31385/02

WyrokETPCz2007-12-04ECLI:CE:ECHR:2007:1204JUD003138502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak doręczenia opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego skarżącemu w postępowaniu odwoławczym naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że brak doręczenia opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı) oskarżonemu, w połączeniu z brakiem możliwości pisemnej odpowiedzi na tę opinię, narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał uznał, że charakter tych obserwacji i brak możliwości obrony przed nimi uniemożliwiały skarżącemu skuteczne uczestnictwo w postępowaniu odwoławczym, co stanowiło naruszenie zasady kontradyktoryjności i równości broni.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Zülfi Tan, został aresztowany w styczniu 2000 roku w związku z operacją przeciwko nielegalnej organizacji Hizbullah. Po przyznaniu się do powiązań z organizacją podczas przesłuchania policyjnego i prokuratorskiego, został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa na 12 lat i 6 miesięcy więzienia. W trakcie postępowania sąd odmówił wezwania świadków obrony, a opinia Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego, która rekomendowała utrzymanie wyroku, nie została doręczona skarżącemu ani jego prawnikowi.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą braku doręczenia opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego za dopuszczalną, a pozostałe zarzuty za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Orzekł, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 4. Oddalił pozostałe żądania zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   MEHMET ZÜLFĐ TAN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 31385/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Aralık 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup,   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 31385/02 baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaꢀı Mehmet Zülfi Tan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 9   Temmuz 2002 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına Avrupa Đnsan   Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Konya barosu avukatlarından M. Atılgan   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1972 doğumlu olup Konya’da ikamet etmektedir.   Đstanbul polisi 17 Ocak 2000 tarihinde yasadıꢀı örgüt Hizbullah’a yönelik bir operasyon   düzenlemiꢀ, bu operasyon kapsamında baꢀvuranın sözü edilen örgütle olan bağlantısını   gösterir örgüte ait bilgisayar, disk, disket ve el yazılı belgeler ele geçirmiꢀtir.   Ocak 2000 tarihinde baꢀvuran ve çok sayıda kiꢀi Hizbullah’la olan bağlantısı nedeniyle   Gaziantep Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢀubesi ekipleri tarafından yakalanmıꢀtır.   Polis ꢀüphelilerin evlerinde yapmıꢀ olduğu aramalarda yazılı yayın, dergi, ses ve   videokasetleri, kompakt disk, disket, fotoğraf, bilgisayar, fotoğraf makinesi ve elle yazılmıꢀ   belgeler ve ayrıca kalaꢀnikov marka silaha ait dört ꢀarjör, bir tabanca ve bu silahlara ait çok   sayıda mühimmat bulmuꢀtur.   Gözaltı sırasında polis fotoğraflardan kimlik tespiti yapmıꢀ, baꢀvuran sözkonusu örgütün bir   üyesini teꢀhis etmiꢀtir.   Ocak 2000 tarihinde polis sorgusu sırasında baꢀvuran Hizbullah’la olan bağlantısını kabul   etmiꢀ ve bu örgüt bünyesinde sürdürdüğü faaliyetleri anlatmıꢀtır.   Baꢀvuran 31 Ocak 2000 tarihinde Gaziantep Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀ,   ardından Gaziantep Sulh Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi karꢀısına çıkarılmıꢀ, nöbetçi hakim   tutuklanmasına karar vermiꢀtir. Savcı ve nöbetçi hakim karꢀısında baꢀvuran bu örgüte   üyeliğini kısmen teyit etmiꢀtir.   Mart 2000 tarihinde Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı   baꢀvuranı ve diğer yedi kiꢀiyi Hizbullah üyesi olmakla itham ederek eski TCK’nın 168/2. ve   sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi gereğince mahkumiyetlerini talep   etmiꢀtir.   Gaziantep Cumhuriyet Savcılığı 3 Mayıs 2000 tarihinde DGM Cumhuriyet Savcısı’na Adana   Polisi’nin 15 ꢁubat 2000 tarihinde Hizbullah’a yönelik sürdürdüğü operasyon kapsamında   elde ettiği bilgileri iletmiꢀtir. Sözü edilen belgeler baꢀvuranın bu örgütle olan bağlantısını   göstermekteydi.   DGM 20 Haziran 2000 tarihli duruꢀmada baꢀvuranın savunmasını dinlemiꢀ, adı geçen daha   önce vermiꢀ olduğu ifadeleri inkâr etmiꢀtir. Bu duruꢀma sırasında baꢀvuranın avukatı görgü   tanığı sıfatıyla baꢀvuranın ev sahibini ve çalıꢀtığı okul müdürünü çağırmak istemiꢀ, bu talebi   aynı gün reddedilmiꢀtir.   DGM 20 Mart 2001 tarihinde baꢀvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuꢀ ve on iki   yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. DGM karar gerekçesini dava dosyasında yer alan   delillerin tamamına, baꢀvuranın özellikle Cumhuriyet Savcısı ve nöbetçi hakim tarafından   alınan ifadelerine, yakalama ve arama tutanaklarına ve elde edilen maddi kanıtların tespitine   dayandırmıꢀtır.   Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı, baꢀvurana ve avukatına tebliğ edilmeyen 27 Eylül 2001   tarihli görüꢀünde Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını onaması yönünde beyanda   bulunmuꢀtur.   Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın görüꢀü ıꢀığında bu kararı onamıꢀtır.   Baꢀvuran 4 ꢁubat 2002 tarihinde kararın tahsisi için Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’na   gitmiꢀ, bu talebi reddedilmiꢀtir.   Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından Adana   Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranın cezasını altı yıl üç aya indirmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran kanıtların ibraz biçimi, bazı görgü tanıklarının duruꢀmaya çağrılmasının   reddedilmesi ve ayrıca Baꢀsavcının görüꢀünün tebliğ edilmemesi dikkate alındığında iç   hukuktaki mahkemelerde hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleꢀmediğinden ꢀikayetçi   olmaktadır.   Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkarak DGM’nin baꢀvuranın sözü edilen örgütün üyesi olduğu   neticesine varması için yeterli delilin bulunduğunu savunmaktadır. Baꢀvuran duruꢀmaya   tanıkları çağırma talebinin nedenini açıklamamıꢀtır.   Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın görüꢀünün tebliğ edilmemesi ile ilgili olarak Hükümet,   yargı sürecinin her aꢀamasında baꢀvuranın dava dosyasını inceleme olanağının olduğunu ifade   etmektedir. Baꢀvuran Yargıtay önünde bulunan dosyanın bir örneğini temin ederek Yargıtay   Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın yazılı görüꢀünden haberdar olabilirdi.   A. Kabuledilebilirliğe dair   1. Kanıtların ibrazı ve duruꢀma tanıklarının reddedilmesi   AĐHM, kanıtların kabul edilebilirliğinin öncelikle iç hukuk kurallarına dayandığını ve ilke   olarak toplanan kanıtları değerlendirmenin ulusal mahkemelerin görevi olduğunu belirtir.   AĐHM’nin görevi tanıkların ifadelerinin doğru bir ꢀekilde delil olarak kabul edililp   edilmediğini değerlendirmek değil, bütün olarak değerlendirildiğinde yargı sürecinin,   delillerin sunulma yöntemi dahil olmak üzere, hakkaniyete uygun olup olmadığını   değerlendirmektir. (Bkz. diğerleri arasında, Van Mechelen vd.-Hollanda, 23 Nisan 1997).   Bunun yanı sıra, AĐHM yalnızca istisnai ꢀartlarda bir kiꢀinin tanık olarak duruꢀmaya   katılmamasının AĐHS’nin 6. maddesi ile bağdaꢀmadığı sonucuna varmaktadır (Bkz.   Bricmont-Belçika kararı, 7 Temmuz 1989 ve Destrehem-Fransa kararı, no: 56651/00, 18   Mayıs 2004).   AĐHM mevcut baꢀvuruda böyle bir durumun sözkonusu olmadığını belirtmektedir. 20 Haziran   tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranın avukatının iki tanığın dinlenmesi   talebini reddetmiꢀtir. Bu tanıklardan biri baꢀvuranın ikamet ettiği evin sahibi diğeri de   çalıꢀtığı okulun müdürüdür. Bu bağlamda AĐHM öncelikle, temyiz dilekçesinini örneği   kendine sunulmadığı cihetle, elinde baꢀvuranın temyiz sırasında bu ꢀikayeti dile getirdiğine   dair bir iꢀaret olmadığını not etmektedir. AĐHM, ayrıca, baꢀvuranın ne ulusal mahkemeler   nezdinde ne AĐHM önünde duruꢀmaya tanıkların çağrılmasını hangi nedenle talep ettiğini ve   bu tanıklıkların kendini nasıl temize çıkarabileceğini açıklamadığını gözlemlemektedir.   AĐHM baꢀvuranın mahkumiyetinin DGM önünde sunulan ve münazara edilen delillere   dayandığını not etmektedir. Baꢀvuran avukatı eꢀliğinde davasında öne sürülen gerekçeler   karꢀısında gerekli savunmasını yapabilmiꢀtir. Bu durumda AĐHM, duruꢀmada tanıkların hazır   bulunmamasının yargının adilliğine halel getirmediğine itibar etmektedir.   Yapılan bu ꢀikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 5.   paragrafına uygun olarak reddedilmelidir.   2. Baꢀsavcının görüꢀünün tebliğ edilmemesi   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas hakkında   AĐHM baꢀvuranın sunduğu ꢀikayete benzer bir ꢀikayeti daha önce incelediğini ve Cumhuriyet   Baꢀsavcısı’nın gözlemlerinin niteliğini ve yargılanan kiꢀinin yazılı olarak bunlara cevap   verme olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın görüꢀünün   tebliğ edilmemesinden dolayı AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀtığını   hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Göç kararı ve Kömürcü-Türkiye kararı, no:   77432/01, 22 Haziran 2006).   AĐHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarını incelemiꢀ ve Hükümetin Mahkemenin bu   davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını   tespit etmiꢀtir.   Bu nedenle AĐHS’nin 6/1. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine   karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil   tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran maddi ve manevi zarar olarak 231.900 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu meblağa karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığını   kaydetmekte ve talebi reddetmektedir.   AĐHM ihlal kararının tespitinin baꢀvuranın uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından   yeterli olduğunu kaydetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran yargılama masraf ve giderleri için hiçbir talepte bulunmamıꢀtır.   AĐHM bu yönde bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın görüꢀünün tebliğ edilmemesi hakkındaki baꢀvurunun   kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6 / 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Baꢀvuranın maruz kaldığı manevi zarar için mevcut kararın baꢀlı baꢀına bir adil tatmin   oluꢀturduğuna;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine   uygun olarak 4 Aralık 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło