32347/02

WyrokETPCz2008-10-14ECLI:CE:ECHR:2008:1014JUD003234702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący był poddawany nieludzkiemu lub poniżającemu traktowaniu w areszcie policyjnym, naruszając art. 3 Konwencji, oraz czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne dochodzenie w tej sprawie?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący, który został zatrzymany zdrowy, a po zwolnieniu miał obrażenia i problemy zdrowotne potwierdzone przez niezależne raporty medyczne, był ofiarą złego traktowania w areszcie policyjnym. Rząd nie przedstawił wiarygodnego wyjaśnienia przyczyn tych obrażeń. Trybunał odrzucił wagę raportów medycznych sporządzonych pod nadzorem policji, które nie spełniały standardów niezależności i indywidualnego badania. Ponadto, Trybunał stwierdził, że dochodzenie krajowe było nieskuteczne, ponieważ prokurator nie przesłuchał kluczowych świadków (policjantów, lekarzy sporządzających sprzeczne raporty) i podjął decyzję o umorzeniu sprawy bez należytej staranności, co naruszyło proceduralny aspekt art. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Eren, dziennikarz, został zatrzymany 17 listopada 1998 roku w Diyarbakır wraz z innymi osobami podczas protestów. Twierdził, że w areszcie policyjnym był poddawany złemu traktowaniu, w tym przetrzymywaniu w ciemnej celi, pozbawieniu jedzenia i wody, biciu, groźbom i molestowaniu seksualnemu. Początkowe raporty medyczne sporządzone pod nadzorem policji nie wykazały obrażeń, jednak niezależne badania przeprowadzone po zwolnieniu (przez Turecką Fundację Praw Człowieka i Tureckie Stowarzyszenie Lekarzy) ujawniły obrażenia fizyczne (otarcia, ból, przepuklina) oraz psychiczne (depresja, ostra reakcja na stres) zgodne z jego zarzutami. Skarga do prokuratury została złożona z opóźnieniem w maju 2000 roku i zakończyła się decyzją o umorzeniu postępowania, która została podtrzymana w apelacji.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym. 3. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym. 4. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 6 Konwencji. 5. Zasądza skarżącemu 7 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. 6. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐK ĐNCĐ DAĐR E   MEHMET EREN - TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 32347/02)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2008   Đꢀbu karar AĐHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 32347/02 baꢀvuru numaralı davanın nedeni T.C.   vatandaꢀı Mehmet Eren'in ("baꢀvuran") Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi'ne 27 Temmuz   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesinin ("Sözleꢀme") 34. maddesi uyarınca   yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından S.Çınar tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1968 doğumludur ve Diyarbakır'da ikamet etmektedir.   Kasım 1998 tarihinde saat 15:30'da, iki haftada bir yayımlanan bir gazetede   gazeteci olarak çalıꢀan baꢀvuran, 108 kiꢀi ile birlikte, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle   Mücadele ꢁubesi'nde görevli polis memurlarınca gözaltına alınmıꢀtır. Yakalama sırasında,   baꢀvuran ve diğer yakalananlar, yasadıꢀı bir örgüt olan PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi) lideri   Abdullah Öcalan'm tutuklanmasını protesto etmek amacıyla gösterilerin ve açlık grevlerinin   gerçekleꢀtirildiği iddia edilen yer olan Halkın Demokrasi Partisi'nin (HADEP) Diyarbakır   ꢀubesinde bulunmaktaydılar.   Aynı gün saat 19:30'da, baꢀvuran, Diyarbakır Devlet Hastanesi'ne götürülmüꢀtür.   Baꢀvuranı muayene eden doktor, baꢀvuranın bedeninde yakın zamanlı bir fiziksel ꢀiddet   emaresi olmadığını kaydetmiꢀtir.   Kasım 1998'de baꢀvuran polise ifadeler vermiꢀtir. Đki polis memuru ve baꢀvuran   tarafından imzalanan rapora göre, baꢀvuran, HADEP Diyarbakır ꢀubesinde gösteriye katılmak   amacıyla bulunduğunu ifade etmiꢀtir.   Baꢀvuran, polis nezaretindeyken çeꢀitli ꢀekillerde kötü muameleye tabi bırakıldığını   iddia etmektedir. Bilhassa, karanlık bir hücrede yetersiz havalandırma ile tutulmuꢀ, yemek ve   su verilmemiꢀ ve tuvalete gitmesine izin verilmemiꢀtir. Uzun saatlerce aynı pozisyonda   kelepçeli olarak durmaya zorlanmıꢀtır. Sorgulama sırasında, giysileri çıkarılmıꢀ, kendisine   hakaret edilmiꢀ ve ölüm ve tecavüzle tehdit edilmiꢀtir. Vücudunun çeꢀitli bölgelerine   vurulmuꢀtur. Özellikle karın bölgesine üst üste darbeler almıꢀtır. Testisleri sıkılmıꢀ ve cinsel   istismara maruz kalmıꢀtır. Son olarak, bayan bir tutuklunun cinsel tacize uğramasını izlemek   zorunda bırakılmıꢀtır.   Kasım 1998 tarihinde, baꢀvuran dokuz kiꢀi ile birlikte Diyarbakır'da bir kliniğe   götürülmüꢀ, kendilerini muayene eden uzman hekim on kiꢀi için tek bir rapor düzenleyerek,   hiçbirinde darp izine rastlanmadığını belirtmiꢀtir.   Kasım 1998 tarihinde, baꢀvuran 110 kiꢀi ile birlikte aynı kliniğe götürülmüꢀ ve   A.O. isimli bir baꢀka doktor tarafından muayene edilmiꢀtir. 111 kiꢀinin tamamının isminin   bulunduğu emniyet müdürlüğüne ait belgede, doktor her ismin altına aynı cümleyi yazmıꢀtır:   "Fiziksel ꢀiddet belirtisi gözlemlenmemiꢀtir".   Baꢀvuran, muayene odasında polis memurlarının mevcut bulunduğunu ve polis   nezaretinde maruz kaldığı kötü muamele ꢀeklini tarif etmiꢀ olmasına rağmen doktorun   ꢀikayetlerini kaydetmediğini ileri sürmüꢀtür.   Kasım 1998 tarihinde, baꢀvuran Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi   Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmıꢀtır. HADEP binasında gazeteci olarak bulunduğunu   ve gösteriye veya açlık grevine katılmadığını iddia etmiꢀtir. Polis ifadelerini okumadan   imzalamak zorunda bırakıldığını belirtmiꢀtir.   Aynı tarihte saat 21:00'de, baꢀvuran Cumhuriyet Savcısı'nın kararı üzerine serbest   bırakılmıꢀtır.   Kasım 1998 tarihinde, baꢀvuran, Türkiye Đnsan Hakları Vakfı Diyarbakır   ꢁubesi'nde görevli R.A. isimli bir doktor tarafından muayene edilmiꢀ ve doktor ꢀunları   kaydetmiꢀtir1:   "Hipogastriyumun2 sağ kısmında 10 x 0.5 cm çapında bir sıyrık mevcuttur. Dizlerinin   arkasında el ile muayene sonrasında hassasiyet ve ağrı, ayak bileklerinde ağrı, her iki ayağın   parmak kaslarında hassasiyet ve ağrı görülmüꢀtür. Aynı zamanda, testislerinde ve   epididimisinde hassasiyet, kasığında ꢀiꢀlik (belki fıtık baꢀlangıcı), epigastriyumda3 hassasiyet   ve ağrı mevcuttur. Oksipital bölgede (artkafada) erüpsiyon görülmüꢀtür."   Belirli olmayan bir tarihte, Türkiye Đnsan Hakları Vakfı Diyarbakır ꢁubesi, baꢀvuranı,   Türk Tabipler Birliği Đzmir ꢁubesi'ne göndermiꢀtir. 7 ve 11 Aralık 1998 tarihleri arasında   baꢀvuran muhtelif tıbbi muayenelerden geçmiꢀ ve bunların sonuçlan 4 Ağustos 1998 tarihli bir   tıbbi raporda kaydedilmiꢀtir. Bu rapora göre, baꢀvuranda kasık fıtığı, vücudunun çeꢀitli   kısımlarında ağrı, normalde tecavüz ve iꢀkence gibi travmatik tecrübelerin yol açtığı iki   psikiyatrik durum olan ağır depresyon ve akut stres rahatsızlığı mevcuttur. Doktorlar,   baꢀvuranın ꢀikayetlerinin kötü muamele iddiaları ile tutarlı olduğu kararına varmıꢀtır. Türk   Tabipler Birliği Đzmir ꢁubesi'nde görevli doktorlar bu sonuca varırken, aynı zamanda, R.A.   tarafından düzenlenen 26 Kasım 1998 tarihli rapordaki bulguları da kaydetmiꢀtir.   Aralık 1998 tarihinde, baꢀvuran, polis nezaretinde gördüğü kötü muamele sonucu   oluꢀtuğu iddia edilen kasığındaki fıtık nedeniyle ameliyat olmuꢀtur.   Ocak 19994 tarihinde, avukatları için bir belge hazırlamıꢀ ve bu belgede 17 ve 25   Kasım 1998 tarihleri arasında polis nezaretinde gördüğünü iddia ettiği kötü muameleyi   ayrıntılı olarak tarif etmiꢀtir. Belgenin sonunda, AĐHM önündeki temsilcisinin ve bir baꢀka   avukatın, kendisinin yasal temsilcileri olarak, kendi adına dava açacaklarını kaydetmiꢀtir.   Mayıs 2000 tarihinde, baꢀvuranın avukatı, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na   baꢀvuranın polis nezaretinde kötü muamele gördüğüne dair ꢀikayette bulunmuꢀtur.   Dilekçesinin yanında, 4 Ağustos 1999 tarihli sağlık raporunun bir örneğini de sunmuꢀtur.   Bu raporun orijinalinin taraflarca AĐHM'ye sunulmadığı belirtilmelidir. Baꢀvuran, Đnsan Haklan Vakfı   tarafından düzenlenen ve R.A.'nın bulgularını içeren tıbbi epikrizi sunmuꢀtur. Bu rapor metni de 4 Ağustos 1999   tarihli rapor içeriğinde yer almaktadır.   Karın bölgesinin alt kısmı.   Karın bölgesinin üst orta kısmı.   Belge üzerindeki tarih 17 Ocak 1998 olarak gözükmektedir.   Ocak 2002 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın avukatını ifade   vermek üzere savcılığa davet etmiꢀtir.   Ocak 2002 tarihinde, baꢀvuranın temsilcisi, Cumhuriyet Savcısı 'na ifade vermiꢀtir.   Baꢀvuranın ondan baꢀvuran adına ꢀikayette bulunduğu tarih olan 11 Mayıs 2000 tarihinden   birkaç gün önce kendi adına dava açmasını talep ettiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın avukatı,   ayrıca, baꢀvuranın iddialarının 26 Kasım 1998 tarihli rapor bulguları ile tutarlı olduğunu   kaydetmiꢀtir.   Ocak 2002 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranı ifade vermek üzere   savcılığa davet etmiꢀtir.   ꢁubat 2002 tarihinde, baꢀvuran, Cumhuriyet Savcısı'na ifade vermiꢀtir. Avukatından   kendisine kötü muamele uygulayan kiꢀiler hakkında ꢀikayette bulunmasını talep ettiğini   belirtmiꢀtir. Avukatının kendisine davayı açtığını belirttiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran,   Cumhuriyet Savcılığı'na bizzat kendisinin baꢀvurmadığını ifade etmiꢀtir. Son olarak,   kendisine kötü muamele uygulayan polis memurlarının cezalandırılmasını talep etmiꢀtir.   Aynı tarihte, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın kötü muamele iddialarına   yönelik olarak takipsizlik kararı vermiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı, kararında, baꢀvuranın 17 ve 23   Kasım 1998 tarihleri arasında polis nezaretinde tutulduğunu ve ilgili sağlık raporlarının   baꢀvuranın bedeni üzerinde herhangi bir ꢀiddet belirtisi ortaya koymadığını kaydetmiꢀtir.   Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, baꢀvuranın, tutukluluk süresi sonunda Türk Tabipler Birliği'ne   baꢀvurduğunu ve bunun yerine Cumhuriyet Savcılığı'na ꢀikayette bulunmuꢀ olması gerektiğini   kaydetmiꢀtir.   ꢁubat 2002 tarihinde, baꢀvuranın avukatı, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde,   Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'nın 1 ꢁubat 2002 tarihli kararına itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuranla   aynı zamanda polis nezaretinde bulunan kiꢀilerin ifade vermek üzere çağrılmalarını talep   etmiꢀtir. Ayrıca, 4 Ağustos 1999 tarihli raporu düzenleyen doktorlar ile 25 Kasım 1998   tarihinde 110 kiꢀi ile birlikte baꢀvuranı muayene eden A.O. isimli doktorun ifadelerinin   alınmasını talep etmiꢀtir. Avukat, aynı zamanda, baꢀvuranın tutukluluğu sırasında görevde   olan polis memurlarının tespit edilmesini ve baꢀvuranın tutukluluğu sırasında çekilen   fotoğrafların mevcut olması halinde dosyaya dahil edilmesini istemiꢀtir.   Mart 2002 tarihinde, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki tek hakim baꢀvuranın   itirazmı reddetmiꢀtir. Hakim, kararında, baꢀvuranın 17 ve 23 Kasım 1998 tarihleri arasında   polis nezaretinde tutulduğunu ve baꢀvuranın serbest bırakıldığı tarih olan 23 Kasım 1998   tarihli sağlık raporunun baꢀvuranın bedeni üzerinde herhangi bir ꢀiddet belirtisi ortaya   koymadığını kaydetmiꢀtir . Hakim, ayrıca, baꢀvuranın, tutukluluğunun hemen sonrasında 25   Kasım 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı huzurunda   kötü muamele iddiasında bulunmadığını gözlemlemiꢀtir. Hakim, son olarak, baꢀvuranın 4   Ağustos 1999 tarihinde Türk Tabipler Birliği'ne baꢀvurduğunu ve ꢀikayetini 11 Mayıs 2000   tarihinde yaptığını kaydetmiꢀtir. Hakim, serbest bırakılmasından çok uzun süre sonra   baꢀvuruda bulunmuꢀ olması nedeniyle baꢀvuranın iddialarının ꢀüpheli olduğunu   değerlendirmiꢀtir.   Belge üzerindeki tarih 11 Mayıs 2001 olarak gözükmektedir.   Mart 2002 tarihli karar baꢀvuranın 23 Kasım 1998 tarihinde serbest bırakıldığını ifade ederken diğer tüm   belgeler baꢀvuranın 17 ve 25 Kasım 1998 tarihleri arasında polis nezaretinde tutulduğunu göstermektedir.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN   AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀvurunun baꢀka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit etmiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   II. AĐHS'NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS'nin 3. maddesi uyarınca, polis nezaretindeyken kötü muameleye   maruz bırakıldığını iddia etmiꢀtir. Ayrıca, AĐHS'nin 6. ve 13. maddeleri uyarınca, yerel   makamların, iddialarına yönelik etkili bir soruꢀturma yürütmediği konusunda ꢀikayetçi   olmuꢀtur.   AĐHM, bu ꢀikayetlerin tek baꢀına 3. madde açısından incelenmesi gerektiğini   değerlendirmiꢀtir. Söz konusu madde ꢀöyledir:   "Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz."   A. AĐHS'nin 3. maddesinin esasa iliꢀkin yönü ıꢀığında Savunmacı devletin   sorumluluğu   1. Tarafların görüꢀleri   Hükümet, baꢀvuranın kötü muamele iddialarının asılsız olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuranın, kötü muamele iddialarını, Mayıs 2000 tarihine kadar ulusal makamların dikkatine   sunmadığını ve bu hususun iddiasının ciddiyeti hakkında ꢀüphe uyandırdığını öne sürmüꢀtür.   Bu hususta, baꢀvuranın avukatının 10 Ocak 2002 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'na   verdiği ifadelere iꢀaret etmiꢀtir.   Hükümet, ayrıca, 17, 23 ve 25 Kasım 1998 tarihli sağlık raporlarının baꢀvuranın   bedeninde kötü muamele belirtisi ortaya koymadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın kötü muamele   gördüğü hususunun her türlü makul ꢀüpheden uzak olarak kanıtlanmadığını ifade etmiꢀtir.   Hükümet, bu açıdan, 4 Ağustos 1999 tarihli sağlık raporunda kötü muamele bulgusunun yer   almadığını kaydetmiꢀtir.   Baꢀvuran, yanıt olarak, 25 Kasım 1998 tarihinde kendisini sorgulayan Cumhuriyet   Savcısı huzurunda kötü muamele gördüğünü ileri sürdüğünü belirtmiꢀtir. Ancak, Cumhuriyet   Savcısı onun iddialarını göz ardı etmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı 28 Mart 2007 tarihli ifadesinde,   ayrıca, baꢀvuranın 17 Ocak 1999 tarihli bir belge ile kendisini ve bir baꢀka avukatı onun adına   dava açması için yetkilendirdiğini; baꢀvuranın ilk olarak diğer avukatla temas kurduğunu;   ancak, bu avukatın baꢀvuranın gözaltı süresinin sona ermesinden itibaren altı ay içinde   AĐHM'ye baꢀvuruda bulunmaması nedeniyle baꢀvuranın, Mayıs 2000'de kendisiyle temasa   geçtiğini belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran, ayrıca, kötü muamele iddialarının değerlendirilmesinde 25 Kasım 1998   tarihli sağlık muayenesinin dayanak olarak kullanılamayacağını; zira, muayene esnasında   doktorun odasında polis memurlarının bulunduğunu ve gerçek anlamda bir muayenenin   yapılmadığını belirtmiꢀtir. Muayene yapılmıꢀ olsaydı, doktor, baꢀvuranın bedeninde, eski yara   ve ameliyat izlerini tespit ederdi. Baꢀvuran, Đnsan Haklan Vakfı ve Türk Tabipler Birliği Đzmir   ꢁubesi tarafından sunulan sağlık raporlarının kendisinin maruz kaldığı kötü muamelenin   belirtilerini ortaya koyduğunu ileri sürmüꢀtür.   2. AĐHM'nin değerlendirmesi   AĐHM, AĐHS'nin 3. maddesinin, demokratik bir toplumun en temel değerlerinden   birini muhafaza etmekte olduğunu ve AĐHS'nin 15/2 maddesi uyarınca hakkında istisnaya izin   verilmediğini yinelemiꢀtir (bkz., Selmouni - Fransa [BD], no. 25803/94).   AĐHM, ayrıca, bir kiꢀinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp tahliye olduğunda yaralanmıꢀ   olduğu görüldüğünde söz konusu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine dair makul bir   açıklama getirmenin ve baꢀvuranın iddialarına, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla   desteklenmiꢀse, ꢀüphe getirecek deliller ortaya koymanın, devletin görevi olduğunu yineler.   Aksi halde AĐHS'nin 3. maddesi açısından açık bir sorun ortaya çıkacaktır (bkz., diğer   kararların yanı sıra, yukarıda anılan Selmouni; Çelik ve îmret - Türkiye, no. 44093/98, 26   Ekim 2004).   AĐHM, delilleri değerlendirmek maksadıyla 'her türlü makul ꢀüpheden uzak' delil   ölçütüne baꢀvurmaktadır (bkz., Avꢀar - Türkiye, no. 25657/94). Bununla birlikte, böyle bir   delil, yeterli derecede kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler demetinden yahut   çürütülemeyen karineler demetinden de doğabilmektedir (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra,   Labita - Đtalya [BD], no. 26772/95; Süleyman Erkan - Türkiye, no. 26803/02, 31 Ocak 2008).   AĐHM, somut dava koꢀullan hususunda, baꢀlangıç olarak, baꢀvuranın 25 Kasım 1998   tarihinde serbest bırakıldığını; ancak, baꢀvuranın avukatının, 11 Mayıs 2000 tarihine kadar,   yani yaklaꢀık 18 ay sonrasına kadar, kötü muameleye iliꢀkin resmi suç duyurusunda   bulunmadığını gözlemlemiꢀtir. Ancak, 25 Kasım 1998 tarihinde, baꢀvuran, Diyarbakır Devlet   Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı'na, polis ifadelerini okumadan imzalamak zorunda   bırakıldığını bildirmiꢀ; ancak, bu iddiaya iliꢀkin olarak hiçbir adım atılmamıꢀtır. Cumhuriyet   Savcısı, baꢀvurandan ifadelerini ayrıntılı olarak anlatması talebinde dahi bulunmamıꢀtır.   Ayrıca, baꢀvuran, avukatları için hazırlanan ve gerçekliği savunmacı Hükümet tarafından   itiraz görmeyen 17 Ocak 1999 tarihli belge ile ve serbest bırakılmasının ertesi günü Đnsan   Haklan Vakfı'na baꢀvurarak kötü muamele iddialanna iliꢀkin olarak dava açma niyetini   sergilemiꢀtir. AĐHM, dolayısıyla, baꢀvuranın avukatlarının resmi suç duyurusunda   bulunmamasının gerekçeleri üzerinde düꢀünmenin kendi görevi olmadığını değerlendirmiꢀtir.   Her halükarda, ilgili zamanda yürürlükte olan eski Ceza Kanunu'nun 102. maddesi ile 243. ve   245. maddeleri uyarınca, devlet memurları tarafından iꢀlenen kötü muamele suçlarının   yargılanması için beꢀ yıllık süre sının mevcuttur. Cumhuriyet Savcısı, suç duyurusunda geç   bulunulduğu gerekçesiyle suç duyurusunu reddedemezdi ve reddetmemiꢀtir de. Sonuç olarak,   AĐHM, Hükümet'in baꢀvuranın daha erken bir sürede ꢀikayette bulunmadığı gerekçesiyle   iddialannın asılsız olduğu yönündeki görüꢀünü kabul edemez.   AĐHM, Hükümet'in sağlık raporlanna iliꢀkin iddiaları hususunda, 17 ve 25 Kasım 1998   tarihleri arasındaki tutukluluğuna iliꢀkin olarak baꢀvuran hakkında düzenlenen beꢀ sağlık   raporu olduğunu kaydetmiꢀtir. Đlk sağlık raporu baꢀvuranın tutukluluk süresinin baꢀında   düzenlenmiꢀ ve baꢀvuranın bedeninde yakın tarihli fiziksel ꢀiddet belirtisi ortaya koymamıꢀtır.   ve 25 Kasım 1998 tarihli ikinci ve üçüncü sağlık raporları, Diyarbakır'da bir sağlık   kliniğinde görevli iki doktor tarafından düzenlenmiꢀ ve bu raporlar da baꢀvuranın bedeninde   fiziksel ꢀiddet belirtisi olmadığını göstermiꢀtir. Dördüncü sağlık raporu, baꢀvuranın serbest   bırakılmasından bir gün sonra, Diyarbakır Đnsan Haklan Vakfı'nda görevli bir doktor   tarafından düzenlenmiꢀ ve baꢀvuranın bedeninde yaralanmalara ve ağrılara iꢀaret etmiꢀtir.   Beꢀinci rapor, 4 Ağustos 1999 tarihinde düzenlenmiꢀ ve baꢀvuranı 7 ve 11 Aralık 1998   tarihleri arasında muayene etmiꢀ olan Türk Tabipler Birliği Đzmir ꢁubesi'nde görevli doktor   heyetinin bulgularını yansıtmıꢀtır. Bu rapor, baꢀvuranın kötü muamele iddiaları ile tutarlı   olduğu değerlendirilen birtakım fiziksel ve psikolojik bulgular kaydetmiꢀtir.   AĐHM, Hükümet'in AĐHM'ye sunduğu görüꢀlerin temelini oluꢀturan 25 Kasım 1998   tarihli rapor ile baꢀvuranın iddialarının dayanağını oluꢀturan 26 Kasım 1998 ve 4 Ağustos   tarihli raporlar arasında büyük çeliꢀki olduğunu gözlemlemiꢀtir. 26 Kasım 1998 ve 4   Ağustos 1999 tarihli raporlar fiziksel ve psikolojik ꢀiddet bulguları ortaya koyarken; 25 Kasım   tarihli rapora göre baꢀvuran kötü muameleye tabi tutulmamıꢀtır. Dolayısıyla, AĐHM, söz   konusu raporların ağırlığını tespit etmelidir.   Bu bağlamda, AĐHM, 25 Kasım 1998 tarihli sağlık raporuna iliꢀkin olarak, doktorun,   bulgularını, kendisine emniyet müdürlüğü tarafından gönderilen ve baꢀvuran ile diğer   tutuklulara iliꢀkin olarak sağlık muayenesi talebinde bulunan bir yazının içine kaydettiğini   gözlemlemiꢀtir. Ayrıca, söz konusu sağlık raporu sadece baꢀvurana iliꢀkin değildir.   Baꢀvuranın da aralarında bulunduğu 111 kiꢀi hakkında düzenlenmiꢀ ve bu kiꢀilerin hepsi   hakkında aynı gözlemde bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, doktorun odasında polis memurlarının   bulunduğunu ve kendisinin kötü muamele ꢀikayetlerini kaydetmeyen doktor tarafından gerçek   anlamda muayene edilmediğini iddia etmiꢀtir.   AĐHM her ne kadar baꢀvuranın yukarıda belirtilen iddialarını doğrulayamasa da,   Avrupa Đꢀkenceyi Önleme Komitesi'nin (AĐÖK) polis nezaretindeki kiꢀilerin sağlık   muayenesine iliꢀkin standartlarına iꢀaret etmiꢀtir. AĐÖK, tüm sağlık muayenelerinin, polis   memurlarının duymayacağı ve tercihen görmeyeceği ꢀekilde yapılması gerektiğini   öngörmektedir. Ayrıca, her muayenenin neticeleri, tutuklunun ilgili ifadeleri ve doktorun   tespitleri doktor tarafından resmi olarak kaydedilmelidir (bkz., AĐÖK Standartları (CPT   Standards)).   Baꢀvuranın iddiaları doğru olmasa dahi, yani gerçek anlamda bir sağlık muayenesi   yapılmıꢀ olması halinde dahi, sonuç raporuna belirleyici bir önem atfedilemez; zira, AĐHM   toplu sağlık muayenelerinin ancak yüzeysel ve geliꢀigüzel olarak tarif edilebileceği yönünde   geçmiꢀte karar vermiꢀtir (bkz., Akkoç - Türkiye, no. 22947/93 ve no. 22948/93; Elci ve   Diğerleri - Türkiye, no. 23145/93 ve no. 25091/94, 13 Kasım 2003). AĐÖK, her tutuklu kiꢀinin   tek baꢀına muayene edilmesi gerektiğini doğrulamıꢀtır (bkz., AĐÖK'nin 5 ve 10 Ekim   tarihleri arasında Türkiye'ye yaptığı ziyaret sonrasında sunulan raporu). Aynı ilke,   Birleꢀmiꢀ Milletler Đnsan Hakları Yüksek Komiserliği'ne sunulan Đꢀkence ve Diğer Zalimane,   Đnsanlık Dıꢀı, Aꢀağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruꢀturulması ve   Belgelendirilmesi Đçin El Kılavuzu - Đstanbul Protokolü'nde (9 Ağustos 1999) belirtilmiꢀtir.   Yukarıda belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, 25 Kasım 1998 tarihli rapor bulgularına bir   değer yüklememeye karar vermiꢀtir.   AĐHM, 26 Kasım 1998 tarihli rapor hususunda, baꢀlangıç olarak, baꢀvuranın 25 Kasım   tarihinde saat 21:00'de serbest bırakıldığını ve ertesi gün sağlık muayenesinden   geçirildiği Đnsan Hakları Vakfı'na baꢀvurduğunu gözlemlemiꢀtir. AĐHM, ayrıca, 26 Kasım   tarihli rapordaki fiziksel bulguların, en azından, baꢀvuranın karnına üst üste darbe aldığı   ve testislerinin sıkıldığı iddiaları ile tutarlı olduğunu gözlemlemiꢀtir. AĐHM, 4 Ağustos 1999   tarihli raporun ise, beꢀ günden fazla süren çok ayrıntılı sağlık muayenelerini müteakip   hazırlandığını belirtmiꢀtir. Söz konusu rapor sadece fiziksel değil psikolojik bulguları ve bu   bulguların olası iꢀkence veya kötü muamele ile muhtemel iliꢀkisinin yorumunu içermiꢀtir   (bkz., bu hususta, yukarıda anılan "Đstanbul Protokolü"). Sonuca vanrken bu raporu   düzenleyen doktorlar tarafından 26 Kasım 1998 tarihli sağlık muayenesine iliꢀkin bulgular da   dikkate alınmıꢀtır. AĐHM, dolayısıyla, 26 Kasım 1998 ve 4 Ağustos 1999 tarihli raporların   kesin deliller olarak kabul edilmeleri gerektiğini değerlendirmiꢀ ve 26 Kasım 1998 tarihli   raporda kayıtlı olan ve 4 Ağustos 1999 tarihli raporun sonuçları ile desteklenen   yaralanmaların, baꢀvuranın 17 ve 25 Kasım 1998 tarihleri arasında Diyarbakır Emniyet   Müdürlüğü'ndeki tutukluluğu zarfında gerçekleꢀen muamelenin sonucu olduğu kararını   vermiꢀtir.   Bu bağlamda, AĐHM, Hükümet'in, 26 Kasım 1998 ve 4 Ağustos 1999 tarihli sağlık   raporlarının içeriğinin doğruluğuna iliꢀkin bir itirazda bulunmadığını gözlemlemiꢀtir.   Hükümet, ayrıca, raporlarda yer alan fiziksel ve psikolojik bulgulara iliꢀkin makul bir   açıklama da getirmemiꢀtir.   Yukarıda belirtilenler ıꢀığında ve özellikle de baꢀvuran tarafından alman yaraların   nedenine iliꢀkin olarak savunmacı hükümet tarafından makul bir açıklama yapılmaması   karꢀısında, AĐHM, bu yaraların baꢀvuranın polis nezaretindeyken gördüğü ve sorumluluğunun   Devlete ait olduğu ağır kötü muamelenin sonucu olduğu kararını vermiꢀtir.   Dolayısıyla, AĐHS'nin 3. maddesi esas yönünden ihlal edilmiꢀtir.   B. AĐHS'nin 3. maddesinin usule iliꢀkin yönü ıꢀığında Savunmacı devletin   sorumluluğu   1. Tarafların görüꢀleri   Hükümet, yerel makamların, baꢀvuranın iddialarına yönelik etkili soruꢀturma yürütme   yükümlülüğünü yerine getirdiğini belirtmiꢀtir. Ancak, baꢀvuranın ꢀikayette bulunduğu tarihe   kadar 18 aylık bir sürenin geçtiğini ileri sürmüꢀtür. Dolayısıyla, yetkililer, baꢀvuranın   iddialarını doğrulama imkanından yoksun kalmıꢀtır. Hükümet, ayrıca, baꢀvuranın, Türk   Tabipler Birliği Đzmir ꢁubesi yerine yerel makamlara baꢀvurmuꢀ olması gerektiğini ifade   etmiꢀtir.   Baꢀvuran, yanıt olarak, hem Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'nın hem de Ağır Ceza   Mahkemesi'nin 4 Ağustos 1999 tarihli sağlık raporunu dikkate almadığını belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran, ayrıca, 17 ve 25 Kasım 1998 tarihleri arasında polis nezaretinde tutulan kiꢀilerin   ifadelerinin Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀ olması gerektiğini ifade etmiꢀtir.   Baꢀvuran, 4 Ağustos 1999 tarihli raporu düzenleyen doktorların ve 25 Kasım 1998 tarihli   raporu hazırlayan doktorun ifadelerinin de dinlenmiꢀ olması gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Son   olarak, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'nın ilgili zamanda görevde olan polis memurlarının   kimliklerini tespit edemediğini iddia etmiꢀtir.   2. AĐHM'nin değerlendirmesi   AĐHM, AĐHS'nin 3. maddesinin, "savunulabilir" olduğu ve "makul ꢀüphe uyandırdığı"   sürece, özel ꢀahıslar tarafından gerçekleꢀtirilmiꢀ olsa dahi, kötü muamele iddialarına yönelik   yetkililerin soruꢀturma yürütmesini gerektirdiğini yinelemiꢀtir (bkz., özellikle, Ay - Türkiye,   no. 30951/96, 22 Mart 2005). AĐHM içtihadı tarafından belirlenen geçerli asgari standartlar,   soruꢀturmanın bağımsız, tarafsız, kamuya açık olmasını ve yetkili makamların örnek titizlikle   ve çabuklukla hareket etmelerini gerektirmektedir (bkz., örneğin, yukarıda anılan Çelik ve   Đmret).   AĐHM, ek olarak, AĐHS'de yer alan hakların farazi ve geçersiz değil; uygulanabilir ve   etkili olduğunu yinelemiꢀtir. Dolayısıyla, bu tip davalarda, etkili soruꢀturma, sorumluların   belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır (bkz., üzerinde gerekli   değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Nevruz Koç - Türkiye, no. 18207/03, 12 Haziran 2007).   AĐHM, yukarıda, baꢀvuranın aldığı yaralardan AĐHS'nin 3. maddesi uyarınca   savunmacı devletin sorumlu olduğu kararını vermiꢀtir. Dolayısıyla, etkili bir soruꢀturma   gerekli olmuꢀtur.   AĐHM, somut davada, baꢀlangıç olarak, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı tarafından bir   ön soruꢀturmanın yürütüldüğünü gözlemlemiꢀtir. Ancak, AĐHM, bu soruꢀturmanın titizlikle   veya etkili bir ꢀekilde yürütüldüğü konusunda ikna olmamıꢀtır.   AĐHM, baꢀvuranın Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında bulunduğu sırada   görevde olan polis memurlarının ifadelerinin veya 23, 25 ve 26 Kasım 1998 ve 4 Ağustos   tarihli raporları düzenleyen doktorların ifadelerinin Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı   tarafından alınmadığını kaydetmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı tarafından atılan tek adım   baꢀvuranın temsilcisinin ve baꢀvuranın kendisinin ifadesini almak olmuꢀtur. Ayrıca,   Cumhuriyet Savcısı, onların ifadelerini, suç duyurusunda bulunulmasından yaklaꢀık 20 ay   sonra almıꢀ ve aynı gün takipsizlik kararı vermiꢀtir.   AĐHM, Hükümet'in, baꢀvuranın serbest bırakılmasından 18 ay sonra ꢀikayette   bulunmuꢀ olması nedeniyle yargı makamlarını tıbbi delil elde etme imkanından yoksun   bıraktığını ꢀeklindeki görüꢀünü reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, suç duyurusuna destek olarak, Türk   Tabipler Birliği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 135. maddesine uygun olarak 6023 sayılı   Yasa ile kurulmuꢀ kamu kurumu) Đzmir ꢁubesi'nde görevli altı uzman hekim tarafından   düzenlenen sağlık raporunu sunmuꢀtur. AĐHM, bu kurum tarafından düzenlen bir raporun bir   soruꢀturmanın temelini oluꢀturabileceği ve oluꢀturması gerektiği görüꢀündedir. Her halükarda,   Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı baꢀka tıbbi görüꢀler alma giriꢀiminde de bulunmamıꢀtır.   Yukarıda belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın kötü muamele iddialarına yönelik   olarak yerel makamlar tarafından AĐHS'nin 3. maddesinin gerektirdiği gibi etkili bir   soruꢀturma yürütülmediği kararma varmıꢀtır.   Dolayısıyla, AĐHS'nin 3. maddesi usul yönünden ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS'NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS'nin 6. maddesine dayanarak, etkili bir soruꢀturma yapılmaması   nedeniyle, kendisine kötü muamele uygulayan polis memurları hakkında tazminat davası   açma imkanından yoksun kaldığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmıꢀtır.   Dava olaylarını, tarafların görüꢀlerini ve 3. maddenin esas ve usul yönünden ihlal   edildiği kararını dikkate alan AĐHM, somut davada ortaya konana temel hukuki sorunu   incelediğini değerlendirmiꢀtir. Dolayısıyla, bu baꢀlık altında ayrı bir karar vermenin gerekli   olmadığı sonucuna varmıꢀtır (bkz., örneğin, Uzun - Türkiye, no. 37410/97, 10 Mayıs 2007;   Mehmet ve Suna Yiğit - Türkiye, no. 52658/99, 17 Temmuz 2007; K.Ö. - Türkiye, no.   71795/01,11 Aralık 2007).   IV. AĐHS'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   Sözleꢀme'nin 41. maddesine göre "Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal   edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen   telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören   tarafın adil tatminine hükmeder."   A. Tazminat   Baꢀvuran 1.500 Euro maddi tazminat talebinde bulunmuꢀtur. Bu miktar, 26 Kasım ve   Aralık 1998 tarihleri arasındaki gelir kaybı ile sağlık masraf ve harcamalarına iliꢀkindir.   Ayrıca, 35.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuꢀtur.   Hükümet, baꢀvuranın taleplerinin asılsız olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran tarafından görüldüğü iddia edilen maddi zarar hususunda, AĐHM, baꢀvuranın   talebini destekleyici bir belge sunmadığını gözlemlemiꢀtir. Dolayısıyla, AĐHM bu talebi   reddetmiꢀtir.   Ancak, AĐHM, davanın koꢀullan karꢀısında, baꢀvuranın, tek baꢀına ihlal tespitiyle   tazmin edilemeyecek ꢀekilde acı ve sıkıntı yaꢀamıꢀ olduğunu değerlendirmiꢀtir. AĐHM, somut   davada tespit edilen ihlalin niteliğini dikkate alarak ve hakkaniyet temelinde karar vererek   baꢀvurana 7.500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, ayrıca, AÎHM'de yapılan mahkeme masraflarına karꢀılık 2.670 Euro talep   etmiꢀtir.   Hükümet bu talebe itiraz etmiꢀtir.   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, baꢀvuran, ancak mahkeme   masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı   durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada baꢀvuranın talebini   doğrulamadığını göz önünde tutan Mahkeme, bu baꢀlık altında tazminat ödenmemesine karar   vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS'nin 3. maddesinin hem esas hem de usul yönünden ihlal edildiğine;   3. Baꢀvuranın AĐHS'nin 6. maddesi uyarınca olan ꢀikayetinin ayrı olarak incelenmesinin   gerekli olmadığına;   4. a) AĐHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere ve   tabi olabilecek her türlü vergi ile birlikte Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana   manevi tazminat olarak 7.500 Euro (yedi bin beꢀ yüz Euro) ödenmesine;   b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa   Merkez Bankası'nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve   3. paragrafları gereğince 14 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Sally Dölle   Zabıt Katibi   Françoise Tulkens   Baꢀkan   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło