31451/03

WyrokETPCz2009-01-13ECLI:CE:ECHR:2009:0113JUD003145103

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez funkcjonariuszy podczas zatrzymania studentów protestujących na ceremonii uniwersyteckiej stanowiło nieludzkie lub poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji? Czy zatrzymanie i aresztowanie studentów protestujących na ceremonii uniwersyteckiej stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w ich wolność wyrażania opinii, naruszając art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 3, Trybunał uznał, że choć użycie siły podczas zatrzymania jest dopuszczalne w określonych okolicznościach, musi być ono nieuniknione i nieprzesadne. Rząd nie przedstawił przekonujących argumentów uzasadniających stopień użytej siły, zwłaszcza w obliczu udokumentowanych obrażeń u czterech skarżących i braku dowodów na poważne zagrożenie dla porządku publicznego czy gwałtowny opór. W konsekwencji, obrażenia te zostały uznane za wynik poniżającego traktowania. W kwestii art. 10, Trybunał stwierdził, że choć usunięcie studentów z sali mogło być proporcjonalne w celu ochrony praw innych osób, to ich aresztowanie i zatrzymanie było nieproporcjonalne do celu ochrony porządku publicznego. Protest skarżących nie miał charakteru obraźliwego ani gwałtownego, a władze mogły zastosować mniej restrykcyjne środki, takie jak jedynie usunięcie ich z sali, zamiast aresztowania i zatrzymania.
Stan faktyczny
Ośmiu skarżących, studentów Uniwersytetu Stambulskiego, protestowało 3 października 2002 r. podczas ceremonii otwarcia roku akademickiego, wykrzykując hasła i wywieszając transparenty. Zostali oni siłą usunięci z sali, aresztowani i zatrzymani przez policję na około jedenaście i pół godziny. Czterech skarżących (İnci Açık, Rüya Kurtuluş, Erdinç Gök, Haşim Özgür Ersoy) odniosło drobne obrażenia, potwierdzone badaniami lekarskimi. Skarżący złożyli skargę karną przeciwko funkcjonariuszom, która została odrzucona przez prokuraturę i sąd krajowy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę Serpil Ocak, Nuri Günay, Murat Kaya i Ayfer Çiçek w zakresie art. 3 Konwencji za niedopuszczalną. 2. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. 3. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do Rüya Kurtuluş, Erdinç Gök, Haşim Özgür Ersoy i İnci Açık. 4. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 5. Orzekł, że stwierdzenie naruszenia art. 10 stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 6. Zasądził od Turcji na rzecz Rüya Kurtuluş, Erdinç Gök, Haşim Özgür Ersoy i İnci Açık po 1 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, powiększone o odsetki. 7. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   AÇIK VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE   (Başvuru no. 31451/03)   KARAR   STRAZBURG   Ocak 2009   Sözkonusu karar AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULİ İŞLEMLER   Davanın nedeni, Türk vatandaşları İnci Açık, Rüya Kurtuluş, Serpil Ocak, Erdinç Gök,   Ayfer Çiçek, Nuri Günay, Haşim Özgür Ersoy ve Murat Kaya’nın (“başvuranlar”), 11   Temmuz 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin   (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne   yaptığı 31451/03 numaralı başvurudur.   Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından A.T. Ocak tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Başvuranlar, sırasıyla 1980, 1980, 1981, 1983, 1980, 1983, 1978 ve 1983 doğumludur   ve İstanbul’da yaşamaktadır. Olayların gerçekleştiği tarihte, İstanbul Üniversitesi’nin çeşitli   fakültelerinde öğrenciydiler. Ayrıca, İstanbul Üniversite Öğrencileri Koordinasyonu   üyesiydiler.   A. Başvuranların yakalanması ve polis tarafından gözaltına alınması   İstanbul Üniversitesi’nin 2002-2003 akademik yılı açılış törenini 3 Ekim 2002’de   gerçekleşmiştir. Politikacılar, iş adamları ve basın mensuplarının katıldığı tören sırasında   başvuranlar sivil polis tarafından güç kullanılarak konferans salonundan çıkarılmış ve   üniversiteden yaklaşık 500-600 metre uzaklıkta bulunan Beyazıt polis karakoluna   götürülmüştür.1   Polis memurları tarafından öğlen 12.15’te hazırlanan olay raporuna göre, öğleden önce   11.20 sularında Rektör Alemdaroğlu konuşma yaparken, bazı öğrenciler salonun balkonundan   “Üniversiteye özgürlük, soruşturmalara son” ve “Baskı bizi korkutmayacak, buyruk devletin,   üniversite bizimdir” şeklinde bağırmaya başlamış ve benzer mesajlar taşıyan afişler ve   pankartlar açmışlardır. Ayrıca, başvuranlardan Haşim Özgür Ersoy’un da aralarında   bulunduğu çeşitli öğrencilere verilen disiplin cezalarının büyütülmüş nüshalarını   sergilemişlerdir. Rektörün güvenlik danışmanının talebi üzerine, polis öğrencileri,   gösterilerinin kanuna aykırı olması, eğitim ve öğretim özgürlüğüne müdahale ederek kamu   düzenini ihlal etmeleri ve töreni aksatmaları nedeniyle uyarmıştır. Öğrencilerin protestolarına   devam etmeleri ve “baskı bizi korkutmayacak” şeklinde bağırmaları üzerine polis,   üniversitenin özel güvenlik görevlileri ile birlikte olaya müdahale etmiş ve güç kullanarak,   başvuranların da aralarında bulunduğu on dokuz öğrenciyi yakalamıştır. Başvuranlar, Beyazıt   Polis Karakolu’na götürülmüştür.   Öğlen 12.15’te yakalama tutanakları hazırlanmış ancak başvuranlar, imzalamayı   reddetmiştir.   Başvuranlar, olaya ilişkin resimler içeren gazete kupürleri sunmuştur.   14.00’da başvuranlar, Haseki Hastanesi doktoru tarafından muayene edilmiştir.   16.55’te İstanbul Adli Tıp Kurumu doktoru tarafından bir kez daha muayene edilmiştir.   1. İnci Açık   Haseki Hastanesi doktoru, başvuranın sol kolunun ortasında çürükler bulunduğunu   kaydetmiştir.   İstanbul Adli Tıp Kurumu doktoru, sol kolunun iç orta kısmında 2.5 cm’lik bir çürük   ve sol kolunun alt kısmında 1 cm’lik bir çürük bulunduğunu kaydetmiştir.   2. Rüya Kurtuluş   Haseki Hastanesi doktoru, başvuranın sırtının alt kısmında sıyrık ve kızarıklık tespit   etmiştir.   İstanbul Adli Tıp Kurumu doktoru, yukarıda kaydedilene ek olarak, boynunun sağ   kısmında 1 cm’lik bir sıyrık kaydetmiştir. Başvuranın, bu yaraların üniversite merdivenlerinde   yaşanan kargaşada olduğunu belirttiği kaydedilmiştir.   3. Erdinç Gök   Haseki Hastanesi doktoru, başvuranın alnında ve burnunda çürükler ve şişlikler ve sağ   kulağının arkasında bir sıyrık tespit etmiştir. Yapılan diğer muayenelerde, burun kısmında   kanama ya da başka bir sorun tespit edilmemiştir.   İstanbul Adli Tıp Kurumu doktoru, başvuranda aynı yaraları tespit etmiştir. Ayrıca,   başvuranın alnındaki yaraya ilişkin yüzünden yumruklandığını belirttiğini kaydetmiştir.   Başvuran, karmaşa sırasında diğer yaraların nasıl oluştuğunu hatırlayamamaktadır.   4. Haşim Özgür Ersoy   Haseki Hastanesi doktoru, başvuranın sol kolunda çürükler ve boynunun sağ kısmında   2x1 cm’lik dört ila beş adet kızarıklık gözlemlemiştir.   İstanbul Adli Tıp Kurumu doktoru, sağ omzunda ve sol kolunun ortasında 2.5 cm’lik   çürük tespit etmiştir. Ayrıca, boynunun ön kısmının ortasında 0.5 cm’lik bir sıyrık, boynunun   sağ kısmının üst ve alt kısımlarında 1 cm’lik bir sıyrık kaydetmiştir.   5. Serpil Ocak, Nuri Günay, Murat Kaya ve Ayfer Çiçek   Başvuranları muayene eden doktorlar, vücutlarında kötü muamele izi tespit   etmemiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu doktoru tarafından hazırlanan raporda, Ayfer Çiçek’in   yara almadığını belirterek muayene edilmek üzere kıyafetlerini çıkarmayı reddettiği   kaydedilmiştir.   Aynı gün başvuranlar, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı önüne çıkarılmış ve müteakiben   serbest bırakılmıştır. Başvuranlar, on bir buçuk saat polis tarafından gözaltında tutulduklarını   iddia etmiştir.   B. Başvuranların şikayetlerine ilişkin cezai takibat   Ekim 2002’de başvuranlar, üniversite güvenlik görevlileri ve sözkonusu tarihte   konferans salonunda görevli olan polis memurları aleyhinde İstanbul Cumhuriyet Savcısı’na   şikayette bulunmuşlardır. Tamamıyla aynı olan şikayetlerinde, rektörün konuşması sırasında,   öğrenci arkadaşlarının birinin konuşmak için ayağa kalktığını ve bir sivil polis memuru   tarafından engellendiğini ileri sürmüşlerdir. Daha sonra başvuranlar da ayağa kalkmış ve polis   tarafından dövülerek yakalanmışlardır. Öğrenciler, amaçlarının çarpıtıldığından ve özellikle   başlarından darbe alarak dayak yediklerinden şikayetçi olmuşlardır. Dayağın, konferans   salonunun dışında da devam ettiğini ileri sürmüşlerdir. Şikayetlerinde ayrıca güvenlik   güçlerinin müdahalesinin, ifade özgürlüklerine müdahale teşkil ettiğini, demokratik olmayan   mevcut tedbirleri protesto etme ve açılış töreninde demokratik bir üniversite istediklerini ifade   etme haklarının bulunduğunu belirtmişlerdir. Yakalanmaları ve gözaltına alınmalarının,   kanuna aykırı olduğunu ve kendilerine karşı orantısız güç kullanılmasının, insanlık dışı ve   alçaltıcı muamele teşkil ettiğini belirtmişlerdir.   Kasım 2002’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı, polis memurları ve üniversite güvenlik   görevlileri aleyhinde takibat başlatmama kararı almıştır. Bu kararda, Cumhuriyet Savcısı   başvuranların, sloganlar atıp afişler açtıklarında, eğitim özgürlüğünü engelleyip töreni   aksatarak kamu düzenini ihlal ettiklerini kaydetmiştir. Polis karakoluna gelmeleri ve yasadışı   gösterilerine son vermeleri istendiği halde, devam etmişlerdir. Sonuç olarak, 19 öğrenci   yakalanmış ve güç kullanılarak polis tarafından gözaltına alınmıştır. Davacılardan bazılarının   küçük yaralar aldıkları ancak diğerlerinin hiç yaralanmadıkları ve polisin, yakalanmaya   direndikleri için güç kullanmak durumunda kaldığı kaydedilmiştir.   Kasım 2002’de başvuranlar, Cumhuriyet Savcısı’nın kararına itiraz etmişlerdir.   Savcının, yalnızca polis kayıtlarına dayandığını ve kendileri de dahil olmak üzere kimsenin   ifadesini almadığını belirtmişlerdir. Ayrıca, yakalanmaya direndiklerine ilişkin resmi kayda   itiraz etmiş ve önceden uyarılmadıklarını belirtmişlerdir.   Aralık 2002’de Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların itirazını   reddetmiştir. Karar, 18 Ocak 2003’te kendilerine tebliğ edilmiştir.   Hükümet, AİHM’ye yukarıda kaydedilen olay hususunda başvuranlar aleyhinde cezai   takibat başlatılmadığını bildirmiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, 3 Ekim 2002’de yakalanma şekillerinin, AİHS’nin 3. maddesini ihlal   edecek şekilde insanlık dışı ve alçaltıcı muamele teşkil ettiğinden şikayetçi olmuştur.   A. Kabuledilebilirlik   1. Başvuranlar Serpil Ocak, Nuri Günay, Murat Kaya ve Ayfer Çiçek hususunda   AİHM, dava dosyasında sözkonusu başvuranların 3. maddeyi ihlal edecek kadar şiddet   içeren bir muameleye maruz kaldığına dair bir gösterge tespit etmemiştir (bkz. Balçık ve   Diğerleri/Türkiye, no. 25/02, paragraflar 24-26, 29 Kasım 2007). AİHM, bu nedenlerden   ötürü, AİHS’nin 3. maddesi bağlamında yapılan şikayetin, AİHS’nin 35/3 maddesi   çerçevesinde dayanaktan yoksun olmasından dolayı kabuledilemez olduğu sonucuna   varmıştır.   2. Başvuranlar Rüya Kurtuluş, Erdinç Gök, Haşim Özgür Ersoy ve İnci Açık hususunda   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvuranların şikayetlerinin   dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle şikayetleri, kabuledilebilir   niteliktedir.   B. Esas   1. Tarafların görüşleri   Hükümet, başvuranların kötü muamele iddialarını reddetmiş ve mevcut dava koşulları   altında güç kullanımının, izlenen amaçla orantılı olduğunu ileri sürmüştür.   Başvuranlar, üniversitedeki konferanstan çıkarılma şekillerinin, insanlık dışı ve   alçaltıcı muamele teşkil ettiğini yinelemiştir. Bu bağlamda, güvenlik güçlerinin kollarını   arkalarında bağladıklarını, kendilerini dövdüklerini ve polis karakoluna kadar yolda   sürüklediklerini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar ayrıca sloganlar attıklarını ve pankartlar   taşıdıklarını reddetmiştir. Kartlara yazılar yazdıklarını ancak Haşim Özgür Ersoy, konuşmak   isteyip reddedilince salondan çıkarıldıkları için bunları sergileme fırsatı bulamadıklarını   belirtmişlerdir.   2. AİHM’nin değerlendirmesi   AİHM 3. maddenin, yakalamayı gerçekleştirmek gibi belirli, iyi tanımlanmış koşullar   altında güç kullanmayı yasaklamadığını kaydeder. Ancak, bu tür bir güç ancak kaçınılmaz   olduğu takdirde kullanılabilir ve aşırı olmamalıdır (bkz., Kurnaz ve Diğerleri/Türkiye, no.   36672/97, 52. paragraf, 24 Temmuz 2007).   AİHM, başvuranların aldıkları yaralara güvenlik güçlerinin, görevlerini yerine   getirirken güç kullanmasının neden olduğunun, taraflar arasında ihtilaflı olmadığını kaydeder.   Bu nedenle AİHM, ikna edici iddialarla kullanılan gücün kaçınılmaz olduğunu ve aşırı   olmadığını gösterme yükümlülüğünün Hükümet’e ait olduğu kanısındadır (bkz. Balçık ve   Diğerleri, 31. paragraf).   Gazete haberleri gibi yazılı deliller hususunda AİHM, başvuranların afişler açarak ve   sloganlar atarak demokratik olmadığını düşündükleri tedbirleri protesto etmek üzere rektörün   konuşması sırasında İstanbul Üniversitesi’ndeki akademik yıl açılış töreninin aksamasına   neden olan bir öğrenci grubundan olduklarını gözlemler. AİHM, başvuranların yakalanmaları   sırasında çeşitli ağırlıkta yaralar aldıklarını kaydeder. AİHM, başvuranlara protestolarına son   vermeleri için uyarıda bulunulduğunu inandırıcı bulsa dahi yazılı deliller, uyarının yapılış   şekline ışık tutmamaktadır. Yetkili makamların, başvuranları konferans salonundan çıkarmak   için süratle ve güç kullanarak müdahale ettikleri anlaşılmaktadır. AİHM, bu bağlamda,   öğrencilerin kamu düzenine ciddi bir tehdit teşkil ettiğine ilişkin delil bulunmadığını   kaydeder. Aleyhlerinde cezai takibat başlatılmaması da bunu doğrulamaktadır. Ayrıca dava   dosyasında, konferans salonundan çıkarılırken öğrencilerin güvenlik güçlerine şiddetle   direndiklerini gösteren bilgiler mevcut değildir. AİHM bu bağlamda Hükümet’ten, polis   memurlarının olaylar sırasında yaralandıklarını gösteren bir bilgi gelmediğini kaydeder.   Üniversitenin açılış töreni sırasında gerçekleşen olay göz önüne alındığında,   başvuranların güvenlik güçlerinin ön hazırlık yapmaksızın çağrıldıkları ve beklenmedik   gelişmelere yol açabilecek ani bir operasyon sırasında yaralandıkları söylenemez (bkz.,   mutatis mutandis, Rehbock/Slovenya, no. 29462/95, 72. paragraf, AİHM 2000-XII). Ancak,   Hükümet güvenlik güçlerinin müdahalesinin gereğince düzenlendiğini ve öğrencilere   gelebilecek fiziksel bir zararı en aza indirgemek üzere organize edildiğini gösteren herhangi   bir bilgi sunmamıştır.   AİHM, bu koşullar altında, Hükümet’in yaraları sağlık raporlarıyla doğrulanan   başvuranlara karşı kullanılan gücün derecesini açıklayan ya da haklı çıkaran bir zemin   hazırlayacak ikna edici ya da inandırıcı iddialarda bulunmadığı sonucuna varır. Sonuç olarak,   Rüya Kurtuluş, Erdinç Gök, Haşim Özgür Ersoy ve İnci Açık’ın aldığı yaraların, sorumluluğu   devlete ait olan alçaltıcı muamele sonucu oluştuğu kanısına varır.   Dolayısıyla, AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 5., 9., 10. ve 11. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, yakalanmaları ve gözaltına alınmalarının kanuna aykırı olduğundan,   düşünce, ifade ve toplantı yapma haklarını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur. Şikayetlerini,   AİHS’nin 5., 9., 10. ve 11. maddelerine dayandırmışlardır.   AİHM, başvuranların şikayetlerinin 10. madde bağlamında incelenmesi gerektiği   kanısındadır.   A. Kabuledilebilirlik   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun bu kısmının   dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir   niteliktedir.   B. Esas   1. Tarafların görüşleri   Hükümet, başvuranların protesto eylemlerinin barışçıl olmadığını ileri sürmüştür.   Rektör, politikacılar ve iş adamlarının da dahil olduğu büyük bir dinleyici kitlesi önünde   konuşma yaparken, başvuranların sloganlar atarak ve afişler açarak töreni aksattıklarını   yinelemiştir. Yürürlükteki düzenlemeler gereği başvuranların, eylemlerine son vermeleri ve   töreni terk etmeleri için uyarıldıklarını ancak bunu reddetmeleri nedeniyle güç kullanılarak   dışarı çıkarılmaları gerektiğini belirtmiştir. Töreni bir kez daha aksatmalarına engel olmak   için polis karakoluna götürülmeleri gerekmiştir. Hükümet, töreni düzenleyenlerin toplantı   yapma haklarını etkili şekilde kullanmalarını sağlamak amacıyla polisin, bu yönde bir talepte   bulunulması üzerine olaya müdahale ettiği kanısındadır.   Başvuranlar, üniversitede düzenlenen demokratik olmayan eylemleri protesto etme   amacıyla törene katıldıklarını ancak, üniversite sınırlarından zorla çıkarılarak, yakalanarak ve   gözaltına alınarak fikirlerini ifade etmekten alıkonduklarını ileri sürmüştür.   2. AİHM’nin değerlendirmesi   AİHM, daha önce protestocuların yakalanması ve gözaltına alınmasının, ifade   özgürlüğü hakkına müdahale teşkil edebileceği sonucuna vardığını yineler (bkz., örneğin,   Lucas/İngiltere (karar), no. 39013/02, 18 Mart 2003). Mevcut davada başvuranlar, üniversite   yönetiminin demokratik olmadığını düşündükleri çeşitli uygulamalarını protesto etme   amacıyla İstanbul Üniversitesi’nin akademik yıl açılış törenine katılmıştır. Ancak, sloganlar   atarak ve afişler açarak sürdürdükleri protestoları, konferans salonundan çıkarılmaları,   yakalanmaları ve gözaltına alınmaları ile zorla sona erdirilmiştir. AİHM, bu bilgiler ışığında,   başvuranların polis müdahalesinden olumsuz etkilendikleri ve başvuranlara karşı alınan   tedbirlerin, ifade özgürlüklerine müdahale teşkil ettiği kanaatindedir.   Bu müdahale, “kanunda öngörülmediği”, 10. maddenin 2. paragrafı kapsamından bir   ya da daha fazla meşru amaçı hedeflemediği ve bu amaçları gerçekleştirmek için “demokratik   bir toplumda gerekli olmadığı” takdirde AİHS’nin 10. maddesini ihlal edecektir.   Öncelikle, şikayet edilen eylemin “kanunda öngörülmüş” olup olmadığını incelemek   gerekmektedir. Bu bağlamda AİHM, Hükümet’in başvuranlar hususunda alınan tedbirlerin   yürürlükteki yönetmeliğe uygun olduğunu belirttiğini, ancak sözkonusu müdahalenin, meşru   ya da diğer kanuni kurallara dayandığını ya da uygun olduğunu ortaya koyan iddialarda   bulunmadığını gözlemler. Ancak başvuranlar da yakalanmaları ve gözaltına alınmalarının   kanuna uygun olmadığından genel olarak şikayetçi olmalarına rağmen şikayetlerini   gerekçelendirmemişlerdir. AİHM, bu koşullar altında, sözkonusu hususu karara bağlamayı   gerekli görmemektedir (bkz. Agga/Yunanistan (no. 2), no. 50776/99 ve 52912/99, 54.   paragraf, 17 Ekim 2002). AİHM, müdahalenin kamu düzenini ve diğerlerinin haklarını   korumak gibi meşru amaçlara hizmet ettiğini kabul eder. Mevcut davada, belirlenmesi   gereken müdahalenin, “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığıdır.   “Demokratik bir toplumda gereklilik” testi, AİHM’nin şikayet edilen müdahalenin, “zorunlu   bir toplumsal ihtiyaçın” bulunup bulunmadığının tespit edilmesini gerektirir. Sözleşmeci   Devletler böyle bir ihtiyacın varlığını tespit ederken belli bir takdir hakları bulunmaktadır,   ancak bu hem kanunu hem kanunun uygulanmasına ilişkin karara, bu karar bağımsız bir   mahkeme kararı olsa da, yönelik çifte bir Avrupa kontrolüne tabidir. Dolayısıyla AİHM, bir   “kısıtlama”nın, AİHS’nin 10. maddesinin güvence altına aldığı ifade özgürlüğü ile bağdaşıp   bağdaşmadığı hususuna karar vermede yetki sahibi olan son mercidir. (bkz., diğer hususlar   meyanında, Vajnai/Macaristan, no. 33629/06, 43. paragraf, 8 Temmuz 2008).   Sözkonusu takdir payı, yetkili makamların kanuna uygun gösterilerin, olaysız şekilde   gerçekleştirilmesini sağlamak için başvurduğu makul ve uygun yolları da içine alır (bkz.   Chorherr/Avusturya, 25 Ağustos 1993, 31. paragraf, A Serisi no. 266-B).   AİHM mevcut davada başvuranların protestolarının, slogan atma ve afiş açma   şeklinde olduğunu ve bu nedenle, açılış töreninin normal akışını ve İstanbul Üniversitesi   Rektörü’nün konuşmasını aksattığını kaydeder. Eylemleri hiç şüphesiz rektörün ifade   özgürlüğüne müdahale teşkil etmiş ve kendilerine sunulan bilgiyi almak hakları bulunan   dinleyicilerde rahatsızlığa ve öfkeye yol açmıştır. AİHM, bu bilgiler ışığında, öğrencilerin   konferans salonundan çıkarılmasının – ifade özgürlüklerine müdahale teşkil etse dahi –   diğerlerinin haklarını koruma amacıyla orantılı olduğunun kabul edilebileceği kanısındadır.   Ancak AİHM, başvuranların hakarete ya da şiddete başvurmadığını gözlemler. Ayrıca,   kamu düzenini ciddi biçimde tehdit etmediklerini yineler. Bunu, aleyhlerinde cezai takibat   başlatılmamış olması kanıtlamaktadır. AİHM, başvuranların protestolarının, yakalanmak ve   gözaltına alınmak yerine birkaç saatliğine konferans salonunun dışına çıkarılmak gibi daha   hafif tedbirlere maruz bırakılabileceği kanaatindedir. AİHM, bu koşullar altında, yetkili   makamların uyguladığı yöntemin, kamu düzenini ya da diğerlerinin haklarını koruma   amaçları ile orantılı olmadığı sonucuna varır. Bu nedenle, “demokratik bir toplumda gerekli”   değildir.   Sonuç olarak, AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuranlar Rüya Kurtuluş, Erdinç Gök, Haşim Özgür Ersoy ve İnci Açık’ın her biri,   maddi tazminat olarak 1,000 Euro talep etmiştir. Bu meblağa, sağlık harcamaları ve yerel   davalar sırasında yaptıkları yasal masraflar da dahildir. Başvuranların her biri, manevi   tazminat olarak 1,000 Euro talep etmiştir.   Hükümet, bu meblağlara itiraz etmiştir.   Görünüşte başvuranların uğramış olduğu maddi zarar hususunda AİHM, iddialarını   destekleyen makbuzlar ya da belgeler sunmadıklarını ve dolayısıyla taleplerinin reddedildiğini   kaydeder.   AİHM, manevi tazminata ilişkin olarak, başvuranların zararının AİHS’nin 10.   maddesinin ihlal edildiği tespiti ile yeterince karşılandığı kanısındadır (bkz., mutatis   mutandis, Balçık ve Diğerleri, 62. paragraf, ve Saya ve Diğerleri/Türkiye, no. 4327/02, 54.   paragraf, 7 Ekim 20082). Ancak, başvuranlar Rüya Kurtuluş, Erdinç Gök, Haşim Özgür Ersoy   ve İnci Açık hususunda 3. maddenin ihlal edildiği tespitine ilişkin AİHM, hakkaniyet   temelinde, her birine sözkonusu başlık altında 1,000 Euro tazminat ödenmesine karar   vermiştir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Karar henüz kesinleşmemiştir.   Başvuranlar ayrıca AİHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 5,843.26 Euro   talep etmiştir. Bu meblağa avukatlık ücretleri, çeviri masrafları ve diğer harcamalar da   dahildir. Başvuranlar, taleplerini desteklemek için İstanbul Barosu’nun ücret çizelgesini   göstermiştir. Ancak, herhangi bir makbuz ya da belge sunmamışlardır.   Hükümet, bu meblağlara itiraz etmiştir.   AİHM, yargılama masraf ve giderleri hususunda AİHM İçtüzüğü’nün 60. maddesinin   gerektirdiği gibi yazılı gerekçeler sunulmadığı için bu başlık altında tazminat ödenmemesine   karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE   1. Başvuranlar Serpil Ocak, Nuri Günay, Murat Kaya ve Ayfer Çiçek’in AİHS’nin 3. maddesi   bağlamında yaptıkları şikayetin kabuledilemez olduğuna;   2. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   3. Başvuranlar Rüya Kurtuluş, Erdinç Gök, Haşim Özgür Ersoy ve İnci Açık açısından   AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   4. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   5. 10. madde ihlalinin tespitinin, başvuranların uğradığı manevi zarar için başlı başına yeterli   adil tatmini teşkil ettiğine;   6. (a) AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere   Sorumlu Devlet tarafından başvuranlar Rüya Kurtuluş, Erdinç Gök, Haşim Özgür Ersoy ve   İnci Açık’ın her birine 1,000 Euro (bin Euro) ve buna ek olarak ödeme gününde   uygulanabilecek her tür verginin ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının   üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   7. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 13 Ocak 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło