31504/02

WyrokETPCz2009-10-20ECLI:CE:ECHR:2009:1020JUD003150402

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego dotyczącego własności gruntów oraz brak skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym naruszyły prawa skarżących wynikające z art. 6 ust. 1 i art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie sądowe dotyczące własności gruntów, trwające od 1952 roku (lub od 1973 roku dla przodków skarżących) i nadal toczące się w jednej z części, było nadmiernie długie, naruszając zasadę rozsądnego terminu z art. 6 ust. 1 Konwencji. Stwierdził również, że w prawie tureckim brakowało skutecznego środka odwoławczego, który pozwoliłby skarżącym na dochodzenie roszczeń związanych z przewlekłością postępowania, co stanowiło naruszenie art. 13 Konwencji. Skarga dotycząca prawa własności została uznana za niedopuszczalną, ponieważ sprawa nadal toczyła się przed sądami krajowymi, a zatem nie wyczerpano krajowych środków odwoławczych.
Stan faktyczny
Skarżący to obywatele Turcji, spadkobiercy osób, które w 1973 roku interweniowały w sprawie dotyczącej własności gruntów w Diyarbakır, wszczętej przez Skarb Państwa w 1952 roku. Domagali się oni przyznania im siedemnastu działek gruntu na podstawie aktów własności i zasiedzenia. Jedna z części postępowania (sprawa 1968/213) zakończyła się dla skarżących w 2003 roku, natomiast druga (sprawa 1969/1, później 2007/10) nadal toczyła się przed sądami krajowymi w momencie wydania wyroku ETPCz, po tym jak Sąd Kasacyjny uchylił wcześniejsze orzeczenie w 2006 roku. Postępowanie krajowe trwało dziesiątki lat, obejmując setki rozpraw, wnioski o informacje, ekspertyzy i przesłuchania świadków.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargi dotyczące art. 6 ust. 1 i art. 13 Konwencji za dopuszczalne, a pozostałe za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji. 4. Zasądził wspólnie na rzecz skarżących 20 000 EUR zadośćuczynienia niemajątkowego, powiększone o odsetki. 5. Odrzucił wszystkie pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   A V R U PA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   SELAHATTĐN ÇETĐNKAYA VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 31504/02   ) KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (31504/02) no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀları Selahattin Çetinkaya, Mehmet Çetinkaya, Mahfuz Yalçı, Abdülkerim Yalçı,   Mustafa Yalçı, Abdurrahman Yalçı ve Melike Yalçı’nın (baꢀvuranlar) 22 Temmuz 2002   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin   Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme ’n i n ( Av r up a Đnsan Hakları Sözleꢀme s i - AĐHS) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu   avukatlarından M. N. Yalçı tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   Devlet Hazinesi, 10 Ekim 1952 tarihinde Karaberan köyündeki arazilerin birçok parseliyle   ilgili olarak Bismil Kadastro Mahkemesi önünde itiraz davası açmıꢀtır.   Kasım 1957 tarihinde mahkeme, 1952 tarihli kadastro planını iptal etmiꢀtir.   Yargıtay, 10 Mart 1958 tarihinde bu kararı bozmuꢀ ve davayı ilk derece mahkemesine geri   göndermiꢀtir.   Ocak 1968 tarihinde mahkeme, ihtilaflı parsellerden bir bölümünün tapu siciline S.Ö.   adına kaydedilmesine karar vermiꢀtir.   Yargıtay, 19 Eylül 1968 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.   Mart 1969 tarihinde mahkeme, davaların parsellere göre ayrılmasına karar vermiꢀtir. Bu   iki dava 1968/213 ve 1969/1 dosya numarasıyla mahkeme kayıtlarına geçmiꢀtir.   Haziran 1973 tarihinde, baꢀvuranların dedeleri Abdülkerim Çetinkaya ve Sabri   Çetinkaya mağdur taraf sıfatıyla davaya müdahil olmayı talep etmiꢀlerdir. Đlgili ꢀahıslar,   ecdatları adına düzenlenmiꢀ tapu senedine ve iktisabi zamanaꢀımına dayanarak, arazi   üzerindeki on yedi parselin kendi adlarına tahsisini talep etmiꢀlerdir.   Ekim 1995 tarihinde, baꢀvuranların murisleri Pirozhan Çetinkaya, Mehmet Çetinkaya   ve Selahattin Çetinkaya’nın davaya mağdur sıfatıyla müdahil olma talepleri mahkeme   tarafından kabul edilmiꢀtir.   Pirozhan Çetinkaya, 20 Mart 2000 tarihinde vefat etmiꢀtir. Mirasçıları Mahfuz Yalçı,   A b d ü l k e r i m Y a l ç ı , M u s t a f a Y a l ç ı , A b d u r r a h m a n Y a l ç ı v e M e k i y e Y a l ç ı d a v a d a t a r a f   olmuꢀlardır.   Mahkeme, 24 Aralık 2002 tarihinde baꢀvuranların 1968/213 sayılı dava kapsamındaki   taleplerini reddetmiꢀtir. Kararın nüshaları 19 ve 20 Mart 2003 tarihlerinde baꢀvuranların   temsilcilerine tebliğ edilmiꢀtir. Baꢀvuranların temsilcileri itiraz etmediği için bu davayla ilgili   karar kesinleꢀmi ꢀtir.   Ocak 2003 tarihinde, mahkeme baꢀvuranların 1969/1 sayılı dava kapsamındaki   taleplerini reddetmiꢀtir.   Haziran 2006 tarihinde Yargıtay, temyiz edilen kararı bozmuꢀ ve davayı yeniden ilk   derece mahkemesine geri göndermiꢀtir. Hüküm bozulduktan sonra, dava 2007/10 dosya   numarasıyla tescil edilmiꢀtir. Dosyadaki bilgilere göre, dava bugün itibariyle hâlâ Bismil   Kadastro Mahkemesi önünde görülmeye devam etmektedir.   yılından bugüne kadar yüzlerce duruꢀma yö ne t e n ma hke me , b u d ö ne m z a r f ı nd a ,   dosyayı oluꢀturmuꢀ, çeꢀitli mercilerden bilgi ve belgeler talep etmiꢀ, tarafların özellikle   sözkonusu yerlerin bilirkiꢀi tarafından incelenmesi talebini yerine getirmiꢀ, tarafların ihtilaflı   araziye üçüncü ꢀahısların müdahil olmasını engellemeye yönelik taleplerini incelemiꢀ ve   tanıkları dinlemiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuranlar, yargılama süresinin, özellikle, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında   öngörülen « makul süre » ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.   Hükümet, bu sava karꢀı çıkmakta ve davanın çok karmaꢀık olduğunu savunmaktadır.   Bununla birlikte, AĐHM, öncelikle söz konusu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3.   paragrafı anlamında herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmekte ve   bu nedenle baꢀvuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.   Esasa iliꢀkin olarak AĐHM, baꢀvuranların ꢀikâyet ettikleri yargılamaların 10 Ekim 1952   tarihinde baꢀladığını, ancak ecdatlarının mağdur taraf sıfatıyla müdahil olma taleplerinin   ma hke me t a r a fı nda n 1 3 H a z ira n 197 3 t ar i h i nd e kab ul edi ld i ğini kaydetmektedir.   Öte yandan AĐHM, dosyadaki unsurlara göre, 1968/213 sayılı dava yargılamasının temyize   gitmeyen baꢀvuranlar için 19 ve 20 Mart 2003 tarihlerinde son bulduğunu tespit etmektedir.   1969/1 (2007/10) sayılı dava ise, tarafların dosyada sunduğu bilgilere göre, kararın alındığı   tarihte henüz sonuçlanmamıꢀtır.   1968/213 sayılı davanın iki dereceli mahkemelerde yargılanma sürecinde, Türkiye’nin   bireysel baꢀvuru hakkını kabul ettiği 28 Ocak 1987 tarihinden 19 ve 20 Mart 2003 tarihlerine   kadar yaklaꢀık on altı yıl geçmiꢀtir.   1969/1 (2007/10) sayılı davanın iki dereceli mahkemelerde yargılanma sürecinde ise, 28   Ocak 1987 tarihinden bugüne kadar yaklaꢀık yirmi üç yıl geçmiꢀtir. AĐHM, bu hesaplamayla   Ocak 1987 tarihinden önce on üç yıldan fazla bir sürenin geçtiğini kaydetmektedir.   Oysa, AĐHM mevcut davadakine benzer sorunlar içeren çok sayıda davaya bakmıꢀ ve   konuyla ilgili yerleꢀik içtihadında ortaya çıkan kıstasları dikkate alarak « makul süre »   gereksiniminin yerine getirilmediğini tespit etmiꢀtir (bakınız, diğer birçoğu a r a s ı n d a n , Fransa   aleyhine Frydlender davası [GC], no 30979/96, prg. 43-45, CEDH 2000-VII ve Türkiye   aleyhine Cankoçak davası, no 25182/94 ve 26956/95, prg. 25, 20 ꢁubat 2001).   Mevcut davada farklı sonuca varmayı gerektirecek herhangi bir unsur göremeyen AĐHM,   aynı gerekçeler doğrultusunda AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiği kanaatine   varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, ayrıca Türkiye’de yargılamanın aꢀırı uzunluğuna itiraz etme imkânı veren bir   hukuk yolunun bulunmamasından ꢀikâyetçi olmakta ve AĐHS’nin 13. maddesine atıfta   bulunmaktadır.   Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, bu ꢀikâyetin yukarıda incelenen ꢀikâyetle bağlantılı olduğunu ve dolayısıyla onun   da kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.   AĐHM, bireyin, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen, davanın makul bir süre   içerisinde görülmesi zorunluluğuna uyulmaması gibi ꢀikayetlerini ulusal bir mahkeme önünde   dile getirebileceği etkin bir baꢀvuru yapma hakkının 13. maddede garanti altına aldığını   hatırlatmaktadır (bakınız Polonya aleyhine Kudła davası [GC], no 30210/96, prg. 156, CEDH   2000-XI). AĐHM, Hükümetin buna benzer davalarda dile getirdiği iddia ve argümanların daha   önce de reddedildiğini (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri   davası, no 23188/02, prg. 36, 22 Aralık 2005 ; Türkiye aleyhine Ebru ve Tayfun Engin Çolak   davası, no 60176/00, prg. 106, 30 Mayıs 2006) ve mevcut davada farklı sonuca varmayı   gerektirecek herhangi bir neden göremediğini kaydetmektedir.   Bu durumda, AĐHM, olayda, baꢀvuranların davalarının, AĐHS’nin 6. maddesinin 1.   paragrafında belirtildiği ꢀekilde, makul bir süre zarfında çözüme ulaꢀtırılması haklarını   kullanabilmelerine olanak sağlayan bir baꢀvuru yolunun iç hukukta bulunmamasından dolayı   A ĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.   III. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuranlar, ayrıca mülklerini elli yıldan fazla bir süredir kullanamadıklarından   y a k ı n m a k t a v e b u k o n u y l a i l g i l i o l a r a k 1 N o l u E k P r o t o k o l ’ ü n 1 . m a d d e s i n e a t ı f t a   bulunmaktadır.   Hükümet, bu sava itiraz etmekte ve tapu senetleriyle ilgili olaylar 1987 yılından önce   me yd a na ge l d i ği için bu ꢀikâyetin AĐHS’nin hükümleriyle zaman bakımından bağdaꢀma d ı ğını   savunmaktadır.   AĐHM, anlaꢀıldığı kadarıyla baꢀvuranların mülkiyet haklarıyla ilgili davanın ulusal   ma hke me l e rd e hal e n gö rül me k t e ol d u ğunu kaydetmektedir. Dosyadaki unsurların tamamını   inceleyen AĐHM, 1 Nolu Ek Protokol’ün 1. maddesine dayalı ꢀikâyet hakkında karar   verebilmek için, iç hukukta görülen davanın sonucunu bilmenin gerekli olduğu kanaatindedir.   Bunun sonucu olarak, ulusal mahkemeler önünde görülen davanın bu aꢀamasında, söz konusu   ꢀikâyetin zamanından önce sunulduğu anlaꢀılmaktadır. Bu nedenle, baꢀvuranın 1 Nolu Ek   Protokol’ün 1. maddesine dayalı ꢀikâyeti, AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları   anlamında iç hukuk yolları tüketilmediği için kabuledilemez niteliktedir.   Yukarıdaki tespitleri göz önüne alan AĐHM, Hükümetin zaman bakım ından itirazı   hakkında karar vermeyi gereksiz bulmaktadır.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Pirozhan Çetinkaya’nın mirasçıları (Mahfuz Yalçı, Abdülkerim Yalçı, Mustafa Yalçı,   A b d u r r a h m a n Y a l ç ı v e M e k i y e Y a l ç ı ) u ğradıkları maddi zararın karꢀılığı olarak herbiri için   491 Euro (EUR) talep etmektedir. Mehmet Çetinkaya’nın mirasçıları (Mehmet Mekkin   Çetinkaya, Abdülkadir Çetinkaya, Nurhan Çetinkaya (Aygül), Đlmiye Çetinkaya (Olgun),   Muhterem Çetinkaya ve Ahmet Çetinkaya) bu baꢀlık altında herbiri için 118 715 Euro talep   etmektedir. Öte yandan, Selahattin Çetinkaya’nın mirasçılarından Makbule Çetinkaya 35 610   Euro talep ederken, diğer on mirasçı (Aysel Çetinkaya (Dağ), Mehmet Veysi Çetinkaya,   Mehmet Erdal Çetinkaya, Mehmet Vasfi Çetinkaya, Mehmet Çetinkaya, Đpek Çetinkaya   (ꢁengül), Mehmet Faruk Çetinkaya, Osman Çetinkaya, Nedret Çetinkaya ve Süleyman   Çetinkaya) kiꢀi baꢀına 10 683 Euro istemektedir.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile istenen meblağlar arasında nedensellik bağı görememekte ve   dolayısıyla bu talebi reddetmektedir.   Baꢀvuranlar, manevi tazminat olarak her biri için 10 000 Euro talep etmektedir. Yargılama   ma s r a f v e gid e r ler i i ç i n hi çb i r t a l ep d i l e ge t ir il me mi ꢀtir.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM, her ꢀeyden önce AĐHS’nin bir hükmünün ihlal edildiği sonucuna vardığında ilgili   ꢀahsa uğradığı zarar karꢀılığında bir manevi tazminat ödenmesine hükmedebileceğini   hatırlatmaktadır. Bu tutar, söz konusu ihlalin sonucunda ortaya çıkan tedirginlik, sıkıntı ve   belirsizliğin telafisi içindir (bakınız Portekiz aleyhine Comingersoll S.A. davası [GC],   no 35382/97, prg. 29, CEDH 2000-IV; Yunanistan aleyhine Arvanitaki-Roboti ve diğerleri   davası [GC], no 27278/03, prg. 27, CEDH 2008-...; ve Yunanistan aleyhine Kakamoukas ve   diğerleri davası [GC], no 38311/02, prg. 39, 15 ꢁub a t 2 0 0 8 ) .   Birlikte hareket eden bir grup insanın aynı olgu ve hakları savunarak ve aynı amaca   y ö n e l i k g e r e k ç e l e r l e a ç t ı ğı bir davada, yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6.   ma d d e s i ni n ç i ğnendiği tespit edilirse, baꢀvuranların herbiri, prensip itibariyle ve uygulanacak   kıstaslara halel getirmeden, bireysel olarak manevi tazminat talep edebilirler (bakınız,   özellikle, Yunanistan aleyhine Arvanitaki-Roboti ve diğerleri davası [GC], no 27278/03, § 29,   CEDH 2008-... ; ve Yunanistan aleyhine Kakamoukas ve diğerleri davası [GC], no 38311/02,   prg. 41, 15 ꢁubat 2008).   Bir grup baꢀvuran, ihtilaflı ulusal yargılamanın sadece baꢀlangıçtaki tek tarafıyla   arasındaki hukuki bir bağlantı varlığına dayanarak mağdur sıfatı kazandığında durum   farklıdır. Örneğin baꢀlangıçtaki tarafın vefat etmesi neticesinde hak sahiplerinin baꢀvurması   y a d a i f l a s s o n r a s ı n d a m a l v a r l ı ğını yönetenlerin isteği üzerine dava konusu edilmesi   durumunda veya alacak devrinde böylesi bir durum ortaya çıkabilir. AĐHM’nin tutar üzerinde   karar verirken dikkate alması gereken en önemli nokta, özellikle baꢀvuranların çok sayıda   olduğu durumlarda, onların sayısındaki artıꢀın davalı taraf üzerine yüklenmemesidir.   Mevcut davada baꢀvuranlar, ihtilaflı yargılamanın baꢀlangıçtaki tarafı olan anne-   babalarının ebeveynlerinin miraslarını bıraktığı kendi anne-babaların mirasçısı olmuꢀlardır.   (yukarıdaki ilgili paragraflar).   AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, baꢀvuranlara beraberce 20 000 Euro manevi tazminat   ödenmesine ve bu tutara Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀ eklemek suretiyle ge cikme fa izinin ekle nmesine hük me tme kted ir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddesi hakkındaki ꢀikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıꢀında   kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme   tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf   tutularak Savunmacı Devlet tarafından baꢀvuranlara ortaklaꢀa 20.000 (yirmi bin) Euro   ma n e vi t a z mi n a t öde nme s i n e ;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło