31881/02

WyrokETPCz2008-11-25ECLI:CE:ECHR:2008:1125JUD003188102

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy odmowa ujawnienia raportu bezpieczeństwa, na podstawie którego cofnięto skarżącemu prawo do dzierżawy ziemi, naruszyła jego prawo do rzetelnego procesu sądowego zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak ujawnienia skarżącemu ani sądom krajowym raportu bezpieczeństwa, który stanowił podstawę cofnięcia jego statusu dzierżawcy ziemi, pozbawił go możliwości skutecznego zakwestionowania legalności tej decyzji. W konsekwencji, skarżący nie miał zapewnionych odpowiednich gwarancji przeciwko arbitralnym działaniom władz, co stanowiło naruszenie jego prawa do rzetelnego procesu sądowego zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał odwołał się do swojego wcześniejszego orzecznictwa w podobnych sprawach (Dağtekin vd.), gdzie również stwierdzono naruszenie w analogicznych okolicznościach.
Stan faktyczny
Skarżący, Bedran Gencer, dzierżawił ziemię rolną od państwa tureckiego na podstawie ustawy nr 3083. W 2000 roku jego status dzierżawcy został cofnięty przez Generalną Dyrekcję Reformy Rolnej na podstawie raportu bezpieczeństwa. Skarżący zaskarżył tę decyzję do sądów administracyjnych, jednak Generalna Dyrekcja odmówiła ujawnienia raportu, powołując się na bezpieczeństwo państwa. Sądy krajowe oddaliły jego skargę, uznając decyzję administracji za zgodną z prawem.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznał za dopuszczalne skargi dotyczące prawa do rzetelnego procesu sądowego i poszanowania własności, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną; stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w zakresie rzetelnego procesu sądowego; uznał za niepotrzebne odrębne rozpatrywanie skargi na podstawie art. 1 Protokołu nr 1.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   GENCER – TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no. 31881/02)   KARAR   STRAZBURG   Kasım 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde   kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   GENCER – TÜRKİYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 31881/02 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı olan   Bedran Gencer’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 22 Temmuz 2002   tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış   olduğu başvurudur.   Başvuran, AİHM önünde Mardin Barosu avukatlarından H. Cangir tarafından temsil   edilmiştir.   OLAYLAR   DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1952 doğumludur ve Şanlıurfa’da yaşamaktadır. 22 Kasım 1984 tarihinde   sayılı kanun yürürlüğe girmiş, kanunun 5. maddesine göre devlet arazilerinin ihtiyacı   olan ve belli şartları haiz çiftçilere (“hak sahipleri”) kiralanması öngörülmüştür. Sözkonusu   kanunun 24/1 maddesinde ise belli suçlardan hüküm giymiş olanların bu kanunun getirdiği   haklardan faydalanamayacakları belirtilmiştir.   Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından başvuran, hak sahiplerini belirlemekle görevli   Komisyona başvurarak Ceylanpınar’da arazi talep etmiş, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü   (“Genel Müdürlük”) kendisine kira ödemesi karşılığında süresiz olarak arazi tahsis etmiş,   başvuran geçimini bu arazide tarım yaparak sağlamıştır.   Yürütülen bir güvenlik soruşturması sonucu 11 Mayıs 2000 tarihinde başvuranın hak   sahibi statüsü Genel Müdürlük tarafından iptal edilmiştir. Başvuran 31 Mayıs 2000 tarihinde   yürütmenin durdurulması ve Genel Müdürlük kararının iptali talebiyle Gaziantep İdare   Mahkemesi’nde dava açmış, mahkeme başvuranın hak sahibi statüsünün iptali kararının   gerekçelerini idareden talep etmiştir. Mahkeme başvuranın yürütmenin durdurulması talebini   Ağustos 2000 tarihinde reddetmiştir.   Genel Müdürlük mahkemeye gönderdiği cevabi yazıda İdari Yargılama Usulü   Kanunu’nun 20/3 maddesine dayanarak talep edilen bilgi ve belgeleri “devletin güvenliğine   veya yüksek menfaatlerine ilişkin” oldukları gerekçesiyle göndermeyi reddetmiştir.   Gaziantep İdare Mahkemesi başvuranın hak sahibi statüsünün iptali ve Genel   Müdürlüğün ilgili bilgi ve belgeleri göndermemesinin mevzuata uygun olduğuna hükmederek   başvuranın davasını 7 Aralık 2000 tarihinde reddetmiştir.   Nisan 2002 tarihinde Danıştay başvuranın itirazını reddetmiş, karar başvurana 5   Temmuz 2002 tarihinde tebliğ edilmiştir.   GENCER – TÜRKİYE KARARI   HUKUK   I. HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZLARI   Hükümet, Danıştay kararının düzeltilmesi talebinde bulunmamış ve yürütmenin   durdurulması talebinin reddine Gaziantep İdare Mahkemesi’nde itiraz etmemiş olması   nedeniyle başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmuştur.   Hükümetin itirazının ilk kısmına ilişkin olarak AİHM, daha önceki davalarda benzer   itirazları inceleyip reddetmiş olduğunu hatırlatır (bkz. özellikle Dağtekin vd. – Türkiye, no.   70516/01 ve Gök vd. – Türkiye, no. 71867/01, 71869/01, 73319/01, 74858/01). Somut davada   sözkonusu tespitinden uzaklaşmasını gerektirecek neden görmemekte, dolayısıyla Hükümetin   itirazının bu kısmını reddetmektedir.   Hükümetin itirazının ikinci kısmına ilişkin olarak ise AİHM, AİHS’nin 35/1 maddesine   göre bir davayı ancak tüm iç hukuk yolları tüketildikten sonra inceleyebileceğini hatırlatır. Ne   var ki iç hukuk yollarının tüketilmesi şartı başvuranın sadece Sözleşme mağduriyetleri   bağlamında etkili, yeterli ve erişilebilir hukuk yollarına başvurmasını gerektirir.   Somut davada başvuranın şikâyeti kira sözleşmesinin haksız olarak iptal edilmesine   ilişkindir. Başvuran bu bağlamda Genel Müdürlüğün 11 Mayıs 2000 tarihli kararının iptali   istemiyle idare mahkemelerinde dava açmış ve sözkonusu kararın yürütmesinin durdurulması   için ara tedbir talebinde bulunmuştur. Ancak başvuranın talepleri Gaziantep İdare Mahkemesi   tarafından reddedilmiştir. AİHM’ye göre başvuranın yürütmenin durdurulması talebinin   reddine itiraz etmemiş olması önemli bir husus değildir, talebi usule ilişkin böyle bir şartı   yerine getirmediği için reddedilmemiştir. Başvuranın davasının ulusal mahkemelerce   incelenip bu konuda kesin ve bağlayıcı bir karar verildiği dikkate alındığında AİHM,   başvuranın AİHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarını tüketmiş kabul edilmesi   gerektiğine ve Hükümetin itirazının bu kısmının kabul edilmemesine karar verir.   II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   1. Yargılama süresi bakımından   Başvuran AİHS’nin 6/1 maddesine dayanarak yargılama süresinin makul süre şartını   yerine getirmediğini iddia etmiştir.   AİHM, sözkonusu sürenin 11 Mayıs 2000 tarihinde başlayıp 15 Nisan 2002 tarihinde   sona erdiğini kaydeder. Bu nedenle süre iki yargı aşamasında yaklaşık 2 yıldır. Bu nedenle   AİHM, somut davadaki yargılama süresinin AİHS’nin 6/1 maddesinde belirtilen makul süreyi   aşmış olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir.   Başvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle AİHS’nin 35.   maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.   2. Adil yargılama bakımından   Başvuran Genel Müdürlüğün hak sahibi statüsünün iptaline ilişkin belgeleri ulusal   mahkemelere göndermemiş olmasının AİHS’nin 6/1 ve 6/3 (a) ve (b) maddeleri bağlamında   adil yargılanma hakkını ihlal etmesinden şikâyetçi olmuştur.   GENCER – TÜRKİYE KARARI   Hükümet başvuranın iddiasına karşı çıkmıştır. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/3   maddesine göre istenen bilgi ve belgelerin devletin güvenliğine veya yüksek menfaatlerine   ilişkin olması halinde Başbakan veya ilgili bakanın söz konusu bilgi ve belgeleri   vermeyebileceğini ifade etmiştir. Hükümete göre somut davada idare, 3038 sayılı kanunun 24.   maddesi ve Uygulama Talimatı’nın 38. maddesi uyarınca kendisine tanınan takdir yetkisini   kullanmıştır. Buna göre özellikle sözkonusu bölgenin güvenliğini göz önünde bulundurarak   hak sahipleri listesinde değişiklik yapmıştır.   AİHM, somut davada olayların üst üste gelmesi ve sadece ceza yargılaması alanında   geçerli olan 6/3 maddesinin alt paragraflarının bazen hukuk davalarında birinci paragrafta   belirtilen adil yargılama güvencesinin genel unsurları olarak kabul edilebilmesi nedeniyle   başvuranın şikâyetlerinin bir bütün olarak AİHS’nin 6/1 maddesi bağlamında incelenmesini   uygun bulmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   AİHM geçmişte somut davaya benzer bir davayı (bkz. Dağtekin vd., yukarıda anılan)   inceleyip AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiş olduğunu kaydeder. O   davada ulusal yetkililer bir güvenlik soruşturmasının ardından başvuranların Türkiye’nin   güneydoğusunda çiftlik kiralama hakkını iptal etmiş, sözkonusu soruşturmanın sonuçları   başvuranlar ya da ulusal mahkemelere tebliğ edilmemiştir. Ayrıca ulusal yargılamanın hiçbir   aşamasında başvuranlara sözleşmelerinin iptal edilme nedenini öğrenme imkânı tanınmadığı   için sözkonusu güvenlik soruşturmasının neticesinin başvuranlar için önemli sonuçları   olmuştur. Hak sahibi statülerinin iptalinin kanuna uygunluğunu dile getirebilecekleri etkili bir   yol da kendilerine tanınmamıştır.   AİHM, somut davada farklı bir sonuca varmak için neden görmemektedir. İhtilaf   konusu güvenlik soruşturması nedeniyle başvuran, ailesinin temel geçim kaynağı olan çiftlik   arazisinde tarım yapma hakkını kaybetmiş ve sözleşmesinin iptal edilmesine hiçbir gerekçe   gösterilmemiştir. Sözkonusu güvenlik soruşturmasının sonuçlarının ulusal mahkemelere   iletilmemiş olması nedeniyle hak sahibi statüsünün iptalinin kanuna uygunluğunu dile   getirebileceği etkili bir yol da kendisine tanınmamıştır. Sonuç olarak başvuran yetkililer   tarafından yapılan keyfi işlemlere karşı yeterli güvencelerden mahrum bırakılmıştır (bkz.   Dağtekin vd., yukarıda anılan).   Yukarıda belirtilenler ışığında AİHM, güvenlik soruşturması raporunun   açıklanmamasının başvuranın AİHS’nin 6/1 maddesi bağlamındaki adil yargılanma hakkını   ihlal ettiğine karar vermiştir. Dolayısıyla sözkonusu hüküm ihlal edilmiştir.   III. AİHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran ayrıca 1 no’lu Protokolün 1. maddesine dayanarak, ulusal mercilerden   kiraladığı arsanın yine ulusal mercilerin adaletsiz kararları sonucunda elinden alınmasından   şikâyetçi olmuştur.   GENCER – TÜRKİYE KARARI   Hükümet, yetkililerin başvuranın hak sahibi statüsünün iptal edilmesinde keyfi   davranmadıklarını ifade etmiştir. Ayrıca başvuranın 1 no’lu Protokolün 1. maddesi   bağlamında bir “mülkiyet”i bulunmadığını savunmuştur.   AİHM sözkonusu şikâyetin yukarıdaki şikâyetle bağlantılı olup aynı şekilde   kabuledilebilir olarak ilan edilmesi gerektiği düşüncesindedir.   Somut başvuruda dile getirilen temel Sözleşme sorunu, ulusal yargılamanın AİHS’nin   6/1 maddesi bağlamında adil olup olmadığıdır. Sözkonusu hükmün ihlal edildiğinin tespiti   nedeniyle AİHM, başvuranın 1 no’lu Protokolün 1. maddesine dayanan şikâyetine ilişkin ayrı   bir hüküm vermenin gerekli olmadığını değerlendirir (bkz. Dağtekin vd., yukarıda anılan).   IV. AİHS’NİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, aynı olaylara dayanarak AİHS’nin 13., 14. ve 18. maddeleri ile korunan   haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş, Hükümet iddialara karşı çıkmıştır.   AİHM, dava dosyasında sözkonusu hükümlerin ihlaline işaret eden hiçbir delil   bulamamıştır. Bu nedenle başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHS’nin   35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca reddedilmelidir.   V. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   Başvuran adil tatmine ilişkin herhangi bir talepte bulunmamıştır. Bu nedenle AİHM   kendisine herhangi bir ödeme yapılmaması gerektiğine karar vermiştir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvuranın adil yargılanma ve mülkiyet dokunulmazlığına saygı haklarına ilişkin   şikâyetlerinin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;   2. Adil yargılamaya ilişkin olarak AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. Başvuranın 1 no’lu Protokolün 1. maddesine dayalı şikâyetinin ayrıca incelenmesine   gerek bulunmadığına;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 25 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło