31320/02

WyrokETPCz2008-01-31ECLI:CE:ECHR:2008:0131JUD003132002

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy skarżący był poddany złemu traktowaniu podczas aresztu policyjnego, co stanowiło naruszenie art. 3 Konwencji? 2. Czy długość postępowania karnego naruszyła prawo skarżącego do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
W odniesieniu do zarzutu złego traktowania (art. 3), Trybunał uznał skargę za niedopuszczalną, ponieważ skarżący nie zachował sześciomiesięcznego terminu na złożenie wniosku do ETPCz. Stwierdzono, że skarżący powinien był zdać sobie sprawę z nieskuteczności krajowych środków odwoławczych najpóźniej w dniu wydania wyroku przez sąd pierwszej instancji (6 marca 2000 r.), a skargę złożył dopiero 21 sierpnia 2001 r. W kwestii przewlekłości postępowania (art. 6 ust. 1), Trybunał uznał, że postępowanie trwające około ośmiu lat w dwóch instancjach było nadmierne. Mimo pewnych nieobecności skarżącego na rozprawach, Trybunał stwierdził, że sąd krajowy nie wykazał należytej staranności w przyspieszeniu sprawy, a turecki system prawny nie oferował skutecznych środków przyspieszających postępowanie ani odszkodowania za opóźnienia.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Reşit Arslan, obywatel Turcji, urodzony w 1966 roku, został aresztowany 4 kwietnia 1993 roku pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji PKK. W trakcie aresztu policyjnego (4-19 kwietnia 1993) miał być poddany złemu traktowaniu, co potwierdziły raporty medyczne wskazujące na liczne obrażenia. 5 maja 1993 roku prokurator wniósł akt oskarżenia, a 22 stycznia 1997 roku zarzut zmieniono na zdradę stanu. 6 marca 2000 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule skazał skarżącego na karę śmierci, zamienioną na dożywocie, wyłączając z materiału dowodowego zeznania uzyskane na policji, ale opierając wyrok na innych dowodach. Sąd Kasacyjny podtrzymał wyrok 21 marca 2001 roku.
Rozstrzygnięcie
1. Skarga dotycząca przewlekłości postępowania karnego (art. 6 ust. 1) jest dopuszczalna. 2. Pozostała część skargi (art. 3) jest niedopuszczalna. 3. Stwierdza się naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Nie zasądza się zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   MEHMET REꢀĐT ARSLAN – TÜRKĐYE   (Baꢁvuru no. 31320/02)   KARAR   STRAZBURG   Ocak 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 31320/02 baꢀvuru numaralı davanın nedeni T.C.   vatandaꢀı Mehmet Reꢀit Arslan’ın (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 21   Ağustos 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesinin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından S. Gürcan tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1966 doğumludur ve AĐHM’ye baꢀvuru yaptığı sırada Diyarbakır   Cezaevinde hapis cezası çekmekteydi.   Nisan 1993 tarihinde, baꢀvuran, PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi) yasadıꢀı örgütüne üye   olma ꢀüphesi üzerine Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde görevli polis   memurlarınca yakalanmıꢀtır. Yakalama raporuna göre, baꢀvuran tutulmaya karꢀı koymuꢀ ve   polis memurları onu yakalamak için kuvvete baꢀvurmak zorunda kalmıꢀlardır.   Nisan 1993 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tetkik hakimi   önüne çıkarılmıꢀ ve burada hakkındaki iddiaları yalanlamıꢀtır. Hakim, baꢀvuranın   tutuklanmasına hükmetmiꢀtir.   Nisan 1993 tarihinde, baꢀvuran, Sağmalcılar Devlet Hastanesi’nde bir doktor   tarafından muayene edilmiꢀtir. Doktor, sağ omuzda ve dirsekte hareket kısıtlılığı olduğunu   kaydetmiꢀtir.   Mayıs 1993 tarihinde, Eyüp Adli Tıp Kurumu’nda görevli bir doktorun düzenlediği   rapora göre, baꢀvuranın bedeninin çeꢀitli kısımlarında çok sayıda ekimoz ve lezyon mevcuttur   ve sağ kolun hareketinde azalma vardır.   Temmuz 1993 tarihli ek bir raporda, baꢀvuranın bedenindeki yaraların onu on gün   süreyle çalıꢀamayacak hale getirdiği kararına varılmıꢀtır.   Mayıs 1993 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   yirmi yedi kiꢀiyle birlikte baꢀvuran hakkında bir iddianame sunmuꢀ ve baꢀvuranı, Ceza   Kanunu’nun 168/1. maddesi uyarınca, yasadıꢀı bir örgüte üyelikle suçlamıꢀtır.   Temmuz 1993 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde,   polis nezaretinde ifadelerinin iꢀkence yapılarak alındığını ileri sürmüꢀtür. Duruꢀmanın   sonunda, mahkeme, baꢀvuranın temsilcisinin, baꢀvuranın kötü muamele iddiaları hakkında   yetkililere ꢀikayette bulunması kararına varmıꢀtır.   Ocak 1997 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuran hakkındaki suçlamayı, Ceza   Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca ağır cezalık suç oluꢀturan, devletin bütünlüğüne ihanet   suçlamasına çevirme teklifinde bulunmuꢀtur.   Temmuz 1993 ve 6 Mart 2000 tarihleri arasında, ilk derece mahkemesi kırk altı   duruꢀma düzenlemiꢀtir. Baꢀvuran, bu duruꢀmalardan yirmi sekiz tanesine katılmamıꢀtır.   Mart 2000 tarihinde, baꢀvuran, mahkemeye son savunma görüꢀlerini sunmuꢀtur.   Baꢀvuran, dilekçesinde, hakkındaki suçlamaları reddetmiꢀtir. Đꢀkence iddialarını yinelemiꢀ ve   polis nezaretindeyken kollarından asıldığını iddia etmiꢀtir.   Aynı tarihte, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı iddia makamının   talebine uygun biçimde suçlu bulmuꢀ ve Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca ölüm   cezasına çarptırmıꢀtır. Ölüm cezası müebbet hapis cezasına çevrilmiꢀtir. Đlk derece   mahkemesi, kararında, doktorların raporlarını göz önünde bulundurarak, baꢀvuranın polis   tarafından alınan ifadelerini delillerin arasına dahil etmemiꢀtir. Ancak, diğer delillerin polise   verdiği ifadeleri doğruladığı gerekçesiyle baꢀvuranı mahkum etmiꢀtir.   Baꢀvuran kararı temyiz etmiꢀtir. Dilekçesinde, ilk derece mahkemesi kararının,   iꢀkence yapılarak alınan polis ifadelerine dayandığını ileri sürmüꢀtür.   Mart 2001 tarihinde, Yargıtay, 6 Mart 2000 tarihli kararı onamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, 4 ve 19 Nisan 1993 tarihleri arasında, polis nezaretindeyken kötü muamele   gördüğünü iddia etmiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın AĐHS’nin 35/1. maddesinde yer alan kabuledilebilirlik   koꢀullarını yerine getirmemesi nedeniyle, bu ꢀikayetin kabuledilemez olduğuna karar   verilmesi gerektiğini ileri sürmüꢀtür.   Hükümet, ilk olarak, baꢀvuranın, polis nezaretindeyken kötü muamele gördüğü   iddialarına iliꢀkin olarak Cumhuriyet Savcısı’na hiçbir zaman resmi bir ꢀikayette bulunmadığı   gerekçesiyle iç hukuk yollarını tüketmiꢀ olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etmiꢀtir.   Hükümet, ikinci olarak, baꢀvuranın altı ay kuralına uymadığını iddia etmiꢀtir.   Hükümet’in görüꢀüne göre, baꢀvuran, yetkililerin kötü muamele iddiasına iliꢀkin olarak bir   adım atmayacaklarını, Yargıtay’ın kararından önce, yavaꢀ yavaꢀ fark etmiꢀ olmalıdır.   (a) Đç hukuk yollarının tüketilmesi   AĐHM, Hükümet’in iddiasının aksine, baꢀvuranın, ꢀikayetinin esasını, 12 Temmuz   tarihinde ilk duruꢀma esnasında Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin dikkatine   sunmuꢀ olarak değerlendirilebileceğini kaydetmiꢀtir. AĐHM’nin görüꢀüne göre, bu hareket,   yetkililerde baꢀvuranın ꢀikayetini soruꢀturma gereği uyandırmaya yeterli olmalıydı. Bu   koꢀulları göz önünde tutan AĐHM, baꢀvuranın, iddiasına yönelik bir soruꢀturma baꢀlatılması   amacıyla, ꢀikayetini yetkililerin dikkatine sunmak için kendisinden beklenebilecek her ꢀeyi   yapmıꢀ olarak değerlendirilebileceği kanısındadır (bkz., Veznedaroğlu – Türkiye, no.   32357/96, 7 Eylül 1999). Dolayısıyla, Hükümet’in itirazlarının bu kısmı reddedilmelidir.   (b) Altı ay süresi   AĐHM, Hükümet’in baꢀvuranın altı ay kuralına uymadığına iliꢀkin itirazı hususunda,   altı ay kuralının amacının hukukun güvenliğini artırmak ve AĐHS’yle bağlantılı olarak ileri   sürülen hususlarla makul süre içinde ilgilenilmesini sağlamak olduğunu yinelemiꢀtir. Bu   kural, ayrıca, makamları ve ilgili diğer kiꢀileri uzun süreli bir belirsizlik içinde kalmaktan   korumalıdır (bkz., Kenar – Türkiye, no. 67215/01, 1 Aralık 2005). AĐHM, aynı zamanda,   AĐHS’nin 35/1. maddesi uyarınca, bir baꢀvuruya, ancak, iç hukuk davasında nihai kararın   alındığı tarihten itibaren altı ay içinde bakabileceğini hatırlatmıꢀtır. Bununla birlikte,   baꢀvuranın önce bir iç hukuk yolundan yararlandığı ve ancak daha sonraki bir aꢀamada söz   konusu hukuk yolunu etkisiz kılan koꢀullardan haberdar olduğu veya olması gerektiği istisnai   durumlarda duruma özgü kararlar alınabilir. Böyle bir durumda, altı ay süresi, baꢀvuranın söz   konusu koꢀulların farkına vardığı veya varması gerektiği tarihten itibaren hesaplanabilir (bkz.,   Hazar ve Diğerleri – Türkiye, no. 62566/00, 10 Ocak 2002).   AĐHM, baꢀvuranın, 12 Temmuz 1993 tarihinde düzenlenen bir duruꢀmada, kötü   muamele iddialarını Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sunduğunu gözlemlemiꢀtir.   Duruꢀma sonunda, yerel mahkeme, baꢀvuranın avukatının söz konusu iddialara iliꢀkin olarak   yerel mercilere ꢀikayette bulunabileceği kararını vermiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranın, temyiz   dilekçesinde, mahkumiyet kararının iꢀkence yapılarak alınan polis ifadelerine dayandığını   ileri sürdüğü kaydedilmiꢀtir. AĐHM, ceza davası boyunca ve daha sonra AĐHM huzurunda,   baꢀvuranın, polis nezaretindeki ifadelerinin iꢀkence yapılarak ve baskı altında alındığı   yönündeki iddialarının, maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamele ꢀekline iliꢀkin açıklama   veya ayrıntı sunmadan yapıldığını gözlemlemiꢀtir. Baꢀvuran, sadece 6 Mart 2000 tarihli   savunma görüꢀlerinde, kollarından asıldığını ifade etmiꢀtir.   AĐHM, bu davanın koꢀulları karꢀısında, baꢀvuranın, Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin konuya iliꢀkin kararını verdiği tarih olan 6 Mart 2000 tarihine kadar, yargı   makamlarının harekete geçmediğinin yavaꢀ yavaꢀ farkına varmıꢀ olması gerektiği ve   dolayısıyla söz konusu tarihe kadar iç hukuk yollarının etkisizliğinin farkına varmıꢀ olması   gerektiği kanısındadır. Buna göre, AĐHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı ay süresi, en geç 6   Mart 2000 tarihinden itibaren iꢀlemeye baꢀlamıꢀ olarak kabul edilmelidir (bkz., Đçöz –   Türkiye, no. 54919/00, 9 Ocak 2003; yukarıda anılan Kenar). Ancak, AĐHM baꢀvurusu 21   Ağustos 2001 tarihinde, yani altı aydan daha uzun bir süre sonra yapılmıꢀtır.   AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca, baꢀvurunun bu   kısmının gerekli süre içinde yapılmadığı ve reddedilmesi gerektiği kararını vermiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, dava süresinin AĐHS’nin 6/1. maddesinde ortaya konan “makul süre”   ꢀartıyla uyumlu olmadığı yönünde ꢀikayetçi olmuꢀtur. Söz konusu madde ꢀöyledir:   “Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme   tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmıꢀtır.   Göz önüne alınacak süreç baꢀvuranın tutuklanmasıyla 4 Nisan 1993 tarihinde baꢀlamıꢀ   ve Yargıtay’ın kararıyla 21 Mart 2001 tarihinde sona ermiꢀtir. Dolayısıyla, bu süre, iki   aꢀamalı bir yargı için yaklaꢀık sekiz yıl sürmüꢀtür.   A. Kabuledilebilirliğe Đliꢁkin   Hükümet, baꢀvuranın, ꢀikayetini ulusal mahkemelere sunmadığı gerekçesiyle iç hukuk   yollarını tüketmediğini iddia etmiꢀtir.   AĐHM, iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünün, sadece, bir baꢀvuranın etkili ve   uygun hukuk yollarından normal bir ꢀekilde yararlanması durumunda geçerli olduğunu   belirtir. Etkili ve uygun hukuk yollarından kasıt, ihtilaf konusu durumu telafi etmeye ve iddia   edilen ihlallere iliꢀkin tazminat sağlamaya ehil hukuk yollarıdır.   AĐHM, Türk hukuk sisteminin davayı hızlandırmak yönünde bir hukuk yolu   sunmadığını, ayrıca davanın uzaması karꢀısında tazminat imkanı sağlamadığını   gözlemlemiꢀtir. AĐHM, dolayısıyla, baꢀvuranın, AĐHS’nin 35/1. maddesi amaçları açısından   yararlanması gereken uygun ve etkili bir hukuk yolunun mevcut olmadığı kararına varmıꢀtır   (bkz., Mete – Türkiye, no. 39327/02, 25 Ekim 2005). Bu nedenle, Hükümet’in ön itirazını   reddetmiꢀtir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀvurunun baꢀka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit etmiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   B. Esas   Sanıkların sayısı ve haklarındaki suçlamaları dikkate alan Hükümet, davanın karmaꢀık   olduğunu belirtmiꢀtir. Bu durum, delillerin toplanmasını ve olayların saptanmasını   güçleꢀtirmiꢀtir. Hükümet, ayrıca, yargı makamlarına ihmal veya gecikme suçu   yüklenemeyeceğini ifade etmiꢀtir. Hükümet, ek olarak, baꢀvuranın, yirmi sekiz duruꢀmaya   katılmayarak davanın süresinde etkili olduğunu ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, dava süresinin makuliyetinin, davanın koꢀulları ıꢀığında ve davanın   karmaꢀıklığı ve baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu ꢀeklindeki kriterler göz önünde tutularak   değerlendirilmesi gerektiğini yinelemiꢀtir (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra, Pélissier ve   Sassi - Fransa [BD], no. 25444/94).   AĐHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda, sıklıkla,   AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlalini tespit etmiꢀtir (bkz. yukarıda anılan Pélissier ve Sassi)   AĐHM, baꢀvuranın pek çok kez ilk derece mahkemesinde bulunmadığını   gözlemlemiꢀtir. Ancak, baꢀvuranın bazı duruꢀmalara katılmamıꢀ olmasının davanın toplam   süresini haklı çıkaramayacağı görüꢀündedir (bkz., Osman – Türkiye, no. 4415/02, 19 Aralık   2006).   AĐHM, AĐHS’nin 6 maddesinin 1. paragrafının Sözleꢀmeci Devletlere, yasal   sistemlerini, mahkemelerinin bu sistemin gereklerine uyabileceği ꢀekilde düzenlemeleri   görevini yüklediğini ve bu gereklere davanın makul süre içinde karara bağlanması   yükümlülüğünün de dahil olduğunu hatırlatarak (bkz. Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98,   Nisan 2001), ilk derece mahkemesinin davayı hızlandırmak için daha sıkı tedbirler   uygulamıꢀ olması gerektiğini değerlendirmiꢀtir. AĐHM, bu nedenle, Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin gerekli özeni göstermemiꢀ olması sebebiyle söz konusu davanın gereksiz yere   uzadığını tespit etmiꢀtir.   Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen AĐHM, bu davada farklı bir sonuca   varmasını sağlayacak bir delil veya savunmanın Hükümet tarafından ortaya konmadığını   değerlendirmiꢀtir. AĐHM, konuya iliꢀkin içtihadını göz önünde tutarak, bu davada kovuꢀturma   süresinin aꢀırı olduğu ve “makul süre” ꢀartına uymadığı kararını vermiꢀtir.   Dolayısıyla, 6/1 madde ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   Sözleꢀme’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal   edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen   telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören   tarafın adil tatminine hükmeder.”   Baꢀvuran adil tatmin talebinde bulunmamıꢀtır. AĐHM, dolayısıyla, baꢀvurana herhangi   bir miktarın tazminat olarak ödenmesine gerek olmadığı kanısındadır.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Dava süresinin aꢀırı olmasına iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilebilir olduğuna, baꢀvurunun   kalanının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve   3. paragrafları gereğince 31 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Santiago Quesada   Zabıt Katibi   Boštjan M. Zupančič   Baꢀkan   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło