31721/02

WyrokETPCz2009-10-13ECLI:CE:ECHR:2009:1013JUD003172102

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas przesłuchania policyjnego, którego zeznania zostały następnie wykorzystane jako podstawa skazania, narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak dostępu do adwokata podczas przesłuchania policyjnego, w połączeniu z wykorzystaniem zeznań uzyskanych w tych okolicznościach jako podstawowego dowodu w procesie karnym, w sposób nieodwracalny naruszył prawa skarżącego do obrony. Trybunał podkreślił, że późniejsza pomoc prawna podczas przesłuchania przez sędziego śledczego lub kontradyktoryjny charakter dalszego postępowania nie mogły naprawić początkowego uchybienia. Kluczowe było to, że sąd krajowy oparł się na zeznaniach policyjnych, mimo że skarżący je odwołał, a także na zeznaniach współoskarżonego, które również zostały odwołane.
Stan faktyczny
Skarżący, Hasan Demirkaya, urodzony w 1978 roku i zamieszkały w Izmirze, został zatrzymany 8 października 2001 roku pod zarzutem pomocy i wspierania nielegalnej organizacji PKK. Podczas zatrzymania i przesłuchania przez policję 9 października 2001 roku nie miał dostępu do adwokata i przyznał się do zarzucanych czynów. 12 października 2001 roku, podczas przesłuchania przez prokuratora i sędziego śledczego (w obecności adwokata), odwołał swoje zeznania policyjne. Mimo to, Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze skazał go 20 czerwca 2002 roku na trzy lata i dziewięć miesięcy więzienia, opierając się na jego zeznaniach policyjnych oraz zeznaniach współoskarżonego, które również zostały odwołane. Sąd Kasacyjny odrzucił apelację skarżącego 10 października 2003 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji. Trybunał uznaje pozostałą część skargi za niedopuszczalną. Trybunał zasądza skarżącemu 1 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Trybunał oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   DEMĐRKAYA – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 31721/02)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 31721/02 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı   Hasan Demirkaya’nın (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 13 Mayıs 2002   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleꢀme’nin (“AĐHS”)   34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đzmir Barosu   avukatlarından M. Rollas tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   Baꢀvuran 1978 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, 8 Ekim 2001 tarihinde, yasadıꢀı bir örgüt olan PKK’ya yardım ve yataklık   ettiği ꢀüphesiyle Đzmir’de gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuran, gözaltı sırasında, tutuklu haklarının   açıklandığı formu imzalamıꢀ ve kendisine susma hakkı olduğu hatırlatılmıꢀtır. 9 Ekim 2001   tarihinde, baꢀvuran, avukat yardımı almaksızın Đzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   ꢁubesi’nde görevli polis memurları tarafından sorgulanmıꢀtır. Baꢀvuran, PKK’ya yardım ve   yataklık ettiğini ve örgütün kuryesi olarak görev yaptığını itiraf etmiꢀtir. N.S. adlı bir diğer   sanık da söz konusu operasyon sırasında yakalanmıꢀtır. N.S., polise verdiği ifadede PKK   üyesi olduğunu ve Đzmir’e geldiğinde baꢀvuranın evinde kaldığını belirtmiꢀtir. N.S.,   baꢀvuranın PKK’nın kuryesi olduğunu ve bazı yasadıꢀı eylemlerde kendisine yardım ettiğini   iddia etmiꢀtir.   Ekim 2001 tarihinde, baꢀvuran Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmıꢀ ve PKK   ile bağlantısı olduğunu reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, polise verdiği ifadeyi okumadan   imzaladığını iddia etmiꢀtir.   Baꢀvuran, aynı gün, PKK ile bağlantılarının bulunup bulunmadığı konusunda   kendisini ve diğer on altı ꢀüpheliyi sorgulayan sorgu hakimi huzuruna çıkartılmıꢀtır.   Baꢀvuranın avukatı da sorgu sırasında hazır bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, sorgu hakimine verdiği   ifadesinde aleyhindeki bütün suçlamaları reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, sorgulama sonrasında hakim   kararı ile tutuklanmıꢀtır.   Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, yasadıꢀı bir örgüte yardım ve   yataklık ettikleri suçlamasıyla baꢀvuran ile birlikte diğer on beꢀ kiꢀi hakkında 19 Ekim 2001   tarihli iddianameyi hazırlamıꢀtır. Söz konusu suçlamalar Ceza Kanunu’nun 169. maddesi ile   No.lu Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayandırılmıꢀtır.   Baꢀvuran, yargılama sırasında, PKK ile herhangi bir bağlantısı olmadığını iddia   etmiꢀtir. Ayrıca, sanıklardan biri olan N.S., mahkeme önünde PKK üyesi olduğunu itiraf   etmiꢀ, ancak Đzmir’e geldiğinde baꢀvuranın evinde kalmasına rağmen baꢀvuranın kendisinin   PKK üyesi olduğunu bilmediğini ifade etmiꢀtir. N.S., bu bağlamda, baskı altında alındığı   gerekçesiyle polise verdiği ifadeyi geri almıꢀtır. 20 Haziran 2002 tarihinde, Đzmir Devlet   Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranı aleyhindeki suçlamalardan mahkum etmiꢀ ve üç yıl dokuz ay   hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, mahkumiyet kararını   verirken, baꢀvuranın avukat yardımı almadan polise vermiꢀ olduğu ifadeyi göz önünde   bulundurmuꢀtur. Mahkeme, ayrıca, N.S.’nin baꢀvuranın PKK eylemlerinde yer aldığı   yönündeki polis ifadesini de göz önünde bulundurmuꢀtur. Bu nedenle, mahkeme, baꢀvuranın   PKK ile bağlantısı olduğunu itiraf ettiği polis ifadesinin dava dosyasındaki diğer delillerle   doğrulandığı sonucuna varmıꢀtır.   Ekim 2003 tarihinde, Yargıtay baꢀvuranın temyiz talebini reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanamadığı konusunda ꢀikayetçi   olmuꢀ ve bu ꢀikayetini AĐHS’nin 6/3(c) maddesine dayandırmıꢀtır.   Hükümet, ilk olarak, baꢀvuranın altı ay kuralına uymadığının iddia etmiꢀtir.   Hükümet’e göre, altı aylık süre baꢀvuranın polise ifade verdiği 9 Ekim 2001 tarihinde   baꢀlamalıdır. Hükümet, esasa iliꢀkin olarak, 12 Ekim 2001 tarihinde sorgu hakimi tarafından   yapılan sorgulama ve daha sonraki ceza kovuꢀturması sırasında baꢀvurana avukat yardımı   sağlandığını ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, yargılamanın adil olup olmadığı değerlendirilirken, yargılamanın tamamının   göz önünde bulundurulması gerektiğini hatırlatır (John Murray / Birleꢀik Krallık, Hüküm ve   Karar Raporları 1996-I). Söz konusu davada, baꢀvuran, AĐHS’nin 35/1 maddesine uygun   olarak, Yargıtay’ın nihai kararını verdiği 10 Ekim 2003 tarihinden itibaren altı ay içerisinde   AĐHM’ye baꢀvuruda bulunmuꢀtur. Sonuç olarak, Hükümet’in itirazı savunulamaz niteliktedir.   AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca baꢀvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   AĐHM, baꢀvuranın Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçla   itham edilmesi nedeniyle, 3842 No.lu Kanun’un 31. maddesi uyarınca, baꢀvuranın gözaltı   sırasında avukat yardımı alma hakkının kısıtlandığını gözlemlemektedir. Bunun sonucunda,   baꢀvuran, polis ve Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulandığı sırada avukat yardımından   faydalanamamıꢀtır. Ayrıca, AĐHM, baꢀvuranın polis sorgusu sırasında aleyhindeki   suçlamaları kabul ettiğini ve bu ifadenin sonradan mahkumiyeti sırasında mahkeme tarafından   kullanıldığını gözlemlemektedir. AĐHM, baꢀvuranın sorgu hakimi tarafından sorgulanması   sırasında avukat yardımı aldığını kaydeder. Ancak, söz konusu davada, baꢀvuran polise ifade   verirken yanında avukatının olmamasından etkilenmiꢀtir; çünkü baꢀvuran polise vermiꢀ   olduğu ifadeyi sürekli olarak inkar etmesine rağmen, Devlet Güvenlik Mahkemesi söz konusu   ifadeyi temel kanıt olarak kullanmıꢀtır. AĐHM, ayrıca, N.S.’nin polise verdiği ifadenin,   yargılama sırasında geri alınmasına rağmen, baꢀvuranın polis ifadesini doğrulamak için   kullanılmasını kayda değer bulmaktadır.   Yukarıda anlatılanları göz önünde bulunduran AĐHM, ne sorgu hakimi tarafından   yapılan sorgulama sırasında sağlanan avukat yardımının ne de sonradan yapılan ceza   kovuꢀturmasının çekiꢀmeli niteliğinin baꢀvuranın polis tarafından sorgulanması esnasında   yapılan hataları düzeltebileceği kanaatindedir.   Bu nedenle, AĐHM, baꢀvuranın sorgu hakimi tarafından yapılan sorgulama sırasında   avukat yardımından faydalanabilmesine rağmen polis sorgusu sırasında söz konusu haktan   faydalanamamasının, polis ifadesinin mahkumiyeti için kullanılması nedeniyle, baꢀvuranın   savunma haklarını telafi edilemez bir ꢀekilde etkilediği sonucuna varmıꢀtır (Salduz / Türkiye,   no. 36391/02).   Bu nedenle, söz konusu davada, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal   edilmiꢀtir.   II. ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER AĐHS MADDELERĐ   Baꢀvuran, yakalanmasından ailesinin haberdar edilmediği, yakalanma sebeplerinin   kendisine bildirilmediği, gözaltında tutulmasına itiraz edemediği ve gözaltı süresinin uzun   olduğu gerekçeleriyle ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu ꢀikayetlerini AĐHS’nin 5. maddesine   dayandırmıꢀtır. Baꢀvuran, ayrıca, kanun dıꢀı yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat   verilmesiyle ilgili 466 No.lu Kanun’un AĐHS’nin 5. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu   ꢀikayetler için etkili bir iç hukuk yolu olmadığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu ꢀikayetini   AĐHS’nin 13. maddesine dayandırmıꢀtır.   AĐHM, dava dosyasında söz konusu hükümlerin ihlalini oluꢀturan herhangi bir delile   rastlamamıꢀtır. AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca baꢀvurunun bu   kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydeden AĐHM, söz konusu ꢀikayetin   reddedilmesine karar verir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 5,000 Euro, manevi tazminat olarak 10,000 Euro   talep etmiꢀtir. Baꢀvuran, yalnızca Đzmir Barolar Birliği’nin ücret cetveline atıfta bulunarak,   yerel mahkemeler önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro,   avukatlık ücreti için 3,800 Euro talep etmiꢀtir. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını   kaydeden AĐHM söz konusu talebi reddeder. AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana   1,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.   AĐHM, en uygun telafi yönteminin baꢀvuranın talep etmesi halinde, AĐHS’nin 6/1   maddesindeki gereklilikleri karꢀılayacak ꢀekilde yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir   (Salduz, yukarıda kaydedilen).   Yargılama masraf ve giderlerine yönelik taleple ilgili olarak, AĐHM’nin içtihadına   göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini   elde edebilir. Sözkonusu davada, baꢀvuran iddia ettiği yargı giderlerinin gerçekliğini   kanıtlamamıꢀtır. Bu nedenle, AĐHM, bu baꢀlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına   karar verir.   AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Gözaltı sırasında baꢀvurana avukat yardımı sağlanmamasına iliꢀkin ꢀikayetin   kabuledilebilir, baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. Gözaltı sırasında baꢀvurana avukat yardımı sağlanmaması nedeniyle AĐHS’nin 6/1   maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;   3. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet   tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin   yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal   kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło