31734/96
WyrokETPCz2005-12-22ECLI:CE:ECHR:2005:1222JUD003173496
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy dziesięciodniowe pozbawienie wolności bez natychmiastowego postawienia przed sędzią naruszyło prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego, w szczególności wymóg "niezwłocznego" postawienia przed sędzią, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji, ponieważ skarżący był przetrzymywany w areszcie przez dziesięć dni bez możliwości kontaktu z organem sądowym innym niż ten, który przedłużył jego areszt. Mimo istnienia poważnych podejrzeń o zaangażowanie skarżącego w działalność terrorystyczną, Trybunał podkreślił, że władze krajowe nie są uprawnione do aresztowania lub zatrzymywania podejrzanych w sposób wyłączający skuteczną kontrolę sądową. Trybunał przypomniał, że nawet w kontekście walki z terroryzmem, wymóg "niezwłocznego" postawienia przed sędzią jest bezwzględny, a dziesięciodniowy okres aresztu przekracza dopuszczalne granice.Stan faktyczny
Skarżący, Ali Şahin Pütün, urodzony w 1977 roku, prowadził restaurację typu fast-food w Stambule. 11 listopada 1995 roku został aresztowany wraz z czterema innymi osobami pod zarzutem przynależności do zbrojnej organizacji Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C). Był przetrzymywany przez dziesięć dni, podczas których twierdził, że był torturowany w celu wymuszenia zeznań. Mimo że początkowo został zwolniony przez sędziego DGM, prokurator odwołał się od tej decyzji, co doprowadziło do jego aresztowania. Wszczęto postępowanie karne przeciwko policjantom odpowiedzialnym za jego zatrzymanie, a dwóch z nich zostało skazanych za złe traktowanie. Skarżący opuścił Turcję po zwolnieniu i nie uczestniczył w dalszych postępowaniach krajowych.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Odrzucił wniosek skarżącego o ponowne rozpatrzenie skargi na podstawie art. 3 Konwencji. 2. Odrzucił wstępny zarzut Rządu. 3. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 4. Stwierdził, że nie ma potrzeby badania sprawy w świetle art. 5 ust. 1 lit. c Konwencji. 5. Zasądził na rzecz skarżącego 3.500 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 574,96 Euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 6. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
PÜTÜN - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:31734/96)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG ARALIK 2005
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 31734/96 baꢀvuru no’lu davanın nedeni, Türk
vatandaꢀı Ali ꢁahin Pütün’ün (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM), 8
Mayıs 1996 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin (AĐHS)
eski 25. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur. Baꢀvuran, Đstanbul Barosu
avukatlarından Ö. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu baꢀvuran Ali ꢁahin Pütün, halihazırda Almanya’da ikamet etmektedir.
Olayların meydana geldiği dönemde Đstanbul’da fast-food restoranı iꢀletmekteydi.
A. Baꢀvuranın Yakalanması ve Gözaltına Alınması
A.Y. adlı kiꢀinin, silahlı örgüt olan Devrimci Halk Kurtuluꢀ Partisi Cephesi (DHKP-C)
üyelerinin gizli toplantı yapmaları konusunda yaptığı ihbar üzerine, 11 Kasım 1995 tarihinde
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi ekipleri, baꢀvuranı ve diğer dört kiꢀiyi
tutuklamıꢀlardır.
Yakalama tutanağında, polislere karꢀı koyarak arabaya binmeyi reddettiğinden dolayı,
baꢀvuranın zor kullanılarak zaptedildiği yer almıꢀtır.
Aynı gün baꢀvuran, Fatih (Đstanbul) ꢁubesi’nde gözaltına alınmıꢀtır.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Baꢀsavcısı, Fatih
ꢁubesi’nin talebi üzerine 13 Kasım 1995 tarihinde, baꢀvuranın gözaltı süresinin 20 Kasım tarihine kadar uzatılmasına karar vermiꢀtir.
Tutulu olduğu sırada polisler, ilgiliye itirafta bulunması için iꢀkence uygulamıꢀlardır.
Baꢀvuran, 18 Kasım 1995 tarihinde itirafta bulunmuꢀ ancak ifade tutanağını
imzalamayı reddetmiꢀtir.
Fatih ꢁubesi, gözaltının son günü olan 20 Kasım 1995 tarihinde, Đstanbul Adli Tıp
Kurumu tarafından baꢀvuranın muayene edilmesine karar vermiꢀtir.
Baꢀvuran, nörolojik muayenenin ardından Savcı tarafından dinlenmiꢀtir. Baꢀvuran
polislere zorluk çıkarmadığını savunarak, iꢀkence altında itirafta bulunduğuna dayanarak
kendisine atılan suçlara ve hakkında düzenlenen yakalama tutanağına itiraz etmiꢀtir.
Baꢀvuran, 21 Kasım 1995 tarihinde DGM hakimi önüne çıkarılmıꢀtır. Baꢀvuran
Cumhuriyet Baꢀsavcısı önünde verdiği beyanları kabul etmiꢀ ancak, polis tarafından alınan
ifadesini kesinlikle reddetmiꢀtir. Dava hakimi, deliller ve baꢀvuranın yerine getirmesi gereken
yükümlülükler gözönünde bulundurarak baꢀvuranın serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir.
Cumhuriyet Baꢀsavcısı, karara itiraz etmiꢀtir. Hakim itiraz talebini kabul ederek
baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀ ve sonuç olarak baꢀvuran Bayrampaꢀa (Đstanbul)
Cezaevine konulmuꢀtur.
B. Baꢀvuranın Gözaltına Alınmasından Sorumlu Polisler Hakkında Açılan Ceza
Muhakemesi Usulü yılı Kasım sonu Aralık baꢀında, gözaltından sorumlu polisler hakkında
baꢀvuranın yaptığı ꢀikayet üzerine, ceza soruꢀturması açılmıꢀtır. Aralık 1995 tarihinde dava hakkında yapılan soruꢀturmadan sorumlu Savcı, Fatih
Savcılığı lehine ratione loci yetkisizlik kararı almıꢀtır. Savcı, verdiği kararda, yapılan kötü
muamele iddialarının, Adli Tıp Kurumu’nun 20 Kasım 1995 tarihli sağlık raporuyla ve
nöroloji kliniği görüꢀüyle örtüꢀtüklerini ancak Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 243-245
maddelerinin alanlarına girdiklerini açıklamıꢀtır.
Dosya Fatih Savcılığı’na sevk edilmiꢀtir. 28 Kasım 1997 tarihinde Savcılık,
baꢀvuranın dosyasını askıda olan diğer iki dava dosya ile birleꢀtirerek, Đstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi önünde sekiz polisi, baꢀvuranın da aralarında bulunduğu üç tutukluya kötü
muamelede bulunma suçuyla itham etmiꢀtir.
Baꢀvuranın ortaya koyduğu olaylardan haklarında dava açılan T.K. ve S.A. adlı
polisler suçsuz olduklarını ileri sürmüꢀlerdir.
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Aralık 2000 tarihli kararla, T.K. ve S.A. adlı iki
polisi TCK’nın 243§1 maddesi gereğince suçlu bularak, her birini bir yıl hapis ve üç ay
görevden uzaklaꢀtırma cezasına çarptırmıꢀtır.
TCK’nın 59§2 maddesi uyarınca verilen cezaların indirimine gidilerek T.K., on ay
hapis iki buçuk ay görevden uzaklaꢀtırma ve S.A., on bir ay yirmi gün hapis ve iki ay yirmi
yedi gün görevden uzaklaꢀtırma cezalarına çarptırılmıꢀlardır.
Ağır Ceza Mahkemesi, 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince, sanıkların
tekerrüren suç iꢀleme eğiliminin bulunmadığı kanaatinde olup sözü edilen suçların infazının
ertelenmesi kararı almıꢀtır. Mayıs 2002 tarihinde, T.K.’ya iliꢀkin karar Yargıtay tarafından onanmıꢀ ancak S.A.
hakkında verilen karar bozulmuꢀtur.
Baꢀvuran serbest bırakıldığı 9 Mayıs 1996 tarihinden itibaren Türkiye’den kaçması
nedeniyle sözkonusu usulü iꢀlemler boyunca oturumlara katılmamıꢀtır.
C. Baꢀvuran Hakkında Baꢀlatılan Ceza Muhakemesi Usulü
Savcı, 4 Aralık 1995 tarihli iddianamesiyle, silahlı çeteye yardım ve yataklık
yapmaktan oluꢀan suçlara yer veren TCK’nın 169. maddesi gereğince baꢀvuranın mahkum
edilmesini talep etmiꢀtir. Savcı, bu talebine dayanak olarak, özellikle baꢀvuranın polise
verdiği dava konusu itiraflarını öne sürmüꢀtür.
DGM önünde böylece baꢀlayan ceza muhakemesi usulü, baꢀvuran hakkında kamu
davası açılmasının zamanaꢀımına uğradığı yönündeki 24 Aralık 2002 tarihli kararla
sonuçlanmıꢀtır.
I. BAꢁVURANIN AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNE ĐLĐꢁKĐN ꢁĐKAYETĐNĐN YENĐDEN
ĐNCELENMESĐNE YÖNELĐK TALEBĐ HAKKINDA
Baꢀvuran, savunmasında, AĐHS’nin 3. maddesine iliꢀkin ilk ꢀikayetinin esastan
incelenmesini rica etmektedir. Zira hiçbir zaman uygulanan sözkonusu iꢀkencelerden dolayı
maruz kalınan zararın tazmin edilmesini sağlamadığından, iç hukuk tarafından teoride tanınan
baꢀvuru yollarını tüketmesine gerek yoktur.
Bu bağlamda, baꢀvuran kendisine iꢀkence yapan kiꢀilerin, Türkiye’de var olan idari
uygulama uyarınca kendilerine tanınan müsamadan faydalanarak zorla itiraf ettirmeye devam
ettiklerini hatırlatmaktadır.
AĐHM, Türkiye’de mevcut olan cezai, hukuki ve idari baꢀvuru yollarını izlemekten
baꢀvuranı muaf tutacak nitelikte özel koꢀulların bulunmadığını tespit ettikten sonra, 18 Kasım tarihinde, yukarıda belirtilen ꢀikayeti AĐHS’nin 35§1 maddesi uyarınca iç hukuk
yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bertaraf ettiğini ve bunun da halihazırdaki dava
koꢀullarına uygun olduğunu hatırlatmaktadır (Pütün-Türkiye (karar), no: 31734/96, AĐHM
2004-XII).
AĐHM, daha önce baꢀvuranın yukarıda dile getirilen yollardan biri veya diğerine
baꢀvurmaya çalıꢀtığını düꢀündürecek hiçbir ꢀey olmadığından, kararına aksi yönde bir karar
almak için hiçbir neden görmemekte ve sonuç olarak talebi reddetmektedir.
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, kendisinin maruz kaldığı özgürlükten yoksun bırakıcı tedbirlerin sadece
itirafta bulunması amacı güttüğünü savunmaktadır. Baꢀvuran AĐHS’nin 5§1 –c ve 3
maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
A. Tarafların Savları
Baꢀvuran, sadece itirafta bulunmasını sağlamak için, baꢀvuranla birlikte yargılanan
sanıktan gayri meꢀru yoldan elde edilen ihbara dayanılarak yakalandığını iddia etmektedir. Bu
bağlamda, baꢀvuran, iꢀkence altında, her türlü adli denetimden uzak ve avukatı ve ailesiyle
hiçbir bağlantı kuramadan geçirdiği gözaltı süresini ortaya koymaktadır.
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesine iliꢀkin argümanını ortaya koymuꢀtur.
Hükümet, baꢀvuranı, ne Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128§4 maddesinin sunduğu
itiraz yolunu ne de yasaya aykırı olarak yakalanan ya da tutuklanan kiꢀilerin tazmin
edilmesine iliꢀkin 466 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre tazmin yolunu önceden
kullanmadan AĐHM’ye baꢀvurmakla itham etmektedir.
Hükümet esas hakkında ise, Türk hukuk sisteminde öngörülen gözaltı koꢀullarına
atıfta bulunmakta ve Pütün’ün yakalanmasının yanı sıra tutuklanmasının da, sözkonusu
dönemde yürürlükte olan mevzuata uygun olmakla birlikte hakkında varolan ꢀüphelerin
ciddiyetiyle kanıtlandığına dikkati çekmektedir.
Hükümet, 6 Mart 1997 tarihli ve 4229 sayılı Kanun’la yakalanan kiꢀilerin lehine
yapılan değiꢀiklikleri hatırlatmaktadır (Bkz. Pütün).
B. AĐHM’nin Takdiri
1. Hükümet’in ön itirazı hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesine göre yapılan ꢀikayetler konusunda Hükümet’in, ilk
kez 7 Mart 2005 tarihli savunmasında iç hukuk yollarının tüketilmemesini ileri sürdüğünü,
halbuki bunu AĐHM Đçtüzüğü’nün 55. maddesi gereğince kabul edilebilirlik aꢀamasında
sunulan savunmada yapması gerektiğini gözlemlemektedir (N.C.-Đtalya, no: 24952/94, § 44,
AĐHM 2002-X).
AĐHM, kesin bir sonuca götüren ve bu aꢀamadan sonraki hiçbir olayın kendisinin
bilgisine sunulmadığından dolayı, Hükümet’in ön itirazını dava hakkının düꢀmesi
gerekçesiyle reddetmektedir.
2. Esas hakkında
Bu durumda, Pütün’ün gözaltı süresinin, 11 Kasım 1995 tarihinde yakalanması ile
birlikte baꢀladığını ve 21 Kasım 1995 tarihinde Đstanbul DGM yedek hakimi önüne
çıkarıldığında sona erdiğine hiç kimse itiraz etmemektedir.
Bu bağlamda, AĐHM Türk mevzuatının AĐHS’nin 5§3 maddesi hükümlerine uyumlu
hale getirilmesini amaçlayan kanun değiꢀikliği tekliflerini memnuniyetle karꢀılamaktadır.
Ancak AĐHM’nin bu durumda, baꢀvuranın davasına özel koꢀulları değerlendirme görevi
bulunmaktadır. Sözkonusu özel koꢀullar, ilgilinin on gün boyunca, sözkonusu tedbirin
uzatılmasına karar veren hukuki merciden baꢀka merciyi görme olanağından yoksun olarak,
gizli gözaltına maruz kaldığını kesin olarak ortaya konulmasını sağlamaktadır.
Đlgilinin sözkonusu faaliyetlere karıꢀtığına dair ciddi ꢀüpheler mevcut olsa da, 5.
Madde uyarınca, ulusal makamların, terör ya da benzeri nitelikli suçun bulunduğunu
düꢀündükleri her durumda, ulusal mahkemelerin ve en son AĐHS’nin denetim organlarının her
türlü etkin denetiminden uzak olarak ꢀüphelileri yakalama ya da gözaltına almaya yetkili
olmadıklarını hatırlatmak gerekir (Dikme-Türkiye, no: 20869/92, § 64 ve 66, AĐHM 2000-
VIII).
Benzeri suçlarla mücadele alanında soruꢀturma makamlarının karꢀı karꢀıya
kalabileceği özel sorunlar ve en azından baꢀvuran hakkında alınan özgürlükten yoksun
bırakan tedbirin, mevcut haliyle iç hukuka uygunluğu, 5§3 maddesinin gerektirdiği gibi
makamları, sanığı “hemen” hakim önüne çıkarmadan muaf tutamaz (ibidem, § 61 ve 64).
Bu konuda AĐHM, Brogan ve diğerleri-Birleꢀik Krallık kararında, daha sonra da
birçok kez onaylanan, adli denetimden uzak dört gün altı saatlik bir gözaltının, toplum için
teröre karꢀı gerekli önlemleri alma amacı gütse de, 5§3 maddesinin izin verdiği kesin sınırları
aꢀtığına karar vermiꢀtir (29 Kasım 1988 tarihli karar, A serisi no: 145-B, s. 33-34, § 62).
AĐHM, sözkonusu karardan vazgeçirmek için, Hükümet haklı hiçbir olay ya da
argüman sunmadığından, bu davada gözaltı süresinin 5§3 maddesinde yer alan ivedilik
gerekliliğine cevap vermediği sonucuna varmaktadır.
Dolayısıyla sözkonusu hüküm ihlal edilmiꢀtir. Böyle bir tespit ise AĐHM’yi, AĐHS’nin
5§1 c) maddesi açısından ortaya konulan diğer olayları incelemekle yükümlü kılmamaktadır.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran maddi tazminat olarak 7.000 Euro istemektedir. Ayrıca baꢀvuran, iꢀkence
altında tutulması ve ailesinin ve kendi gururunun çiğnenerek, haksız olarak “terörist” ilan
edilmesinden kaynaklanan hem fiziksel hem de psikolojik travmalara maruz kaldığından
dolayı manevi zarar olarak 20.000 Euro istemektedir.
AĐHM, baꢀvuranın iddia edilen maddi zararının niteliğini açıklamadığını ve herhangi
bir belgeyle iddialarını desteklemediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla bu iddialar kabul
edilemez.
Ancak AĐHM, hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana manevi zarar için 3.500 Euro
verilmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuran temsil edilmesine bağlı masraf ve harcamalar adı altında, avukatının
mektubunu dayanak olarak sunarak, toplam 3.350 Euro istemektedir.
AĐHM, 41. madde gereğince, sadece gerçekten gerekli olarak yapılan ve makul
miktardaki masrafların geri ödenebileceğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında,
Nikolova-Bulgaristan, no: 31195/96, § 79, AĐHM 1999-II).
Baꢀvuran iddialarını belgelemese de, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, 1.200
Euro’dan, adli yardım olarak Avrupa Konseyi’nin daha önce vermiꢀ olduğu 4.100 Fransız
Frangı’na denk gelen 625,04 Euro düꢀürülerek kalan miktarın baꢀvurana ödenmesinin makul
olduğuna kanaat getirmektedir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına 3 puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Baꢀvuranın, AĐHS’nin 3. maddesine göre yaptığı ꢀikayetinin yeniden incelenmesi talebinin
reddedilmesine;
2. Hükümet’in ön itirazının reddedilmesine;
3. AĐHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Davanın AĐHS’nin 5§1 –c maddesi açısından incelenmesine gerek olmadığına;
5. a) Bu kararın, AĐHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in
baꢀvurana:
i. manevi tazminat için 3.500 Euro (üç bin beꢀ yüz Euro)
ii. masraf ve harcamalar için 574,96 Euro (beꢀ yüz yetmiꢀ dört Euro doksan altı sent)
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle
gecikme faizi uygulanmasına;
6. Hakkaniyete uygun tazminata iliꢀkin diğer taleplerin reddine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve 22 Aralık 2005 tarihinde, Đçtüzüğün 77.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło