31236/96
WyrokETPCz2004-11-10ECLI:CE:ECHR:2004:1110JUD003123696
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za propagandę separatystyczną stanowiło naruszenie jego prawa do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? Czy postępowanie przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa, w skład którego wchodził sędzia wojskowy, naruszyło prawo skarżącego do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem (art. 6 ust. 1 Konwencji)? Czy skazanie na podstawie przepisów prawa krajowego było zgodne z zasadą legalizmu (art. 7 Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę integralności terytorialnej, nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Stwierdził, że użyte w artykułach sformułowania, choć krytyczne wobec polityki rządu w walce z terroryzmem, nie nawoływały do przemocy ani walki zbrojnej i nie stanowiły deklaracji nienawiści. W ocenie Trybunału, władze krajowe nie wykazały, że ingerencja była proporcjonalna do realizowanego celu. Co do art. 6 ust. 1, Trybunał podtrzymał swoje wcześniejsze stanowisko, że obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa, orzekającego w sprawach cywilów, podważa niezawisłość i bezstronność sądu, naruszając prawo do rzetelnego procesu. W odniesieniu do art. 7, Trybunał uznał, że przepisy krajowe, na podstawie których skazano skarżącego, były wystarczająco przewidywalne, aby spełnić wymogi Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Özkan Kalın, był redaktorem naczelnym tygodnika "Yeni Ülke". Został oskarżony i skazany w dwóch oddzielnych postępowaniach karnych za propagandę separatystyczną na podstawie artykułów opublikowanych w magazynie. W pierwszej sprawie, dotyczącej artykułu "Ağustos sıcağı Botan'da yükseliyor", został skazany na dwa lata więzienia i grzywnę. W drugiej sprawie, dotyczącej artykułu "Onlar gitmediler kaçtılar", został ukarany grzywną. Obie sprawy były rozpatrywane przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa w Stambule, a wyroki zostały utrzymane przez Sąd Kasacyjny.Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednomyślnie:
1. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji.
2. Stwierdza brak naruszenia art. 7 Konwencji.
3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Państwowego Sądu Bezpieczeństwa w Stambule.
4. Uznaje, że nie ma potrzeby badania skargi z art. 14 Konwencji w związku z art. 6 i 10 Konwencji.
5. Zasądza, że Rząd pozwany ma zapłacić skarżącemu, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku:
a) 13 000 (trzynaście tysięcy) euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe.
b) 4 000 (cztery tysiące) euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków.
c) Odsetki proste od powyższych kwot, równe stopie procentowej Europejskiego Banku Centralnego dla podstawowych operacji refinansujących powiększonej o trzy punkty procentowe, od upływu wspomnianego trzymiesięcznego terminu do dnia zapłaty.
6. Oddala pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
KALIN- TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 31236/96)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG Kasım 2004
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (31236/96) başvuru no'lu
davanın nedeni Özkan Kalın'ın (ilk soyadı Kılıç) (başvuran) Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine 31 Ağustos 1994 tarihinde Avrupa İnsan Haklan
Sözleşmesi'nin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 25. maddesi
uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi (AİHM) önünde Londra'da avukat Anke Stock tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1964 doğumlu olup Lozan'da ikamet etmektedir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı 13 Eylül tarihli iddianamesi ile 1991 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 6. ve 8.
maddelerine dayalı olarak başvuran hakkında ceza davası açmıştır. Başsavcı
başvuranın yazı işleri başkanlığını yürüttüğü Yeni Ülke adlı haftalık
yayımlanan dergide yer alan «Ağustos sıcağı Botan'da yükseliyor» başlıklı
makaleye dayalı olarak başvuranı bölücülük propagandası yapma suçu ile
itham etmiştir. Bu makale Ağustos 1991 yılında Nusaybin'de yapılan gösteri
sırasında meydana gelen olayları aktarmaktadır.
İkinci dava «Onlar gitmediler kaçtılar» adıyla sözkonusu dergide
yayımlanan makaleye dayalı olarak Cumhuriyet Başsavcısının 1991 Sayılı
Kanunun 6. ve 8. maddelerince açmış olduğu davadır.
1. «Ağustos sıcağı Botan 'da yükseliyor» adlı makale ile ilgili yürütülen
cezai yargılama süreci
Devlet Güvenlik Mahkemesi, sözkonusu makalenin bütününe dayalı
olarak 14 Ekim 1992 tarihli kararı ile Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın
serbest bırakılmasını kararlaştırmıştır. Sözkonusu makalenin bütününü ele
alan mahkeme davaya neden olan verilerin 1991 Sayılı Kanunun 6. ve 8.
maddelerinde öngörüldüğü üzere başvuranın basın yoluyla bölücülük
propagandası yaptığı sonucunu oluşturmadığına itibar etmiştir.
Cumhuriyet Savcısı bu karar karşısında temyiz başvurusunda
bulunmuştur.
Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuranın serbest bırakılma
gerekçesinin kabul edilemez olduğunu kaydederek 10 Şubat 1993 tarihinde
almış olduğu karar ile ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay
dava konusu makalenin ve fotoğrafın TCK'nın 312 § 2 maddesinde öngörülen
etnik kökene dayalı ayrımcılık gözeterek halkı kin ve düşmanlığa sevk etme
unsurunu oluşturduğunu hatırlatmıştır.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
DGM, Yargıtay'ın kararı doğrultusunda 14 Ekim 1993 tarihli kararı ile
TCK'nın 312. maddesine dayanarak başvuranı iki yıl hapis ve 120.000 TL.
para cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay l Mart 1994 tarihinde bu kararı onamıştır.
2. «Onlar gitmediler kaçtılar» adlı makale ile ilgili yürütülen cezai
yargılama süreci Sözü edilen makale PKK avrupa tanıtımının yapıldığı basın
toplantısını dile getirmektedir.
DGM, 4 Eylül 1992 tarihli kararı ile, makalenin bilgilendirme amacını
taşıdığını belirterek başvuranın salıverilmesini kararlaştırmıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 17 Eylül 1993 tarihli kararı ile Yargıtay
kararım müteakip başvuranı haftalık derginin yazı işleri müdürü sıfatıyla PKK
propagandası yaptığı gerekçesiyle 1991 Sayılı Kanunun 6 § 2 maddesi
uyarınca 25.000.000 TL. para cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay bu kararı 7 Şubat 1994 tarihinde onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN
Başvuran hakkında verilen mahkumiyet cezasının ifade özgürlüğüne
yönelik bir ihlali oluşturduğundan şikayetçi olmakta ve AİHS'nin 10.
maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
AİHM, Sözleşme ile güvence altına alındığı bilinen başvuranın ifade
özgürlüğüne yönelik sözkonusu müdahale ile taraflar arasında bir ihtilafa yer
vermemektedir. Benzer müdahalenin Sözleşme'nin 10 § 2 maddesince
yasayla öngörülen, toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik meşru bir
amacı gütmesi ve «demokratik bir toplum için gereklilik» arz etmesi zorunludur
(Bkz. Yağmurdereli - Türkiye karan, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002).
Sözkonusu müdahalelerin «yasayla öngörülmesi» ile ilgili olarak
başvuran 1991 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 6 § 2 ve TCK'nın 312.
maddelerinin uygulanması neticesindeki mahkumiyetlerin yargılanan
kimselere göre farklı sonuçları bulunduğunu bu kanunların yorumunun kişiden
kişiye ve bir hakimden diğerine değiştiğini ve etkilerinin öngörülemez
olduğunu ileri sürmektedir.
AİHM, başvuranın 1991 Sayılı Kanunun 6. ve TCK'nın 312. maddelerine
dayalı olarak mahkum edilmesi ile «yasa ile öngörülen» ifade özgürlüğüne
yönelik bir müdahalenin oluştuğunu kabul etmektedir (Bkz. Sürek ve Özdemir
kararları no: 23927/94 ve 24277/94, § 47, 8 Temmuz 1999 ve Öztürk-Türkiye
kararı no: 22479/93, § 53, AİHM 1999-VI).
Mahkeme daha önceki kararlarda da benzer şikayetlerin dile getirildiğini
ve bu şikayetlerin AİHS'nin 10. maddesinin ihlali ile neticelendiği tespitinde
bulunmaktadır (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye no: 23556/94, § 38, AİHM 1999-
IV, sözü edilen Öztürk kararı, § 74, İbrahim Aksoy, § 80, Karkın-Türkiye
no:43928/98, § 39, Kızılyaprak-Türkiye kararlan no: 27528/95, § 43, 2 Ekim
2003).
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde
sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığını incelemektedir. Mahkeme
sözkonusu siyasi söylemlerde kullanılan özel terimleri dikkate almakta ve bu
çerçevede özellikle terörle mücadele sırasında karşılaşılan güçlükleri göz
önünde tutmaktadır (Bkz.sözü edilen İbrahim Aksoy, § 60, ve Incal-Türkiye
kararları, 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1568, § 58).
Mezkur basın açıklaması güvenlik güçlerinin bölücülük faaliyetlerine
karşı yürüttükleri mücadelenin ağır bir eleştirisini oluşturmaktadır.
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bu beyanı halkı kin ve düşmanlığa
tahrik ederek Türk Devletinin toprak bütünlüğüne kasteden söylemler olarak
değerlendirdiğini kaydetmiştir.
Mahkeme yerel hukuk mercileri tarafından alman kararların gerekçeleri
ışığında mahkumiyet kararlarının başlı başına özgürlüğüne yönelik bir
müdahaleyi oluşturduğuna itibar etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-
Türkiye kararı (no: 4) no: 24762/94, § 58, AlHM 1999-IV). AİHM, basın
bildirisinde kullanılan bazı terimlerin özellikle terörle mücadelede bulunan
hükümet politikasının en olumsuz yönlerini ortaya koyan olumsuz bir tabloyu
çizdiğini, husumet sözcüğünün yan anlamıyla kullanıldığını, şiddet kullanımın
ve silahlı mücadelenin teşvik edilmediğini ve hazırlanan söylemin kin ve nefret
beyanından oluşmadığım ifade etmektedir. AİHM nezdinde bütün bunlar
dikkate alınması gereken unsurlardır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:l)
no: 26682/95, § 62 AİHM 1999-IV ve Gerger-Türkiye kararları no: 24919/94, §
50, 8 Temmuz 1999).
Bunun yanı sıra AİHM, suçun niteliğinin ve verilen cezaların ağırlığının
yapılan müdahalenin orantılılığı bakımından dikkate alınması gereken
unsurlar olduğunu kaydetmektedir.
Mevcut davada başvurana yönelik gerçekleştirilen müdahalenin
«demokratik bir toplum için zaruriyet» olarak mtelendirilemeyeceğini emsal
gösteren AİHM, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHS'NİN 7. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN
Başvuran ayrıca yasa ile açık bir biçimde tanımlanmayan hükümlerin
uygulanarak mahkum edilmesi ile AİHS'nin 7. maddesinin ihlal edildiğinden
şikayetçi olmaktadır.
Mahkeme AİHS'nin 7. maddesinde yer alan hukuk kavramının («law»)
Sözleşme'nin diğer maddelerini oluşturan «loi», «yasa» kavramına karşılık
geldiğini ifade etmektedir (Bkz. S.W.-İngiltere kararı 22 Kasım 1995, seri: A
no: 335-B, § B). AİHS'nin 10 § 2 maddesinde dile getirilen öngörülebilirlik
hususunda AİHM, Sözleşme'nin 7. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna
varmıştır (Bkz. Erdoğdu ve İnce-Türkiye kararı no: 25067 / 94 ve 25068/94,
AİHM 1999-IV, § 59).
III. AİHS'NİN 6 § l MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik
Mahkemesinin bünyesinde askeri hakimi bulundurması nedeniyle «tarafsız ve
bağımsız» bir mahkeme olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmekte ve
AİHS'nin 6 § l maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Mahkeme daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile
getirildiğini ve bunların AİHS'nin 6 § l maddesinin ihlal edildiği yönünde
sonuçlandırıldığını ortaya koymaktadır. (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§ 33-34,
ve Özdemir kararı, §§ 35-36).
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde
sonuçlandıracak bir tespitte bulunmadığını ve hiçbir delili sunmadığını
incelemektedir. Başvuranın «ulusal güvenliğe» yönelik işlenen suçlardan
yargılanmasının anlaşılabilir olduğu, bunun yanı sıra başvuranın aralarında
askeri bir hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin TCK'ya dayalı
olarak yapmış olduğu yargılama hususunda endişe duymasının yerinde
olduğu kanısındadır. Üstelik Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın
gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuran hakkında sebepsiz bir
yargı karan aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranın bu yargı
makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate
alınması gerekmektedir. (Bkz. Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV s.
1573, § 72 ).
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik
Mahkemesinin AİHS'nin 6 § 1 maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir
mahkeme niteliğini taşımadığı neticesine varmaktadır.
IV. AİHS'NİN 10. VE 6. MADDELERİYLE BİRLİKTE 14. MADDESİNİN
İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN
AİHS'nin 10. ve 6. maddeleriyle birlikte 14. maddesine atıfta bulunan
başvuran idarenin etnik kökene dayalı ayrımcılık yapıldığından şikayetçi
olmaktadır.
AİHS'nin 10. ve 6. maddelerinin bağımsız olarak ihlal edildiği hallerde
AİHM, 14. maddeye ilişkin şikayetin incelenmesini gerekli görmemektedir.
V. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar
A. Tazminat
Başvuran 90.990 Euro'ya denk düşen gelir kaybı nedeniyle maddi zarara
uğradığını ileri sürmektedir.
Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.
İddia edilen gelir kaybı ile ilgili olarak AİHM, sunulan delillerin AİHS'nin
10. maddesinin ihlali ile başvuranın gelir kaybına uğradığım ortaya
koymadığına itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri-
Türkiye kararı no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Bu
nedenle AİHM, bu talebi reddetmektedir.
Manevi tazminata gelince AİHM, olayların mevcut koşulları nedeniyle
başvuranın kimi karmaşıklıklara maruz kaldığını kaydederek Sözleşme'nin 41.
maddesi uyarınca başvurana bu yönde 13.000 Euro ödenmesini
kararlaştırmıştır (Okutan-Türkiye kararı 29 Temmuz 2004, no: 43995/98, ve
Haydar Yıldırım ve diğerleri-Türkiye 15 Temmuz 20014, no: 42920/98
kararları ile karşılaştırınız).
AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6 § l maddesine
göre tarafsız ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği görüşüne
vardığında, prensip olarak en uygun tazminin, zamanında, tarafsız ve
bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden yargılamanın olacağı
kanaatine varmaktadır (Bkz. sözü edilen Gencel karan, § 27).
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran, Mahkeme organları nezdinde yaptıkları masraf ve
harcamalara ilişkin 18.180 Euro tazminat talebinde bulunmuş, bu yönde
kanıtlayıcı herhangi bir belge sunmamıştır. Hükümet bu miktarlara karşı
çıkmaktadır.
Mahkeme, başvurana masraf ve harcamalar için 4.000 Euro ödenmesini
kararlaştırmıştır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nm marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı % 3'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. 1. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
2. 2. AİHS'nin 7. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. 3. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız bir
mahkeme sıfatından yoksun bulunması nedeniyle AİHS'nin 6 § l maddesinin
ihlal edildiğine;
4. 4. AİHS'nin 6. ve 10. maddesi ile birlikte 14. maddesinin incelenmesine
gerek olmadığına; a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten
itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla
birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.'ye çevrilmek üzere
Savunmacı Hükümetin başvurana,
i.
manevi tazminat olarak 13.000 (on üç bin) Euro,
ü.
masraf ve harcamalar için 4.000 (dört bin) Euro ödemesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına
kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç
puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ ve 3. maddelerine uygun olarak 10 Kasım 2004 tarihinde yazıyla
bildirilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło