30742/03

WyrokETPCz2009-10-06ECLI:CE:ECHR:2009:1006JUD003074203

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy państwo tureckie naruszyło prawo do życia (art. 2 Konwencji) poprzez odpowiedzialność za śmierć i usiłowanie zabójstwa, a także poprzez nieskuteczne dochodzenie w sprawie ataku dokonanego przez strażników wiejskich?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo tureckie ponosi odpowiedzialność za śmierć i usiłowanie zabójstwa dokonane przez strażników wiejskich, ponieważ byli oni zatrudnieni i uzbrojeni przez państwo, a ich działania nie były odpowiednio nadzorowane. Brak kompleksowego szkolenia zawodowego dla strażników wiejskich oraz próby utrudniania śledztwa przez żandarmerię świadczą o zaniedbaniach państwa. Trybunał stwierdził również, że śledztwo w sprawie zdarzenia było nieskuteczne, co stanowi naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji. Trybunał odwołał się do swojego wcześniejszego orzecznictwa w podobnych sprawach dotyczących strażników wiejskich i uznał, że rząd nie przedstawił argumentów, które uzasadniałyby odstąpienie od tej linii orzeczniczej.
Stan faktyczny
Sześciu skarżących, obywatele Turcji, byli mieszkańcami wioski Çalpınar. 20 kwietnia 1992 roku grupa wieśniaków, w tym skarżący i ich bliscy, została zaatakowana przez strażników wiejskich. W wyniku ataku zginęło sześć osób, w tym brat jednego ze skarżących i mąż innej skarżącej. Dwóch skarżących zostało rannych. Prokurator stwierdził, że strażnicy wiejscy zastawili zasadzkę, jednak żandarmeria twierdziła, że sprawcami byli członkowie PKK. Postępowanie karne trwało wiele lat, a ostatecznie 10 strażników wiejskich zostało skazanych na dożywocie, choć w stosunku do dwóch z nich postępowanie nadal trwało w momencie wydania wyroku ETPCz.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skargi dotyczące art. 2 Konwencji są dopuszczalne, a pozostała część skargi jest niedopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji zarówno w aspekcie materialnym, jak i proceduralnym. Zasądza odszkodowanie materialne i niematerialne oraz zwrot kosztów postępowania. Odrzuca pozostałą część żądań sprawiedliwego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF E U R O P E   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   SEYFETTĐN ACAR VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 30742/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir.   ꢁekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 30742/03 no’lu davanın nedeni, Seyfettin Acar,   Talat Acar, Yusuf Acar, Süleyman Acar, Narinci Acar ve Hasbiye Acar (“baꢀvuranlar”)   adında altı T.C. vatandaꢀının, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 17 Temmuz 2003   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (“Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin - AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Đzmir Barosu avukatlarından Türkan Aslan tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN OLAYLARI   Sırasıyla 1945, 1967, 1945, 1953, 1957 ve 1959 doğumlu baꢀvuranlardan Talat Acar   Đzmir’de, diğer baꢀvuranlar Midyat’ta ikamet etmektedirler.   Olayların meydana geldiği tarihte, baꢀvuranlar, Türkiye’nin güneydoğusunda Midyat   ilçesine bağlı Çalpınar köyünde ikamet etmekteydiler.   Çalpınar köyünden bir grup köylü, 20 Nisan 1992 tarihinde iki araçla seyahat   etmekteydiler. Köylerinden ayrıldıktan bir süre sonra bir grup köy korucusu1 tarafından   durdurulmuꢀlardır. Korucular köylülerin üzerine ateꢀ açmıꢀlar, Seyfettin Acar’ın kardeꢀi,   Hasbiye Acar’ın da eꢀi olan Süleyman Acar2 da dahil olmak üzere altı kiꢀiyi öldürmüꢀlerdir.   Olayda bir grup köylü yaralanmıꢀtır. Yaralananlardan, Talat Acar’ın kardeꢀi ve Narinci   Acar’ın eꢀi Sabri Acar da dahil olmak üzere iki kiꢀi, kaldırıldıkları hastanede ertesi gün   hayatlarını kaybetmiꢀtir. Yusuf Acar ile Süleyman Acar olayda yaralananlar arasındaydı.   Yusuf Acar bacağından vurulmuꢀ, yaralarının iyileꢀmesi bir ayı bulmuꢀtur. Baꢀvuran   Süleyman Acar’ın vücudunda kırık kemikler ve mermi parçaları tespit edilmiꢀtir. Doktorlar,   hayati tehlike yaratmadığı için mermi parçalarının vücuttan çıkarılmasını gerekli görmemiꢀtir.   Aynı gün Midyat Cumhuriyet Savcısı, adli tıp doktoruyla olay mahallini ziyaret etmiꢀ,   cesetleri incelemiꢀtir. Ölenlerin yakın mesafeden vuruldukları tespit edilmiꢀtir.   Cumhuriyet Savcısı olay yerinde görevli askerlerden boꢀ kovanları toplamasını istemiꢀtir.   Askerler bunu yapmayı reddedince, savcı kovanları kendisi toplamıꢀtır. Savcı, köy   korucularının tüfeklerinden atılmıꢀ 66 boꢀ kovan bulmuꢀtur. Görevli askerler yaralıları   hastaneye götürmeyi de reddettiklerinden, savcının katibi bu iꢀi bizzat yapmıꢀtır.   Cumhuriyet Savcısı köy korucularının köylüleri öldürmek için pusu kurdukları   kanaatinde olduğunu ifade etmiꢀtir.   Köy korucuları, devletin, Türkiye’nin güneydoğusunda, terörle mücadelede güvenlik güçlerini takviye etmeleri için tayin   ettiği köylülerdir.   Süleyman Acar adında iki ꢀahıs bulunmaktaydı. 1957 doğumlu olup, Hasbiye Acar’ın eꢀi ve Seyfettin Acar’ın kardeꢀi olan   Süleyman Acar olay sırasında ölmüꢀ; 1953 doğumlu olan baꢀvuran Süleyman Acar ise olayda yaralanmıꢀtır.   Öte yandan Jandarmanın hazırladığı rapora göre köylülere ateꢀ açanlar köy korucuları   değil, askeri üniforma giymiꢀ bir grup PKK1 mensubudur.   Midyat Cumhuriyet Savcısı 8 Temmuz 1992 tarihinde Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’nde   dava açmıꢀ, 27 köy korucusunu birden fazla kiꢀiyi öldürmekle ve adam öldürmeye teꢀebbüsle   suçlamıꢀtır.   Dava güvenlik gerekçeleriyle Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’nden Denizli Ağır Ceza   Mahkemesi’ne alınmıꢀtır.   Yaklaꢀık sekiz buçuk yıl sonra Denizli Ağır Ceza Mahkemesi 20 Kasım 2000 tarihinde,   tüm sanıkların beraatına karar vermiꢀtir.   Yargıtay 7 ꢁubat 2002 tarihinde Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27 köy korucusundan   17’siyle ilgili kararını onamıꢀ, geri kalan 10’uyla ilgili kararını bozmuꢀtur.   Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden baꢀlayan yargılamada, mahkeme, 20 Mayıs   tarihinde, 10 köy korucusunu, hem 8 köylüyü öldürmekten hem de içlerinde Yusuf Acar   ve Süleyman Acar da bulunmak üzere diğer bir grup köylüyü öldürmeye teꢀebbüs etmekten   suçlu bulmuꢀtur. Köy korucuları ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıꢀlardır.   Yargıtay 9 Aralık 2004 tarihinde Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin köy korucularından   ikisiyle ilgili kararını bozmuꢀ, geri kalan 8 köy korucusuyla ilgili kararını onamıꢀtır.   Đki köy korucusu hakkında Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden baꢀlatılan   kovuꢀturma, tarafların verdikleri ve dava dosyasına eklenen bilgilere göre halen devam   etmektedir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 2, 6 ve 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlardan dördü, yakınlarının, AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilerek, yaꢀama   haklarından mahrum bırakıldıklarından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Aynı madde uyarınca, olayda   yaralanan baꢀvuranlar Yusuf Acar ve Süleyman Acar da, yaꢀama haklarının ihlal edildiğinden   ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   Baꢀvuranlar ayrıca Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin gördüğü davanın AĐHS’nin 13.   maddesi çerçevesinde etkili bir iç hukuk yolu olarak değerlendirilemeyeceğinden ꢀikayetçi   olmuꢀtur. AĐHS’nin 6/1 maddesine dayanarak Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin bağımsız ve   tarafsız bir mahkeme olmadığını, köy korucuları hakkında açılan davanın makul süre içinde   tamamlanmadığınıiddia etmiꢀlerdir.   AĐHM, bu ꢀikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 2. maddesi bakımından incelenmesinin uygun   olacağı kanısındadır.   PKK – yasadıꢀı Kürdistan Đꢀçi Partisi örgütü.   Hükümet baꢀvuranların savlarına itiraz etmiꢀtir.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davaya atıfta bulunmuꢀ ve   ꢀikayetin baꢀvuranların iç hukuk yollarını tüketmemeleri nedeniyle kabuledilemez olduğunu   savunmuꢀtur.   AĐHM, azımsanmayacak sıklıktaki ertelemeler ve iddia edilen suçların ciddiyeti ıꢀığında,   halihazırda on yedi yıldır derdest olan cezai kovuꢀturmanın, etkili bir iç hukuk yolu olarak   değerlendirilebileceği kanaatinde değildir. (bkz. Acar ve Diğerleri – Türkiye, 36088/97 ve   38417/97). Buna göre Hükümet’in ꢀikayetin kabuledilebilirliğine iliꢀkin itirazının   reddedilmesi gerektiği anlaꢀılmıꢀtır.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Baꢀvuranlar, yakınlarının, köy korucuları tarafından, köy korucusu olmayı reddettikleri   için kasten öldürüldükleriniileri sürmüꢀlerdir.   Baꢀvuranlar, ayrıca açılan ateꢀe iliꢀkin yürütülen soruꢀturmanın etkili ve bağımsız   olmadığını iddia etmiꢀlerdir. Jandarmalar, Cumhuriyet Savcısının yürüttüğü soruꢀturmayı   engelleyerek, öldürme olaylarının üzerini örtmeye çalıꢀmıꢀlardır. Olaydan sonra, güvenlik   gücü mensuplarıyla köy korucuları, baꢀvuranlarla yakınlarını, ꢀikayetleriyle ilgili olarak tehdit   etmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar, ayrıca, Đçiꢀleri Bakanlığı’ndan alınan ve son on sekiz yılda toplam 4938 köy   korucusunun suç iꢀlediği ve bu suçların 1215’inin kiꢀilere karꢀı iꢀlenmiꢀ suçlar olduğu   yolundaki bilgilereAĐHM’nin dikkatini çekmiꢀlerdir. Baꢀvuranlara göre, Savunmacı Hükümet   mevcut davada köy korucularının benzer suçlar iꢀlemelerini önleyememiꢀtirbu nedenle hem   ölenlerin yaꢀama hakkını koruma yükümlülüğünü ihlal etmiꢀ, hem de hayatta kalan   baꢀvuranlar Yusuf Acar ve Süleyman Acar’ın hayati risk teꢀkil edecek   yaralanmalarına yol açmıꢀtır.   biçimde   Hükümet, köy korucularının suç iꢀlemelerine karꢀı gerekli tüm tedbirlerin alınmasına   karꢀın, bir devletten onun adına hareket eden herkesin eylemlerini denetlemesini beklemenin   olanaksız olduğu kanısındadır. Mevcut davada, terörle mücadele için görevlendirilen ve   kapsamlı profesyonel eğitimleri olmayan ꢀüphelilerin suç iꢀlemeyeceğine dair bir teminat   bulunmamaktadır. Bir devletten haklı olarak beklenebilecek ꢀey, böyle kiꢀileri denetleyip,   suça karıꢀmaları halinde cezalandırmasıdır.   Hükümet baꢀvuranların yakınlarıyla köy korucuları arasında husumet olduğu, köy   korucularının devlet adına hareket etmedikleri kanısındadır. Bunu müteakip yapılan   soruꢀturma ve yargılama etkili olmuꢀtur.   AĐHM, iki yaralı ile aynı olayda öldürülen sekiz kiꢀiden altısının yakınları tarafından   açılan Acar ve Diğerleri (36088/97 ve 38417/97, 24 Mayıs 2005) davasına iliꢀkin olarak   verdiği kararda, aynı ateꢀ açma olayını ve aynı soruꢀturmanın etkinliğini zaten ???incelemiꢀ   olduğunu gözlemler.   Yukarıda bahsedilen 24 Mayıs 2005 tarihli kararda AĐHM, altı kiꢀinin öldürülmesi ile iki   baꢀvuranın yaralanmasına sebebiyet verilmesinin, AĐHS’nin 2. maddesini ihlal ettiği   sonucuna varmıꢀtır. Ayrıca, esası bakımından soruꢀturma ile yargılamanın etkisiz olduğu ve   (usul bakımından) 2. madde ile 13. maddenin ihlal edilerek, baꢀvuranların etkili baꢀvuru   yollarından mahrum edildikleri sonucuna da varmıꢀtır.   AĐHM mevcut baꢀvuruyla tarafların görüꢀlerini incelemiꢀtir. Hükümet’in, AĐHM’nin   yukarıda belirtilen kararla ilgili içtihadının dıꢀına çıkmasını sağlayacak bir argüman   geliꢀtirmediği kanısındadır.   Bu bağlamda, AĐHM, özellikle, sivil gönüllülerin köy korucusu olarak polis gibi   kullanılmasıyla ilgili endiꢀelerini yineler. Avꢀar – Türkiye (25657/94) davasındaki kararında   iꢀaret edildiği üzere, köy korucuları, jandarma ve polis memurlarına verilen olağan disiplin ve   eğitim düzeninin dıꢀında hareket etmiꢀtir. Dolayısıyla, köy korucularının kendi   inisiyatifleriyle veyahut güvenlik güçlerinin talimatları kapsamında gerçekleꢀtirdikleri kasten   veya kasıtsız biçimde hakim durumlarını kötüye kullanmaları karꢀısında ne çeꢀit önlemler   alındığı belli değildir (bkz. Acar ve Diğerleri). Bu bağlamda AĐHM, , köy korucularına   kapsamlı profesyonel eğitim verilmemesinim dikkat çekici olduğu kanısındadır. Ayrıca   AĐHM’nin bu çerçevedeki endiꢀeleri, Đçiꢀleri Bakanlığı’na ait olup, baꢀvuranların AĐHM’ye   sunduğu ve doğruluğu tartıꢀma götürmez bilgiler doğrultusunda da artmıꢀtır.   Ayrıca AĐHM, Hükümet’in ateꢀ açma olayında köy korucularının devlet adına hareket   etmedikleri yönündeki iddiasını kabul etmeye hazır değildir. Bu bağlamda, köy korucularının   devlet tarafından görevlendirildikleri ve silahlandırıldıklarını kaydeder. Denizli Ağır Ceza   Mahkemesi’nin tespit ettiği üzere, köy korucuları izlerini örtmek ve savcının soruꢀturma   yapmasını engellemek için askerlerden yardım almıꢀlardır. Esasında AĐHM, Acar ve   Diğerleri kararında hükmettiği üzere, jandarmanın köy korucularının kanunsuz hareketlerine   tepki vermemesinin, bu tür hareketlere zımni muvafakat edilmesi anlamına geldiği   kanısındadır.   AĐHM, yukarıda belirtilenler ıꢀığında, devletin, baꢀvuranların yakınları Süleyman Acar   ve Sabri Acar’ın öldürülmeleri ile baꢀvuranlar Yusuf Acar ve Süleyman Acar’ı öldürmeye   teꢀebbüs olayında, sorumluluk yüklenmesi gerektiği sonucuna varmıꢀtır. Öldürme ve   öldürmeye teꢀebbüs olayları için herhangi bir gerekçe öne sürülmemiꢀ olduğu göz önünde   bulundurularak, AĐHM, 2. maddenin ihlal edildiği kanısına varır.   AĐHM ayrıca soruꢀturmayı da incelemiꢀtir. Bir kez daha, Hükümet’in, AĐHM’nin Acar ve   Diğerleri kararındaki içtihadının dıꢀına çıkmasını sağlayacak bir argüman geliꢀtiremediği   sonucuna varır.   Buna göre, soruꢀturmanın etkisizliğiyle ilgili olarak AĐHS’nin 2. maddesi usul   bakımından ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar AĐHS’nin 8. maddesi uyarınca güvenlik güçlerince köy korucusu olmaya   zorlandıklarından ve bunu reddettiklerinde köylerini terk etmeye zorlandıklarından ꢀikayetçi   olmuꢀlardır.   Hükümet bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranların iddiasını kendisine sunulan kanıtlar ıꢀığında incelemiꢀtir. Bu   iddiayı destekleyici yeterli bir dayanak görememiꢀtir. Bu nedenle, sözkonusu ꢀikayetin   dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. paragrafının 3. ve 4. maddeleri bağlamında   reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıꢀtır.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran Narinci Acar, kendisi ve eꢀi Sabri Acar öldürüldüğü tarihte yaꢀları dört aylık ile   on yedi arasında değiꢀen dokuz çocuğu adına tazminat talep etmiꢀtir. Eꢀinin ailesini çiftçi   olarak çalıꢀarak geçindirdiğini iddia etmiꢀtir. Narinci Acar asgari ücret ile uygulanabilir yasal   faiz oranını göz önünde tutarak, 50.000 Euro maddi, 150.000 Euro manevi tazminat talep   etmiꢀtir.   Baꢀvuran Hasbiye Acar, kendisi ve eꢀi Süleyman Acar öldürüldüğü tarihte yaꢀları beꢀ aylık   ve on iki arasında değiꢀen yedi çocuğu adına tazminat talep etmiꢀtir. Eꢀ ve baba olarak   Süleyman Acar’a bağımlı olduklarını ileri sürmüꢀtür. Süleyman Acar ailesini çiftçi olarak   çalıꢀarak geçindirmekteydi. Hasbiye Acar asgari ücret ile uygulanabilir yasal faiz oranını göz   önünde tutarak, 50.000 Euro maddi, 150.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Baꢀvuran Seyfettin Acar, kendisi ile ölen kardeꢀi Süleyman Acar’ın eꢀi ve yedi çocuğu   adına 50.000 Euro maddi, 130.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Baꢀvuran Talat Acar, kendisi ile ölen kardeꢀi Sabri Acar’ın eꢀi ve dokuz çocuğu adına   50.000 Euro maddi, 150.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Baꢀvuran Yusuf Acar 50.000 Euro maddi tazminat talep etmiꢀtir. Yaralanması sonucunda   malul olduğunu, bu nedenle olaydan bu yana çalıꢀamadığını ve eꢀiyle dört çocuğuna destek   olamadığını belirtmiꢀtir. Ayrıca 75.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Baꢀvuran Süleyman Acar 50.000 Euro maddi tazminat talep etmiꢀtir. Yaralanması   sonucunda malul olduğunu, bu nedenle olaydan bu yana çalıꢀamadığını ve eꢀiyle on dört   çocuğuna destek olamadığını belirtmiꢀtir. Ayrıca 75.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Hükümet meblağların haddinden yüksek ve dayanaksız olduğu ve AĐHM’nin bu   meblağların tazminat olarak ödenmesine hükmetmesi halinde haksız zenginleꢀmeye yol   açacağı kanısındadır.   Hükümet ayrıca baꢀvuranlar Seyfettin Acar ve Talat Acar’ın ölen ağabeylerinin eꢀleri   adına talep edilen tazminatlara itiraz etmiꢀtir. Bu kiꢀiler davada baꢀvuran durumundadırlar ve   maddi ve manevi tazminat taleplerini kendi adlarına yapmıꢀlardır.   AĐHM, baꢀvuranların oluꢀtuğunu iddia ettikleri zararla tespit edilen AĐHS ihlalleri arasında   illiyet bağı bulunması gerektiğini yineler. Bu durum, geçerli olduğu durumlarda, kazanç   kaybına iliꢀkin tazminatı da kapsar (diğerlerinin yanı sıra bkz. Barberà, Messegué ve Jabardo   - Đspanya).   AĐHM, makamların, AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca, baꢀvuranların yakınlarının ölümüyle   iki baꢀvuranın yaralanmasından sorumlu olduğuna karar vermiꢀtir. 2. maddenin ihlaliyle   mağdurların bakmakla yükümlü oldukları kiꢀilere sağlama ihtimalleri bulunan mali desteğin   kaybı arasında doğrudan illiyet bağı bulunduğu kanısındadır. AĐHM, hala yaꢀasalardı veyahut   sağlıklı olsalardı ailelerinin geçimlerini katkıda bulunacaklarını kabul eder (bkz. Acar ve   Diğerleri).   AĐHM, baꢀvuranların iddialarını desteklemek için sundukları belgeler ıꢀığında,   hakkaniyete uygun surette, baꢀvuranlara maddi tazminat olarak izleyen meblağların   ödenmesine karar verir:   a) Baꢀvuran Narinci Acar ve dokuz çocuğuna 25.000 Euro;   b) Baꢀvuran Hasbiye Acar ve yedi çocuğuna 24.000 Euro;   c) Baꢀvuran Yusuf Acar’a 10.000 Euro;   d) Baꢀvuran Süleyman Acar’a 10.000 Euro.   Yukarıda belirtilenler ıꢀığında AĐHM, Seyfettin Acar’la Talat Acar’a kardeꢀlerinin   öldürülmesine iliꢀkin olarak maddi tazminat ödenmesini gerekli bulmamıꢀtır.   AĐHM, makamların, baꢀvuranlardan bazılarının yaralanması, yakınlarının da ölümüyle   sonuçlanan olaydan sorumlu olduğunu yineler. Bu bakımdan 2. maddenin ihlaline ek olarak,   ayrıca, makamların, AĐHS’nin 2. maddesi kapsamındaki usuli yükümlülüklerini ihlal ederek,   bu konuların etkili bir biçimde soruꢀturulmasını sağlayamadıkları sonucuna varmıꢀtır. AĐHM   bu koꢀullarda, benzer davalarda hükmettiği tazminatları göz önünde bulundurarak,   hakkaniyete uygun surette, baꢀvuranlar Hasbiye Acar ve Narinci Acar’a 30.000’er Euro;   baꢀvuranlar Yusuf Acar ve Süleyman Acar’a 20.000’er Euro; geri kalan baꢀvuranlar Seyfettin   Acar ve Talat Acar’a ise 5.000’er Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuranlar ayrıca AĐHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 4150 Euro talep   etmiꢀtir. Bu meblağ, baꢀvuranların, iliꢀkili olarak, yasal temsilcilerinin davayla ilgili toplam   saat mesai harcadığını gösteren belge sunduğu, 3500 Euro yasal temsilci ücretini de   kapsamaktadır. Geri kalan 650 Euro posta ve telefon masraflarıyla ilgili olarak talep   edilmiꢀtir.   Hükümet talep edilen meblağın haddinden yüksek ve dayanaksız olduğu görüꢀündedir.   AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı   ve makul bir meblağ olduğu takdirde baꢀvurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM, sahip olduğu   bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ıꢀığında, baꢀvuranların masraflara iliꢀkin talep ettikleri   meblağların, gerekli oldukları için yapıldıkları ve makul meblağlar oldukları biçiminde   değerlendirilebilecekleri kanısındadır. Bu nedenle AĐHM önünde gerçekleꢀen yargılama   giderleri için baꢀvuranlara ortaklaꢀa 4150 Euro ödenmesine hükmeder.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı   faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiꢀtir.   AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐYLE   1. AĐHS’nin 2. maddesi kapsamındaki ꢀikayetlerin kabuledilebilir, baꢀvurunun kalan kısmının   kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 2. maddesinin hem esas hem de usul yönünden ihlal edildiğine;   3. (a) Savunmacı Devlet’in, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği tarihten   itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her tür vergiyle beraber, ödeme gününde geçerli   olan kur üzerinden Savunmacı Devlet’in ulusal para birimine çevrilerek:   (i) Baꢀvuran Seyfettin Acar’a 5000 Euro (beꢀ bin Euro) manevi tazminat,   (ii) Baꢀvuran Talat Acar’a 5000 Euro (beꢀ bin Euro) manevi tazminat,   (iii) Baꢀvuran Yusuf Acar’a 10.000 Euro (on bin Euro) maddi, 20.000 Euro (yirmi bin   Euro) manevi tazminat,   (iv) Baꢀvuran Süleyman Acar’a 10.000 Euro (on bin Euro) maddi, 20.000 Euro (yirmi   bin Euro) manevi tazminat,   (v) Baꢀvuran Narinci Acar’a 25.000 Euro (yirmi beꢀ bin Euro) maddi, 30.000 Euro   (otuz bin Euro) manevi tazminat,   (vi) Baꢀvuran Hasbiye Acar’a 24.000 Euro (yirmi dört bin Euro) maddi, 30.000 Euro   (otuz bin Euro) manevi tazminat ödemesine,   (b) Savunmacı Devlet’in, aynı üç aylık süre içinde yargılama giderleri için uygulanabilecek   her tür vergiyle beraber altı baꢀvurana müꢀtereken 4150 Euro (dört bin yüz elli Euro)   ödemesine,   (c) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   4. Baꢀvuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine,   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 6 Ekim   tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Sally Dollé   Zabıt Katibi   Françoise Tulkens   Baꢀkan   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło