31950/05

WyrokETPCz2010-02-23ECLI:CE:ECHR:2010:0223JUD003195005

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący doznał nieludzkiego lub poniżającego traktowania podczas zatrzymania, naruszając art. 3 Konwencji, oraz czy państwo pozwane wywiązało się ze swoich pozytywnych obowiązków w tym zakresie?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał o obowiązku państwa do przedstawienia wiarygodnego wyjaśnienia obrażeń doznanych przez osobę znajdującą się pod jego kontrolą. Stwierdził, że chociaż początkowe raporty medyczne nie potwierdziły poważnego złego traktowania, późniejsze diagnozy mikrohematurii i urazu nerki, których rząd nie był w stanie przekonująco wyjaśnić, były kluczowe. Trybunał uznał, że obrażenia te były zgodne z twierdzeniami skarżącego o uderzeniach tępym przedmiotem i nie mogły być samookaleczeniem w areszcie. Uniewinnienie funkcjonariuszy policji w postępowaniu krajowym nie zwalnia państwa z odpowiedzialności wynikającej z art. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Gökhan Yıldırım, został zatrzymany w lutym 2001 r. w Kayseri pod zarzutem oszustwa. Twierdził, że podczas zatrzymania był bity przez funkcjonariuszy policji, co spowodowało obrażenia, w tym mikrohematurię i uraz nerki. Władze krajowe wszczęły postępowanie karne przeciwko policjantom, ale ostatecznie zostali oni uniewinnieni, a sądy krajowe uznały, że obrażenia skarżącego były samookaleczeniem lub powstały po opuszczeniu aresztu policyjnego. Skarżący był również skazany w oddzielnych postępowaniach za stawianie oporu policji i nielegalne posiadanie broni.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą złego traktowania i nierzetelności postępowania karnego przeciwko funkcjonariuszom policji za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji. 3. Zobowiązał państwo pozwane do zapłaty skarżącemu 12 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 150 EUR tytułem kosztów i wydatków. 4. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ D A ĐRE   GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE DAVASI   (B a ꢀvuru no. 31950/05)   KARAR   STRAZBURG   ꢀubat 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 31950/05 no’lu davanın nedeni Gökhan Yıldırım   adlı T.C. vatandaꢁının (“baꢁvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 4   Temmuz 2005 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đliꢁkin   Sözleꢁme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢁ olduğu baꢁvurudur.   Baꢁvuran, AĐHM önünde Kayseri Barosu avukatlarından U. Altun tarafından temsil   edilmiꢁtir.   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Baꢁvuran 1976 doğumludur ve Kayseri’de yaꢁamaktadır.   A. Kötü muamele iddiası   ꢀubat 2001’de Kayseri Emniyet Müdürlüğü Asayiꢁ ꢀubesi’ne, dolandırıcılık yaptığı   belirtilen bir ꢁahsın adresi ihbar edilmiꢁtir. Belirtilen adreste ailesi ile birlikte kalan   baꢁvuranın bu ꢁahıs olduğundan ꢁüphelenilmiꢁtir.   ꢀubat 2001 tarihinde polis ekibi binaya geldiğinde baꢁvuran kaçmaya çalıꢁmıꢁ ve   yan daireye girerek komꢁularını rehin almıꢁtır. Polise direniꢁ gösterdiği polis raporunda   belirtilen baꢁvuran, güç kullanarak yakalanmıꢁ, olay yerinde bir adet ruhsatsız silah ve   mermileri bulunmuꢁtur.   Aynı gün baꢁvuran doktor muayenesinden geçmiꢁ, vücudunda kötü muamele izine   rastlanmamıꢁtır. Daha sonra polis karakoluna götürülmüꢁ, baꢁvuranın gözaltında dövüldüğü   iddia edilmiꢁtir.   Aynı gün polisin düzenlediği ve baꢁvuranın imzasını taꢁımayan bir raporda baꢁvuranın   kendisine zarar verdiği belirtilerek Kayseri Devlet Hastanesi’ne tekrar muayene edilmek   üzere götürülmüꢁ, hazırlanan doktor raporunda baꢁvuranın endiꢁe içerisinde, huzursuz ve   zayıf göründüğü ve alnında, künt cisim darbesi ile oluꢁmuꢁ kızarıklık ve sıyrık bulunduğu   belirtilmiꢁtir.   Asker kaçağı olduğu tespit edilen baꢁvuran, 23 ꢀubat 2001 tarihinde askeri makamlara   teslim edilmiꢁ, aynı gün baꢁvuran tekrar muayeneden geçmiꢁ, muayenede baꢁvuranın   vücudunda yeni kötü muamele izi tespit edilmemiꢁtir.   Baꢁvuran aynı gün savcı önüne çıkarılmıꢁ, burada avukatının nezaretinde verdiği   ifadesinde polis aracında ve karakolda 7-8 polis memuru tarafından dövüldüğünü, idrarından   kan geldiğini ve kendisini nezarethaneye koyan polis memurunun bu duruma ꢁahit olduğunu   söylemiꢁtir.   Baꢁvuran daha sonra Kayseri Sulh Ceza Mahkemesi’nde hakim önüne çıkarılmıꢁ,   burada asker kaçağı olduğu için kaçmak zorunda olduğunu, polislerin ona silah doğrulttuğu   için onun da polislere bıçak doğrulttuğunu söylemiꢁ, komꢁularını rehin aldığını reddetmiꢁtir.   GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI   Aynı gün savcı baꢁvuranı Kayseri Adli Tıp Kurumu’na sevk etmiꢁ, yapılan muayenede   baꢁvuranın alnında 5 x 3 cm’lik bir deri lezyonu ve her iki bileğinde çizikler bulunduğu tespit   edilmiꢁtir. Baꢁvuran aynı zamanda yere yatırıldığını ve üzerine basıldığını öne sürmüꢁtür.   Baꢁvuran 23 ꢀubat ile 28 ꢀubat 2001 tarihleri arasında askeri bir nezarethanede   tutulmuꢁtur. Bu süre içerisinde üç kez tıbbi muayeneye tâbi tutulmuꢁ olup vücudunda   rastlanılan tek bulgu alnındaki hafif kabuk bağlamıꢁ, 0.5 x 2 cm’lik yaradır.   ꢀubat 2001 tarihinde Sivas Askeri Hastanesi’nde yapılan muayenede baꢁvuranın   alın, gözkapakları ve bileklerinde ꢁiꢁme ile sırtında 10 x 15 cm’lik kızarıklık tespit edilmiꢁtir.   ꢀubat – 2 Mart 2001 tarihleri arasında baꢁvuran, mikrohematüri ve renal travma   teꢁhisiyle bir askeri hastanenin üroloji kliniğinde tedavi görmüꢁtür.   Haziran 2002 tarihinde baꢁvuranın kronik antisosyal kiꢁilik bozukluğu nedeniyle   askerliğe elveriꢁli olmadığı tespit edilmiꢁtir.   B. Baꢀvuranın kötü muamele gördüğü iddiası hakkında yürütülen ceza   soruꢀturması   Mart 2001 tarihinde baꢁvuranın babası karakolda görev yapan polis memurları   hakkında suç duyurusunda bulunmuꢁ, polisin binada bulunan silahla ilgili sorumluluğu   üstlenmesi için kendisine ve oğluna baskı yaptığını ve oğlunun bu nedenle iꢁkence gördüğünü   iddia etmiꢁtir.   Mart 2001 tarihinde Kayseri savcısı, 22 ve 23 ꢀubat 2001 tarihli doktor raporlarında   herhangi bir kötü muamele izi tespit edilmediğinden kovuꢁturmaya yer olmadığına karar   vermiꢁ, 31 Mayıs 2001 tarihinde Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi baꢁvuranın itirazını   reddederek savcının kararını onamıꢁtır.   Baꢁvuranın 2 Temmuz 2001 tarihinde yaptığı baꢁvuru üzerine Adalet Bakanlığı yazılı   bir emir yayınlayarak Yargıtay’ın Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi kararını bozmasını   sağlamıꢁtır.   Ocak – 12 ꢀubat 2002 tarihleri arasında savcı olay zamanında karakolda görevli altı   polis memurunun ifadesini almıꢁ, polisler kötü muamele iddialarını reddederek baꢁvuranın   hücresinin demir parmaklıklarına kafasını vurduğunu savunmuꢁtur.   Savcı, 5 ꢀubat 2002 tarihinde baꢁvuranın anne-babasının ifadesine baꢁvurmuꢁtur.   Baꢁvuranın babası, karakola gittiklerinde polis ꢁefinin, bulunan silahın kendilerine ait   olduğunu kabul etmemelerinin kötü sonuçlar doğuracağını söylediğini, daha sonra polislerin   baꢁvuranı getirdiğini, baꢁvuranın alnında yara olduğunu, güçlükle yürüdüğünü, baꢁvuranın   dövüldüğünü söylediğini, baꢁvuranı döverek geri götürdüklerini ve oğlunun çığlıklarını   duyduğunu ifade etmiꢁtir. Baꢁvuranın annesi de benzer ꢁekilde oğlunun kötü muameleye   maruz kaldığını iddia etmiꢁtir.   ꢀubat 2002 tarihinde Kayseri savcısı sözkonusu altı polis memuru hakkında Kayseri   Ağır Ceza Mahkemesi’nde, suçunu itiraf ettirmek amacıyla baꢁvurana iꢁkence yaptıkları   iddiasıyla TCK’nın 243/1 maddesi uyarınca dava açmıꢁtır.   GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI   C. Polis memurları hakkında yürütülen ceza kovuꢀturması   Sanık polis memurları hakkındaki ceza kovuꢁturması 4 Mart 2002 tarihinde Kayseri   Ağır Ceza Mahkemesi önünde baꢁlamıꢁ, baꢁvuran davaya üçüncü ꢁahıs olarak dahil olmuꢁtur.   Ocak 2003 tarihli ek iddianame ile, Kayseri savcısı iki baꢁka polis memuru hakkında,   TCK’nın 243/1 maddesine göre, baꢁvurana suçunu itiraf ettirmek amacıyla iꢁkence yapmak   suçuyla dava açmıꢁ, mahkeme sözkonusu davaları birleꢁtirmiꢁtir.   Đlk derece mahkemesi, yargılama sırasında sanık polis memurları, baꢁvuran, baꢁvuranın   anne-babası, baꢁvuranın evine girdiği iki komꢁusu, gözaltı sorumlusu, gözaltına alınan iki   ꢁahıs, baꢁvuranı orduya teslim etmek için gelen asker, baꢁvuranı Kayseri Devlet   Hastanesi’nde ve Kayseri Adli Tıp Kurumu’nda muayene eden doktorların ifadelerine   baꢁvurmuꢁtur.   Baꢁvuran, biri haricinde tüm sanıkların kendisini döven polis memurları olduğunu, yere   düꢁene kadar yumruklandığını, gözlerinin bağlandığını, copa benzer bir cisimle dövüldüğünü,   ayaklarından ve kollarından çekilerek yerlerde sürüklendiğini, bir polis memuru tarafından   boğazının sıkıldığını, üzerine basıldığını ve tekmelendiğini savunmuꢁtur.   Baꢁvuranın anne ve babası karakolda ziyaretine gittiklerinde oğullarının gözleri önünde   dövüldüğünü ve bulunan silahın kendilerine ait olduğunu itiraf etmeye zorlandıklarını ifade   etmiꢁtir.   Sanık polis memurları baꢁvuranın saldırgan davranıꢁları ve hücrede kendine zarar   vermesi nedeniyle ellerinin kelepçelendiğini iddia etmiꢁtir.   Olay günü baꢁvuranı muayene eden doktor M.Y., baꢁvuranın baꢁındaki yaralanmanın   baꢁa alınan bir darbe ya da kafanın vurulmasından kaynaklandığını, ikisinin ayrımının tıbben   mümkün olmadığını belirtmiꢁtir. H.D. adlı bir doktor ise baꢁvuranın vücudundaki tüm izleri   kaydettiğini ancak baꢁvuranın üzerine basıldığı iddiasına karꢁın sırtında herhangi bir lezyona   rastlamadığını ifade etmiꢁtir. Baꢁvuranı karakoldan teslim almaya gelen görevli asker E.S. ise   baꢁvuranın alnında sadece 3 x 3 cm’lik kızarık bölge bulunduğunu ve bileklerindeki yaraların   kelepçelerden kaynaklandığını belirtmiꢁtir.   Olay anında baꢁvuranla aynı hücrede gözaltında bulunan O.A. ve K.G. adlı ꢁüpheliler,   baꢁvuranın sürekli küfrederek baꢁını duvarlara vurduğunu ve demir parmaklıkları   tekmelediğini, baꢁvuranın dövüldüğünü görmediklerini ifade etmiꢁtir. Gözaltı sorumlusu D.Y.   de baꢁvuranın kafasını demir parmaklıklara vurup kanattığını gördüğünü, hemen görevli polis   memurlarına haber verdiğini ve baꢁvuranın hastaneye kaldırıldığını belirtmiꢁtir.   Đlk derece mahkemesinin talebi ile, uzman görüꢁü bildirmek üzere toplanan Adli Tıp   Kurumu Genel Kurulu, daha önce baꢁvuranla ilgili hazırlanmıꢁ tüm tıbbi raporları inceleyerek   raporlarda tespit edilen bulguların 22 ꢀubat 2001 tarihinde meydana geldiğini, alındaki   yaranın künt cisim darbesi ya da baꢁın demir parmaklıklara vurularak meydana geldiğini,   ancak tıbben bunun ayrımının mümkün olmadığını, Sivas Askeri Hastanesi’nin cilt lezyonu   ve hematüri bulgusunun baꢁvuranın doğrudan sert ve künt bir cisimle olmuꢁ olabilecek bir   travmaya maruz kaldığını gösterdiğini, ancak travmanın oluꢁ zamanının tespitinin tıbben   mümkün olmadığını bildirmiꢁtir.   GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI   Mart 2004 tarihinde ilk derece mahkemesi, dava dosyasında yer alan bilgilere   dayanarak sanık polis memurlarının atılı suçlardan beraatine karar vermiꢁtir. Mahkeme,   baꢁvuranın baꢁını ve ellerini tutulduğu hücrenin demir parmaklıklarına vurduğunun tıbbi   raporlar, sanık polis memurlarının ifadeleri ve tanık beyanlarıyla sabit olduğuna   hükmetmiꢁtir. Bu bağlamda mahkeme, baꢁvuranın anne-babasının ifadelerini, baꢁvurana olan   yakınlıkları ve polis memurlarının iꢁkence gibi ciddi bir suçu birinci derece akrabaların   önünde iꢁlemeyeceği gerekçesiyle güvenilmez bularak reddetmiꢁtir. Ayrıca, 28 ꢀubat 2001   tarihli raporda kaydedilen bulgulara iliꢁkin olarak, öncelikle baꢁvuran, 23 ꢀubat 2001   tarihinde muayene edildiğinde bu tür bulgular tespit edilmemiꢁtir. Đkinci olarak baꢁvuranın   idrarındaki hematüri, orduya teslim edilmesinden beꢁ gün sonra tespit edilmiꢁtir. Son olarak,   baꢁvuranın hematüriye yol açan travmaya hangi tarihte maruz kaldığının belirlenmesi   mümkün değildir. Bu nedenle travma, baꢁvuranın gözaltından çıkmasından sonra meydana   gelmiꢁ olabilir. Mahkeme, “ꢁüpheden sanık yararlanır” ilkesini dikkate alarak dava   dosyasındaki delillerin sanık polis memurlarının iꢁkence suçundan mahkûm edilmesi için   yeterli olmadığını değerlendirmiꢁtir.   Baꢁvuran kararı 7 Mayıs 2004 tarihinde temyiz etmiꢁtir. Yargıtay, Kayseri Ağır Ceza   Mahkemesi kararını 5 Haziran 2006 tarihinde onamıꢁtır.   D. Baꢀvuranın dolandırıcılık ve yalan beyanda bulunulduğu iddialarına iliꢀkin   olarak yürütülen ceza soruꢀturması   Bu arada baꢁvuran B.Ö. adlı polis memuru ile E.S. adlı askerin resmi evrakta sahtecilik   ve O.A. adlı ꢁahsın yalan beyanda bulunmaktan yargılanmasını talep etmiꢁ ancak ceza   soruꢁturması sonuç getirmemiꢁtir.   E. Baꢀvuran hakkında yürütülen ceza kovuꢀturması   Aralık 2002 tarihinde Kayseri Ceza Mahkemesi baꢁvuranı, polis memurlarına   bıçakla direniꢁ göstermek ve komꢁusunun evine izinsiz girmekten suçlu bulmuꢁ ve 7 ay 17   gün hapse mahkûm etmiꢁtir. Karar, Yargıtay tarafından 21 Mart 2005 tarihinde onanmıꢁtır.   Nisan 2007 tarihinde Kayseri Ceza Mahkemesi baꢁvuranı ruhsatsız silah   bulundurmaktan suçlu bularak bir yıl hapis ve para cezasına mahkûm etmiꢁtir.   F. Müteakip geliꢀmeler   Baꢁvuran, gözaltında uğradığı kötü muameleden halen mustarip olduğu iddiasıyla 13   Mayıs 2009 tarihli bir MR raporu sunmuꢁtur. Rapora göre C3/4/5/6 bölgesinde annuler   eğilme, omurilik düzleꢁmesi ve hafif unkovertebral dejenerasyon tespit edilmiꢁtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3 VE 6. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuran AĐHS'nin 3 ve 6. maddelerine dayanarak gözaltında iꢁkenceye uğradığını ve   sanık polis memurları hakkında yapılan müteakip yargılamanın adil olmadığını öne   sürmüꢁtür.   GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI   AĐHM, sözkonusu ꢁikâyetlerin sadece 3. madde temelinde incelenmesi gerektiği   kanaatindedir.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHM, sözkonusu ꢁikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde   dayanaktan yoksun olmadığını, ꢁikâyetin baꢁka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru taꢁımadığını gözlemler. Bu nedenle ꢁikâyet kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. Tarafların ifadeleri   Hükümet, dava dosyasındaki doktor raporları ve iç hukuktaki yargılamanın sonucuna   atıfta bulunarak baꢁvuranın kötü muamele iddialarını reddetmiꢁtir.   Baꢁvuran iddialarında ısrarcı olmuꢁtur. Özellikle, yerde yatarken bir polis memurunun   diziyle boynuna bastırması nedeniyle boynunda meydana gelen hasardan halen mustarip   olduğunu ve idrarında kan tespit edilmesi dahil olmak üzere tıbbi kanıtların iddialarını   destekler nitelikte olduğunu ifade etmiꢁtir.   2. AĐHM'nin değerlendirmesi   AĐHM, devletin AĐHS'nin 3. maddesine dayalı yükümlülüklerine iliꢁkin olarak   kararlarında ortaya koyduğu temel ilkeleri hatırlatır (bkz. özellikle Erdoğan Yağız – Türkiye,   no. 27473/02; Hacı Özen – Türkiye, no. 46286/99; Mouisel – Fransa; Salman – Türkiye [BD],   no. 21986/93). AĐHM ayrıca, bir kiꢁinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp tahliye olduğunda   yaralanmıꢁ olduğu görüldüğünde sözkonusu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine dair   makul bir açıklama getirmenin ve baꢁvuranın iddialarına, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla   desteklenmiꢁse, ꢁüphe getirecek deliller ortaya koymanın, devletin görevi olduğunu yineler.   Aksi halde AĐHS’nin 3. maddesine dayalı açık bir sorun ortaya çıkacaktır (bkz. Selmouni –   Fransa [BD], no. 25803/94; Ribitsch – Avusturya, A Serisi no. 336).   AĐHM, kanıtları değerlendirirken genellikle “makul ꢁüphenin ötesinde” standardını   uygulamaktadır (bkz. Avꢀar – Türkiye, no. 25657/94). Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü,   açık ve uyuꢁan çıkarımların veya çürütülemeyen benzer maddi karinelerin varlığı ile ortaya   konabilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, A Serisi no. 25). Eğer sözkonusu olaylar, ꢁahsın gözaltında   kendi kontrolleri altında olduğu durumdaki gibi, tamamıyla veya büyük oranda yetkililerin   bilgisi dahilinde gerçekleꢁmiꢁse gözaltı sırasında meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü   maddi karineler ortaya çıkacaktır. Nitekim, tatminkâr ve ikna edici bir açıklama getirme   yükümlülüğünün yetkililere ait olduğu söylenebilir (bkz. Salman, yukarıda anılan).   Ne var ki AĐHM, görevinin ikincil niteliklerine karꢁı duyarlıdır ve belli bir davanın   koꢁullarında kaçınılmaz olmadığı durumlarda olayın birinci derece mercii rolünü üstlenmede   dikkatli olması gerektiğini kabul eder (bkz. örneğin Solomou vd. – Türkiye, no. 36832/97).   Ulusal yargılamanın yapılmıꢁ olduğu durumlarda AĐHM’nin görevi kendisinin olaylar   hakkındaki değerlendirmesini ulusal mahkemelerinkinin yerine koymak değildir ve genel bir   kural olarak sunulan delilleri değerlendirmek o mahkemelerin görevidir (bkz. Klaas –   Almanya, A Serisi no. 269). AĐHM, ulusal mercilerin bulgularına tâbi olmamakla birlikte   normal koꢁullarda bu mercilerin olaylara dair bulgularından sapmak için ikna edici ögelere   ihtiyaç duyar (bkz. aynı karar, Selim Yıldırım vd. – Türkiye, no. 56154/00). Yine de,   GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI   AĐHS’nin 2. ve 3. maddesine dayalı iddiaların ortaya atılması halinde AĐHM, iç hukuktaki   belli soruꢁturma ve kovuꢁturmaların tamamlanmıꢁ olsa dahi tam bir titiz inceleme   gerçekleꢁtirmelidir (bkz. mutatis mutandis, Ribitsch, yukarıda anılan; Avꢀar, yukarıda anılan).   AĐHM somut davayı yukarıda belirtilen ilkeler ve taraflarca sunulan belgeye dayalı   deliller; özellikle de baꢁvuranın iddiaları hakkında yürütülen adli soruꢁturmalara iliꢁkin   belgeler ve tarafların esas hakkındaki görüꢁleri ıꢁığında inceleyecektir.   Mevcut davada AĐHM, baꢁvuranın gözaltında tutulduğu sırada, 22 ꢀubat 2001 tarihinde   çeꢁitli yaralanmalara maruz kaldığının tartıꢁmasız olduğunu kaydeder. Ancak taraflar,   yaralanmaların nasıl meydana geldiği ve boyutuna iliꢁkin farklı beyanlar ortaya koymuꢁtur.   AĐHM öncelikle belgeye dayalı delilleri, özellikle de doktor raporlarını dikkate alarak   baꢁvuranın 7-8 polis memuru tarafından mazeretsiz bir ꢁekilde dövüldüğü ꢁeklindeki beyanını   mesnetsiz bulmaktadır. Baꢁvuranın iddia ettiği ꢁekilde uygulanan bir kötü muamelenin,   baꢁvuranın vücudunda, kendisini 22, 23, 27 ve 28 ꢀubat 2001 tarihlerinde muayene eden   doktorların görebileceği, çok sayıda ciddi, belirgin izler bırakmıꢁ olması gerekir (bkz.   Tanrıkulu vd. – Türkiye, no. 29918/96, 29919/96, 30169/96). Bu bağlamda AĐHM, baꢁvuranın   gözaltında kaldığı sürede düzenlenen doktor raporlarının doğruluğuna itiraz etmesine karꢁın   askeri gözaltı sırasında düzenlenen raporlara itiraz etmediğini kaydeder.   Ayrıca AĐHM Hükümetin, Kayseri Devlet Hastanesi, Barbaros Kliniği ve Kayseri Adli   Tıp Kurumu’nun 22 ve 23 ꢀubat 2001 tarihli tıbbi raporlarında kaydedilen, baꢁvuranın baꢁ ve   bileklerindeki yaraların baꢁvuranın hücrede kafasını vurması ya da kelepçeler nedeniyle   oluꢁtuğu tezinin, dava dosyasında yer alan dolaylı ve uyuꢁan deliller ıꢁığında, ilk bakıꢁta   savunulamaz bulunarak reddedilemeyeceği kanaatindedir.   Ancak AĐHM Hükümetin, Sivas Askeri Hastanesi’nde tespit edilen mikrohematüri ve   renal travmanın nasıl meydana geldiğine dair inandırıcı bir açıklama getiremediğini kaydeder.   AĐHM bu bağlamda Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’nun tıbbi görüꢁlerine göre, travmanın   meydana geldiği zamanın belirlenememiꢁ olmasına karꢁın yaralanmanın doğrudan sert ve   künt cisim darbesi ile oluꢁtuğunun bildirildiğini, bunun da AĐHM'ye göre, baꢁvuranın,   vücudunun çeꢁitli yerlerine copa benzer bir cisimle vurulduğu iddiası ile en azından tutarlı   olduğunu kaydeder. AĐHM, bu sonuca ulaꢁırken yaralanmanın meydana geldiği bölge   itibariyle, nezarethane gibi bir yerde, baꢁvuranın kendisinin sebep olma ihtimalini ortadan   kaldırmasını ve baꢁvuranın 21-28 ꢀubat 2001 tarihleri arasında önce polis karakolunda,   sonrasında da askeri gözaltında tutulmuꢁ olmasını göz önünde bulundurmuꢁtur. AĐHM aynı   zamanda baꢁvuranın gözaltının sona erdiği 23 ꢀubat 2001 tarihinde idrarından kan geldiğini   savcıya iletmiꢁ olmasına önem vermektedir. Sonuç olarak, böyle bir yaralanmanın daha   önceki doktor raporlarında yer almamıꢁ ve baꢁvuranın sırtındaki 10 x 15 cm’lik kızarıklığın   ilk kez Sivas Askeri Hastanesi’ndeki doktor tarafından kaydedilmiꢁ olmasına karꢁın AĐHM   ulusal mahkemenin, sözkonusu travmanın baꢁvuranın polis karakolundaki gözaltından   çıkmasından sonra meydana geldiği değerlendirmesini inandırıcı bulmamaktadır.   Yetkililerin kendi kontrolleri altındaki ꢁahısların uğradığı bedensel zararlar konusunda   hesap verme yükümlülüğünü hatırlatan AĐHM, sözkonusu polis memurlarının beraat   ettirilmesinin devleti bu sorumluluktan kurtarmadığı görüꢁündedir (bkz. Yavuz – Türkiye, no.   67137/01).   GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI   Dava olayları bir bütün olarak değerlendirildiğinde ve bu sürenin tamamında çeꢁitli   devlet kurumlarının kontrolü altında bulunan baꢁvuranın mustarip olduğu renal travmaya   Hükümet tarafından inandırıcı bir açıklama yapılmaması karꢁısında AĐHM, bu hasarın   Hükümetin sorumluluk taꢁıdığı bir muamelenin sonucu olduğunu tespit etmiꢁtir.   Bu nedenle AĐHS'nin 3. maddesi ihlal edilmiꢁtir.   II. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   ꢀubat ve 1 Mart 2005 tarihli iki mektupta baꢁvuran, ayrıca bir polis memuru, B.Ö.,   bir askeri yetkili ve E.S.’nin resmi evrakta sahtecilik ve O.A.’nın yalan beyanda bulunma   suçlarından yargılanmaması nedeniyle AĐHS'nin 6 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini öne   sürmüꢁtür.   Ancak elindeki deliller ıꢁığında AĐHM, baꢁvuranın yukarıda belirtilen iddialarının AĐHS   ya da ek Protokollerde tanımlı hak ve hürriyetlere iliꢁkin herhangi bir ihlali ortaya   çıkarmadığına karar vermiꢁtir. Baꢁvurunun bu kısmı, AĐHS'nin 35/4 ve 35/4 maddeleri   uyarınca, açıkça dayanaktan olması nedeniyle reddedilmelidir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢁmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢁvuran maddi ve manevi tazminat olarak toplamda 200,000 Euro talep etmiꢁtir.   Đꢁkence sırasında aldığı fiziksel ve ruhsal hasarlar nedeniyle iꢁsiz kaldığını iddia etmiꢁtir.   Hükümet miktara itiraz etmiꢁtir.   Baꢁvuran tarafından savunulan maddi hasara iliꢁkin olarak AĐHM, bu baꢁlık altındaki   talebin yeterince desteklenmediği kanaatindedir. Bu nedenle talebi reddeder. Ancak AĐHM,   baꢁvuranın sadece ihlal tespiti ile tazmin edilemeyecek acı ve sıkıntı yaꢁamıꢁ olması   gerektiğini tespit eder. Somut davada tespit edilen ihlalin niteliğini dikkate alarak ve   hakkaniyete uygun bir değerlendirme ile baꢁvurana 12,000 Euro manevi tazminat ödenmesini   uygun bulmaktadır.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢁvuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önündeki masraf ve giderler için   toplamda toplam 3,953 TL (yaklaꢁık 1,848 Euro) talep etmiꢁtir. Tercüme ve Türkiye’deki   çeꢁitli büyükelçiliklere gönderilen mektuplar dahil olmak üzere posta masraflarına iliꢁkin   belgeler ibraz etmiꢁtir.   Hükümet miktarlara itiraz etmiꢁtir.   GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI   Yargılama masraf ve giderlerine iliꢁkin olarak AĐHM, bir baꢁvuranın, ancak masrafların   gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢁ ise bunları geri   almaya hak kazandığını hatırlatır. Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri   göz önünde bulundurarak AĐHM ulusal mahkeme masraflarının ödenmesi talebini reddeder   ancak AĐHM önündeki masraflar için 150 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine   uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢁtir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Kötü muamele iddiasına ve sanık polis memurları hakkında yapılan ceza yargılamasının   adil olmayıꢁına iliꢁkin ꢁikâyetin kabuledilebilir, baꢁvurunun kalan kısmının kabuledilemez   olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. (a) Savunmacı devletin baꢁvurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleꢁtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına   çevrilmek ve uygulanabilecek tüm vergilerden muaf tutulmak üzere:   (i) 12,000 (on iki bin) Euro manevi tazminat;   (ii) 150 (yüz elli) Euro yargılama masraf ve giderleri ödemesine;   (b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa   Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢁkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢁ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 23 ꢀubat 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢁtir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło