31345/05

WyrokETPCz2010-01-19ECLI:CE:ECHR:2010:0119JUD003134505

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego dotyczącego własności, trwającego ponad 22 lata i nadal niezakończonego, naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji, oraz czy brak skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym w tej kwestii naruszył art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okres postępowania sądowego, który rozpoczął się w 1985 roku (a dla celów Konwencji od 1987 roku, kiedy Turcja przyjęła prawo do skargi indywidualnej) i trwał ponad 22 lata, będąc nadal w toku, był nadmierny i nie spełniał wymogu „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał odrzucił zarzut rządu o niewyczerpanie środków krajowych, wskazując, że skargi dotyczące długości postępowania mogą być składane przed jego ostatecznym zakończeniem. Ponadto, Trybunał, odwołując się do swojego wcześniejszego orzecznictwa, stwierdził, że w tureckim systemie prawnym brakowało skutecznych środków odwoławczych pozwalających skarżącym na kwestionowanie nadmiernej długości postępowania, co stanowiło naruszenie art. 13 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Dursun Demirtürk, w 1985 roku wszczął postępowanie sądowe w Turcji w celu zarejestrowania dwóch działek gruntu na swoje nazwisko. Sprawa była wielokrotnie rozpatrywana przez sąd pierwszej instancji i Sąd Kasacyjny, z wyrokami uchylanymi i sprawą odsyłaną do ponownego rozpoznania. W momencie wydania wyroku ETPCz w 2010 roku, postępowanie nadal było w toku przed sądem pierwszej instancji, trwając łącznie ponad 22 lata.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: - Uznał skargi za dopuszczalne. - Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. - Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji. - Zasądził na rzecz skarżącego 16 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. - Oddalił pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   DEMĐRTÜRK/TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 31345/05)   KARAR   STRAZBURG   Ocak 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢀLEMLER   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 31345/05 no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀı Dursun Demirtürk’ün (“baꢀvuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 15   Ağustos 2005 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin   (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Mersin Barosu avukatlarından Z. Bilgiç Dölek tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran, 1933 doğumludur ve Zonguldak’da yaꢀamaktadır.   Belirsiz bir tarihte, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’ne bağlı Tapu Kadastro   Komisyonu, Zonguldak’ın Ereğli ilçesindeki Belen köyünde bulunan arsalar üzerinde tapu   sicil incelemesi gerçekleꢀtirmiꢀtir. Bu incelemeyi müteakiben 2 ve 3 no’lu arsalar, Tapu   Dairesi’nde sırasıyla A.G. ve K.G. adına kaydedilmiꢀtir.   ꢁubat 1985’te baꢀvuran Karadeniz Ereğlisi Kadastro Mahkemesi’nde 2 ve 3 no’lu   arsaların kendi adına kaydedilmesini talep ettiği bir dava açmıꢀtır.   Aralık 1986’da mahkeme, tarafların ve dava konularının aynı olmasını göz önüne   alarak bir diğer iddiaya iliꢀkin dava ile sözkonusu davayı birleꢀtirmiꢀtir.   Aralık 2000’de mahkeme, baꢀvuranın talebini kısmen kabul etmiꢀtir. Taraflar itiraz   etmiꢀtir.   Aralık 2002’de Yargıtay, yanlıꢀ tebligat gerekçesiyle davayı ilk derece   mahkemesine havale etmiꢀtir.   Belirsiz bir tarihte ilk derece mahkemesi, tebligatta yapılan hatayı düzeltmiꢀ ve davayı   yeniden incelenmek üzerine Yargıtay’a göndermiꢀtir.   Nisan 2004’te Yargıtay, 6 Aralık 2000 tarihli kararı bozmuꢀtur.   Ekim 2006’da ilk derece mahkemesi davayı reddetmiꢀtir.   Mart 2008’de Yargıtay, 11 Ekim 2006 tarihli kararı bozmuꢀtur.   Dava, incelenmesine devam edilmesi amacıyla ilk derece mahkemesine havale   edilmiꢀtir.   Dava dosyasındaki bilgilere göre, dava halen ilk derece mahkemesi önünde devam   etmektedir.   HUKUK   Baꢀvuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde ortaya konan “makul süre”   gereğine uygun olmadığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet, yargılamanın halen ilk derece mahkemesi önünde devam etmekte olması   nedeniyle baꢀvuranın, iç hukuk yollarını tüketmemiꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür. Hükümet,   baꢀvurunun bu nedenle zamanından önce yapılmıꢀ olduğu kanaatindedir.   AĐHM, içtihadına göre, dava sürelerine iliꢀkin ꢀikayetlerin, sözkonusu yargılamanın   nihai halini almasından önce yapılabileceğini kaydeder. Dolayısıyla, Hükümet’in itirazı   reddedilmeli ve baꢀvurunun sözkonusu kısmının, kabuledilebilir olduğu sonucuna   varılmalıdır.   Esas hususunda, göz önüne alınması gereken süre, ancak Türkiye’nin kiꢀisel baꢀvuru   hakkını kabul ettiği tarih olan 28 Ocak 1987’de baꢀlamıꢀtır. Ancak, bu tarihten sonra geçen   sürenin makul olup olmadığı değerlendirilirken, sözkonusu tarihteki yargılamanın durumu   göz önüne alınmalıdır. Sözkonusu süre henüz sona ermemiꢀtir. Bu nedenle, iki aꢀamalı   yargılamada yirmi iki yıl on ay sürmüꢀtür.   AĐHM mevcut davadakine benzer meselelerin ortaya konduğu davalarda sıklıkla   AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir. Kendisine sunulan tüm delilleri   inceleyen AĐHM, Hükümet’in mevcut davada farklı bir sonucuna varmasını sağlayacak   herhangi bir delil ya da iddia öne sürmediği kanaatindedir. Konuya iliꢀkin içtihadını göz   önüne alan AĐHM, mevcut davada yargılama süresinin, aꢀırı olduğu ve “makul süre” gereğini   karꢀılamadığı kanısındadır. Dolayısıyla, 6/1. madde ihlal edilmiꢀtir.   Baꢀvuran ayrıca AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca Türk hukukunda yargılama süresinin   aꢀırılığı hususunda mevcut iç hukuk yollarının bulunmadığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet, baꢀvuranın yargılamanın uzunluğuna iliꢀkin ꢀikayeti hususunda idari   mahkemeler önünde dava açabileceğini ileri sürmüꢀtür. AĐHM bu itirazın dava esasının   incelemesiyle yakından iliꢀkili olduğunu kaydeder. Bu nedenle, bu husus davanın esasıyla   birleꢀtirilmelidir. AĐHM ayrıca sözkonusu ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi bağlamında   dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için   gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.   AĐHM, esas hususunda daha önce, Türk hukukunda baꢀvuranların sözkonusu   yargılama süresine itiraz edebilecekleri etkili iç hukuk yolları bulunmamasına iliꢀkin olarak   AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀ olduğunu kaydeder.   AĐHS’nin 41. maddesini dayanak gösteren baꢀvuran, maddi ve manevi tazminat olarak   1,000,000 Euro talep etmiꢀtir. Hükümet, bu talebe itiraz etmiꢀtir. AĐHM tespit edilen ihlal ile   ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı kurmamaktadır. Bu nedenle, sözkonusu talebi   reddeder. Ancak, hakkaniyet temelinde, baꢀvurana manevi tazminat olarak 16,500 Euro   ödenmesine karar verir.   Baꢀvuran, temsil edilmesi hususunda yasal masraflar için 7,500 Euro ve posta   masrafları için 150 Türk Lirası1 talep etmiꢀtir. Taleplerini desteklemek için bir yasal ücret   sözleꢀmesi ve posta masraflarını kapsayan faturalar sunmuꢀtur. Hükümet bu iddialara itiraz   etmiꢀtir. AĐHM içtihadına göre, baꢀvuran gerçekten gerekli oldukları için yapıldıklarını ve   meblağların makul olduğunu kanıtladığı müddetçe masraf ve harcamaların tazminine hak   kazanmaktadır. Mevcut davada, sunulan bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önüne   alan AĐHM baꢀvurana, hakkaniyet temelinde masraf ve harcamalar için 1,000 Euro   ödenmesine karar vermiꢀtir.   AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana yüzde üç puanlık bir ekleme yapılarak belirlenmesi gerektiği kanaatindedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvuruların kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Sorumlu   Devlet tarafından baꢀvurana, aꢀağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;   (i) Manevi tazminat olarak 16,500 Euro (on altı bin beꢀ yüz Euro) ve uygulanabilecek   her tür vergi;   (ii)Yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro ve uygulanabilecek her tür vergi;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının   üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 19 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Yaklaꢀık 69 Euro

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło