31918/02

WyrokETPCz2007-03-06ECLI:CE:ECHR:2007:0306JUD003191802

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego środka odwoławczego od decyzji o przeniesieniu urzędnika państwowego, podjętej na podstawie dekretu w stanie wyjątkowym, stanowi naruszenie art. 13 Konwencji? Czy przeniesienie urzędnika państwowego, będącego członkiem związku zawodowego, stanowi naruszenie wolności zrzeszania się z art. 11 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak skutecznego środka odwoławczego od decyzji o przeniesieniu podjętej przez władze stanu wyjątkowego, które działały na podstawie dekretu z mocą ustawy, stanowi naruszenie art. 13 Konwencji. Trybunał odwołał się do wcześniejszego orzecznictwa, w którym stwierdzono, że środki odwoławcze przeciwko działaniom gubernatora stanu wyjątkowego nie spełniają kryteriów „skuteczności” wymaganych przez art. 13. W odniesieniu do art. 11, Trybunał stwierdził, że samo przeniesienie skarżącego nie stanowiło ingerencji w jego wolność zrzeszania się, ponieważ mógł on kontynuować działalność związkową w nowym miejscu pracy, a decyzja o przeniesieniu była uzasadniona potrzebą zarządzania służbą państwową i jej prawidłowego funkcjonowania.
Stan faktyczny
Skarżący, Kazım Ünlü, urodzony w 1966 roku, był nauczycielem geografii w Tunceli i aktywnym członkiem związku zawodowego EĞİTİM-SEN. 20 grudnia 2001 roku został przeniesiony poza region stanu wyjątkowego na podstawie dekretu z mocą ustawy nr 285, na wniosek Gubernatorstwa Regionu Stanu Wyjątkowego. 15 stycznia 2001 roku Ministerstwo Edukacji Narodowej zdecydowało o jego przeniesieniu do Bartın. Skarżący zaskarżył tę decyzję do sądu administracyjnego, który 6 czerwca 2001 roku oddalił jego wniosek, powołując się na uprawnienia Gubernatorstwa Regionu Stanu Wyjątkowego do przenoszenia urzędników państwowych ze względów bezpieczeństwa publicznego. Skarżący kontynuował działalność związkową w Bartın.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednomyślnie: 1. Uznaje skargi dotyczące art. 11 i 13 Konwencji za dopuszczalne, a pozostałe za niedopuszczalne. 2. Stwierdza brak naruszenia art. 11 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   KAZIM ÜNLÜ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 31918/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Mart 2007   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (31918/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaşı Kazım Ünlü’nün (başvuran) 8 Temmuz 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış   olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Tunceli   Barosu avukatlarından H. Aygün ve Ö.U.Kaplan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran Pertek’te (Tunceli) ikamet etmektedir.   Olayların meydana geldiği dönemde başvuran Tunceli Atatürk Lisesi’nde coğrafya   öğretmeniydi ve EĞİTİM-SEN bünyesinde sendika faaliyetlerini sürdürüyordu.   Aralık 2001 tarihinde Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin talebi ve 285 sayılı Kanun   Hükmünde Kararname’nin 4 g) ve 3 a) bendi uyarınca başvuran sözü edilen bölge dışına tayin   edilmiştir.   Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü 15 Ocak 2001 tarihinde başvuranın   Bartın’a atanmasına karar vermiştir.   Başvuran 9 Nisan 2001 tarihinde İdare mahkemesi’ne sözkonusu kararın iptal edilmesi için   başvuruda bulunmuştur.   İdari mahkeme 6 Haziran 2001 tarihinde bu talebi reddetmiştir.   İdari mahkeme 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin hükümleri uyarınca Olağanüstü   Hal Bölge Valiliği’nin kamu emniyeti ve düzeni nedeniyle ilgili bölgelerde bulunan kamu   görevlililerinin başka bir yere atanması yetkisine sahip olduğunu belirterek başvuranın iptal   başvurusunu reddetmiştir.   Başvuran Bartın’da sendika faaliyetlerini sürdürmektedir.   HUKUK AÇISINDAN   I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA   A. AİHS’nin 6. ve 11. maddeleri   Başvuran Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin kararına karşı bir itiraz hakkının bulunmayışının   AİHS’nin 6 § 1. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlali   oluşturduğundan şikayetçi olmaktadır.   Başvuran ayrıca EĞİTİM-SEN sendikasına üye olması nedeniyle tayin edildiğini, bu tedbirin   Avrupa Sosyal Şartı’nın 5. maddesi ve AİHS’nin 11. maddesinde öngörülen sendika hakkına   bir ihlaline neden olduğunu ileri sürmektedir.   Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadına atıfta bulunan Hükümet, genel kaide olarak   devlet memurlarının işe alınma, görevde yükselme veya görevden ilişiklerinin kesilmesi ile   ilgili itirazların AİHS’nin 6 § 1. maddesinin uygulanma alanının dışında olduğunu ve   başvuranın şikayetlerinin ratione materiae bakımından reddedilmesi gerektiğini   savunmaktadır. Hükümet aynı zamanda iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında   bulunmakta ve başvuranın sözkonusu Kanun Hükmünde Kararname’nin anayasaya   aykırılığının tespiti için ulusal mahkemeler huzurunda herhangi bir girişimde bulunmadığını   ifade etmektedir.   Başvuran Hükümetin saptamalarına karşı çıkmaktadır.   AİHM’nin nezdinde ilk olarak üzerinde durulması gereken husus AİHS’nin 13. maddesiyle   ilintili başvuranın tayin edilmesine karşı çıkacak bir başvuru yolunun olmayışıdır. Mahkeme   şikayeti bu çerçevede inceleyecektir. Bununla birlikte, mevcut halde başvuran hiçbir   idarecilik vasfı bulunmayan lise öğretmenliğini icra etmektedir (Bkz. Pellegrin-Fransa kararı,   no:28541/95). O halde, Hükümet tarafından yapılan görevlerin birleşmezliği itirazı   reddedilmektedir.   AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmemesi itirazının başvuranın AİHS’nin 11. ve 13.   maddelerine yönelik itirazlarına doğrudan bağlı olduğu tespitiyle bunların esasa   birleştirilmesine karar vermiştir. Başvurunun bu bölümü kabuledilebilir bulunmaktadır, başka   hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi yer almamaktadır.   B. AİHS’nin 5, 7 ve 14. maddeleri   Başvuran sözkonusu tayin kararının AİHS’nin 5. maddesine aykırı olarak özgürlük ve   emniyet hakkına aykırı bir önlem olduğunu ileri sürmektedir.   Başvuran bunun yanı sıra sözkonusu uygulamanın AİHS’nin 7. maddesinin hükümlerinin   ihlaline yol açtığını iddia etmektedir.   Başvuran son olarak tayin edilmesinin AİHS’nin 14. maddesi uyarınca ayrımcı bir muamele   olduğundan şikayetçi olmaktadır.   Hükümet bu iddialara itirazda bulunmaktadır.   AİHM, başvuranın AİHS’nin 5. maddesi uyarınca özgürlüğünden yoksun bırakacak hiçbir   önleme maruz kalmadığını ve tayin kararının 7. madde uyarınca hiçbir mahkumiyeti   oluşturmadığını gözlemlemektedir. Bu şikayetler ratione materiae bakımından AİHS’nin 35 §   3. maddesinde yer alan hükümleri ile bağdaşmamaktadır ve 35 § 4. madde uyarınca   reddedilmesi gerekmektedir.   Başvuranın maruz kaldığı ayrımcılık ile ilgili AİHM, bu şikayetin genel olduğunu ve ilgilinin   bu iddiayı destekleyecek hiçbir kanıtının bulunmadığını ifade etmektedir. Yapılan bu   şikayetin temelden yoksun olması nedeniyle AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddelerine uygun   olarak reddedilmektedir.   II. AİHS’NİN 11. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   AİHM daha önce sözü edilen Akat, Bulğa vd. ve Ertaş Aydın vd. kararlarında benzer olayları   inceleme fırsatı olduğunu hatırlatarak, bu başvurularda ilgililerin konumlarının tayin edilmeye   müsait olduğu tespitinden hareketle sözkonusu atamaların bir sendikaya üye olmaya ve/veya   sendika faaliyetlerini sürmeye bir sınırlama getirmediğine itibar etmiştir. Aynı şekilde,   ilgililer bu uygulamalara karşın sendika kurma özgürlüğünü gerektiği şekilde kullanabilmiş,   sendika üyesi olarak kalabilmişlerdir.   Bu başvuruda mahkemeye sunulan unsurların değerlendirilmesinden AİHM, başvuranın suç   unsurunu oluşturan kararın özü itibariyle bile AİHS’nin 11. maddesiyle güvence altına alınan   dernek kurma özgürlüğüne yönelik bir ihlali oluşturduğu iddiasını yeterince   temellendiremediği saptamasında bulunmaktadır. Ayrıca AİHM, yeni görevin ve/veya tayin   kararının sendika faaliyetlerine engel olduğuna ikna olmamıştır.   Başvuran tayin kararını ulusal yetkililerin sendika hakkı önünde bir engel olarak nitelendirse   dahi, AİHM bu kararın Devlet hizmetinin idaresi ve iyi işleyişi bakımından gerekli olduğu   görüşündedir. Başvuranı başka bir ile ve/veya bölgeye atama kararını verirken ulusal   yetkililer kendilerine tanınan takdir yetkisinden yararlanmışlardır. Bahse konu uygulama   başvuranın sendika özgürlüğüne karşı bir sınırlamayı, bir engeli teşkil etmemektedir. Kaldı ki   başvuran bu atamanın yeni görevinde sendika faaliyetlerine engel olduğu iddiasını hiçbir   surette gerekçelendirememiştir.   Yukarıda yapılan tespitler ışığında, AİHM başvuranın tayin kararının sendika etkinliklerini   sürdürmesine bir müdahaleyi oluşturduğunu ortaya koyamadığı sonucuna varmaktadır.   Bu nedenle AİHS’nin 11. maddesi ihlal edilmemiştir.   III. AİHS’NİN 13. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   AİHM, uygulamadaki kararname hükümleri ile adli bir denetimden uzak Olağanüstü Hal   Bölge Valiliği’nin yetkileri hakkında daha önce de görüş bildirdiğini hatırlatarak, (Bkz.   özellikle Çetin vd.-Türkiye kararı no: 40153/98 ve 40160/98, Akat kararı, Bulğa vd, Ertaş   Aydın vd. kararları) ve Olağanüstü Hal Bölge Valisi’nin fiillerine karşı itirazların 13. madde   gereğince «etkili» başvuru kıstaslarını yerine getirmediğine itibar etmektedir.   AİHM bu sonuçtan ayrı olarak başvuranın iç hukukta gidebileceği başvuru yollarının   bulunduğu sonucuna varamamakta, bu doğrultuda Hükümetin itirazını reddetmektedir.   Yukarıda sözü edilen içtihat ışığında AİHM, başvuran hakkında verilen tayin kararına karşı   ulusal mahkemeler önünde etkili bir itiraz hakkının bulunmayışı sebebiyle AİHS’nin 13.   maddesinin ihlal edildiği kanısındadır.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI   A. Tazminat   Başvuran 2.000 YTL maddi, 10.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.   AİHM, öne sürülen maddi zarar ile ihlal kararı arasında hiçbir illiyet bağı bulunmadığından   bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, hakkaniyete uygun olarak manevi zarar için başvurana   Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran avukatlık ücreti için 4.400 YTL, AİHM nezdinde yaptığı harcamalar için 130 Euro   talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   AİHM, mahkemeye sunulan deliller ve bu yöndeki yerleşik içtihat ışığında yargı gideri olarak   başvurana 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS’nin 11. ve 13. maddeleri hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında   kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edilmediğine;   3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf   tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana 500 (beş yüz) Euro manevi tazminat ve   yargı gideri olarak 1.000 (bin) Euro ödemesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine   uygun olarak 6 Mart 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło