31932/03

WyrokETPCz2007-12-13ECLI:CE:ECHR:2007:1213JUD003193203

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego, trwającego ponad czternaście lat i wciąż niezakończonego, naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że postępowanie karne przeciwko skarżącemu, które rozpoczęło się 12 października 1992 roku i nadal trwało 15 stycznia 2007 roku, przekroczyło rozsądny termin wymagany przez art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał wziął pod uwagę, że sprawa trwała ponad czternaście lat i trzy miesiące, obejmując postępowanie przed dwoma instancjami sądowymi i trzykrotne rozpatrywanie. Rząd nie przedstawił przekonujących argumentów, które uzasadniałyby tak długi czas trwania postępowania, biorąc pod uwagę złożoność sprawy, zachowanie skarżącego i władz krajowych.
Stan faktyczny
Skarżący, Cengiz Uğuz, urodzony w 1968 roku, został aresztowany 12 października 1992 roku w Stambule pod zarzutem powiązań z PKK. 27 października 1992 roku został tymczasowo aresztowany przez sędziego Państwowego Sądu Bezpieczeństwa (DGM). 10 listopada 1992 roku prokurator wniósł akt oskarżenia przeciwko skarżącemu i dwudziestu pięciu innym osobom. 28 listopada 1997 roku skarżący został zwolniony z aresztu. 11 kwietnia 2003 roku DGM skazał skarżącego na dwanaście lat i sześć miesięcy pozbawienia wolności. Skarżący odwołał się od wyroku 27 czerwca 2003 roku, a Sąd Kasacyjny uchylił wyrok 7 czerwca 2004 roku. Postępowanie nadal trwało przed sądem karnym (który zastąpił DGM) w dniu 15 stycznia 2007 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. uznał skargę dotyczącą długości postępowania za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne; 2. stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; 3. zasądził na rzecz skarżącego 9 500 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 100 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków; 4. odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   UĞUZ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 31932/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Aralık 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup,   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 31932/03 baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaꢀı Cengiz Uğuz’un (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 20   Ağustos 2003 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına Avrupa Đnsan   Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu avukatlarından N. Çem   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1968 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran PKK’yla olan bağlantısı nedeniyle 12 Ekim 1992 tarihinde Đstanbul Emniyet   Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi polisleri tarafından yakalanmıꢀtır.   Ekim 1992 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) hakimi baꢀvuranı   dinlemiꢀ ve tutuklanmasına karar vermiꢀtir.   Đstanbul Cumhuriyet Savcısı 10 Kasım 1992 tarihli iddianame ile aralarında baꢀvuranın da yer   aldığı yirmi altı kiꢀi hakkında bölücülük nedeniyle ceza davası açmıꢀtır.   DGM 28 Kasım 1997 tarihinde baꢀvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını   kararlaꢀtırmıꢀtır.   Türkiye Büyük Millet Meclisi 18 Haziran 1999 tarihinde Anayasa’nın 143. maddesinde   değiꢀikliğe giderek Devlet Güvenlik Mahkemelerinin oluꢀumunda askeri hakim ve savcıların   varlığına son vermiꢀtir. Aynı doğrultuda 22 Haziran 1999 tarihinde DGM’ler hakkındaki   Kanun’da da değiꢀiklikler öngörülmüꢀtür.   Yalnızca sivil hakimlerden oluꢀan Devlet Güvenlik Mahkemesi 11 Nisan 2003 tarihinde   TCK’nın 168/2. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddelerine dayalı olarak   baꢀvuranı on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Baꢀvuran 27 Haziran 2003 tarihinde temyize gitmiꢀtir.   Yargıtay 7 Haziran 2004 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.   Buna paralel olarak, 7 Mayıs ve 16 Haziran 2004 tarihlerinde 5170 ve 5190 sayılı Kanunlar   ile Anayasa’nın 143. maddesi ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluꢀu ve iꢀleyiꢀine   iliꢀkin 2845 sayılı Kanun kaldırılmıꢀtır.   Dava dosyasında yer alan delil unsurlarına göre, sözü edilen bu yasal değiꢀikliklerin ardından   Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yerini alan Ağır ceza mahkemesindeki yargı süreci 15 Ocak   tarihi itibariyle halen devam etmekteydi.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran yargı sürecinin uzunluğunun «makul süre» ilkesi ile bağdaꢀmadığını iddia   etmektedir. Baꢀvuran ayrıca Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargı sürecinin   önemli bir bölümüne askeri hakimin katılımı nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   karꢀısında davasının görülmediğinden ꢀikayetçi olmakta, bu yönde AĐHS’nin 6/1. maddesine   atıfta bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe dair   1. Mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı   AĐHM yargılama sürecinin iç hukuktaki mahkemeler nezdinde halen devam ettiğini   gözlemlemektedir. Bu doğrultuda yapılan ꢀikayet erken yapılmıꢀ sayılmakta ve AĐHS’nin 35.   maddesinin 1. ve 4. paragraflarına istinaden iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle   reddedilmektedir.   2. Yargılamanın uzunluğu   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi ve altı ay kuralına uyulmaması gibi iki bakımdan   itirazda bulunmakta ve bu doğrultuda AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafına uygun olarak   baꢀvurunun kabuledilemez bulunmasını talep etmektedir.   Baꢀvuran Hükümetin bu argümanlarına karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM daha önce de tespit etme olanağı bulduğu üzere, Türk hukuku’nun AĐHS’nin 13.   maddesine uygun olarak yargı sürecinin uzunluğuna karꢀı etkili bir baꢀvuruda bulunma   hakkını sağlamadığını hatırlatır (Bkz. Tendik vd.-Türkiye kararı, no: 23188/02, 22 Aralık   2005). Sonuç olarak baꢀvuranın öne sürdüğü ꢀikayetine dair bir baꢀvuru yoluna sahip olduğu   söylenememektedir. Ayrıca, yargı süreci iç hukuktaki mahkemelerde halen devam ettiğinden   ꢀikayetin geç yapılmasından dolayı kabuledilemez sayılması sözkonusu olamaz. Hükümetin   itirazları reddedilmektedir.   Netice itibariyle, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu durumda AĐHM baꢀvurunun bu kısmını kabuledilebilir   bulmakta ve Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.   B. Esas hakkında   Dikkate alınması gereken dönem baꢀvuranın gözaltına alındığı 12 Ekim 1992 tarihinde   baꢀlamıꢀ, fakat 15 Ocak 2007 itibariyle henüz sona ermemiꢀtir. Bu son tarih itibarıyla iki   dereceli mahkemede üç kez görülen dava hali hazırda on dört yıl üç ay ve yedi gün sürmüꢀtür.   Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.   Mahkeme yargılama süresinin uygunluğunun davanın ꢀartları ıꢀığında ve davanın   karmaꢀıklığı, baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ ölçütlere   bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Pélissier ve Sassi –   Fransa [BD], 25444/94).   AĐHM, daha önceki kararlarda buna benzer pek çok ꢀikayetlerin dile getirildiğini ve bunların   AĐHS’nin 6 / 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir (Bkz. sözü edilen Pélissier   ve Sassi kararı).   AĐHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarını incelemiꢀ ve Hükümetin Mahkemenin bu   davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını   tespit etmiꢀtir. AĐHM bu yöndeki yerleꢀik içtihadını dikkate aldığında bahse konu yargı   sürecinin uzunluğunun aꢀırı olduğuna ve «makul süre» ilkesini karꢀılamadığına itibar   etmektedir.   Bu nedenle AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine   karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil   tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran 50.000 Amerikan Doları [yaklaꢀık 35.378 Euro] maddi, 50.000 Amerikan Doları   manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığını   kaydetmekte ve talebi reddetmektedir. AĐHM buna karꢀın, yargı sürecinin uzunluğu nedeniyle   manevi açıdan haksızlığa uğrayan baꢀvuran açısından ihlal kararının tespitini yeterli   görmemektedir (Bkz. özellikle Kudla-Polonya no: 30210/96 ve 31 Mayıs 2005 tarihli   Acunbay-Türkiye no: 61442/00 ve 61445/00 kararları). AĐHM hakkaniyete uygun ꢀekilde   baꢀvurana manevi tazminat olarak 9.500 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   AĐHM bunun yanı sıra, taraflarca sunulan bilgilere göre davanın iç hukuktaki mahkemelerde   on dört yıldan fazla bir sürenin ardından halen devam ettiğini not etmektedir. Dava halen   devam etmekteyse, AĐHM, AĐHS’nin 6/1. maddesinde öngörüldüğü üzere adaletin iyi   iꢀleyiꢀinin gereklerini dikkate alarak, tespit edilen ihlalin ortadan kaldırılmasının uygun   yönteminin davayı biran önce sonuçlandırmak olduğunu kaydeder.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama giderleri için 30.000 Amerikan Doları   [yaklaꢀık 21.227 Euro] talep etmektedir. Bu çerçevede, tercüme masraflarını belirtir 150 YTL.   [yaklaꢀık 87 Euro] tutarındaki alındı makbuzu ile iç hukuktaki mahkemelerdeki avukatlık   gideri için Đstanbul barosunun avukatlık ücret tarifesini sunmuꢀtur.   Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmıꢀtır.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir (Bkz. Iatridis-Yunanistan (dostane çözüm) kararı,   no: 31107/96). Sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ıꢀığında AĐHM baꢀvurana tüm yargı   masrafları için 100 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına 3 puanlık bir artıꢀ eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Yargı sürecinin uzunluğu hakkındaki baꢀvurunun kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların   kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6 / 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf   tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin baꢀvurana manevi tazminat olarak 9.500 (dokuz bin   beꢀ yüz) Euro ve yargı giderleri için 1.00 (yüz) Euro ödemesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara   Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit   faizin uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine   uygun olarak 13 Aralık 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło