32420/03
WyrokETPCz2007-05-03ECLI:CE:ECHR:2007:0503JUD003242003
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długotrwałe aresztowanie tymczasowe oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo skarżącego do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość aresztowania tymczasowego skarżącego, trwającego łącznie około 9 lat i 3 miesięcy, była nadmierna. Powtarzające się uzasadnienia sądów krajowych, takie jak 'charakter przestępstwa, stan dowodów i długość aresztowania', nie były wystarczające do usprawiedliwienia tak długiego pozbawienia wolności. W odniesieniu do przewlekłości postępowania karnego, które trwało ponad 10 lat i 4 miesiące i nadal się toczyło, Trybunał stwierdził, że pomimo złożoności sprawy, władze krajowe nie wykazały należytej staranności, co doprowadziło do naruszenia prawa do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie. Trybunał odrzucił zarzut naruszenia domniemania niewinności (art. 6 ust. 2) jako nie wymagający osobnego rozpatrzenia w świetle stwierdzonego naruszenia art. 5 ust. 3.Stan faktyczny
Skarżący, Murat Kaçar, został aresztowany w Stambule w listopadzie 1996 r. pod zarzutem przynależności do PKK i działalności separatystycznej. Był przetrzymywany w areszcie tymczasowym przez około 9 lat i 3 miesiące. W 2001 r. został skazany na dożywocie, ale wyrok został uchylony przez Sąd Kasacyjny w 2002 r. Postępowanie wznowiono, a sprawa została przeniesiona do Sądu Karnego po zniesieniu Państwowych Sądów Bezpieczeństwa. Skarżący został warunkowo zwolniony w maju 2006 r., a postępowanie nadal trwało w lutym 2007 r. Jego wnioski o zwolnienie z aresztu były wielokrotnie odrzucane przez sądy krajowe.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza dopuszczalność skarg dotyczących długości aresztowania tymczasowego, długości postępowania i domniemania niewinności, a pozostałych skarg – niedopuszczalność.
2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
4. Stwierdza, że nie ma potrzeby osobnego rozpatrywania skargi dotyczącej art. 6 ust. 2 Konwencji w związku z art. 5 ust. 3 Konwencji.
5. Zasądza, że w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, Rząd pozwany ma zapłacić skarżącemu 10 000 euro (dziesięć tysięcy euro) tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 euro (tysiąc euro) tytułem kosztów i wydatków, powiększone o wszelkie podatki, które mogą być naliczone.
6. Zasądza, że od upływu wspomnianego trzymiesięcznego terminu do dnia zapłaty, odsetki za zwłokę będą naliczane według stopy równej krańcowej stopie kredytowej Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe.
7. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
*
ღꢀ
ꢁ ꢀ
ღꢀ
BBBBBBB
ꢀ
*
CONSEIL DE jl
L ' EU R O P E
*
AVRUPA
KONSEYİ
*
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
MURATKAÇAR - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 32420/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Ma y ıs 2 0 0 7
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
İşbu karar AÎHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
ı
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (32420/03) başvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke
vatandaşı Murat Kaçar’m (başvuran) 2 Eylül 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’ııin (AÎHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne
(Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından Y. Başara ve M. Filorinalı tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR 9 7 6 d o ğ u m lu o la n b a ş v u r a n İ s ta n b u l’ d a ik a m e t e tm e k te d ir .
Başvuran 7 Kasım 1996 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle mücadele Şubesi’ne
bağlı ekiplerce yakalanarak gözaltına alınmıştır.
Başvuran 21 kasım 1996 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine çıkarılmıştır.
DGM hakimi başvuranın tutuklu yargılanmasına hükmetmiştir.
Cumhuriyet Savcılığı 2 Aralık 1996 tarihli iddianamesinde başvuranı, PKK üyesi olmak ve
Türk Ceza Kanunu’nun 168. ve 3713 sayılı Terörle. Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi
hilafına bölücü faaliyetlerde bulunmakla suçlamıştır.
DGM, 28 Şubat 1997 ve 13 Haziran 2001 tarihleri arasında yirmi altı duruşma yapmıştır.
Başvuran on tiç duruşmaya katılmamıştır. Eylül 1998 ve 2 Tem m uz 1999 tarihleri arasında yapılan duruşm alarda DGM , ne
başvuranın tutukluluğunun devamına ne de salıverilmesine hükmetmiştir. Sözkonusu
duruşmalara ait tutanaklarda başvuranın adı zikredilmemiştir.
Başvuran müteaddit defalar meşruten tahliye talebinde bulunmuştur. Başvuranın tüm bu
talepleri DGM tarafından ‘suçun cinsi, delillerin durumu ve tutukluluk süresi göz önünde
bulundurularak’ geri çevirilmiştir. Bazı duruşmalarda DGM başvuranın tutukluluk halinin
devamına re’sen karar vermiştir.
Savcılık 29 Mart 2000 tarihinde ek bir iddianame sunarak TCK’nın 125. maddesi uyarınca
başvuranın ömür boyu hapse mahkum edilmesini talep etmiştir.
Üç sivil yargıçtan oluşan DGM 13 Haziran 2001 tarihinde başvuranı önce idama mahkum
etmiş sonra da bu cezanın ömür boyu hapis cezasına çevirilmesine hükmetmiştir.
Yargıtay, mahkumiyet kararını iddianamede belirtilmeyen olaylara dayandırdığı için 12 Şubat tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
DGM 26 Haziran 2002 tarihinde mevcut davanın tetkikine yeniden başlayarak 9 Haziran 2004
tarihnie kadar sekiz duruşma gerçekleştirmiştir.
Başvuran bu duruşmalarda meşruten tahliye talebini yinelemiştir. Başvuranın bu talepleri
daha önce belirtilen gerekçelere dayalı olarak reddedilmiştir.
Tutuklu kaldığı süreye istinaden başvuran 5 Şubat 2003 tarihli karara karşı 17 Şubat 2003
tarihinde DGM’nin bir başka dairesine itirazda bulunmuştur. Başvuranın bu talebi bir kez
daha reddedilmiştir.
Başvuran tarafından yapılan bir başka itiraz da 21 Şubat 2003 tarihinde yine aynı şekilde
reddedilmiştir.
DGMlerin kaldırılmasına yönelik 5190 sayılı kanunun 16 Haziran 2004 tarihinde kabul
edilmesinin ardından başvuranın davası 6 Ekim 2004 tarihinde İstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’ne (bundan sonra Ağır Ceza Mahkemesi) sevkedilmiştir.
Başvuranın serbest bırakılması yönündeki talepler bu mahkemece de reddedilmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, tutukluluk süresini ve dosya unsurlarını göz önünde bulundurarak
başvuranın meşruten tahliye edilmesine karar vermiştir.
Yargılama İstanbul Ağır ceza Mahkemesi önünde halen devam etmektedir. 23 Şubat 2007
tarihine .kadar on iki duruşma gerçekleştirilmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I . A İ H S ’N İ N 5 § 3 M A D D E S İ N İ N İ H L A L E D İ L D İ Ğ İ İ D D İ A S I H A K K I N D A
Başvuran uzun tutukluluk süresinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu hususta AİHS’nin § 3 maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümet, duruşmalar sonucunda başvuran hakkında verilen muhtelif tutukluluk halinin
devamı kararlarıyla ilgili olarak Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda itiraz imkanı olmasına
rağmen başvuranın bu yönde bir itirazda bulunmadığına dikkat çekmektedir. Bu imkanın
AİHS’nin 35. maddesinin gerekleri bakımından tüketilmesi gereken etkili bir içhukuk yolu
olduğunu savunmaktadır.
Başvuran Hükümet’in bu savma karşı çıkmaktadır.
AİHM, başvuranın ulusal mahkemeler önünde yapılan duruşmalarda defalarca meşruten
tahliye talebinde bulunduğunu dosya unsurlarından tespit etmiştir. Bu talepler Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunıinun 112. maddesi uyarınca DGM tarafından defalarca
incelenmiştir. Bu maddeyle ulusal yargıca, her duruşmada tutukluluğun devamına ya da
meşruten tahliyeye gerek olup olmadığı konusunda re’seıı hüküm verme yetkisi
tanınmaktadır.
Ceza Muhekemeleri Usulü Kanunun 299. maddesiyle sağlanan İtirazda bulunma imkanına
ilişkin olarak AİHM, başvuranın tutukluluğunun devamına ilişkin olarak iki kez itirazda
bulunduğunu tespit etmektedir. Ancak bu taleplerin DGM tarafından reddedildiği dosya
unsurlarından anlaşılmaktadır.
Bu koşullar altında AİHM başvuranın içhukukta sağlanan başvuru imkanlarını kullandığı
kanaatine varmaktadır.
Bu itibarla Hükümet’in ön itirazını reddetmek yerinde olacaktır. Ayrıca AİHM sözkonusu
şikayetin AİHS’nin 35 § 3 maddesi açısından açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan
edilemeyeceğini tespit etmektedir. Ayrıca AİHM bu şikayetin herhangi bir kabuledilemezlik
gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir.
B . E s a s a d a i r
AİHM, AİHS’nin 5 § 3 maddesinde hedeflenen dönemin son süresinin ‘ilk etapta, iddianın
yerindeliğine hükmedildigi tarih’ olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Wemhoff - Almanya, 27
Haziran 1968 tarihli karar, § 9, ve Labita - İtalya, no: 26772/95, § 147).
Mevcut davada başvuranla ilgili ilk tartışmalı tutukluluk dönemi 21 Kasım 1996 tarihinde
başlayarak 13 haziran 2001 tarihinde DGM tarafından hakkında bir mahkumiyet kararı
verilmesiyle sona ermiştir. Böylelikle başvuran dört yıl altı ay süresince tutuklu kalmıştır. Bu
tarihten sonra başvuran ‘yetkili bir mahkeme tarafından verilen mahkumiyet kararını
müteakip’ hükümlü hale gelmiştir (bkz. L A . ~ F r a n s a , 23 Eylül 1998 tarihli karar, ve Baltacı
- Türkiye, no: 495/02, 18 Temmuz 2006 tarihli karar).
Yargıtay’ın 13 Haziran 2001 tarihli kararı bozmasıyla birlikte davanın tetkikine DGM önünde
yeniden başlanmıştır. Bu şekilde AİHS’nin 5 § 1 c) maddesi anlamında ikinci bir tutukluluk
dönemi başlamıştır. Bu dönem başvuranın serbest bırakıldığı 5 Mayıs 2006 tarihine kadar
devam etmiştir. Sözkonusu dönem yaklaşık dört yıl üç ay sürmüştür. Başvuran toplam olarak
yaklaşık dokuz yıl üç ay tutuklu kalmıştır.
AİHM, AİHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edilip edilmediğinin, başta sözkonusu kararlarda
anılan gerekçeler, başvuranın başvurularında belirttiği ihtilafa yol açmayan olaylar temelinde
belirlenmesi gerektiği yönündeki yerleşik içtihadını esas almaktadır.
Bu hususta yakalanan kimsenin bir suç işlediğinden şüphe etmek için makul nedenlerin
süreklilik arz etmesi tutukluluğun devam ettirilmesinin yasallığının olmazsa olmaz koşuludur.
Ancak bir süre sonra bu da yetersiz hale gelir. Bu durumda AİHM adli mercilerce
benimsenmiş diğer gerekçelerin özgürlük mahrumiyetini meşru kılmaya devam edip
etmediğini ortaya koymalıdır. Şayet sözkonusu gerekçelerin ‘uygun’ ve ‘yeterli’ olduğu
ortaya çıkar ise AİHM, ulusal makamların yargılamanın devamına Özel bir önem atfedip
atfetmediklerini araştırır (bkz. diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat - Türkiye, no: 61446/00, §
26, 5 Nisan 2005).
Mevcut davada DGM ve davayı 6 Ekim 2004 tarihinde incelemeye başlayan Ağır Ceza
Mahkemesi’nin başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vererek serbest bırakılması
yönündeki taleplerini reddederken isnad edilen suçun cinsi/niteliği, delillerin durumu ve
tutukluluk süresi gibi birbirinin benzeri, hatta birbirinin kopyası gerekçelere başvurdukları
ilgili dosya unsurlarından anlaşılmaktadır. Öte taraftan 18 Eylül 1998 ve 2 Temmuz 1999
tarihleri arasında yapılan duruşmalarda DGM ne başvuranın tutukluluğunun devamına ne de
serbest bırakılmasına hükmetmiştir.
Oysa AİHM’ye göre, her ne kadar ‘delillerin durumu’ suçun varlığına ya da suçun
bulunduğuna ilişkin ciddi emarelerin sürekliliğine işaret ediyorsa ve bu koşullar genel olarak
uygun etkenler oluşturmaktaysalar da mevcut davada tek başlarına bu denli uzun bir
tutukluluk süresini haklı kılmamaktadırlar {Ali Hıdır Polat, a d ıg e ç e n , § 2 8 ).
Bu koşulları ve başvuranın m evcut davadaki uzun tutuklu yargılanma süresini göz önünde
bulunduran AİHM, AİHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. A İH S ’N İN 6 § 1 M A D D E S İN İN İH LA L ED İLD İĞ İ İDDİA SI H A K K IN D A
A . K a b u le d ile b ilir liğ e d a ir
Başvuran, yargılanma süresinin AİHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen ‘makul süre’ ilkesine
aykırı olduğunu iddia etmektedir.
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktaiı yoksun olarak
ilan edilemeyeceğini tespit etmektedir. AİHM ayrıca bu şikayetin başka herhangi bir
kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla şikayetin
kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.
B. Esasa dair
Hükümet, dava koşullan göz önüne alındığında yargılama süresinin makuliyetten uzak olarak
değerlendirilemeyeceği kanaatindedir. Hükümet davanın kamıaşıklığı ve başvurana isnad
edilen suçların cinsi gibi hususlara dikkat çekmektedir. Tartışmalı ceza yargılaması uzun ve
zahmetli sonışturmaların yapılmasını gerekli kılmıştır. Sonuç olarak Hükümet, ulusal
makamların sorumlu tutulabileceği herhangi bir atalet döneminden ya da ihmalden söz
edilmeyeceği kanaatindedir.
Başvuran bu argümanlara itiraz etmektedir.
Dikkate alınması gereken dönem 7 Kasım 1996 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla
başlamıştır. Halen ulusal mahkemeler önünde yapılan yargılama şu güne kadar iki dereceden
mahkeme tarafından dört kez ele alınmak suretiyle on yıl dört aydan fazla bir süreden beridir
devam etmektedir.
AİHM bir yargılama süresinin makul olup olmadığının özellikle dava koşullan, AİHM’nin bu
konudaki içtihadında konulan ölçütler, davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili
makamların tutumu gibi hususlar göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiğini
hatırlatmaktadır (bkz., diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi ~ Fransa, no: 25444/94, §
67).
Daha önce müteadit defalar benzer sorunları gündeme getiren bir çok davayı incelemiş olan
AİHM bu davalarda AÎHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştı {Pelissier ve
Sassi, adıgeçen, Çetin Ağdaş - Türkiye, no: 77331/01, 19 Eylül 2006, ve Baltacı - Türkiye,
adıgeçen).
Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyen AÎHM, Hükümet’in mevcut davada farklı bir
sonuca varmasını sağlayacak ne bir olgu ne de bir argüman sunduğunu tespit etmektedir. Bu
alandaki içtihadını göz önünde bulunduran AİHM mevcut davadaki tartışmalı yargılama
süresinin aşırı olduğu ve ‘makul süre’gereklerine cevap vermediği kanaatindedir.
Bu itibarla 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. A İH S ’NİN 6 § 2 M A D D ES İN İN İH LA L ED İLD İĞ İ İDDİA SI H A K K IN D A
A , K a b u l e d i l e b i l i r l i ğ e d a i r
Başvuran tutuklu yargılanma süresi sebebiyle AİHS’nin 6 § 2 maddesinin ihlal edildiğini
iddia etmektedir.
Hükümet bu hususta görüş belirtmemektedir.
(
AİHM, tutuklu yargılanma süresi yönünden yapılan bu şikayetin daha evvel yukarıda
AİHS’nin 5 § 3 maddesi bakımından incelenen şikayetle ilintili olduğunu ve bu yüzden aynı
şekilde kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini tespit etmektedir.
B. Esasa dair
AİHM’nin içtihadına göre bir kimsenin tutuklu olarak yargılanması olgusu özü itibariyle
masumiyet karinesi ilkesinin sınırlanması anlamına gelir. Ancak AİHS’nin 5 § 3 maddesi
somut bazı emarelerin bireysel özgürlüğe saygı kuralının önüne geçen gerçek bir kamu
menfaati bulunduğunu göstermesi durumunda hapisliğin devamına cevaz verir. Bu itibarla bu
son hüküm ayrılmaz bir parçasını teşkil ettiği masumiyet karinesi ilkesini muhafaza eder.
Netice itibariyle tutuklu yargılanma süresine ilişkin ilke olarak ayrı bir sorun gündeme
gelmemektedir. Zira bu alanda sözkonusu ilkeye saygının temini hedefine 5 § 3 maddesinde
ulaşılmıştır.
Yukarıda ifade olunan hususların ışığında AİHS’nin 5 § 3 maddesine ilişkin olarak yaptığı
tespiti göz önünde bulunduran AİHM sözkonusu hükmün ihlal edilip edilmediğinin ayrıca
incelenmesine yer olmadığı kanaatine varmıştır.
IV. AİHS’NİN 5 § 3 VE 6 § 2 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Gözaltı süresi sebebiyle mağdur olduğu iddiasında bulunan başvuran AİHS’nin 5 § 3
maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ayrıca başvuran, kendisini yargılayan DGM’nin
bünyesinde askeri bir yargıç bulunudurması sebebiyle AİHS’nin 6 § 1 maddesi anlamında
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını ileri sürmektedir.
A . G özaltı süresi hakkında
AİHM başvuranın gözaltı süresinin bir DGM hakimi önüne çıkarıldığı 21 Kasım 1996
tarihinde sona erdiğini tespit etmektedir.
AİHM, Türk Hukuku’nda gözaltı süresine itiraza etmek için bir başvuru yolu bulunmadığını
tespit etmektedir (bkz. Sakık ve diğerleri - Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar).
Başvuru yolu bulunmadığı hallerde altı ay süresi, başvuruda suçlanan eylemin meydana
geldiği tarihten itibaren işlemeye başlar (bkz., diğerleri arasında, Ayşe Öztürk - Türkiye, no:
59244/00, 20 Kasım 2001, ve M J; - Birleşik Krallık, no: 10389/83, 17 Temmuz 1986 tarihli
karar).
Bu hususta AİHM başvuranın gözaltı süresinin 21 Kasım 1996 tarihinde sona erdiğini oysa
başvurunun bu traihten yaklaşık yedi yıl soma 2 Eylül 2003 tarihinde yapıldığını tespit
etmektedir.
Bu itibarla başvuranın bu şikayeti AİHS’nin 35 § 1 maddesi uyarınca kabuledilemez ilan
edilmelidir.
B. Devlet Güvenlik M a h k e m e sin in tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında
AİHM başvuran aleyhinde yapılan yargılamanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen
devam ettiğini derhal tespit etmiştir. Bu itibarla AİHM bu şikayetin erken yapılmış bir şikayet
olduğunu değerlendirmektedir.
İçhukuk yollarının tüketilmemiş olması sebebiyle bu şikayet AİHS’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi
uyarınca reddedilmelidir.
V. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran maddi ve manevi tazminat olarak 86.750 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
Tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı kuramayan AİHM
bu talebi reddeder. AİHM başvuranın belli bir manevi zarara maruz uğradığı kanaatindedir,
AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 10.000 Euro ödenmesine hükmeder.
B . M a s r a f v e h a r c a m a l a r
Başvuran, AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için ayrıca 5.200 Euro talep
etmektedir. Bu talebini delillendirmek üzere başvuran herhangi bir belge ya da avukatlık
ücreti makbuzu sunmamıştır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AÎHM’nin içtihadına göre bir başvuran, masraf ve harcamalarının iadesini ancak bu masraf ve
harcamaların gerçek, zorunlu ve makul olduğunu kanıtladığı sürece elde edebilir. AİHM
mevcut davada başvuranın ulusal mahkemeler önünde ya da AİHM önünde yaptığı masraf ve
harcamalarla ilgili herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemektedir. Ancak AÎHM kendi
huzurunda bir avukat tarafından temsil edilen başvuranın mutlaka belli harcamalar yapmış
olması gerektiği kanaatini taşımaktadır. Dava koşullarını göz önünde bulunduran AÎHM
masraf ve harcamaları için başvurana 1.000 Euro ödenmesinin makul olacağına
hükmetmektedir.
C . G ecikm e faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına üç puan eklenecektir.
(
'
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1.
Tutuklu yargılama süresi, yargılama süresi ve masumiyet karinesi hakkının ihlaline
ilişkin şikayetlerin kabuledilebiîir, geriye kalanının ise kabıdedüemez olduğuna; .
3. .
A İ H S ’ n i n 5 § 3 m a d d e s i n i n ihlal edildiğine;
A İH S’nin 6 § 1 m addesinin ihlal edildiğine;
A İH S ’n in 5 § 3 m ad d esi y ö n ü n d en y ap ılan şik ay etin A İH S ’n in 6 § 2 m ad d esi
açısından ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
5.
a ) A İ H S ’ n i n 4 4 § 2 m a d d e s i g e r e ğ i n c e k a r a r ı n k e s i n l e ş t i ğ i t a r i h t e n i t i b a r e n ü ç a y
içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek
her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi
tazminat olarak 10.000 Euro (on bin), masraf ve harcamaları için ise î .000 Euro (bin)
ödenmesine;
^
b ) s ö z k o n u s u s ü r e n i n b i t t i ğ i t a r i h t e n i t i b a r e n ö d e m e n i n y a p ı l m a s ı n a k a d a r H ü k ü m e t
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
6.
A dil tatm ine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AÎHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.
maddesine uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło