihlal ettiğini ve   mahkum edilme sebebinin esasında düꢀünce özgürlüğünü baskı altına alma amaçlı olduğunu   ifade etmektedir.   Hükümet sunduğu görüꢀünde, 25 Eylül 1998 tarihinde sunulan AĐHS’nin 6 §§1., 2., 3-   d), 7., 9. ve 10. maddelerine iliꢀkin ꢀikayetlerin 2 Kasım 1995 tarihli baꢀvuruda dile   getirilmeleri gerektiğinden bu ꢀikayetlerin gecikmeli yapıldığını belirtmektedir.   AĐHM, iç hukukta nihai kararların tebliğ edilmesi öngörülmediği durumlarda altı ay   kuralının uygulanmasına iliꢀkin içtihadını hatırlatmaktadır (Bkz. Worm-Avusturya, 29   Ağustos 1997 tarihli karar, Derleme 1997-, s. 1547, § 33; Papachelas-Yunanistan [GC],   no:31423/96, §§ 30 ve 31, CEDH 1999-II; ve Haralambidis ve diğerleri-Yunanistan, no:   36706/97, 29 Mart 2001 kararları). AĐHM her halükarda, mevcut davada altı ay süresinin   baꢀlangıç tarihi (dies a quo) Yargıtay kararının dava dosyasına eklendiği ve tarafların   kullanımına sunulduğu tarih olan 12 Mart 1998 tarihi olduğu görüꢀündedir ( Bkz. Tahsin   Đpek-Türkiye (karar), no: 9706/98, 7 Kasım 2000; Z.Y.-Türkiye (karar) no: 27532/95, 19   Haziran 2001; Ali ꢁahmo-Türkiye (karar), no: 37415/97, 1 Nisan 2003; ve Yavuz ve diğerleri-   Türkiye (karar), no: 48064/99, 1 ꢁubat 2005 kararları).   AĐHM sözkonusu süreyi etkileyecek ya da geciktirecek özel koꢀulların bulunduğuna   ikna olmadıkça, 25 Eylül 1998 tarihinde sunulan ve her biri Yargıtay’ın nihai kararına   dayanan ꢀikayetlerin gecikmeli oldukları düꢀünülebilir (Bkz., mutatis mutandis, Haralambidis   ve diğerleri, adıgeçen).   Oysa ki baꢀvuranın argümanları böyle bir düꢀünce uyandırmamaktadır. ꢁayet baꢀvuran   ancak 15 Nisan 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı’nın tebliğnamesiyle Yargıtay’ın   kararından haberdar olduğunu belirtiyorsa, AĐHM baꢀvuranın serbest olması ve aynı zamanda   avukatı bulunmasına rağmen neden daha önce haberdar olmadığını, kendisini neyin   engellediğini anlayamamaktadır.   Son olarak AĐHM nihai kararın bir kopyasının temin edilmesinde yaꢀanan gecikmenin   baꢀvuranın ihmalinden kaynaklandığını ve dosyada bunun aksini düꢀündürecek hiçbir unsur   bulunmadığını düꢀünmektedir. Baꢀvurunun bu kısmının gecikmeli olduğu ve AĐHS’nin 35   §§1 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiğini belirtmektedir.   V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran manevi tazminat olarak 35.000 Euro (otuz beꢀ bin) talep etmektedir.   Hükümet aꢀırı bulduğu bu miktara itiraz etmekte ve AĐHM tarafından bir ihlalin tespit   edilmesi durumunda bunun yeterli telafi oluꢀturacağını ifade etmektedir.   AĐHM baꢀvuranın on üç gün boyunca gözaltında kaldığını ve bunun baꢀvuranı manevi   zarara uğratmıꢀ olabileceğini gözlemlemektedir.   AĐHM davanın çeꢀitli yönlerini göz önüne alarak ve hakkaniyete uygun olarak,   AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca baꢀvurana 4.500 Euro (dört bin beꢀ yüz) manevi tazminat   ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuran AĐHM ve yerel mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için   10.000 Euro (on bin) talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.   AĐHM içtihatlarına göre, baꢀvurana ancak gerçekten yapılan ve makul bir miktardaki   masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır. Elindeki mevcut unsurlar göz önüne   alındığında AĐHM masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beꢀ yüz) ödenmesinin makul   olduğuna karar vermiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 5§3 maddesine iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilebilir geri kalan kısmının ise   kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44§2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet   tarafından baꢀvurana, manevi tazminat için 4.500 Euro (dört bin beꢀ yüz), masraf ve   harcamalar için 1.500 Euro (bin beꢀ yüz) ödenmesine ve bu miktarların her türlü vergiden   muaf tutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 22 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło