31080/02

WyrokETPCz2007-11-29ECLI:CE:ECHR:2007:1129JUD003108002

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak możliwości ustosunkowania się do pisemnej opinii prokuratora przed Sądem Kasacyjnym naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy skazanie za opublikowanie wywiadu z liderem organizacji terrorystycznej, który nie nawoływał do przemocy, stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w wolność wyrażania opinii z art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak możliwości ustosunkowania się przez skarżących do pisemnej opinii Prokuratora Generalnego przed Sądem Kasacyjnym naruszył ich prawo do rzetelnego procesu, zgodnie z ugruntowanym orzecznictwem w podobnych sprawach. W odniesieniu do wolności wyrażania opinii, Trybunał stwierdził, że chociaż ingerencja była przewidziana prawem i służyła uzasadnionym celom, to jednak skazanie skarżących za opublikowanie wywiadu, który stanowił krytyczną ocenę polityki państwa i nie nawoływał do przemocy ani nienawiści, było nieproporcjonalne i nie było "konieczne w społeczeństwie demokratycznym".
Stan faktyczny
Skarżący, Hıdır Ateş i Hünkar Demirel, odpowiednio redaktor naczelny i właściciel tureckiego tygodnika "Yedinci Gündem", zostali skazani za opublikowanie w sierpniu 2001 roku wywiadu z liderem nielegalnej organizacji terrorystycznej PKK, Cemilem Bayıkiem. Wywiad zawierał krytykę polityki państwa tureckiego wobec kwestii kurdyjskiej i procesu Abdullaha Öcalana. Sądy krajowe uznały to za propagandę separatystyczną, co skutkowało grzywnami (odpowiednio 2 034 900 000 TL i 4 069 800 000 TL) oraz zamknięciem gazety na 15 dni.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał za dopuszczalne skargi dotyczące braku możliwości ustosunkowania się do pisemnej opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego oraz prawa skarżących do wolności wyrażania opinii, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz każdego ze skarżących po 1 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. 5. Zasądził łącznie na rzecz skarżących 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 6. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   DEMİREL YE ATEŞ - TÜRKİYE (n°2)   (Başvuru no. 3 1080/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Kasım 2007   îşbu karar AİHS'nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.   Şekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle   ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 31080/02 no’lu davanın nedeni T.C,   vatandaşları Hıdır Ateş ve Hünkar Demirel’in (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne (“AİHM”) Ağustos 2002 tarihinde İnsan Haklarının ve Temel   Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış   oldukları başvurudur   Başvuranlar İstanbul Barosu avukatlarından Ö. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.   AİHM, 29 Haziran 2006 tarihinde başvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AİHS’nin 29/3.   maddesini uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye karar   vermiştir.   OLAYLAR   DAVANIN KOŞULLARI   Başvuranlar sırasıyla 1979 ve 1951 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedirler. Hıdır   Ateş haftalık Yedinci Gündem gazetesinin genel yayın yönetmeni, Hünkar Demirel ise   sahibidir.   yılının Ağustos ayında, gazetenin onuncu sayısında, yasadışı terör örgütü PKK’nin   liderlerinden Cemil Bayık ile yapılan bir röportajı içeren bir makale yayınlanmıştır.   Röportajın ilgili kısımları şöyledir:   “PKK’nm akan kanın durması ve barış sürecinin gelişmesi için 01.09.1998’de ilan ettiği tek taraflı   ateşkesin üzerinden 3 yıl geçti, PKK bu süreçten sonra barışın gelişmesi için silahlı güçlerini de Türkiye dışına   çekti, ancak Devlet demokratikleşme ve Kürt sorununu çözme noktasında bir adım atmadı.   … Genel başkanımız Öcalan şahsında görülen dava Kürt halkının davasıdır. Dolayısıyla AİHM’de   yargılanmak isteyen sadece başbakanımız değil halkımızdır. İmralı’da hukuk çiğnenmiştir, bu bakımdan   Öcalan şahsında halkımıza verilen idam hükmü meşru değildir. Tüm bunlar bir arada düşünüldüğünde   demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü savunan Avrupa’nın bir mahkemesi olan AİHM’den   halkımızın beklentilerinin olması son derece doğaldır.   …”   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 10 Eylül 2001 tarihinde   başvuranlar hakkında bir iddianame sunmuştur. Cumhuriyet Savcısı röportajın yukarıda   anılan kısımlarına atıfta bulunarak, başvuranları, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun   6. maddesinin 2. ve 4. fıkraları ile 5680 Sayılı Basın Kanunu’nun 2. maddesi çerçevesinde   yasadışı silahlı bir terör örgütünün beyanlarını yayınlamakla suçlamıştır.   Üç hakimden kurulu İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 27 Aralık 2001 tarihinde   başvuranları suçlu bulmuş, Hıdır Ateş’i 2.034.900.0001 Türk Lirası (TL), Hünkar Demirel’i   ____________________________________________________________________________________   Sözkonusu tarihte yaklaşık 1592 Euro’ya (EUR) karşılık gelmektedir.   ise 4.069.800.0002 TL para cezasına mahkum etmiştir. İlk derece mahkemesi ayrıca gazetenin   on beş gün süreyle kapatılmasına karar vermiştir.   Başvuranlar itiraz etmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı belirlenemeyen bir tarihte   başvuranların itirazının esaslarına ilişkin yazılı görüşünü sunmuştur. Bu görüş başvuranlara   bildirilmemiştir.   Yargıtay, 21 Mayıs 2002 tarihinde, 27 Aralık 2001 tarihli kararı onamıştır.   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkam, 24 Haziran 2002 tarihinde, nihai kararı   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiş, gazetenin   kapatılması kararının uygulanmasını talep etmiştir.   İki polis memuru, 15 Temmuz 2002 tarihinde, sözkonusu kararı Hıdıı* Ateş’e bildirerek   kapatma emrini uygulamıştır,   HUKUK   I. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, Cumhuriyet Savcısının Yargıtay’a sunduğu yazılı görüşe cevap verme   olanağı tanınmadığı için adil yargılanma haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır.   AİHS’nin 6/1. maddesine göre:   “Herkes ... kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... [bir] mahkeme tarafından   davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.,.”   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   AİHS’nin 35/ 3. maddesi çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını   tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledİlebilir niteliktedir.   B. Esas   AİHM, Göç - Türkiye kararında (36590/97) aynı mağduriyetin bulunduğunu ve AİHS’nin   6/1. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini kaydeder. O kararda, AİHM, Cumhuriyet   Başsavcısının görüşlerinin niteliği ve başvurana cevaben yazılı görüş sunma olanağı   tanınmadığı göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın çekişmeli yargılanma hakkının ihlal   edildiğine karar vermiştir.   AİHM mevcut davayı incelemiş, belirtilen davada vardığı karardan sapmasını   gerektirecek özel koşullar tespit etmemiştir.   ___________________________________________________________________________   Sözkonusu tarihte yaklaşık 3184 EUR’ya karşılık gelmektedir.   Dolayısıyla, Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtay’a sunduğu görüşlerin başvuranlara   bildirilmemesi nedeniyle AİHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar,   mahkumiyetlerinin   ifade   özgürlüklerine   müdahalede   bulunduğundan   şikayetçi olmuşlardır. Bu bağlamda AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmuşlardır. İlgili   maddenin ilgili kısmı şöyledir:   "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatını özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu   otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek   özgürlüğünü de içerir...   2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda ... toprak   bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması... ve suç işlenmesinin önlenmesi... için yasayla öngörülen   bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”   Hükümet bu argümanlara itiraz etmiştir.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   AİHS’nin 35/ 3. maddesi çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını   tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebiliı* niteliktedir.   B. Esas   Hükümet başvuranların ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin 10/2. maddede belirtilen   hükümler çerçevesinde yerinde olduğunu belirtmiştir.   AİHM, şikayetçi olunan mahkumiyet durumunun, başvuranların 10/1. madde tarafından   güvence altına alınmış ifade özgürlüklerine müdahale teşkil ettiği hususunda taraflar arasında   anlaşmazlık bulunmadığını kaydeder. Ayrıca bu müdahalenin yasayla öngörüldüğü, 10/2.   maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda toprak bütünlüğü ve kamu düzeninin korunması   gibi hukuki bir amaç ya da amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir. AİHM buna   katılmaktadır. Mevcut davada mesele, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup   olmadığıdır.   AİHM bu davada ele alman konulara benzer sorunların incelendiği bazı davaları   incelemiş, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (bkz. Ceylan - Türkiye   [BD], 23556/94; Öztürk - Türkiye [BD], 22479/93; İbrahim Aksoy - Türkiye, 28635/95,   30171/96 ve 34535/97 ve Kızılyaprak-Türkiye, 27528/95).   AİHM mevcut davayı içtihadı ışığında incelemiş, Hükümet’in, farklı bir karara varmasını   sağlayacak bilgi ya da belge sunmadığı sonucuna varmıştır. AİHM makalenin içeriği ile   yayınlandığı bağlama özel dikkat vermiştir. Bu bağlamda, sunulan davanın zeminini, özellikle   de terörün önlenmesiyle ilişkili sorunları göz önünde bulundurmuştur (bkz. yukarıda anılan   İbrahim Aksoy; Incal - Türkiye).   AİHM, sözkonusu röportajda açıklanan Kürt sorunu, Abdullah Öcalan’m yargılanması ve   mahkumiyeti ile ilgili görüşlerin, Türkiye’nin izlediği siyasetin eleştirel bir değerlendirmesi   olduğunu gözlemler. Ancak ulusal mahkeme, dava konusu röportajın bir terör örgütünün   ayrılıkçı propagandasını içerdiği kanısına varmıştır. AİHM sözkonusu kararı incelemiştir.   Kararda, başvuranların ifade özgürlüğü haklarına müdahaleyi haklı göstermek için yeterli   neden verilmediği görülmüştür (bkz., mut at is mutandis, Sürek - Türkiye (no. 4) [BD],   24762/94). AİHM’ye göre, sözkonusu makale, bütün olarak bakıldığında, şiddete, silahlı   direnişe veyahut isyana teşvik etmemekte, dolayısıyla nefret uyandıran söylem teşkil   etmemektedir. İçtihadda belirlendiği üzere, bu durum tedbirin gerekliliğini değerlendirmede   temel unsurdur (karşıtı Sürek - Türkiye (no. 1), [BD], 26682/95 ve Gerger - Türkiye [BD],   24919/94).   Yukarıda belirtilen unsurlar göz önüne alındığında, AİHM, başvuranların mahkumiyetinin   güdülen amaçlarla orantısız olduğu, dolayısıyla “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı   sonucuna varır. Buna göre AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   III. İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS İHLALLERİ   Başvuranlar ayrıca AİHS’nin 1., 6/1. (İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili olarak), 7., 13., 14., 17., 18. ve AİHS’ye Ek 1 No’lu   Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmuştur.   AİHM, dava dosyasında bu maddelerin ihlal edildiğine ilişkin hiçbir unsur bulamamıştır.   Başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu, AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.   fıkralarıyla uyumlu olarak reddedilmesi gerektiği sonucuna varır.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuranlar, mahkumiyetlerinin profesyonel iş hayatlarındaki itibarlarını olumsuz yönde   etkilediğini iddia etmişlerdir. Bu nedenle Hıdır Ateş ve Hünkar Demirel, sırasıyla, maddi   tazminat olarak 3.000 Euro (EUR) ve 5.000 EUR, manevi tazminat olarak ise 2.000 EUR ve   3.000 EUR talep etmişlerdir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.   Destekleyici herhangi bir kanıt bulunmaksızın, AİHM, başvuranların maddi tazminat   taleplerinin temelsiz olduğu kanısındadır. Buna göre bu talebi reddeder. Öte yandan, AİHM,   başvuranların davanın koşulları içerisinde belli ölçüde sıkıntı ve endişe yaşadıklarına kanaat   getirmiştir. Tarafsızlık esasıyla hareket ederek, AİHS’nin 41. maddesinin gerektirdiği üzere,   her birine 1.000’er EUR manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuranlar ayrıca avukatlık masrafı için 3.250 EUR, AİHM önünde meydana gelen   yargılama giderleri için ise 400 EUR talep etmişlerdir. Taleplerine ilişkin olarak İstanbul   Barosu’nun tavsiye edilen en az ücret tarifesine dayanmışlar, avukatın davaları üzerinde   harcadığı zamanı - 25 saat - gösteren bir belge sunmuşlardır.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.   AİHM ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde   yargılama giderlerini başvurana geri ödeyebilir (bkz. Sawicka - Polonya, 37645/97). Bu   davada sahip olduğu bilgiler ve içtihadı ışığında, talep edilen yargılama giderleri için   başvuranlara ortaklaşa 1.000 EUR tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıştır.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına   üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE   1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşünün bildirilmemesi ve başvuranların ifade   özgürlüğü hakkı ile ilgili şikayetlerin kabuledilebilir, başvurunun geri kalanının   kabudedilemez olduğuna’,   2. AİHS'nin 6/1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 10. Maddesinin ihlal edildiğine;   4. (a) AİHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından   başvuranlara aşağıdaki meblağların ödenmesine:   (i)   1.000 EUR (bin Euro) manevi tazminat;   (ii)   yargılama giderleri için ortaklaşa 1.000 Euro (bin Euro);   (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren Ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı   oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Başvuranların adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine   KARAR VERMİŞTİR,   İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Santiago QUESADA   Bostjan M. ZUPANCIC   Zabıt Katibi   Başkan   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło