31553/02

WyrokETPCz2007-09-20ECLI:CE:ECHR:2007:0920JUD003155302

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący był poddany nieludzkiemu lub poniżającemu traktowaniu w areszcie policyjnym, oraz czy władze przeprowadziły skuteczne dochodzenie w tej sprawie, zgodnie z art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia skarżącego, stwierdzone w raportach medycznych po aresztowaniu, nie zostały w sposób przekonujący wyjaśnione przez rząd, który twierdził, że były one samookaleczeniem lub powstały przed aresztowaniem. Trybunał podkreślił, że ciężar dowodu spoczywa na państwie, gdy osoba zdrowa zostaje zatrzymana, a następnie stwierdza się u niej obrażenia. Ponadto, Trybunał stwierdził, że dochodzenie krajowe było nieskuteczne, ponieważ prokurator zignorował niespójności w raportach medycznych i nie zbadał wszystkich okoliczności powstania obrażeń, opierając się jedynie na częściowym przyznaniu się skarżącego do samookaleczenia.
Stan faktyczny
Skarżący, 17-letni Sıddık Onay, został aresztowany w maju 2002 roku pod zarzutem kradzieży. Podczas zatrzymania w areszcie policyjnym twierdził, że był bity, rażony prądem i zmuszany do przyznania się. Raporty medyczne wykazywały obrażenia, których pochodzenie było kwestionowane przez władze, sugerujące samookaleczenie lub powstanie przed aresztowaniem. Jego matka, Zinnet Onay, również złożyła skargę, twierdząc, że doznała cierpienia emocjonalnego.
Rozstrzygnięcie
Skarga pierwszego skarżącego dotycząca złego traktowania w areszcie uznana za dopuszczalną, pozostała część skargi za niedopuszczalną. Stwierdzono naruszenie materialne art. 3 Konwencji w związku ze złym traktowaniem. Stwierdzono naruszenie proceduralne art. 3 Konwencji w związku z brakiem skutecznego dochodzenia. Zasądzono 5 000 euro zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe na rzecz pierwszego skarżącego. Odrzucono pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ D A ĐRE   ONAY – TÜRKĐYE DAVASI   (B a ꢀvuru no. 31553/02)   KARAR   STRAZBURG   Eylül 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   ONAY – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Sıddık Onay ve Zinnet Onay adlı Türk vatandaꢀları   tarafından, 27 Haziran 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan   baꢀvurudan (no. 31553/02) kaynaklanmaktadır.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar Sıddık Onay ve Zinnet Onay sırasıyla 1985 ve 1948 doğumludur ve   Diyarbakır’da yaꢀamaktadır. Đkinci baꢀvuran birincinin annesidir. Birinci baꢀvuran   (“baꢀvuran”) 17 yaꢀında iken Diyarbakır’da çeꢀitli kapkaç olaylarına karıꢀtığı ꢀüphesiyle   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü polisleri tarafından 25   Mayıs 2002 saat 14.00 sıralarında evinde yakalanmıꢀtır.   Polis tutanağına göre yakalama 26 Mayıs 2002 günü saat 21.50’de baꢀvuranın evinin   önündeki sokakta gerçekleꢀmiꢀtir. Tutanakta polisin Diyarbakır’daki kapkaç olaylarına iliꢀkin   olarak yakalanan M.D. isimli ꢀahsın sorgusu sırasında baꢀvuranın ismini vermesi ile hareket   ettiği belirtilmiꢀtir. Tutanak ayrıca yakalama ve gözaltı ile ilgili olarak baꢀvuranın annesinin   bilgilendirildiğini belirtmiꢀtir.   Mayıs 2002 tarihinde baꢀvuran Adli Tıp Kurumu’nda muayene edilmiꢀtir. Hazırlanan   rapor baꢀvuranın sol kolunda üç-dört günlük bıçak kesikleri bulunduğunu belirtse de bunlar   haricinde muhtemel kötü muamele izlerinden bahsedilmemiꢀtir. Sonrasında baꢀvuran Asayiꢀ   ꢁube Müdürlüğünde gözaltına alınmıꢀtır.   Mayıs 2002 günü saat 3.30, 4.15, 4.45, 5.10, 5.35 ve 6’da baꢀvuran ve M.D. yer   göstermeye götürülmüꢀtür. Baꢀvuranın kendisi ve M.D.’nin suçları nasıl planladığı ve   iꢀlediğine dair ayrıntılı bilgi verdiği bu tatbikatlarda Diyarbakır Barosu’nca tahsis edilen   avukat da hazır bulunmuꢀtur.   Aynı tarihte 6.15 sıralarında baꢀvuran tekrar muayeneye alınmıꢀ, hazırlanan tıbbi rapor   baꢀvuranın vücudunda dayak ya da fiziksel güç izleri bulunmadığını belirtmiꢀtir. Aynı gün   Savcı, polisin talebi üzerine baꢀvuranı görmeden eski CMUK’un 128/2. maddesi uyarınca   baꢀvuranın gözaltı süresini iki gün daha uzatmıꢀtır. Baꢀvuran, Emniyet Müdürlüğü’nün   Çocuklar ꢁubesi’ne teslim edilmiꢀtir.   Mayıs 2002 günü saat 10.30’da baꢀvuran bir kez daha muayeneye alınmıꢀtır. Aynı   tarihte hazırlanan rapor, her ikisinin de iki-üç günlük olduğu tahmin edilen; sağ kolun üst   kısmında 10 x 2 cm’lik iki yara, sol kolun üst kısmında, omzun hemen altında ise 5 x 1 cm’lik   bir yara tespit etmiꢀtir. Kol ve göğüsteki daha eski kesik yaraları da belirtilmiꢀtir. Aynı gün   16.15’te ikinci bir muayene yapılmıꢀ, bu muayene de önceki bulguları doğrulamıꢀtır. Đki rapor   da muayenelerin Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü’nün talebi üzerine gerçekleꢀtirildiğini belirtmiꢀtir.   Mayıs 2002 tarihinde Çocuk Polisi baꢀvuranı muayeneye göndermiꢀtir. Adli tıp   raporu baꢀvuranın vücudundaki eski yaraları tespit ederken, yeni fiziksel güç kullanımı izi   bulunmadığını kaydetmiꢀtir.   ONAY – TÜRKĐYE KARARI   Aynı tarihte baꢀvuran Savcı önüne çıkarılmıꢀ, baꢀka bir görevli avukatın nezaretinde   verdiği ifadesinde baꢀvuran hakkındaki suçlamaları reddetmiꢀtir. Avukat baꢀvuranın gözaltı   sırasında kötü muameleye tâbi tutulduğunu ve halen bu muamelenin izlerini taꢀıdığını iddia   etmiꢀtir. Tam bir tıbbi rapor için baꢀvuranın adli tıp kurumuna sevkedilmesini talep etmiꢀtir.   Aynı tarihte baꢀvuran kötü muamele iddialarını Tetkik Hakimi huzurunda da   tekrarlamıꢀtır. Polislerin onu yakaladıktan sonra gözlerini bağladığını, vücuduna elektrik   verdiğini, copla dövüldüğünü ve suçu kabule zorlandığını iddia etmiꢀtir. Vücudundaki izleri   Hakime göstermiꢀtir. Hakim, baꢀvuranın sağ kolunun üst kısmında 7 cm uzunluk ve bir küçük   parmak geniꢀliğinde, sol omzunun hemen altında 3 cm uzunluk ve küçük parmak geniꢀliğinde   yara, sol dizkapağının altında kabuk bağlamıꢀ lezyon, sol ayak bileğinde ꢀiꢀme ve eski bazı   bıçak kesikleri tespit etmiꢀtir. Hakim, baꢀvuranın tutukluluğuna karar vermiꢀtir.   Mayıs 2002 tarihinde baꢀvuranın avukatı Diyarbakır Savcılığı’na bir ꢀikâyet dilekçesi   vererek baꢀvuran gözaltında tutulduğu sırada görevli olan polis memurları hakkında iꢀlem   yapılmasını talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın tam bir tıbbi muayeneye tâbi tutulmasını tekrar talep   etmiꢀtir. Savcı, baꢀvuranın kötü muamele iddiaları üzerine soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır.   Aynı tarihte Savcı baꢀvuranın ayrıntılı ifadesini almıꢀ, baꢀvuran Tetkik Hakimine   verdiği ifadenin neredeyse aynısını beyan ederek görevli polislerden ꢀikâyetçi olmuꢀtur.   Çocuk Polisine teslim edildikten sonra baꢀka kötü muamele görmediğini belirtmiꢀtir. Ayrıca   kolları ve dizindeki yaralanmaları, kötü muameleye tahammül edemediği için hücre   penceresinden kopardığı metal tel ile kendisinin yaptığını itiraf etmiꢀtir. Savcı, baꢀvuranın   ifadesini aldıktan sonra Adli Tıp Kurumu’na bir yazı yazarak baꢀvuranın vücudundaki   yaralanmaların sebep ve niteliğine dair bir açıklamanın yer aldığı ayrıntılı bir tıbbi rapor talep   etmiꢀtir.   Adli Tıp Kurumu’nun 30 Mayıs 2002 tarihinde gönderdiği raporda baꢀvuranın sağ kolun   üst bölgesinde 5 x 0.5 cm’lik, 3-4 günlük yara ve dizkapağında 3 x 1 cm’lik eski bir yara   bildirilmiꢀ, yaranın künt travma nedeniyle oluꢀtuğu kanaatine varılmıꢀtır. Baꢀvuranın   yaralarının hayati tehlike arz etmediği ancak bir gün iꢀ yapamayacağı belirtilmiꢀtir.   Kasım 2004 tarihinde Savcı sözkonusu polis memurları hakkında iꢀlem   yapılmamasına karar vermiꢀtir. Tüm raporlara atıfta bulunan karar, lezyonların baꢀvuranın   yakalanmasından önce oluꢀtuğunu ve kolları ve vücudundaki çiziklerin 30 Mayıs 2002 tarihli   ifadesinde de belirtildiği gibi baꢀvuran tarafından yapıldığı kaydetmiꢀtir. Baꢀvuran sözkonusu   karara Siverek Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz etmiꢀtir.   Ocak 2005 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranın itirazını reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Birinci baꢀvuran polis nezaretinde kötü muameleye maruz kalmaktan ꢀikâyetçi   olmuꢀtur. Özellikle, dövüldüğünü, üzerine su döküldüğünü ve elektrik verildiğini ifade   etmiꢀtir. Đkinci baꢀvuran, oğlunun yalnız baꢀına gözaltında tutulması ve kötü muamele   gördüğünü duyması nedeniyle duygusal sıkıntı çektiğini iddia etmiꢀtir. Birinci baꢀvuran aynı   ONAY – TÜRKĐYE KARARI   zamanda kötü muamele ꢀikâyeti ile ilgili olarak ulusal mercilerde etkili yol bulamadığını öne   sürmüꢀtür.   AĐHS’nin 3 ve 13. maddelerine atıfta bulunmuꢀlardır:   Madde 3   “Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”   Madde 13   “Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan   kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili bir baꢀvuru   yapabilme hakkına sahiptir.”   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, birinci baꢀvuranın annesi olan ikinci baꢀvuran Zinnet Onay’ın AĐHS’nin 3.   maddesi ihlalinden mağdur olmadığını savunmuꢀtur. Yakalanma olayı kendilerine ivedilikle   bildirildiği halde yakalama ve gözaltı evrakına göre baꢀvuranın ebeveynlerinin kendisini   ziyaret etmek veya tutukluluğuna itiraz etmek gibi bir giriꢀimde bulunmadıklarını   savunmuꢀlardır.   Mahkeme somut davada ikinci baꢀvuran tarafından yaꢀanan acının insan hakları   ihlallerine uğrayanların yakınlarının kaçınılmaz olarak yaꢀadığı duygusal sıkıntıdan farklı bir   boyut ya da nitelikte olduğunun değerlendirilemeyeceğini belirtir (bkz. Nesibe Haran –   Türkiye, no. 28299/95 ve a contrario, Đpek – Türkiye, no. 25760/94).   Bu ꢀartlar altında Mahkeme ikinci baꢀvuranın AĐHS’nin 34. maddesi bağlamında 3.   maddenin ihlali mağduru olduğunu iddia edemeyeceği kanaatindedir. Baꢀvurunun bu   kısmının AĐHS hükümleriyle kiꢀi bakımından uyumsuz olduğu ve 35. maddenin 3 ve 4.   paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiğine hükmeder.   Mahkeme ayrıca birinci baꢀvuranın ꢀikâyetinin AĐHS’nin 35/3. maddesi bağlamında   açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. ꢁikâyet, baꢀka gerekçelerle de kabuledilmez   değildir. Bu nedenle kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.   B. Esas   1. Birinci baꢀvuranın kötü muamele iddiası   Birinci baꢀvuran gözaltındayken kötü muameleye uğradığını ifade etmiꢀtir. Đddiasını   tıbbi raporlarla desteklemiꢀtir.   Hükümet kötü muamele iddiasının dayanaksız olduğunu savunmuꢀtur. Baꢀvuran   hakkındaki tıbbi rapor bulgularına atıfta bulunmuꢀlar ve kolların üst kısmındaki lezyonların   en geç 26 Mayıs 2002 (yakalanma tarihi) veya daha erken tarihte meydana geldiğini   savunmuꢀlardır. Ayrıca yaraların büyüklük ve niteliği, elektrik verme veya copla dövme gibi   kötü muamele iddialarını desteklemek için yeterli değildir. Bununla birlikte, baꢀvuranın   kollarındaki yaraların 26 Mayıs 2002 tarihinde yakalama anında meydana geldiği farz   ONAY – TÜRKĐYE KARARI   edildiğinde dahi, bunun polisin zanlının kaçmasını önlemek için kollarından tutması nedeniyle   olmuꢀ olabileceğini belirtmiꢀlerdir.   Aynı zamanda künt travma sonucu oluꢀtuğu kanaatine varılan bu yaraların baꢀvuranın   kendisi tarafından da yapılmıꢀ olabileceğini öne sürmüꢀlerdir. Her hâlükârda, hiçbir tıbbi   raporda baꢀvuranın yaralanmalarının hayati olduğu belirtilmemiꢀtir. Baꢀvuran copla dövülmüꢀ   olsaydı lezyonlar daha büyük ve ciddi olurdu. Bu nedenle yaraların gözaltı sırasında oluꢀtuğu   makul ꢀüphelerin ötesinde net değildir.   Mahkeme, bir kiꢀinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp tahliye olduğunda yaralanmıꢀ   olduğu görüldüğünde sözkonusu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine makul bir açıklama   getirme ve baꢀvuranın iddialarına, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla desteklenmiꢀse, ꢀüphe   getirecek deliller ortaya koymanın devletin görevi olduğunu hatırlatır. Aksi halde AĐHS’nin 3.   maddesine dayalı açık bir sorun ortaya çıkacaktır (bkz. Selmouni – Fransa [BD], no.   25803/94; Aksoy – Türkiye, Karar Raporları 1996-VI; Tomasi – Fransa, A Serisi no. 241-A;   Ribitsch – Avusturya, A Serisi no. 336).   Mahkeme, delilleri değerlendirirken genel olarak “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt   standardını uygulamıꢀtır (bkz. Avꢀar – Türkiye, no. 25657/94). Ancak böyle bir kanıt   yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı   ile ortaya konabilir (Đrlanda – Đngiltere, Seri A no. 25). Eğer sözkonusu olaylar, ꢀahsın kendi   kontrolleri altında olduğu durumdaki gibi, tamamıyla veya büyük oranda yetkililerin bilgisi   dahilinde gerçekleꢀmiꢀse tutukluluk sırasında meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü   maddi karineler ortaya çıkacaktır. Aslında tatmin ve ikna edici bir açıklama getirme   yükümlülüğünün yetkililer tarafında olduğu söylenebilir (bkz. Salman – Türkiye [BD], no.   21986/93).   Somut davada Mahkeme baꢀvuranın yakalandığında ve 26 Mayıs 2002 tarihinde   gözaltına alınmasının hemen öncesinde muayene edildiğini gözlemler. Bu rapor baꢀvuranın   vücudunda kötü muameleye değil, sadece birkaç eski bıçak kesiğine iꢀaret etmektedir.   Hükümet baꢀvuranın 27 Mayıs 2002 tarihinde Çocuklar ꢁubesi’ne teslim edildiğini   savunmuꢀtur. Mahkeme, baꢀvuranın 28 Mayıs 2002 tarihinde tekrar tıbbi muayeneye   alındığını kaydeder. Aynı tarihte hazırlanan iki rapor da baꢀvuranın her iki kolunda bulunan   x 2 ve 5 x 1cm’lik yararlara iꢀaret etmektedir. Ancak muayene taleplerinin Çocuklar   ꢁubesi yerine Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü polislerinden geldiği belirtilmiꢀtir. Bu bağlamda   Mahkeme makamlar tarafından sunulan belgelerdeki tutarsızlığı dikkate alır. 29 Mayıs 2002   tarihinde baꢀvuran Çocuklar ꢁubesi tarafından baꢀka bir muayeneye gönderilmiꢀtir.   Hazırlanan rapor eski kesik izlerini belirtirken yeni fiziksel güç kullanım izleri bulunmadığını   bildirmiꢀtir. Ancak yaralar 30 Mayıs 2002 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda tekrar   belirtilmiꢀtir.   Mahkeme 28 Mayıs 2002 tarihli raporda belirtilen lezyonların 29 Mayıs 2002 tarihinde   kaybolup 30 Mayıs 2002 tarihli raporda tekrar yer bulmasını ꢀaꢀırtıcı bulmaktadır. Bu nedenle   baꢀvuranın vücudunda ꢀiddet izi belirtmeyen 29 Mayıs 2002 tarihli rapor bulgularını dikkate   almaz.   Mahkeme ayrıca baꢀvuranın Savcı ve Tetkik Hakimine ayrıntılı olarak kötü muamele   ꢀikâyetinde bulunurken, kesik izlerinin kendisi tarafından yapıldığını sadece tutukluluğunun   baꢀında kabul ettiğini gözlemler.   ONAY – TÜRKĐYE KARARI   Bu ꢀartlar altında Mahkeme Hükümetin, gözaltı sırasında ve gözaltından sonra tespit   edilen yaralanmaların baꢀvuran tarafından yapıldığı yönündeki açıklamaları ile tatmin   olmamıꢀtır.   Buna göre AĐHS’nin 3. maddesi esastan ihlal edilmiꢀtir.   2. Etkili soruꢀturma yapılmadığı iddiası   Baꢀvuran yetkililerin kötü muamele iddiası ile ilgili yeterli bir soruꢀturma yapmadığını   savunmuꢀtur.   Hükümet, baꢀvuranın kötü muamele iddiası ile ilgili olarak bir dilekçe vermesiyle   birlikte Savcının kendisinden ifade aldığı ve Adli Tıp Kurumu’ndan baꢀvuranın vücudundaki   yaraların niteliği ve nedeninin yer aldığı tam bir tıbbi rapor hazırlanmasını talep ettiğini ifade   etmiꢀtir. Sonuç olarak Savcı, 18 Kasım 2004 tarihinde ilgili polisler hakkında iꢀlem   yapılmamasına karar vermiꢀtir. Tüm raporlara atıfta bulunulan sözkonusu kararda, baꢀvuranın   vücudundaki lezyonların yakalanmadan önce gerçekleꢀtiği ve vücudu ve kollarındaki izlerin   kendisi tarafından yapılmıꢀ olduğu sonucuna varılmıꢀtır.   Mahkeme, bir kiꢀinin 3. maddeye aykırı olarak polis tarafından ciddi bir kötü   muameleye tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia ortaya attığı durumlarda sözkonusu   hükmün, AĐHS’nin 1. maddesinde yer alan devletin “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese   Sözleꢀme’de yer alan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğüyle birlikte   okunduğunda etkili bir resmi soruꢀturma yapılması gerekliliğini içerdiğini hatırlatır.   Soruꢀturma, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır (bkz.   Assenov vd., Raporlar 1998-VIII; Labita – Đtalya [BD], no. 26772/95).   Somut davada Mahkeme, Savcının baꢀvuranın avukatının kötü muameleye iliꢀkin   dilekçesini alır almaz bir soruꢀturma baꢀlatmıꢀ olduğunu dikkate alır. Ancak dava dosyasına   göre Savcı sadece, polis memurları hakkında iꢀlem yapılmamasına karar verdiği zaman,   baꢀvuranın, vücudundaki eski kesiklerin kendisi tarafından yapıldığını itiraf ettiği, 30 Mayıs   tarihli ifadesini dikkate almıꢀtır. 30 Mayıs 2002 tarihli raporda üç-dört gün önce, yani   gözaltı döneminde oluꢀtuğu tahmin edilen künt travma lezyonları hakkında bir soruꢀturma   yapmamıꢀtır. Mahkeme ayrıca Savcının baꢀvuran hakkında hazırlanan tıbbi raporlar   arasındaki tutarsızlığı göz ardı etmiꢀ olduğunu dikkate alır. Davayı temyiz aꢀamasında   inceleyen Siverek Ağır Ceza Mahkemesi de önceki unsurları dikkate almamıꢀtır. Ayrıca dava   dosyasında Savcı ya da Ağır Ceza Mahkemesinin suçlanan polis memurlarının ifadesini alıp   almadığı hakkında bilgi bulunmamaktadır.   Yukarıdakiler ıꢀığında Mahkeme, baꢀvuranın polislerden kötü muamele gördüğüne   iliꢀkin iddiasının AĐHS’nin 3. maddesinin gerektirdiği gibi ulusal makamlar tarafından etkili   bir soruꢀturmaya tâbi tutulmadığı sonucuna varmaktadır.   Bu nedenle sözkonusu hüküm usulen ihlal edilmiꢀtir.   Bu ꢀartlar altında Mahkeme, AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında ayrı bir sorun olmadığı   kanaatindedir (bkz. Timur – Türkiye, no. 29100/03).   ONAY – TÜRKĐYE KARARI   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 1, 3 VE 4. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI   Baꢀvuran ilk olarak iç hukukun, çocukların yakalandığında ivedilikle bir Savcı önüne   çıkarılmasını ve Savcının bizzat kendisinin soruꢀturma yürütmesi gerektirdiğini iddia etmiꢀtir.   Ancak kendi davasında polis memurları soruꢀturma ile görevlendirilmiꢀ, Savcı yer almamıꢀtır.   Baꢀvuran ikinci olarak polis nezaretindeki tutukluluğunun gereğinden uzun olduğunu   savunmuꢀ, AĐHS’nin 5. maddesinin 1 (c) ve 3. paragraflarına atıfta bulunmuꢀtur.   Üçüncü olarak baꢀvuran, gözaltı süresince avukat imkânı olmaması ve avukatın olay   yeri incelemelerine katılımının gözlemcilikle sınırlı olması nedeniyle tutukluluk halinin   yasaya uygunluğuna itiraz edemediğini ifade etmiꢀtir. Bu bağlamda AĐHS’nin 13. maddesine   atıfta bulunmuꢀtur. Ancak Mahkeme bu ꢀikâyeti AĐHS’nin 5/4. maddesi bağlamında   incelemeyi uygun bulmaktadır.   AĐHS’nin 5. maddesinin ilgili kısmı ꢀu ꢀekildedir:   “Herkesin kiꢀi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aꢀağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen   yollar dıꢀında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:   (c) Bir suç iꢀlediği hakkında geçerli ꢀüphe bulunan veya suç iꢀlemesine ya da suçu iꢀledikten sonra   kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir   kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması.   3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢀullar uyarınca yakalanan veya tutuklu durumda bulunan   herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıꢀ diğer bir görevli önüne   çıkarılır…   4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük   kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi   halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye baꢀvurma hakkına sahiptir.”   Hükümet, baꢀvuranın AĐHS’nin 35/1. maddesinde zorunlu kılınan, açık iç hukuk   yollarını tüketmediğini savunmuꢀtur. Bu bağlamda eski CMUK’un 128/4. maddesine göre   baꢀvuranın anne-babası veya temsilcisinin salıverilme ile ilgili baꢀvuru yapabileceğini ifade   etmiꢀlerdir. Ancak ihzar iꢀlemlerini ulusal mahkemelerde takip etmemiꢀlerdir.   Hükümet bununla birlikte baꢀvuranın beraat etmiꢀ olması nedeniyle o zaman yürürlükte   olan 466 sayılı Tazminat Yasası ile sunulan çareyi kullanma hakkına sahip olduğunu ifade   etmiꢀtir. Yasanın 2. maddesinde kanunsuz olarak yakalanan ve tutuklanan kiꢀilerin yetkili   mercilerin karar tarihinden itibaren üç ay içinde en yakın Ağır Ceza Mahkemesine baꢀvurup   uğramıꢀ olabilecekleri tüm zararlar için tazminat talep edebilecekleri belirtilmiꢀtir.   Mahkeme, AĐHS’nin 35/1. maddesinde öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi   kuralının baꢀvuranların öncelikle iddia ettikleri ihlaller karꢀısında kendilerine tazminat   sağlaması için iç hukuk sisteminde normalde kullanılabilir ve yeterli olan yolları kullanmaya   zorunlu kıldığını hatırlatır. Madde ayrıca, sonradan AĐHM’ye taꢀınması düꢀünülen   ꢀikâyetlerin öncelikle, en azından esas olarak ve iç hukukta öngörülen resmi gereklere   uyularak uygun ulusal makama yapılmıꢀ olmasını gerektirir (bkz. Aksoy, yukarıda anılan;   Akdivar vd – Türkiye, Raporlar 1996-IV).   Mahkeme, somut davada baꢀvuranın iç hukukun gereklerine uymadığını ve bu nedenle   kanunsuz olduğunu iddia ettiği tutukluluk koꢀullarından ꢀikâyetçi olduğunu kaydeder.   ONAY – TÜRKĐYE KARARI   Mahkeme, baꢀvuranın tutukluluğunun, ilgili mevzuatın 18 (b) bölümündeki gereklere   uymamıꢀ olabileceğini gözlemler. Ancak Mahkeme baꢀvuranın evinde, annesi ile birlikteyken   yakalanmıꢀ olduğunu göz ardı edemez. 26 Mayıs 2002 tarihinde polisler tarafından   düzenlenen yakalama tutanağı baꢀvuranın annesinin yakalama ve tutukluluktan haberdar   edildiğini teyit etmiꢀtir. Bununla birlikte baꢀvuran gözaltı döneminde ve sonrasında iki farklı   görevli avukattan adli destek almıꢀtır. Đlk avukatın olay yeri incelemeleri sırasında sadece   olayları izlediğini ve kendisine yeterli adli destek sağlamadığını iddia etse de ikinci avukat   kötü muameleye iliꢀkin olarak Savcıya ꢀikâyet dilekçesi vermiꢀtir. Ancak sözkonusu dilekçe   tutukluluğun kanunsuzluğu iddiasına iliꢀkin herhangi bir görüꢀe yer vermemiꢀtir. 5. madde’ye   dayanan mağduriyetlerine iliꢀkin olarak baꢀvuranın annesi ya da avukatı baꢀka makamlara da   baꢀvurmamıꢀtır.   Yukarıdakiler ıꢀığında baꢀvuranın, insan haklarını koruyan ulusal sistemlere takviye   olan AĐHM’ye baꢀvuru yapmadan önce sözkonusu ꢀikâyetleri ulusal makamlara yapmıꢀ   olmasını beklemek mantıklıdır.   Bu nedenle baꢀvurunun bu kısmı AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca,   iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğine uyulmadığından reddedilmelidir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”   A. Tazminat   Birinci baꢀvuran 1,500 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaꢀık 838 Euro) maddi, 100,000,000   YTL [100,000 YTL] (yaklaꢀık 55,796 Euro) manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Hükümet, talep edilen miktarlara temelsiz ve haddinden fazla olduğu gerekçesiyle itiraz   etmiꢀtir.   Mahkeme tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı   bulunmadığını kaydetmektedir; bu nedenle talebi reddeder. Ancak tespit edilen ihlalleri   dikkate alarak ve eꢀitlikçi bir hükümle birinci baꢀvurana 5,000 Euro manevi tazminat   ödenmesini uygun bulur.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Birinci baꢀvuran aynı zamanda AĐHM önündeki masraflara karꢀılık olarak 11,200 YTL   (yaklaꢀık 6,247 Euro) talep etmiꢀtir. Talebini desteklemek amacıyla Diyarbakır Barosu’nun   yılı için tavsiye edilen ücret çizelgesini sunmuꢀtur.   Hükümet talep edilen miktara itiraz etmiꢀtir.   ONAY – TÜRKĐYE KARARI   AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için   yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢀ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.   Somut davada baꢀvuran talep edilen miktarların gerçekten harcandığını kanıtlamamıꢀtır. Buna   göre Mahkeme bu baꢀlık altında tazminata hükmetmez.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Birinci baꢀvuranın gözaltındaki kötü muameleye iliꢀkin ꢀikâyetinin kabuledilebilir,   baꢀvurunun kalan kısmının ise kabuledilmez olduğuna;   2. Kötü muamele ꢀikâyetine iliꢀkin olarak AĐHS’nin 3. maddesinin esastan ihlal edildiğine;   3. Kötü muamele iddialarına iliꢀkin olarak yetkililerin etkili bir soruꢀturma yürütememesi   nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesinin usulden ihlal edildiğine;   4. (a) Sorumlu Devlet’in birinci baꢀvurana, AĐHS’nin 44/2. maddesi uyarınca kararın   kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde aꢀağıdaki miktarları, ödeme tarihindeki döviz   kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere:   (i) 5,000 Euro (beꢀ bin Euro) manevi tazminat,   (ii) bu miktar üzerine uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;   (b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa   Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda   faiz uygulanmasına;   5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 20 Eylül 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   S. DOLLÉ   Kâtip   F. TULKENS   Baꢀkan   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło