31881/96

WyrokETPCz2001-09-25ECLI:CE:ECHR:2001:0925JUD003188196

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego oraz brak niezawisłości i bezstronności Sądu Wojennego, który skazał skarżącego, naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie karne, trwające 14 lat i 9 miesięcy, było nadmiernie długie, pomimo złożoności sprawy i dużej liczby oskarżonych. Podkreślił, że państwo ma pozytywny obowiązek zorganizowania swojego systemu sądownictwa w taki sposób, aby zapewnić rozpoznanie spraw w rozsądnym terminie. W kwestii niezawisłości i bezstronności, Trybunał stwierdził, że skład Sądu Wojennego, obejmujący sędziów wojskowych podlegających dyscyplinie wojskowej i ocenom służbowym, a także oficera podlegającego dowódcy stanu wojennego, budził uzasadnione obawy co do jego niezawisłości i bezstronności, zwłaszcza w przypadku sądu orzekającego w sprawie cywila. Obecność sędziów cywilnych nie była wystarczająca, aby rozwiać te obawy.
Stan faktyczny
Skarżący, Fikri Tamkoç, został aresztowany 2 marca 1981 r. pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji Dev-Yol. Podczas przesłuchania na policji przyznał się do udziału w działaniach organizacji i zabójstwie, ale później odwołał zeznania. Został oskarżony o próbę obalenia porządku konstytucyjnego i inne przestępstwa. Sąd Wojenny w Ankarze skazał go 19 lipca 1989 r. na 9 lat i 4 miesiące więzienia. Po apelacji i przekazaniu sprawy do Sądu Kasacyjnego (w związku z likwidacją sądów wojennych), wyrok został utrzymany w mocy 27 grudnia 1995 r., a kara zmniejszona do 7 lat.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania karnego. Trybunał stosunkiem głosów sześć do jednego stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłego i bezstronnego sądu wojennego. Trybunał zasądza skarżącemu 100 000 franków francuskich tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 8 000 franków francuskich tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Trybunał odrzuca pozostałe żądania skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı   Tamkoç-Türkiye Davası   Baꢀvuru no: 31881/96 Strazburg   Eylül 2001   USULĐ ĐꢁLEMLER   1. Davanın nedeni, bir Türk vatandaꢀı olan Fikri Tamkoç'un ("baꢀvuran"), 21 Mayıs   tarihinde, Đnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleꢀme'nin ("Sözleꢀ   me") eski 25.maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu'na   ("Komisyon") yaptığı baꢀvurudur (baꢀvuru no. 31881/96).   2. Baꢀvuranı Ankara’da faaliyet gösteren avukat Oya Ersoy Ataman temsil etmiꢀtir.   Bu davaya yönelik olarak Türk Hükümeti bir Ajan tayin etmemiꢀtir.   3. Baꢀvuran, kendisine karꢀı yürütülen ceza yargılamasının “makul sürede” sonuçlan-   madığını ve tarafsız ve bağımsız olmayan Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından yar-   gılandığı için adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Ayrıca, polise baskı   altında verdiği ifadelere dayanılarak mahkum edildiğini öne sürmektedir.   4. Baꢀvuru, 1 Kasım 1998 tarihinde, Sözleꢀme'nin 11 No'lu Protokolü yürürlüğe   girdiğinde, anılan Protokol'ün 5. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Mahkeme’ye gönderilmiꢀtir.   5. Baꢀvuru, Mahkeme'nin Birinci Kısmına verilmiꢀ (Đçtüzük, 52. madde, 1.fıkra) ve bu   bölüm içinde davayı inceleyecek olan daire (Sözleꢀme'nin 27§1 Maddesi), Đçtüzüğün 26§1   maddesine uygun olarak teꢀ ekkül etmiꢀ tir. Mahkeme'de Türkiye'yi temsil eden Sn. Yargıç   Rıza Türmen davadan çekilmiꢀtir (Đçtüzük 28.madde). Bunun üzerine Hükümet Sn. Feyyaz   Gölcüklü'yü Sn. Rıza Türmen'in yerine ad hoc yargıç olarak atamıꢀtır (Sözleꢀme'nin 27§2 ve   Đçtüzüğün 29§1 maddeleri).   6. 11 Ocak 2000 tarihli bir kararla, Daire, baꢀvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme   tarafından makul bir süre içinde adil yargılanma hakkıyla ilgili ꢀikayetlerini kabuledilebilir   bulmuꢀ, ꢀikayetlerin geri kalanını ise kabuledilemez ilan etmiꢀtir.   7. Gerek baꢀvuran, gerekse Hükümet, esaslara iliꢀkin olarak görüꢀlerini bildirmiꢀ   lerdir   (Đçtüzük 59/1).   OLAYLAR   I.DAVAYA ESAS TEꢁKĐL EDEN OLAYLAR   A. Baꢀvuranın yakalanması ve tutuklanması   8. 2 Mart 1981 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polis memurları, Baꢀ   vuranı yasadıꢀı Dev-Yol örgütüne üye olduğu ꢀüphesiyle tutuklamıꢀlardır. Polis memurları   tarafından yapılan sorgulaması sırasında baꢀ vuran Dev-Yol'un eylemlerine ve G.S.'nin   öldürülmesi olayına karıꢀtığını itiraf etmiꢀtir.Baꢀvuran, ayrıca militanların silahlarını sakladık-   ları yerleri polislere göstermiꢀtir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2001. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler   Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının   tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle   ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   9. 7 Nisan 1981 tarihinde Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi, baꢀvuranın tutukluluk   halinin devamına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran, sorgu hakimi tarafından yapılan sorgulamasında,   kendisine yöneltilen suçlamaları red ve Dev-Yol üyesi olmadığını iddia etmiꢀtir.   10. 29 Mayıs 1981 tarihinde, baꢀvuran Ankara Askeri Savcılığı'na götürülmüꢀ ve   burada da kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiꢀtir.   B. Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'ndeki Yargılama   11. 26 ꢁubat 1982 tarihinde, Askeri Savcı, baꢀvuran ve diğer 722 davalı hakkındaki   iddianamesini Sıkıyönetim Mahkemesi'ne sunmuꢀtur. Savcı, baꢀvuranı, amacı Türk anayasal   düzenini yıkarak yerine Marksist-Leninist bir rejim kurmak olan yasadıꢀı silahlı örgüt Dev-   Yol'a üye olmakla suçlamıꢀtır. Baꢀvuran, G.S.'nin öldürülmesi ve I.A'nın yaralanması, çeꢀitli   konutlara ateꢀ açmak ve bazı dükkan ve evleri ateꢀe vermek gibi suçlarla da itham edilmiꢀtir.   Savcılık, Türk Ceza Kanunu'nun 146/1 hükmü uyarınca ölüm cezası talep etmiꢀtir.   12. 24 Mart 1986 tarihinde baꢀvuran tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmiꢀtir.   13. 19 Temmuz 1989 tarihinde, iki sivil bir askeri yargıçla bir subaydan oluꢀan   Sıkıyönetim Mahkemesi, baꢀvuranı Dev-Yol üyesi olduğu ve G.S'nin öldürülmesine karıꢀtığı   için suçlu bulmuꢀ, diğer suçlardan dolayı ise baꢀvuranın beraatine karar vermiꢀtir. Mahkeme   baꢀvuranı TCK'nun 168/2 maddesi uyarınca 9 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırmıꢀ, ayrıca amme   hizmetlerinden müebbeden yasaklanmasına ve adli vesayet altına alınmasına hükmetmiꢀtir.   C. Temyiz Đꢀlemleri   14. Baꢀvuran kararı Askeri Yargıtay'da temyiz etmiꢀtir.   15. Sıkıyönetim mahkemelerini ilga eden 27 Aralık 1993 tarihli Kanunun yürürlüğe   girmesinin ardından, davaya bakma yetkisi Yargıtay'a geçmiꢀ ve dosya da Yargıtay'a   gönderilmiꢀtir.   16. 27 Aralık 1995 tarihinde, Yargıtay baꢀvuranın mahkumiyetini onamıꢀtır. Fakat,   Sıkıyönetim Mahkemesinin kararını gözden geçirerek baꢀvuranın hapis cezasını yedi yıla   indirmiꢀtir.   II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMA   A. Ceza Hukuku   17. Türk Ceza Kanunu'nun 146/1 hükmü aꢀağıdaki gibidir:   "Türkiye Cumhuriyeti Teꢀkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya   ilgaya ve bu kanun ile teꢀekkül etmiꢀ olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan   men'e cebren teꢀebbüs edenler, idam cezasına mahküm olur."   18. Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesi aꢀağıdaki gibidir:   "Her kim, ... maddelerde yazılı cürümleri iꢀlemek için silahlı cemiyet ve çete teꢀkil eder yahut böyle bir   cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa onbeꢀ seneden aꢀağı   olmamak üzere ağır hapis cezasına mahküm olur.   Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan onbeꢀ yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır."   B. Sıkıyönetim Mahkemeleri   19. Yargı organlarının tabi oldukları hükümler aꢀağıdaki gibidir:   1.Anayasa   madde 138 / 1 ve 2   "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani   kanaatlerine göre hüküm verirler.   Hiçbir organ, makam, merci veya kiꢀi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere   emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. "   Madde 139 / 1   "Hakimler... azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaꢀtan önce emekliye ayrılamaz"   Madde 145   "Askeri mahkemeler.... asker kiꢀilerin aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve   görevleri ile ilgili olarak iꢀledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.   Askeri mahkemelerin savaꢀ veya sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kiꢀiler bakımından   yetkili oldukları; Kuruluꢀları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adli yargı hakim ve savcılarının   görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.   Askeri hakimlerin özlük iꢀleri, görevli bulundukları komutanlık ile iliꢀkileri, mahkemelerin   bağımsızlığı, hakimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenlenir."   2. Sıkıyönetim Kanunu (13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı Kanun)   Madde 11 / 1   "Milli Savunma Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde yeteri kadar askeri mahkeme kurulur..."   Madde 11 / 4   "Bu mahkemelere atanacak adli müꢀavir, askeri hakim ve askeri savcılar Genelkurmay   Baꢀkanlığı Personel Baꢀkanı, Adli Müꢀaviri ile atanacakların mensup olduğu kuvvet   komutanlığının Personel Baꢀkanı ile Adli Müꢀaviri ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri Adalet   Đꢀleri Baꢀkanından oluꢀan kurul tarafından tesbit edilecek adaylar arasından Genelkurmay   Baꢀkanının görüꢀü alınarak usulüne göre atanır."   Madde 11 / 6   "Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerine yeteri kadar subay üye Genelkurmay Baꢀkanının teklifi   üzerine askeri hakim subayların tayini usulüne göre atanır."   3. Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu (26 Ekim 1963 Tarih ve   Sayılı Kanun)   Madde 4   "Askeri mahkemelerin, subay üyeleri ile yedekleri, nezdinde askeri mahkeme kurulan komutan   veya askeri kurum amiri tarafından her yılın Aralık ayında o mahkemenin yetkisine giren birlik   ve kurum mensupları arasından bir yıl süre ile değiꢀtirilmemek üzere seçilir."   4. Askeri Hakimler Kanunu (26 Ekim 1963 tarih ve 357 sayılı Kanun)   Madde 12   "Askeri hakim subayların rütbe terfii, rütbe kıdımliliği, kademe ilerlemesi yapmalarını temin   edecek yeterlilikleri sicil ile saptanır."   A) Sicil belgeleri; general-amiral sicil belgesi, Subay (asteğmen-albay) sicil belgesi ve mesleki   sicil belgesi olmak üzere üç çeꢀittir.   ...   B) Subay sicil belgesini düzenlemeye ve sicil vermeye yetkili idari sicil üstleri:   Birinci sicil üstü: Sicili düzenlenecek askeri hakim subayın kuruluꢀ bağlantısına göre nezdinde   askeri mahkeme kurulan komutan veya askeri kurum amiri.   Đkinci sicil üstü: Kuruluꢀ bağlantısına göre birinci sicil üstünün bir üst görev yerinde bulunan   komutan veya amir durumundaki.   Üçüncü sicil üstü: Kuruluꢀ bağlantısına göre ikinci sicil üstünün bir üst görev yerinde bulunan   komutan veya amir durumundaki subay.   Madde 29   "Askeri Hakim subaylar hakkında Milli Savunma Bakanı tarafından, savunmaları aldırılarak,   aꢀağıda açıklanan disiplin cezaları verilebilir:   -Yazılı uyarı...;   -Kınama..."   HUKUK   I. SÖZLEꢁMENĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   20. Baꢀvuran, kendisine, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından makul bir   süre içinde adil yargılanma hakkı tanınmadığı için Sözleꢀme'nin 6/1 hükmünün ihlal   edildiğini öne sürmektedir.Anılan hüküm aꢀağıdaki gibidir:   "Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, ...bir mahkeme   tarafından davasının makul bir süre içinde...görülmesini istemek hakkına sahiptir."   A. Mahkeme'nin ratione temporis yetkisi   21. Mahkeme, Sözleꢀme'ye Ek 11 No'lu Protokolün yürürlüğe girmesi karꢀısında bu   baꢀvuru bakımından ratione temporis yetkisiyle ilgili bir sorun ortaya çıktığını   gözlemlemektedir.   22. Mahkeme, bu bağlamda, 1 Kasım 1998 tarihinde, 11 No'lu Protokol'ün yürürlüğe   girmesiyle, bu dava gibi Komisyon önünde görülmekte olan ama henüz kabuledilebilir   bulunmamıꢀ olan davaların anılan Protokol'deki hükümler uyarınca Mahkeme'nin   incelemesine tabi olduğu hususuna dikkat çeker. Protokol'ün 5/2 maddesinin geçici bir   düzenlemenin parçası olarak, davaların eski Komisyon tarafından incelenmesini sağlama   amacı gözönünde bulundurulduğunda, Mahkeme'nin ratione temporis yetkisi davalı Devlet'in   bireysel baꢀvuru hakkını tanıdığı tarihe göre belirlenecektir   23. Dolayısıyla, eski Mahkeme'yi, 25 Mart 1996 tarihli Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye   kararında (RD, 1996-II, s.410-411, §§ 26-28) ratione temporis yetkisinin, davalı Devlet'in   Mahkeme'nin yetkisini kabul ettiği 22 Ocak 1990'dan itibaren baꢀladığı sonucuna götüren   mülahazalar, mahkemenin yetkisini, bu tarihten itibaren meydana gelen olay ve olgularla   sınırlandırmak amacıyla öne sürülemez (bkz. Cankoçak-Türkiye, baꢀvuru no. 25182/94 ve   26956/95, § 26 AĐHM 2001-...).   Mahkeme bu saptamanın tartıꢀmalı olmadığına dikkat çeker.   B. ꢁikayetlerin Esasları   1. Yargılamanın Uzunluğu   (a) Dikkate alınacak dönem   24. Mahkeme, yargılamanın, baꢀvuranın yakalandığı 2 Mart 1981 tarihinde baꢀlayıp,   Yargıtay'ın, baꢀvuranın mahkumiyetini onayladığı 27 Aralık 1995 tarihinde de bittiğine dikkat   çeker. Dolayısıyla, baꢀvuranın yargılaması ondört yıl dokuz ay sürmüꢀtür.   Bununla birlikte Mahkeme, Türkiye'nin bireysel baꢀvuru hakkını tanıdığına iliꢀkin   bildirimde bulunduğu 28 Haziran 1987 tarihinden beri geçen sekiz yıl onbir aylık dönemi   inceleyebilmektedir (bkz. Üstte 22. paragraf). Yine de Mahkeme, üstte anılan bildirimin   yapıldığı sırada yargılamanın ne durumda olduğunu dikkate almak zorundadır. Söz konusu   tarihte, yargılama beꢀ yıl on aydır sürmekteydi.   (b) Yargılama süresinin makullüğü   25. Đddia konusu sürenin makullüğü, dava koꢀullarının ıꢀığında ve Mahkeme   içtihatlarıyla oluꢀturulan özellikle de davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili mercilerin   davranıꢀları gibi kriterler göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir (bkz. üstte anılan   Mitap ve Okçuoğlu kararı, s.411, § 32).   26. Hükümet, davanın karmaꢀıklığını ve baꢀvurana yöneltilen suçlamaların niteliğini   vurgulamıꢀtır. Yine Hükümet, baꢀvurana yirmiden fazla suçla ilgili suçlama yöneltildiğine ve   cinayet ve bombalama suçlarından mahkum olduğuna dikkat çekmiꢀtir. Mahkeme, baꢀvuranın   da aralarında bulunduğu 723 davalının yargılandığı davayı incelemek zorundadır. Yetkililer,   baꢀvuranında mensubu olduğu terörist ꢀebekenin kapsamını ve eylemlerini belirleyebilmek   için zamana ihtiyaç duymuꢀlardır. Sıkıyönetim Mahkemesi, hızlandırıcı bir usul izlemiꢀ ve   yargılamayı hızlandırmak için gerekli her türlü çabayı göstermiꢀtir. Haftada üç kere olmak   üzere beꢀ yüzden fazla duruꢀma yapmıꢀtır. Savcı, iddianamesini hazırlayabilmek için ikibin   sayfadan fazla tutan savunmaları incelemek zorunda kalmıꢀtır. Dava dosyası yaklaꢀık bin   klasörden fazla olup, sadece kararın özeti 248 sayfa kadar tutmuꢀtur.   Kısaca, Hükümet, bu etkenlerin yargılamanın uzunluğunu açıkladığını ve yargısal   makamlara ihmal ya da gecikmenin isnat edilemeyeceğini iddia etmiꢀtir.   27. Baꢀvuran cevaben beꢀ yıl tutuklu kaldığını ve mahkemelerin davasıyla ilgili kesin   bir karara varamadıklarını belirtmiꢀtir. Bu bağlamda baꢀvuran, gecikmenin sorumluluğunun   hükümete isnat edilebileceğine iꢀaret etmiꢀtir. Baꢀvuran Sıkıyönetim Mahkemesinin nihai   kararından beꢀ yıl sonra yargılama yetkisinin Yargıtay'a geçtiğine ve Yargıtay'ın da kesin   karar vermesinin bir yıl aldığına dikkat çekmektedir. Dolayısıyla baꢀvuran, yargılamada altı   yıl gibi önemli bir gecikmenin meydana geldiğini belirtmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranın görüꢀüne   göre, davanın karmaꢀıklığı ve davalıların sayısının fazlalığı 15 yıl kadar süren bir yargılamayı   mazur gösteremez. Bu bağlamda baꢀvuran, Devlet'in davaya bakmak üzere yeteri kadar hakim   atamak zorunda olduğunu idda etmiꢀtir.   28. Mahkeme, davalıların sayılarının çokluğu, suçlamaların ciddiliği ve mahkemenin   büyük çaplı bir davaya bakarken karꢀılaꢀtığı zorluklar nedeniyle sözkonusu davanın karmaꢀık   bir dava olduğuna iliꢀkin hükümet görüꢀüne katılmaktadır. Fakat, dava mevcut sorunların   karmaꢀıklığı bakımından açıklanamayacağı için Mahkeme, davayı baꢀvuranın ve ulusal   mercilerin davranıꢀları çerçevesinde inceleyecektir (bkz. Üstte 25. paragraf).   29. Bu bağlamda, davalı Hükümet'in yargılamanın herhangi bir aꢀamasında   baꢀvuranın davranıꢀlarıyla ilgili bir eleꢀtiride bulunmadığına dikkat çekilmelidir. Mahkeme,   yargılamanın uzunluğunun sadece, yerel mahkemelerin davayı yeterince özenli   incelememesiyle açıklanabileceğini tekrarlar (bkz. Cankoçak kararı, §32).   30. Bu bağlamda Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemesi'nin yaklaꢀık 8 yıl 4 aylık bir   sürede karar verebildiğini gözlemlemektedir. Askeri Yargıtay'ın temyiz incelemesi de 4   yıldan fazla sürmüꢀtür. Ayrıca, Yargıtay davanın kendisine geçmesinden yaklaꢀık 2 yıl sonra,   Aralık 1995 tarihinde karar vermiꢀtir. Mahkeme, nihai kararın verilmesinin, davanın   karmaꢀıklığı nedeniyle geciktiğine iliꢀkin Hükümet iddiasını tartıꢀmamaktadır. Ayrıca   Mahkeme, dava yetkisinin askeri mahkemelerden sivil mahkemelere geçmesiyle sonuçlanan   yasal değiꢀikliklerin de geciktirici etkenler olarak davanın uzamasına katkıda bulunduğunu   gözlemlemektedir.   31. Bununla birlikte Mahkeme, müteaddit defalar vurguladığı gibi, Sözleꢀme'nin 6/1   maddesinin, Sözleꢀmeci Devletler'e yargısal düzenlerini, davaları makul bir sürede görme   yükümü de dahil olmak üzere, kendi mahkemelerinin yükümlülüklerini yerine   getirebilecekleri bir ꢀekilde düzenleme görevi verdiğini tekrarlar (Pelissier and Sassi-Fransa   [GC], s.301, §74, no. 25444/94, ECHR 1999-II). Dolayısıyla, baꢀvurana karꢀı yürütülen cezai   kovuꢀturmanın uzamasının sorumluluğu ulusal makamlara atfedilmelidir. Bu nedenle   Mahkeme, ceza yargılamasının uzun sürmesinin "makul süre" yükümlülüğünün yerine   getirilmemesine yol açtığı sonucuna varmıꢀtır.   32. Dolayısıyla, Sözleꢀme'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   2. Sıkıyönetim Mahkemelesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   (a) Tarafların Đddiaları   (i) Baꢀvuran   33. Baꢀvurana göre, kendisini yargılayan Sıkıyönetim Mahkemesi, Sözleꢀme'nin 6/1   maddesi anlamında "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" olarak görülemez çünkü anılan   mahkemede bulunan beꢀ üyeden ikisi askeri yargıç biri de subaydır. Askeri yargıçlar ordunun   hizmetindeki subaylar olup, idareden emir almaktadırlar. Bu üyeler ordu disiplinine tabidir ve   kendileri hakkında sicil raporları düzenlenmektedir. Hukuk eğitimi almamıꢀ olan subay üye   ise sıkıyönetim komutanına karꢀı sorumludur.   (ii) Hükümet   34. Hükümet, sözkonusu dönemde sıkıyönetim mahkemelerinde iki askeri yargıcın   yanısıra, yargısal bağımsızlıkları ve dokunulmazlıkları Anayasal güvence altında bulunan iki   de sivil yargıcın bulunduğunu öne sürmüꢀtür. Subay üyenin tek görevi ise duruꢀmanın   düzenini sağlamak olup hiçbir yargısal yetkisi bulunmamaktadır. Hükümet'e göre,   Sıkıyönetim Mahkemeleri'ndeki askeri yargıçların atama ve sicil usulü ve yargısal görevlerini   ifa ederken sahip oldukları güvenceler Mahkeme'nin konuyla ilgili içtihatlarıyla tespit edilmiꢀ   kriterlere tamamıyle uymaktadır. Dolayısıyla Hükümet, Mahkemeden, baꢀvuranın "bağımsız   ve tarafsız bir mahkeme" tarafından adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna   varmasını talep etmiꢀtir.   (b) Mahkemenin değerlendirmesi   35. Mahkeme, 8 Aralık 1994 tarihli Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye kararında,   Komisyon'un, iꢀbu davada Hükümet tarafından dile getirilen iddialara benzer iddiaları ele   almak zorunda kaldığına dikkat çeker. Sözleꢀme'nin 31. maddesi uyarınca hazırladığı raporda,   Komisyon, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin yapısını ve iꢀleyiꢀini düzenleyen yasal kuralların bu   mahkemelerin bağımsızlıklarıyla özellikle de askeri yargıç üyelerininin atanma ve sicil   usulleri konusunda çok sayıda sorun ortaya çıkardığına dikkat çekmiꢀtir. Komisyon,   sözkonusu mahkemelerde bulunan subay üyenin hiyerarꢀik olarak sıkıyönetim ve/veya   kolordu komutanına bağlı olması nedeniyle askeri makamlardan bağımsız olmadığını   gözlemlemiꢀtir. Bu nedenle Komisyon, baꢀvuranın Sıkıyönetim Mahkemesi'nin bağımsızlığı   ve tarafsızlığıyla ilgili olarak dile getirdiği endiꢀelerin nesnel bir biçimde haklı olduğunu ve   Sözleꢀme'nin 6/1 hükmünün ihlal edildiğini ifade etmiꢀtir.   36. Bu bağlamda, ratione temporis yetkisi dıꢀında kaldığı için eski Mahkeme'nin   baꢀvuranın Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin bağımsızlık ve tarafsızlığıyla ilgili ꢀikayetlerini   inceleyemediğini belirtmek gerekir (bkz. Üstte anılan Mitap ve Müftüoğlu kararı, s. 410, §   27). Fakat, Mahkeme'nin ratione temporis yetkisiyle ilgili olarak üstte varılan sonuç göz   önünde tutularak (bkz. Üstteki 23. paragraf), bu sorun artık Mahkeme tarafından   incelenmelidir.   37. Mahkeme, Sözleꢀme'nin 6/1 maddesi bakımından bir mahkemenin "bağımsız"   olup olmadığı incelenirken, üyelerinin atanma biçimi ve görev süreleri, dıꢀtan gelecek   baskılara karꢀı mevcut güvencelerin olup olmadığı ve bir bağımsızlık görüntüsü verip   vermediğine bakılması gerektiğini tekrarlar (bkz. 25 ꢁubat 1997 tarihli Findlay-Đngiltere   Kararı, Raporlar 1997-I, s.281, § 73).   38. Mahkeme, Sözleꢀme'nin 6/1 hükmü bakımından "tarafsızlığın" mevcudiyetinin,   öznel bir sınamaya yani belli bir olayda belli bir yargıcın kiꢀisel kanı ve davranıꢀlarına ve   nesnel bir sınamaya yani hiçbir ꢀüpheye mahal vermeksizin yargıca yeterli güvence verilip   verilmediğine bakılarak belirlenmesi gerektiğini hatırlatır.   39. Bu davada bağımsızlık ve tarafsızlık sorunlarını birbirinden ayırmak zor   gözükmektedir çünkü baꢀvuran tarafından mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliꢀkin   olarak öne sürülen iddialar aynı olgusal mülahazalara dayanmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme   her iki sorunu da birlikte inceleyecektir.   40. Türk Anayasası'nın 145. Maddesi ve 1402 Sayılı Kanun Sıkıyönetim   Mahkemelerinin yasal çerçevesini ve iꢀleyiꢀini düzenlemektedir (bkz. Üstte 19. paragraf). Bu   mahkemeler iki sivil, iki askeri yargıç ve bir de subay üyeden oluꢀmaktadır.   Mahkeme, bu bağlamda, iki sivil yargıcın tarafsızlığının ve bağımsızlığının, her iki   tarafça da tartıꢀılmadığını gözlemlemektedir. Bundan dolayı Mahkeme sadece Sıkıyönetim   Mahkemesi heyetindeki askeri yargıç ve subay üyelerin durumunu inceleyecektir.   41. Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemelerindeki askeri yargıçların Genelkurmay   Baꢀkanlığı Personel Baꢀkanı, Adli Müꢀaviri ile atanacakların mensup olduğu kuvvet   komutanlığının Personel Baꢀkanı ile Adli Müꢀaviri ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri   Adalet Đꢀleri Baꢀkanından oluꢀan kurul tarafından seçildiğine dikkat çeker. Bu ꢀekilde seçilen   yargıçlar, Genelkurmay Baꢀkanı'nın görüꢀü alınarak Savunma Bakanı, Baꢀbakan ve   Cumhurbaꢀkanı'nca imzalanan üçlü kararnameyle atanır.   Subay üye ise, bu davada bir kıdemli Albay, Genelkurmay Baꢀkanının teklifi üzerine   askeri hakim subayların tayini usulüne göre atanır. Subay üye, bir yılın dolması üzerine   görevden alınabilir (bkz. Üstte para. 19).   42. Sıkıyönetim Mahkemesi üyelerini dıꢀtan gelecek baskılara karꢀı koruyan   güvencelerin mevcudiyetiyle ilgili olarak, Mahkeme, askeri yargıçların sivil meslektaꢀlarıyla   aynı mesleki eğitimi aldıklarına dikkat çeker. Ayrıca, askeri yagıçlar sivil yargıçlarla aynı   anayasal güvencelerden de yararlanmaktadır. Sıkıyönetim Mahkemesi üyesi oldukları süre   boyunca görevden alınamayacakları gibi, rızaları olmaksızın emekliliğe de sevk edilemezler.   Anayasa'ya göre, yargıçlar bağımsız olmalıdır ve görevlerini yerine getirirlerken hiçbir   makam kendilerine talimat veremez.   43. Bununla birlikte, askeri yargıçların statülerinin diğer yönleri, bağımsızlıkları ve   tarafsızlıkları hakkında soru iꢀaretleri uyandırmaktadır. Birincisi, askeri yargıçlar, yürütmenin   emrindeki orduya tabidirler. Đkincisi, baꢀvuranın da haklı olarak iꢀaret ettiği gibi, askeri   hakimler, askeri disiplin ve sicil değerlendirmesine tabidirler. Dolayısıyla, terfi etmek için   hem idari hem de yargısal üstlerinin olumlu sicil notuna ihtiyaç duymaktadırlar. Son olarak,   atanmalarıyla ilgili kararlar, idari makamlar ve ordu tarafından alınmaktadır.   Sıkıyönetim Mahkemesi heyetinde bulunan subay üye konusunda ise, Mahkeme, bu   üyenin, ilgili sıkıyönetim ve/veya kolordu komutanının emir komutası altında olduğunu   gözlemlemektedir. Subay üye hiçbir ꢀekilde bu makamlardan bağımsız değildir.   44. Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin Anayasal düzeni ve demokratik rejimi   yıkmayı amaçlayan suçlarla ilgili davalara bakmak üzere kurulduğuna dikkat çeker.   Olağanüstü yetkileri bulunan bu mahkemeler, silahlı kuvvetlerin, ülkenin "iç güvenliği"yle   ilgilendiği ve bölge komutanlarının o bölgedeki ꢀiddet eylemlerini bastırmak için polis   yetkileri kullandığı sıkıyönetim süresince faaliyet göstermektedirler.   45. Bununla birlikte, Mahkeme'nin görevi, bu tür mahkemelerin bir Sözleꢀmeci   Devlet'te kurulmasının gerekli olup olmadığını in abstracto olarak belirlemek ya da ilgili   uygulamayı gözden geçirmek değil fakat, bu mahkemelerden herhangi birinin iꢀleyiꢀinin   baꢀvuranın adil yargılanma hakkının ihlalini teꢀkil edip etmediğini belirlemektir.   46. Mahkeme'nin görüꢀüne göre, izlenimler bile önemli olabilir. Tehlikede olan,   demokratik bir toplumda bulunan mahkemelerin, ceza yargılaması söz konusu olduğunda,   halkta, daha da önemlisi sanıkta uyandırdığı güvendir. Belli bir davada, bir mahkemenin   bağımsızlığının ya da tarafsızlığıyla ilgili endiꢀe duyulmasına iliꢀkin meꢀru bir sebebin olup   olmadığının belirlenmesinde sanığın bakıꢀ açısı önemlidir ama belirleyici değildir. Belirleyici   olan, sanığın ꢀüphelerinin nesnel olarak makul bulunabilmesidir.   47. Bu bağlamda Mahkeme, bu davada olduğu gibi, bir mahkemenin üyeleri arasında,   görevleri ve hizmet organizasyonları bakımından, taraflardan birininin hiyerarꢀisine tabi   üyelerin bulunması durumunda, sanık ꢀahısların bu üyelerin bağımsızlığına iliꢀkin makul   ꢀüpheler besleyebileceğini düꢀünmektedir. Bu tür bir durum demokratik bir toplumda   uyanması gereken güveni etkileyecektir. Ayrıca, Mahkeme, bir sivilin, kısmen de olsa, silahlı   kuvvetler mensuplarından oluꢀan bir mahkemenin önüne çıkarılmak zorunda bırakılmasına   büyük önem atfetmektedir.   48. Öne sürülenler ıꢀığında, Mahkeme, Devlet'in anayasal düzenini yıkmaya çalıꢀmak   suçlamasıyla Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanan baꢀvuranın, iki askeri yargıç ve   sıkıyönetim komutanına bağlı bir subay üyenin içinde bulunduğu bir heyet tarafından   yargılanmasından dolayı haklı   bir endiꢀeye sahip olabileceğini düꢀünmektedir.   Bağımsızlıkları ve tarafsızlıklarıyla ilgili herhangi bir ꢀüphenin sözkonusu olmadığı iki sivil   yargıcın da anılan mahkeme heyetinde bulunması bu bağlamda herhangi bir değiꢀiklik   oluꢀturmamaktadır.   49. Sonuç olarak, baꢀvuranın Sıkıyönetim Mahkemelerinin bağımsızlık ve   tarafsızlıklarıyla ilgili endiꢀeleri nesnel olarak mazur görülebilir.   Dolayısıyla, Sözleꢀme'nin 6/1 hükmü ihlal edilmiꢀtir.   II. SÖZLEꢁMENĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   50. Sözleꢀme'nin 41. Maddesi aꢀağıdaki gibidir:   "Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."   A. Zarar   51. Baꢀvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 130,000 Fransız Frangı talep etmiꢀtir.   Bu bağlamda baꢀvuran, ceza yargılamasının haksız bir biçimde uzadığına ve 5 yıl keyfi olarak   hapis yattığına, maddi ve manevi zarara uğradığına ve uzun bir süre iꢀ bulamadığına iliꢀkin   iddialarına iꢀaret etmiꢀtir.   52. Hükümet, baꢀvuranın iddialarıyla ilgili herhangi bir yorum yapmamıꢀtır.   54. Mahkeme, bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkeme tarafından yapılan   yargılamayla ilgili olarak verilecek bir ihlal kararının tek baꢀına baꢀvuranın manevi zararını   karꢀılayacağını düꢀünmektedir.   Mahkeme, sadece yargılamanın uzunluğuyla ilgili Sözleꢀme ihlalinden dolayı tazminat   ödenebileceğini ve hesaplamayı buna göre yaptığını tekrarlar.   54. Baꢀvuranın yargılamasının toplam süresinin uzunluğunu dikkate alan Mahkeme,   kendisinin belli bir sıkıntıya düꢀtüğünü düꢀünmektedir. Hakkaniyet ilkesi temelinde kendisine   100,000 Fransız Frangı ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Masraflar   55. Baꢀvuran, bu baꢀlık altında 45,000 Frank talep etmiꢀtir. Baꢀvuran bu miktarın   15,000 Franklık kısmının avukat masrafı, geri kalanının da diğer masrafları teꢀkil ettiğini öne   sürmüꢀtür.   56. Hükümet, bu baꢀlık altında da herhangi bir görüꢀ belirtmemiꢀtir.   57. Hakkaniyet ilkesi temelinde ve içtihatlarıyla belirlenen ilkeleri göz önünde   bulundurarak karar veren Mahkeme, yaptığı masraflar için baꢀvurana 8,000 Frank   ödenmesinin makul olduğunu düꢀünmektedir.   C. Temürrüt Faizi   58. Mahkeme önündeki mevcut bilgilere göre, iꢀbu kararın benimsendiği tarihte   Fransa'daki yasal faiz oranı yıllık % 4,26'dır.   BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME,   1. Oybirliğiyle, ceza yargılamasının uzunluğu nedeniyle Sözleꢀme'nin 6/1 maddesinin ihlal   edildiğine;   2. Altıya karꢀı bir oyla baꢀvuranın bağımsız ve tarafsız olmayan Sıkıyönetim Mahkemesi'nce   yargılanmasından dolayı Sözleꢀme'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. Oybirliğiyle,   (a) Sözleꢀme’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren 3 ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek üzere davalı Devlet’in baꢀvurana,   (i) Manevi tazminat tutarı olarak 100,000 (yüzbin) Fransız Frangı   (ii) Masraflar için 8,000 (sekizbin) Fransız Frangı   yansıtılabilecek her türlü vergi düꢀüldükten sonra ödemesine;   (b) üç aylık süre sonunda yapılan ödemeler için, ödeme tarihine kadar yıllık % 4,26 faiz   uygulanmasına   4. Oybirliğiyle baꢀvuranın adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerinin reddine   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak verilmiꢀ ve 25 Eylül 2001 tarihinde, Đçtüzüğün 77.maddesinin 2.ve   3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Michael O'BOYLE   Sekreter   Elisabeth PALM   Baꢀkan   Sözleꢀme'nin 45/2 ve Mahkeme içtüzüğünün 74/2 hükümleri uyarınca, Sn. Gölcüklü'nün   muhalefet ꢀerhi bu karara eklenmiꢀtir.     YARGIÇ GÖLCÜKLÜNÜN KISMĐ MUHALEFET ꢁERHĐ   Mahkeme huzurunda, Türkiye'deki sıkıyönetim mahkemelerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   sorununun tartıꢀıldığı bu davada (Sözleꢀmenin 6/1 Maddesi), oyumu bir ihlal olmadığı   yönünde kullandım çünkü, çoğunluk kararının mantıksal sonucu yargısal sistemdeki her tür   askeri mahkemenin yasaklanması olacaktır. Gerekçelerim aꢀağıdaki gibidir.   1. Bu davada çoğunluğun baꢀlangıç noktası Đncal-Türkiye kararıdır. Kanaatime göre, Đncal   davası bu davadan oldukça farklıdır.   Đncal davası, iki sivil ve bir askeri yargıçtan oluꢀan sivil bir mahkemeyle yani Devlet   Güvenlik Mahkemesi'yle ilgiliydi. O mahkeme bir sivili sıradan ceza hukuku bağlamındaki   bir suçtan ötürü yargılamaktaydı. Mahkeme, o davada, askeri yargıçların Türk yargı   sisteminde sahip oldukları güvencelere rağmen, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin   üyelerinden birinin ꢀahıslarda, tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla ilgili ꢀüpheler uyandırabilecek   askeri yargıç olduğu için Sözleꢀme'nin 6/1 maddesi anlamında nesnel olarak tarafsız ve   bağımsız olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıꢀtı. O davadaki bakıꢀ açısı, o davada   sıradan bir suçtan ötürü bir sivili yargılayan sivil bir mahkeme söz konusu olduğu için   savunulabilirdi.   2. Fakat, iki sivil, iki askeri yargıç ve bir subay üyeden oluꢀan bir sıkıyönetim mahkemesiyle   ilgili bu davada durum oldukça farklıdır. Sıkıyönetim mahkemeleri nev-i şahsına münhasır   mahkemelerdir. Yargı yetkileri sınırlıdır: Sivillerin karıꢀtığı davalarda, kesin olarak askeri   nitelik taꢀıyan suçlara, askeri makamların –ve bunlarla birlikte sıkıyönetim mahkemelerinin-   ratione loci yetki üstlendikleri bir bölgede sıkıyönetim ilan edilmesine sebep olan suçlara   bakmakla yetkilidirler.   Tüm askeri mahkemelerde, iꢀin doğası gereği, en azından bir askeri yargıç bulunmalıdır. Đncal   örneği esas alınarak, üyeleri arasında askeri bir yargıcın bulunduğu bir mahkemenin 6/1   hükmü anlamında bağımsız ve tarafsız olmadığı sonucuna varmak, mantıksal olarak, tüm   askeri mahkemelerin 6/1. maddeye aykırı olduğu sonucuna götürecektir ki bu da tüm yargısal   sistemlerde yasaklanmalarını gerektirecektir. Bu benim kabul edemeyeceğim genel sonuçtur.   Askeri mahkemeler, bildiğim kadarıyla, bir orduya sahip her Devlet'te, çok uzun dönemlerden   beri mevcuttular, ꢀu anda da mevcudiyetlerini korumaktadırlar ve silahlı kuvvetler ve   sıkıyönetim ortadan kaldırılana kadar da mevcudiyetlerini korumaya devam edeceklerdir.   11

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło