3076/05;26739/05

WyrokETPCz2010-04-06ECLI:CE:ECHR:2010:0406JUD000307605

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący byli poddani torturom w trakcie zatrzymania, a postępowanie krajowe w tej sprawie było skuteczne i zgodne z wymogami art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący byli poddani torturom w trakcie zatrzymania przez policję, mając na uwadze cel tych działań (wymuszenie zeznań) oraz ich dotkliwość. Stwierdził również, że postępowanie krajowe przeciwko funkcjonariuszom policji było nieskuteczne, ponieważ ostatecznie doprowadziło do przedawnienia sprawy, co uniemożliwiło pociągnięcie winnych do odpowiedzialności i nie miało efektu odstraszającego. Trybunał podkreślił, że brak skutecznego śledztwa i ukarania sprawców narusza proceduralny aspekt art. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Sześciu skarżących zostało zatrzymanych w Stambule między 22 lutego a 6 marca 1997 r. pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji MLKP. W trakcie zatrzymania skarżący twierdzili, że byli poddawani różnym formom złego traktowania, w tym biciu, podwieszaniu, pozbawianiu snu, groźbom i molestowaniu seksualnemu. Raporty medyczne potwierdziły obrażenia u niektórych skarżących. Po złożeniu skarg, wszczęto postępowanie karne przeciwko funkcjonariuszom policji, które jednak ostatecznie zakończyło się przedawnieniem.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: połączył skargi; uznał skargi za dopuszczalne; stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym i proceduralnym; uznał, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg na podstawie art. 6, 8 i 14 Konwencji; zasądził zadośćuczynienie pieniężne i odsetki za zwłokę; oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

-----------------------   _ _ _ _ _ _ _ _ _ _   C O U N C I L   * . A V R U P A _   O F E U R O P E   i X K O N S E Y İ   A V R U P A İ N S A N H A K L A R I M A H K E M E S İ   İKİNCİ DAİRE   ARİF ÇELEBİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE   (Başvuru no. 3076/05 ve 26739/05)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Nisan 2010   îşbu karar AÎH S’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.   Şekli düzeltmelere tabi olabilir.   _______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 3076/05 ve 2673905 no’lu davanın nedeni, Arif   Çelebi, Mukaddes Çelik, Sultan Arıkan (Seçik), Bayram Namaz, Sedat Şenoğlu ve Necati   Abay (“başvuranlar”) adlı altı T.C. vatandaşının, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi’ne 28   Aralık 2004 ve 29 Nisan 2005 tarihlerinde, İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin   Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin - AİHS”) 34.   maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.   Başvuran Arif Çelebi İstanbul Barosu avukatlarından M. Kırdök ve M. Kırdök,   başvuranlar Sultan Ankan (Seçik), Bayram Namaz, Sedat Şenoğlu ve Necati Abay ise yine   İstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   DAVANIN KOŞULLARI   Başvuranlar sırasıyla 1963, 1954, 1971, 1963, 1975 ve 1956 doğumlu olup, başvuru   formlarında belirttiklerine göre İstanbul’da ikamet etmektedirler,   A. Başvuranların gözaltında tutulması ve kötü muamele iddialarına ilişkin tıbbi   raporlar   1. Başvuranların gözaltında tutulması   Başvuranlar 22 Şubat ve 6 Mart 1997 tarihleri arasında, yasadışı MLKP (Marksist   Leninist Komünist Parti) örgütüne üye oldukları şüphesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğünde   tutulmuşlardır. Başvuranlar burada çeşitli biçimlerde kötü muameleye uğradıklarını iddia   etmişlerdir. Başvuranlar başvuru formlarında özellikle aşağıda belirtilen muamelelerden   şikayetçi olmuşlardır.   a) A rif Çelebi   Başvuran özellikle gözlerinin bağlandığından, uzun süre ayakta durmaya veya   oturmaya, uykusuz kalmaya, yüksek sesle müzik dinlemeye zorlandığından, askıya   alındığından, hayalarının sıkıldığından, dövüldüğünden, çırılçıplak soyulduğundan ve soğuk   suya yatırıldığından şikayetçi olmuştur.   b) Mukaddes Çelik   Başvuran özellikle gözlerinin bağlandığından, uzun süre ayakta durmaya veya   oturmaya zorlandığından, cereyanda bırakıldığından, küfre maruz kaldığından, tuvalete   gitmesine izin verilmediğinden ve cinsel tacize uğradığından şikayetçi olmuştur.   c) Sultan Arıkan (Seçik)   Başvuran özellikle gözlerinin bağlandığından, askıya alındığından, cinsel tacize ve   parmak sokulması yoluyla tecavüze uğradığından, küfre maruz kaldığından, dövüldüğünden,   yüksek sesle müzik dinlemeye ve uzun süre oturmaya zorlandığından şikayetçi olmuştur.   d) Bayram Namaz   Başvuran özellikle dövüldüğünden, Filistin askısına alındığından, ayakta durmaya   zorlandığından, hortumla soğuk su verildiğinden, hayalarının sıkıldığından, uykusuz   bırakıldığından, ölümle tehdit edilip, küfredildiğinden şikayetçi olmuştur.   e) Sedat Şeııoğlu   Başvuran özellikle dövüldüğünden, askıya alındığından, hortumla soğuk su   verildiğinden, tehdit edilip, uykusuz bırakıldığından şikayetçi olmuştur.   Necati Abay   Başvuran özellikle pek çok kez askıya alındığından, hayalarının sıkıldığından,   hortumla soğuk su verildiğinden, yüksek sesle müzik dinlemeye zorlandığından, tehdit edilip,   uzun süre ayakta durmaya veya oturmaya zorlandığından şikayetçi olmuştur.   2. Başvuranların tıbbi raporları   a) Arif Çelebi   Başvuran 26 Şubat 1997 tarihinde, bir hastanede görevli doktor tarafından muayene   edilmiştir. Doktor raporda başvuranın kollarında hareket zorluğu kaydetmiştir.   Başvuran 4 Maıt 1997 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp   Kurumu’nda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sağ kolunda   ağrı ve hareket zorluğu ile skrotum derisinde soyulma tespit etmiştir.   Başvuran 6 Mart 1997 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp   Kurumu’nda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor önceki bulguların geçerli   olduğunu kaydetmiştir.   Adli Tıp Kurumu 15 Ekim 1999 tarihinde başvurana ilişkin yukarıda belirtilen tıbbi   raporlara dayanarak, bu raporlarda tespit edilen bulguların başvuranın iki gün iş göremez   olduğuna karar verdiği bir nihai rapor hazırlamıştır.   b) M ukaddes Çelik   Başvuran 27 Şubat 1997 tarihinde bir hastanede görevli doktor tarafından muayene   edilmiştir. Doktor raporda başvuranın mide ağrısı çektiğini ve son otuz iki yıldır FMF (Ailevi   Akdeniz Ateşi) hastası olduğunu ifade ettiğini kaydetmiştir.   Başvuran 3 Mart 1997 tarihinde Fatih Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nde görevli bir doktor   tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın vücudunda kötü muamele izine   rastlamamıştır.   Başvuran 6 Mart 1997 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp   Kurumu’nda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın vücudunda   kötü muamele izine rastlamamıştır.   c) Sultan Arıkan (Seçik)   Başvuran 27 Şubat 1997 tarihinde hastanede görevli bir doktor tarafından muayene   edilmiştir. Doktor, başvuranın her iki omuz ve sol bileğinde güç kaybı olduğunu, sol kol ön   yüzünde 10 cm’lik ve sağ kolunda ise 0.5 cm’lik bir çürük bulunduğunu kaydetmiştir.   Başvuran 4 Mart 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp   Kurumu’nda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sağ kolunun iç   tarafında 5 x 3 cmTik eski bir çürük ile dirseğinde hafif bir sıyrık kaydetmiştir. Doktor ayrıca   sol kolunun iç tarafında hafif kızarıklık, kollarda hassasiyet ve ağrı, parmaklarda hissizlik,   arka omuzlarda hafif kızarıklık ve baş ağrısı kaydetmiştir.   Başvuran 6 Mart 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp   Kurumu’nda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor önceki tespitlerin geçerli   olduğunu ve başvuranın sağ omzunda hafif kızarıklık ve ağrı olduğunu kaydetmiştir.   Ekim 1999 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumu başvurana ilişkin yukarıda   belirtilen tıbbi raporlara dayanarak nihai bir rapor hazırlamış, raporda bu raporlarda belirtilen   yaralanmaların sonucunda başvuranın iki gün iş göremez olduğuna karar vermiştir.   Türkiye İnsan Hakları Derneği5nın 11 Şubat 2008 tarihinde çıkardığı tıbbi rapora göre   başvuran bu derneğe bağlı doktorlar tarafından 18 Mart 1997 tarihinde itibaren çeşitli   tarihlerde muayene edilmiştir. Başvuranda kötü muamele hikayesiyle tutarlı olarak brakiyal   pleksus yaralanması (sinir hasarı) tespit edilmiştir.   d) Bayram Namaz   Başvuran 26 Şubat 1997 tarihinde, bir hastanede görevli doktor tarafından muayene   edilmiştir. Doktor başvuranın omzunu hareket ettirdiğinde ağrı duyduğunu kaydetmiştir.   Başvuran 3 Mart 1997 tarihinde Fatih Adli Tıp Şube Miidürlüğü’nde görevli bir doktor   tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sağ omzundan başlayıp sağ dirseğine   uzanan ağrısı olduğunu ve parmaklarında his kaybı, dirseğinde, her iki omzunda ve   hayalarında ağrı tespit etmiştir. Doktor bu bulguların sonucu olarak başvuranın üç gün iş   göremez olduğuna karar vermiştir.   Başvuran 6 Mart 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp   Kurumu’nda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sol dizinde ve   sırtının sağ kısmında ağrı tespit etmiştir. Ayrıca sağ kolunda ağrı ve güç kaybı kaydetmiştir.   e) Sedat Şenoğlu   Başvuran 27 Şubat 1997 tarihinde bir hastanede görevli doktor tarafından muayene   edilmiştir. Doktor başvuranın vücudunda kötü muamele izine rastlamamıştır.   Başvuran 3 Mart 1997 tarihinde Fatih Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nde görevli bir doktor   tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın boynunun arkasında ve sağ omzunda ağrı   ve boynunu hareket ettirmekte güçlük çektiğini kaydetmiştir. Doktor bu yaralanmalar   sonucunda başvuranın bir gün iş göremez olduğuna karar vermiştir.   Başvuran 6 Mart 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp   Kurumu’nda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvurana ilişkin önceki   bulguların geçerli olduğunu kaydetmiştir.   f) Necati Abay   Başvuran 27 Şubat 1997 tarihinde bir hastanede görevli doktor tarafından muayene   edilmiştir. Doktor başvuranın sağ dirseğinde çürükler olduğunu kaydetmiştir.   Başvuran 3 Mart 1997 tarihinde Fatih Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nde görevli bir doktor   tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sağ dirseğinin üst kısmında hafif şişlik ve 1   cm çapında çürük, kolunu hareket ettirirken ağrı, sağ elin beşinci parmağı ile sol elin ikinci   parmağında hafif his kaybı, erbezi torbasında ağrı kaydetmiştir. Bu bulgular neticesinde   doktor başvuranın üç gün iş göremez olduğuna karar vermiştir.   Başvuran 6 Mart 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp   Kurumu’nda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sağ kolunda   güç kaybı ve ağrı ile parmaklarında his kaybı tespit etmiştir.   B. Kötü muamele iddialarına ilişkin başlatılan soruşturma ile bunun ardından polis   memurları hakkında açılan dava   Başvuranlar 6 Mart 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı huzuruna çıkarılmışlardır. Burada gözaltında tutulurken çeşitli biçimlerde kötü   muameleye uğradıklarından şikayetçi olmuşlardır.   Başvuranlardan bir kısmının kötü muameleye uğradığına ilişkin 10 ve 11 Mart 1997   tarihli yazılı şikayetlerin alınmasının ardından, Fatih Cumhuriyet Savcısı, bu iddialara ilişkin   soruşturma başlatmıştır. Bu bağlamda ilgili makamlardan şikayetçilerin gözaltında   tutulmalarına ilişkin tüm belgeleri istemiştir.   Fatih Cumhuriyet Savcısı 8 Mayıs 1997 tarihinde 21 Şubat 1997 ile 6 Mart 1997   tarihleri arasında görevde olan tüm polis memurlarım tanık olarak dinlemiştir. Polis   memurları başvuranların iddia ettikleri gibi kötü muameleye uğradıklarını kabul   etmemişlerdir.   Fatih Cumhuriyet Savcısı 23 Haziran 1997 tarihinde, o tarihte yürürlükte olan Türk   Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı’nın sekiz polis memuru hakkında dava açmasını tavsiye eden bir rapor hazırlamıştır.   İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 4 Temmuz 1997 tarihinde sekiz   polis memuru hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca başvuranların da   aralarında bulunduğu on beş tutukluya (bundan böyle “şikayetçiler” olarak anılacaklardır)   kötü muamelede bulundukları gerekçesiyle bir iddianame sunmuştur.   Temmuz 1997 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde ceza davası   başlamıştır.   Bu esnada, 17 Temmuz 1998 tarihinde, İl Polis Disiplin Kumlu, delil yetersizliği   nedeniyle sanık sekiz polis memuruna yaptırım uygulanmasına gerek olmadığına karar   vermiştir.   Dava sırasında, ilk derece mahkemesi, başvuranların tümünü, diğer davacıları ve sanık   polis memurlarım dinlemiştir. Necati Abay dışındaki başvuranlar davaya müdahil olarak   katılmışlardır. 2 Ekim 1998 tarihli duruşmada, şikayetçilerden biri dinleyiciler arasında   bulunan bir şahsı kendisine işkence yapan polis memuru olarak teşhis etmiştir. Peşinden,   Cumhuriyet Savcısı bu şahıs hakkında ek bir iddianame sunmuş, böylece sanık sayısı   sekizden dokuza yükselmiştir. Sanık polis memurları mahkemeye gelmedikleri için mahkeme   yüzleştirme prosedürünü birkaç kez ertelemek durumunda kalmıştır. Polis memurlarından biri   iki yılı aşkın bir süre mahkemeye gelmemiş, polis hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştır. Bu   esnada, yeniden yakalanan davacı Yeter, 7 Mart 1999 tarihinde gözaltında hayatım   kaybetmiştir.1   Dava esnasında, sanıklar, mahkemeden, müdahil haline gelen bir şahidin silahlı   yasadışı örgüt tarafından kötü muamele iddiası uydurma yönünde baskı gördüğünü teyit   edecek şahitlerin dinlenmesini talep etmiştir. Bu talep mahkeme tarafından reddedilmiştir.   Sanıkların avukatları bunu protesto etmek amacıyla davadan çekilmişlerdir. Cumhuriyet   Savcısı 8 Temmuz 2002 tarihinde davanın esasına ilişkin görüşlerini sunmuştur. Bu tarihten   sonra, başvuranlar ve onların yeni avukatları, son savunmalarım sunmak için davayı çeşitli   kereler uzatmak istemişlerdir. Buna karşılık, mahkeme heyetindeki hakimlerden biri,   sanıkların yargılamanın zamanaşımına uğramasını sağlamak amacıyla davayı uzatarak   savunma haklarını ihlal ettikleri gerekçesiyle mahkemenin kararları hakkında yazılı bir itiraz   sunmuştur.   İlk derece mahkemesi, 2 Aralık 2002 tarihinde, dava dosyasındaki delillere dayanarak,   sanık polis memurlarından beşini delil yetersizliğinden beraat ettirmiştir. Öte yandan, dava   dosyasındaki delillere atıfta bulunarak, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   Şubesi’ııe bağlı geri kalan dört polis memurunun itiraf almak için şikayetçilere taammüden   işkence yaptıklarını tespit etmiştir. Buna göre mahkeme, Türk Ceza Kanunu’nun 243.   maddesi uyarınca, her birini bir yıl iki ay hapis cezasına çarptırmıştır. Ayrıca üç ay on beş gün   memuriyetten men cezası vermiştir. Peşinden bu cezalar indirilmiş, daha soma cezalar, daha   önce suç kayıtları bulunmadığı ve mahkemenin davalıların yeniden suç işlemeyeceklerine   ikna olması sonucu ertelenmiştir.   I Nisan 2004 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin, mahkum edilen döıt polis   memuruyla ilgili kararını, hatalı karar olduğu gerekçesiyle bozmuştur. Kararın bir polis   memurunun beraatı ile ilgili kısmını onamış, zamanaşımı nedeniyle beraat eden diğer dört   polis memuru hakkındaki davanın düşmesine karar vermiştir.   II Kasım 2004 tarihinde, ilk derece mahkemesi, zamanaşımı nedeniyle geri kalan   sanık polis memurları hakkındaki davanın düşmesine karar vermiştir.   1Yeter’in ölümünü çevreleyen koşullara ilişkin bir başvuru, Yeter - Türkiye (no. 33750/03) davasında AÎHM   tarafından incelenmiştir.   Bu esnada, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi ’nde görülen davanın başından beri, hem   şikayetçilerin hem de avukatlarının tehdit, gözdağı ve hakarete maruz kaldıkları yönünde   rapor hazırlayan şikayetçilerin avukatları, 7 Şubat 2005 tarihinde, İçişleri Bakanlığı, Emniyet   Müdürlüğü ve polis memurları hakkında, Cumhuriyet Savcısı’na şikayette bulunmuşlardır.   Başvuranlar Özellikle Cumhuriyet Savcısının mahkemeye gönderilen ve kimin gönderdiği   bilinmeyen, hakaret ifadeleri içeren bir mektupla ilgili olarak kendilerini sorguladığından   şikayetçi olmuşlar, iki polis memurunun davacılardan birinin kötü muamele iddialarıyla   ilişkili olarak hazırladıkları raporun içeriğine itiraz etmişlerdir.   Yargıtay 29 Kasım 2006 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.   HUKUK   AİHM, benzer konularda olması nedeniyle başvuruların birleştirilmesine karar   vermiştir.   II. AİHS’NİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar AİHS’nin 3. ve 13. maddeleri kapsamında, gözaltında uğradıkları   muameleden ve ulusal makamların, iddiaları karşısında yürüttükleri soruşturmanın biçiminden   ve soruşturma soması açılan ve sonucunda sorumluların cezasız kaldıkları davadan şikayetçi   olmuştur.   AİHM, bu şikayetlerin yalnız 3. madde çerçevesinde incelenmesi gerektiği   kanısındadır.   A. Kabulcdilebilirliğîne ilişkin   Hükümet, öncelikle AİHM’den AİHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde iç   hukuk yolları tüketilmediği için kabuledilmez olduğu gerekçesiyle başvuruyu reddetmesini   talep etmiştir. Başvuranların, asliye hukuk ve idare mahkemelerinde dava açarak, maruz   kaldıklarını iddia ettikleri zarar için tazminat talep edebileceklerini savunmuştur. Başvuran   Arif Çelebiyle ilgili olarak Hükümet, olayın meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde   başvuru yapması gerektiğini ileri sürmüştür.   Başvuranlar Hükümet5in argümanlarına itiraz etmişlerdir.   AİHM, Hükümet’e ait aynı argümanı önceki davalarda inceleyip reddettiğini yineler   (örneğin bkz. Orhan Kur - Türkiye, 32577/02 ve Eser Ceylan - Türkiye, 14166/02). Mevcut   davada, AİHM, bu kararın dışına çıkılmasını gerektirecek özel koşullar tespit etmemiştir.   Ayrıca AİHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralının, başvuranların   başvurularını iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecinde, nihai karardan itibaren altı ay içinde   sunmalarını gerektirdiği yineleyerek, başvuran Arif Çelebi’nin 28 Aralık 2004 tarihinde   sunduğu başvurunun bu kurala uyduğu kanısına varır. Bu nedenle Hükümet’in ön itirazını   reddeder.   Ayrıca, AİHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde başvuruların dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığım tespit eder. Bu nedenle başvurular kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. Tarafların savları   Hükümet başvuranların iddialarının dayanaksız olduğunu ileri sürmüştür. Bu   bağlamda, 26739/05 no’lu başvuruyla ilgili olarak, başvuranların tıbbi raporlarında   kaydedilen yaralanmaların polisin göz altına alınmaları sırasında uyguladığı güç neticesinde   meydana geldiğini ve 3. maddede öngörülen vahamet seviyesinde olmayan bu yaraların   başvuranların iddialarını desteklemediğini belirtmiştir. Ek olarak, Hükümet, Mukaddes   Çelik’le ilgili tıbbi raporda hiçbir fiziksel bulgunun yer almadığını kaydetmiştir. Ayrıca,   3076/05 ve 26739/05 no’lu başvurularla ilgili olarak, ulusal makamların çeşitli eylemlerine   atıfta bulunarak, soruşturma ve sonrasında açılan davanın uygun olduğunu belirtmiştir.   Başvuranlar iddialarını sürdürmüşlerdir.   2. Hükümet’in değerlendirmesi   AİHM, mevcut davada olduğu gibi, polis memurları hakkında açılan davaya taraf olan   başvuranların kötü muamele iddialarım incelediği Erdoğan Yılmaz ve Diğerleri - Türkiye (no.   19374/03) kararında, bu davada başvuranların maruz kaldığı muamelenin ATHS’nin 3.   maddesinin ihlalini teşkil ettiğini gözlemler. Ayrıca sanık polis memurları hakkında açılan   davanın uygun olmadığına karar vermiştir.   AİHM, tarafların sunduğu belgeleri incelemiş, o dava ile mevcut dava arasında maddi   bir fark bulunmadığı kanısına varmıştır. Bu bağlamda AİHM, İstanbul Ağır Ceza   Mahkemesinin, belgelerden haberdar olduğunu, çeşitli şahitlerin tanıklık yaptığını ve bu   tanıklıkların güvenilirliğini değerlendirme gibi avantajlara sahip olduğunu; 2 Aralık 2002   tarihli kararında, mevcut davadaki tüm şikayetçilerin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle   Mücadele Şubesi’nde görevli polis memurlarının kötü muamelesine uğradıklarına karar   verdiğini gözlemler. Mahkeme bu polisleri Türk Ceza Kanunu’ııun 243. maddesi uyarınca   mahkum etmiş, ayrıca, polis memurlarının itiraf almak için kasten böyle bir muamelede   bulundukları kanısına varmıştır. Yargıtay bu kararı, her bir sanık hakkında işkence ettiği sabit   olan mağdur sayısınca hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden hüküm kurulmuş olması   nedeniyle bozmuştur. Öte yandan, dava zamanaşımına uğradığı için düşmüştür. Mevcut   davada AİHM’ye, ilk derece mahkemesinin olayın unsurlarına ilişkin tespitlerinin dışına   çıkmasını gerektirecek ikna edici deliller sunulmamıştır.   AİHM sözkonusu muamelenin vahametine ilişkin olarak, bu konudaki içtihadı   uyarınca (diğerlerinin yanı sıra bkz. Selmouni - Fransa [BD], 25803/94), belirli bir kötü   muamele çeşidinin işkence olarak tanımlanması için, bu kavramla insanlık dışı ve onur kırıcı   muamele arasında 3. maddede öngörülen ayrımın gözetilmesi gerektiğim yineler. Bu ayrım   yoluyla AİHS’nin çok ciddi ve zalimce acı çekilmesine sebep olan kasten insanlık dışı   muameleye özel bir kabahat yüklemesi gerekir. Bu bağlamda AİHM, şikayet konusu   muamelenin polis memurları tarafından ifade almak için kasten uygulandığı kanısına   varmıştır. Bu koşullarda AİHM, muamelenin özellikle ciddi ve zalimce olduğu ve ağır acı ve   ıstıraba sebebiyet verdiği sonucuna varır. Bu nedenle, bu davaya konu kötü muamelenin   AİHS’nin 3. maddesi kapsamında işkenceye eşdeğer olduğu sonucuna varır.   Ayrıca, bu davada uzun süren kovuşturmanın ardından zamanaşımına uğradığı için   davanın düşürülmesi suretiyle uygulanan Türk ceza hukuku sisteminin, katı olmadığı ve   başvuranların şikayetçi olduğuna benzer kanunsuz eylemlerin etkili biçimde önlenmesini   sağlayacak caydırıcı bir etkisinin de bulunmadığı anlaşılmıştır.   Buna göre AÎHS’nin 3. maddesi esas ve usul yönünden ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ   Başvuran Arif Çelebi başvuru formunda AÎHS’nin 6. ve 13. maddeleri kapsamında   makamların kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yapmadıklarından ve kötü   muameleden sorumlu kişiler hakkında tazminat davası açma hakkına engel olduklarından   şikayetçi olmuştur. Diğer başvuranlar AİHS’nin 6, 8 ve 14. maddeleri kapsamında ilk derece   mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığından, davanın haddinden uzun sürdüğünden,   cezai kovuşturma sırasında kendilerinin ve ailelerinin polisin tehdit ve gözdağına maruz   kaldıklarından ve ayrımcılığa uğradıklarından şikayetçi olmuşlardır.   AİHM, bu şikayetlerin yukarıda incelenlerle bağlantılı olduğunu ve benzer biçimde   kabuledilebilir nitelikte olduğunu kaydeder.   Öte yandan AİHM, davanın olayları, tarafların görüşleri ve 3. maddenin ihlal   edildiğini göz önünde bulundurarak, mevcut başvuruda ileri sürülen temel hukuki sorunu   incelediği kanısındadır. Bu nedenle AİHS kapsamında başvuranların geri kalan şikayetleriyle   ilgili ayrı karar vermesine gerek bulunmadığı sonucuna varır (örneğin bkz. Kamil Uzun -   Türkiye, 37410/97; K.Ö. - Türkiye, 71795/01; Jııhnke - Türkiye, 52515/99; Çelik - Türkiye   (no. 1), 39324/02 ve Yananer - Türkiye, 6291/05).   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve İlgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafm tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Manevi tazminat olarak başvuran Arif Çelebi 40.000 Euro, diğer başvuranların her biri   ise 80.000’er Euro talep etmişlerdir.   Hükümet bu meblağlara itiraz etmiştir.   AİHM, başvuranların acı ve üzüntü yaşadıkları kanısındadır. Mevcut başvuruda tespit   edilen ihlalin niteliği göz önünde bulundurularak, hakkaniyete uygun surette başvuranların her   birine 31.2000’er Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   B. Yargılama gideri   Başvuran Arif Çelebi AİHM’de meydana gelen yargılama gideri için toplam 7.340   Türk Lirası (TL) (yaklaşık 3.333 Euro) talep etmiştir. Diğer başvuranlar benzer masraflar için   toplam 33.355 Euro talep etmişlerdir. Taleplerini desteklemek için avukatlarının hazırladığı   bir masraf çizelgesi sunmuşlardır. Ek olarak başvuran Arif Çelebi avukatlık masraflarıyla   ilgili bir fatura sunmuştur.   AİHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği   kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, AİHM,   sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, AİHM’de meydana gelen   masraflar için başvuran Arif Çelebi’ye 3000 Euro, diğer başvuranlara ise toplam 3000 Euro   tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıştır.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına iiç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.   AİHM YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBİRLİĞİYLE   1. Başvuruların birleştirilmesine;   2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;   3. AİHS’nin 3. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğine;   4. AİHS’nin 6,8, 14 ve 14. maddeleri kapsamındaki şikayetlerin ayrı incelenmesine   gerek olmadığına;   5. (a) Savunmacı Devlet’in, AİHS’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararın   kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden   Türk Lirası’ııa çevirerek izleyen meblağları ödemesine:   (i)   başvuranların her birine, uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber,   31.200’er Euro (otuz bir bin iki yüzer euro) manevi tazminat;   yargılama gideri olarak Arif Çelebi’ye, uygulanabilecek her türlü   vergiyle beraber 3000 Euro (üç bin euro);   yargılama gideri olarak Mukaddes Çelik, Sultan Arıkan (Seçik),   Bayram Namaz, Sedat Şenoğlu ve Necati Abay’a, uygulanabilecek her   türlü vergiyle beraber, ortaklaşa 3000 Euro (üç bin euro);   (ii)   (iii)   (b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankasinın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   6. Başvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmının reddine,   - _ _ US_LTürT_k   İşbu karar İngilizce hazırlanmış, AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları   uyarınca 6 Nisan 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Sally Dölle   Zabıt Katibi   Françoise Tulkens   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło