32446/96

WyrokETPCz2004-11-02ECLI:CE:ECHR:2004:1102JUD003244696

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie i domniemane tortury ze strony tureckiej policji, brak skutecznego dochodzenia w tej sprawie oraz niezgodne z Konwencją aspekty pozbawienia wolności naruszyły prawa skarżącego wynikające z art. 3, 5, 13, 14 i 18 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że w przypadku, gdy osoba jest zdrowa w momencie zatrzymania, a po zwolnieniu wykazuje obrażenia udokumentowane medycznie, państwo ma obowiązek przedstawić wiarygodne wyjaśnienie. Wobec braku takiego wyjaśnienia ze strony rządu tureckiego oraz na podstawie spójnych raportów medycznych, Trybunał stwierdził, że obrażenia skarżącego były wynikiem złego traktowania, które ze względu na swój charakter i cel (wymuszenie zeznań) stanowiło tortury, naruszając art. 3. Dodatkowo, Trybunał uznał, że brak szybkiego i skutecznego dochodzenia w sprawie tortur, zakończony przedawnieniem, naruszył prawo do skutecznego środka odwoławczego z art. 13. W odniesieniu do art. 5, Trybunał odrzucił zastosowanie tureckiej derogacji, ponieważ Adana nie była objęta stanem wyjątkowym. Stwierdził, że dziewięciodniowe zatrzymanie bez postawienia przed sędzią było zbyt długie (art. 5 § 3), brak możliwości zakwestionowania legalności zatrzymania (ponieważ było zgodne z prawem krajowym, które dopuszczało długie okresy) naruszył art. 5 § 4, a brak prawa do odszkodowania za takie zatrzymanie naruszył art. 5 § 5.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdülsamet Yaman, obywatel turecki, został zatrzymany przez policję w Adanie 3 lipca 1995 r. i przetrzymywany przez dziewięć dni. W tym czasie był rzekomo torturowany (bicie, rażenie prądem, podwieszanie, przetrzymywanie w zimnej wodzie) w celu wymuszenia zeznań dotyczących jego powiązań z PKK. Po zatrzymaniu badania lekarskie wykazały obrażenia, które Trybunał uznał za zgodne z zarzutami tortur. Skarżący złożył skargę na policjantów, ale dochodzenie było opóźnione i ostatecznie umorzone z powodu przedawnienia. Skarżący był również sądzony za członkostwo w PKK i skazany na 3 lata i 6 miesięcy więzienia, wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny. W maju 2000 r. skarżący wyjechał do Niemiec i uzyskał azyl.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. 2. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji w związku z art. 3. 3. Stwierdza naruszenie art. 5 § 3 Konwencji. 4. Stwierdza naruszenie art. 5 § 4 Konwencji. 5. Stwierdza naruszenie art. 5 § 5 Konwencji. 6. Stwierdza brak naruszenia art. 14 Konwencji. 7. Stwierdza brak naruszenia art. 18 Konwencji. 8. Zasądza na rzecz skarżącego 17 700 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 8 659 EUR tytułem kosztów i wydatków (pomniejszone o 725 EUR otrzymanej pomocy prawnej). 9. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   (Başvuru no: 32446/96)   KARAR   STRAZBURG   KASIM 2004   Bu karar Sözleşme’nin 44/2 maddesinde belirtilen şartlar uyarınca kesinlik kazanacaktır   Editör tarafından revizyona tabi tutulması mümkündür.   _____________________________________________________________________________________   © T . C . D ı şişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Yaman/Türkiye Davasinda,   Avnıpa îıısan Haklan Mahkemesi (İkinci Daire),   Sn. J.-P. Costa, Başkan,   Sn. L. Loucaides,   Sn. C: Birsaıı,   Sn. K. Jumviert,   Sn. V. Butkevych,   Sn. M. Ukreklıelidze, yargıçlar,   Sıı. F. Gölcüklü, geçici yargıç, ile Sekreter Sn. S. Dölle’nin katılımı ile 14 Aralık 1999 ve 12   Ekim 2004 tarihlerinde yaptığı gizli müzakereler sonucunda ve 12 Ekim 2004 tarihinde   aşağıdaki karara varmıştır.   USULİ İŞLEMLER   1. Dava, Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin ( “Sözleşme”) eski 25. maddesi uyarınca   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avnıpa İnsan Haklan Mahkemesine Türk vatandaşı   Abdülsamet Yaman (“başvuran”) tarafından 3 Ocak 1996 tarihinde yapılan   başvurudan (no. 32446/96) kaynaklanmaktadır.   2. Kendisine adli yardım temin edilmiş oiaıı başvuran, Londra’da bulunan Kürt İnsan   Hakları Projesi ile bağlantılı çalışan Mark Muller, Timmy Otty, Jane Goıdon ve Anke   Jıılia Stock isimli avukatlar tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”)   AİHM dava işlemleri için herhangi bir Vekil tayin etmemiştir.   3. Başvuran, gözaltında bulunduğu süre içinde işkence gördüğünü ve şikayetleri   hakkında yeterli ve etkin bir inceleme yapılmadığını iddia etmiştir. Sözleşmc’nin 3. ve   13. maddelerini gündeme getirmiştir. Sözleşme’nin 5. maddesine dayanarak,   tutuklanmasının adil niteliği, gözaltı süresi, yetkili makamların tutuklama   gerekçelerini beyan etmemeleri, gözaltı sürecinin meşnıiyetine dair karar verilebilmesi   ve yine bu sürenin haddinden fazla olmasına dayanarak tazminat alabilmek amacıyla   başlatabileceği işlemleri başlatamadığı hakkında şikayette bulunmuştur. Başvuran,   Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerine dayanarak siyasi faaliyetlerinden caydırılmak   amacıyla tutuklandığım ve gözaltına alındığını belirtmiştir. 14. maddeye dayanarak   ise, etnik kökeni ve bir siyasi partiyle olan bağlantısı nedeniyle gözaltına alınıp   işkenceye maruz bırakıldığım ifade etmiştir. 18. maddeye dayanarak, Sözleşme’de   ifade bulan haklarına ve özgürlüklerine kısıtlama getirilmesinin, Sözleşme’nin   müsaade etmediği amaçlar doğrultusunda gerçekleştirildiğini belirtmiştir. Son olarak,   34. maddeye (eski 25. madde) dayanarak, Türkiye’deki işkence mağdurlarına yardım   sağladığı gerekçesiyle işkenceye maruz kaldığını ifade etmiştir.   4. Başvuru, Sözleşme’nin 11. Protokolü yürürlüğe girdiğinde; 1 Kasım 1998’de   AİHM’ye iletilmiştir. (11. Protokol, madde 5 § 2)   5. Başvuru AİHM’nin 1. Dairesi’ııc verilmiştir (Mahkeme Kararlan*ıım 52 § 1 Karan).   Bu Daire’de davaya bakacak olan Bölüm, İç Tüzük 26 § l ’in öngördüğü şekilde   oluşturulmuştur. Türkiye ile ilgili olarak seçilmiş olan yargıç Türmen davadan   ayrılmıştır (İç Tüzük 28). Hükümet, geçici yargıç olarak F. Gölcükîü’yii atamıştır   (AİHS madde 27 § 2 ve İç Tüzük 29 § 1).   Y am   6. AİHM, 14 Aralık 1999 tarihli bir kararla, başvuranın, yakalanmasının sözde   kanunsuzluğu, yetkili makamların yakalama hakkında gerekçe vermemesi, kişisel   ifade ve bir topluluğa mensup olma özgürlüğüne yapılan sözde müdahale ve kişisel   başvuru hakkını etkin bir biçimde kullanmasının engellenmesine ilişkin şikayetlerini   kabul edilemez bulmuştur, AİHM, başvurunun diğer kısmını dikkate almıştır.   7. Başvuran ve Hükümet esasa ilişkin görüşlerini bildirmiştir. ( îç Tüzük 59 § 1)   8. 1 Kasım 2001 tarihinde AİHM, Dairelerin iç düzenlenişini değiştirmiştir. (îç Tüzük 25   § 1). Bu dava yeni oluşturulan İkinci Daire’ye verilmiştir (îç Tüzük 52 § 1).   OLAYLAR   I.DAVA ŞARTLARI   9. Başvuran 1964 doğumludur ve başvuru sırasında Konya Cezaevi’nde   alıkonulmuştur. Mayıs 2000 tarihinde Almanya’ya gitmiş ve iltica talebinde bulunmuştur. Şu   anda Almanya’da yaşamaktadır ve Adana’da HADEP’iıı (Halkın Dcnuokrasi Partisi) il   başkamdir.   A. Gözaltı Süreci ve Başvuranın Kötü Muamele İddialarına Dair Sağlık Raporları   10.   Temmuz 1995 tarihinde başvuran, Adana Emniyet Müdürlüğü polis memurları   tarafından gözaltına alınmıştır. Gözlerinin bağlandığını, bir arabaya oturtulduğunu,   dövüldüğünü ve tehdit edildiğini iddia etmiştir. Gözleri bağlı halde bir süre arabayla   dolaştırıldıktan sonra Adana Emniyet Müdürlüğü’ııe getirilmiştir. Başvuran kendisini   kaçıranların polis memuru olduğunu fark etmediğini ve getirildiği binanın Emniyet   Müdürlüğü olduğunu fark etmediğini iddia etmektedir,   11. Bunlara ek olarak, başvuran, Emniyet Müdürlüğü’nde gözlerinin bağlandığını,   çırılçıplak soyulduğunu ve soğuk suya sokulduğunu iddia etmektedir. Kollarından tavan   borularına bağlanmış ve bir sandalyede ayakta bekletilmiştir. Özellikle cinsel oranlarına   olmak üzere kendisine elektrik kabloları bağlanmıştır. Daha sonra sandalye altından çekilmiş   ve asılı halde kendisine elektrik şoku verilmiştir. Aralıklarla elektrik şoku kesilmiş ve hayaları   sıkılmıştır. Başvuran, işi ve yasadışı bir örgüt olan (PKK) (Kürdistan İşçi Partisi) ile   bağlantısı hakkında sorgulanmıştır. Ayrıca, hangi sebeple işkence mağdurlarının Avrupa   İnsan Hakları Komisyonu’na başvurmalarına yardım ettiği hakkında ifadesi alınmıştır.   12. 3 ve 11 Temmuz 1995 tarihleri arasında başvuran, Adana Emniyet Müdürliiğü’nde   gözaltında tutulmuştur. Başvuran, ailesinin gözaltına alındığından haberdar edilmediğini ve   işkence altında sorgulama sürecinin dokuz gün devam ettiğini iddia etmektedir.   13. 11 Temmuz 1995 tarihinde, başvuran Adli Tıp Kurumu uzmanı tarafından muayene   edilmiştir. Başvuran, işkence sebebiyle, sol kolunu hiç kullanamadığı, bir kaburgasının   kırıldığını ve bağlanarak asılı vaziyette tutulmasına bağlı olarak vücudunun muhtelif   yerlerinde ezikler olduğunu ifade etmiştir. Adli tıp uzmanının raporu şu şekildedir:   Yamn/Tü /ür kiyiüke De nev isi di,eriüke A ı p îH lMyel/e, lmvm,mv he/(ih eki,Hiİhivc amnT/) /S. sS,Jükm   /mr -Pr/hhTTke mrvTkmü İismlehCikivo c   14. Aynı gün, başvuran, Adana Cumhuriyet Savcısı ve Adana Sulh Ceza Mahkemesi   huzuruna çıkarılmıştır. Her ikisinde de başvuran, kendisinden polis tarafından alınan bilgilerin   doğruluğunu inkar etmiştir. Adana Sulh Ceza Mahkemesi başvuranın sorgulandıktan sonra   tekrar cezaevi’ne gönderilmesine hüküm vermiştir. Başvuran, Adana Cezaevi’ne dönerken   tüfek dipçikleri vc sopa kullanan polisler tarafından kötü muamele gördüğünü iddia   etmektedir.   15. 12 Temmuz 1995 tarilıiııde başvuran cezaevinin revirine getirilerek Dr. H. Ö. Tarafından   muayene edilmiştir. H. Ö., cezaevi hasta muayene raporuna şunları yazmıştır:   tBmİDJvmü) şHüileh LMkMv,Mrhhuüke HmüeDi dm/sh -PvkMrMüM i:mke ehHiİhivc Klüîm)   mvm/Tükm kPDM,kMrMüM ikkim ehHeshekivc VS, sS,JüJü M/h sT/HTükm pUA îHu,is eyis zy,evi De   eviheHmhis De esiHSy lmvm,mv dJ,JüHms,mkTvc Vmr mlms di,eriüke Ciyis,ev De /TlvTs,mv -idi lmvm,m   16. Başvuran, Dr. H, Ö.’nün, kendisinin tedavi amacıyla bir hastaneye nakledilmesi için   cezaevi yetkililerinden izin alması tavsiyesinde bulunduğunu iddia etmektedir.   17. Başvuran, cezaevi yetkilileri aracılığıyla 12, 13, ve 14 Temmuz 1995 tarihlerinde Adana   Cumhuriyet Savcılığina dilekçeler yazdığını ve bu dilekçelerle bir hastaneye sevk edilmeyi   ve daha kapsamlı bir sağlık muayenesi için Adli Tıp Kımmuina gönderilmeyi talep etmiştir.   Taleplerinin kayda alınmadığını ve durumu ile ilgili olarak cezaevine gelen Türkiye İnsan   Hakları Derneği doktoru ile görüşmesine müsaade edilmediğini ifade etmiştir.   18. Kaydı alınmayan tarihlerde başvuran, Adana Cezaevinden Konya Cezaevine oradan da   Ceyhan Cezaevine nakledilmiştir. 1997’de yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.   19. 12 Eylül 1997’de Danimarka’da bulunan İşkence Mağdurları Rehabilitasyon ve Araştırma   Merkezine bağlı bir doktor, başvuranı muayene etmede izlenen tıbbi işlemler hakkında   görüşlerini bildirmiştir. Olayların üzerinden zaman geçmiş olması sebebiyle, vücutta elektrik   şokunun izlerini tespit etmenin güç olduğunu belirtmiştir. Ancak, birkaç mağdurda akut fazda   deride oluşan yüzeysel yaralar gözlenmiştir. Ayrıca, soğuk suya maruz kalmanın kesin olarak   zalürre, ateş vc boğaz ağrısına yol açmayacağını belirtmiştir. Kollarda hissizlik, ağrı ve güç   kaybının ise kollardan bağlanarak asılı bırakılmaya bağlı semptomlar olduğunu belirtmiştir.   Son olarak ise, bileklerde yara kabuğu oluşumunun, bileklerin uzun süre sıkıca bağlı   kalmasından kaynaklanan vakalarda sıklıkla görüldüğünü eklemiştir.   20. 9 Ekim 1997 tarihinde başvuran, Türkiye İnsan Haklan Demeği Adana Şubesi’ne bağlı bir   doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktorun raporuna göre, başvuranın şikayetleri   arasında dişçilerinde ağrı, eksik dişe bağlı yeme zorluğu, göğüste ağrı ile bilek ve dizlerde   ağrıyla seyreden hareket zorluğu bulunmaktadır. Başvuranda ayrıca, cerrahi müdahale   gerektiren akciğer zarı iltihaplanmasının da geliştiği gözlenmiştir. Başvuranın   rahatsızlıklarına ilişkin olarak rapor, kötü muamele ve cezaevi koşullarına atıfta bulunmuştur.   21. Mayıs 2000’de başvuran Almanya’ya gelmiş ve iltica talebinde bulunmuştur. 20 Haziran   tarihinde oturma izni almıştır.   22. 5 Mart 2001’dc başvuran Almanya'da bir doktor tarafından muayene edilmiştir, Doktor şu   şikayetleri dikkate almıştır; ayaklarda, dizlerde ve uyluk kemiğinde kronik ağrı, dyspııoea   (nefes zorluğu); depresyon ve akciğer fonksiyonlarında azalma. Doktor, başvuranın   şikayetlerinin işkenceyle bağlantılı olduğunun gözardı edilemeyeceği kanısına varmıştır.   Ayrıca, kendi muayenehanesinde başvuranın psiko-somatik tedavi göreceğini belirtmiştir.   23. 29 Ocak 2002 tarihinde, başvuran, Münih’te bulunan ve mülteci ve işkence mağdurlarına   tavsiye vc onları tedavi amaçlı faaliyet gösteren bir örgüt olan Münchcn Refugio’ya bağlı bir   doktor tarafından muayene edilmiştir. 5 Mart 2001 tarihli raporla tutarlı olan psiko-somatik   bulgulara atıfta bulunarak, başvuranda kronik ve post-travmatik stres teşhisinde bulunmuştur.   Ayrıca başvuranın ciddi psikosomatik sonulları olduğunu eklemiştir.   B. Başvurana Uygulanan Cezai İşlemler   24. Kaydı tutulmayan bir tarihte Adana Cumhuriyet Savcısı görevsizlik kararı almış vc   başvuranın vc diğer 26 davalının dosyasını Konya Devlet Güvenlik Malıkemesi’ne   göndermiştir.   25. 4 Ağustos 1995 tarihinde Konya DGM Savcısı, Ceza Kanunıı’nun 168 § 2 maddesi   uyarınca başvuranı PKK’ya Üye olmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıştır.   26. Kaydı tutulmayan bir tarihte, başvuranın dosyası Adana DGM’ne gönderilmiştir.   27. 16 Mart 1999 tarihinde, Adana DGM, Ceza Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca,   başvuranı PKK mensuplarına yardım ve yataklık yapmaktan dolayı suçlu bulmuş ve üç yıl altı   ay hapis cezasına çarptırmıştır.   28. 19 Eylül 2000 tarihinde, Yargıtay 16 Mart İ999 tarihli kararı oııanuştır.   C. Polis Memurlarına Uygulanan Cezai İşlemler   29. 20 Ekim 1995 tarihinde başvuran, polis gözaltında olduğu sürede kötü muamele gördüğü   iddiasıyla Adana Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunmuştur.   30. 29 Aralık 1995 tarihinde Adana Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı iki polis memuru hakkında   yapılan ilk tahkikatı takiben, Adana Cumhuriyet Başsavcısı, polis memurları aleyhine kanıt   olmadığı gerekçesiyle cezai işlem yapılmasını reddetmiştir.   31.15 Nisan 1997 tarihinde, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Müdürlüğü,   Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir mektup göndererek başvuranın Avrupa İnsan Haklan   Komisyonu’na ilettiği iddialarla ilgili olarak bir inceleme yapılmasını talep etmiştir.   32. Mayıs 1997 ve Mart Î999 tarihleri arasında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı, başvuranın   kötü muamele iddialarına ilişkin olarak yeni bir inceleme yapmıştır. Bu inceleme kapsamında   başvuranın ifadesi alınmıştır. Keııdi adına dört şahidin ismini vermiştir. Adana Cumhuriyet   Savcısı bu şahitlerden üçünü dinlemiş ve üç şahit de başvuranın iddialarını doğrulamıştır.   Cumhuriyet Savcısı, kendilerine yapılau suçlamaları reddeden polis memurlarının da   ifadelerini almıştır.   33. 25 Mart 1999’da Adana Cumhuriyet Savcısı, Adana Ağır Ceza Mahkemesi ile birlikte,   Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca, kötü muamelenin yapıldığı tarihte Adana Emniyet   Miidürlüğü’nde görev yapan altı polis memurunu suçlayan bir iddianame düzenlemiştir.   Davalılar, başvurandan itiraf almak amacıyla işkence yapmakla suçlanmışlardır.   34. 9 Nisan 1999 ve 27 Mart 2003 tarihleri arasında, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, polis   memurlarına karşı açılan davada yirmi üç duruşma yapmıştır.   35. Mahkeme, suçlanan tarafın ve bazı tanıkların kanıtlarım 10 Nisan 2000 tarihine kadar   dinlemiştir. Bu tarihte, mahkeme, başvuran ve altı tanığın dinlenmesi önerisini geri   çevirmiştir. Ön soruşturma esnasında anılan kişilerin verdikleri ifadelerin yeterli olduğunu ve   bunlara erişilemediğini belirtmişlerdir.   36. 16 Haziran 2000 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın Avrupa İnsan   Haklan Mahkemesi5ne yaptığı başvurudan dolayı kanıt sunması için kendisine çağrı   yapılması muhtemel olduğundan, başvuranla ilgili 10 Nisan 2000 tarihli kararı geri çekmiştir.   İlk Derece Mahkemesi, başvuranın daha fazla kanıt sunması için bir çağrı belgesi   yayınlamıştır.   37. Başvuranın nerede olduğu 27 Mart 2003 tarihine kadar belirlenememiştir.   38. 27 Mart 2003 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, kovuşturmanın zaman aşımına   uğradığı gerekçesiyle polis memurlarına yönelik başlatılan cezai işlemlere devam edilmemesi   kararı almıştır.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK   39. İlgili iç hukuk ve uygulamalar Sakık ve Diğerleri ~ Türkiye'de bulunabilir. (26 Kasım   kararı, Hüküm ve Karar Raporları 1997-VII § 18-28) ve Elçi ve Diğerleri - Türkiye (no.   23145/93 ve 25091/94, § § 573 ve 575, 13 Kasım 2003).   HUKUK   I.SÖZLEŞME’NÎN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   40. Başvuran, çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığından şikayetçi olmuş ve bu şikayetleri   ile ilgili yeterli ve etkin bir soruşturma yapılmadığını belirtmiştir. Sözlcşme’nin 3. maddesine   dayanarak bu şikayetlerde bulunmuştur. 3. madde şu şekildedir:   Y giC siH/e iİseüîele) iü/mü,Ts kTİT lm km SüJv sTvTîT îeym Delm iİ,eH,eve hmdi hJhJ,mHmyc   41. Başvuran, manız kaldığı kötü muamelenin genel itibarıyla ele alındığında işkenceye   tekabül ettiğini iddia etmiştir. Gözlerinin bağlandığını, çırılçıplak soyulduğunu ve soğuk suya   sokulduğunu belirtmiştir. Kollarından tavan borularına asıldığım, sandalyede ayakta   bekletildiğim ve özellikle cinsel organlarına olmak üzere elektrik kablolarının vücuduna   bağlandığım ifade etmiştir. Ayrıca, daha soma üzerinde durduğu sandalyenin çekildiğini vc   asılı halde vücuduna elektrik verildiğini iddia etmiştir. Polis memurlarının zaman zaman   elektrik verip mağdurun hayalarım sıktığını ifade etmiştir. Başvuran, 11 Temmuz 1995 ve 12   Temmuz tarihli sağlık raporuna dayanarak (bkz. 13. ve 15. paragraflar). Son olarak, yerel   makamların başvuranın kötü muamele iddialarım etkin bir biçimde araştırmadığını   belirtmiştir.   42. Hükümet başvuranın iddialarının asılsız olduğunu beyan etmiştir. Bu bağlamda   başvuranın destekleyici kanıt sunamadığım ileri sürmüştür. İddiaların yanıltıcı olduğunu ve   terörizmle mücadeleye zarar vermek amacıyla terör örgütü tarafından bir senaryonun parçası   olarak kullanıldığım ifade etmiştir. Sözleşmedin 3, maddesinin ihlal edilmediği kanısına   varmıştır.   43. AİHM, bir bireyin sağlıklı halde gözaltına alındığı fakat serbest bırakıldığında sağlığının   bozulmuş olduğu durumlarında, Devletin, bu duruma ilişkin makul bir açıklama getirmek ve   durum özellikle sağlık raporu ile belgeleniyorsa, mağdurun iddialarının doğruluğuna ilişkin   şüphe oluşturacak kanıt sunmakla yükümlüdür. Bunun sağlanamaması ise 3. maddenin   gündeme getirilmesine sebebiyet verir, (bkz. Çolak ve Filizer § Türkiye, no. 32578/96 ve   32579/96, § 30, 8 Ocak 2004; Seimouni - Fransa [BD], no. 25803/94, 87, AİHM 1999-V;   Aksoy/Tüıkiye, 18 Aralık 1996 kararı, Hüküm ve Karar Raporları 1996-VI, s. 2278, / 61; ve   Ribitsch § AvusturyaB4 Aralık 1995 kararı, Seri A no. 336, s. 26, § 34.)   44. Kanıtların değerlendirilmesinde, AİHM genel olarak, “makul şüpheciliğin ötesinde” kanıt   ilkesini uygulamıştır   § Türkiye, no. 25657/94, § 282, AİHM 2001), Ancak bu tür bir   kanıt, yeterince güçlü, açık ve bİrbiriyle bağlantılı çıkarımların veya kanıtlara ilişkin   çürütülmemiş karinelerin bulunması halinde elde edilebilir {trionda § İngiltere, 18 Ocak 1978   tarihli karar, Seri no: 25, ss. 64-65, §, 161). Dava olaylarının tamamının ya da bir kısmının,   gözaltında bulundurulan şahıslara ilişkin bilgiler de dahil olmak üzere, yetkili makamların   münhasır bilgileri dahilinde olduğu durumlarda, gözaltı sürecinde meydana gelen   mağduriyete ilişkin maddi karineler söz konusu olacaktır. Bu hususta yetkili makamlarm   yeterli ve inandırıcı açıklama yapma yükümlülüğü taşıdığı söylenebilir, (bkz. Salman §   Türkiye [BD], no. 21986/93, § 100, AİHM 2000-VI1).   45. Bu davada, AİHM alıkonulma süresinin başlangıcında sağlık muayenesinden   geçirilmemiş olduğuna ve polis gözaltında bulunduğu sürede kendi iradesi ile bir avukat veya   doktor seçemediğine işaret ctmiştir.Gözaltmdan alınıp nakledilmesinin akabinde, başvuran iki   sağlık muayenesinden geçirilmiş, sağlık raporu alınmış, ayrıca bir tıbbi not cezaevi hasta   muayene defterine işlenmiştir. Gerek rapor gerekse tıbbi not başvuranın vücudundaki yara,   bere ve eziklere işaret etmiştir (bkz 13. ve 14. paragraflar). 1997, 2000 ve 2001 yıllarında   bağımsız tıbbi uzmanlar tarafından hazırlanan tıbbi raporlarda adı geçen bulgular (bkz 19., 20,   22, ve 23, paragraflar) başvuranın kötü muamele iddiaları ile uyumludur. Bu bağlamda,   AİHM, Hükümet’in başvuranın vücudunda tespit edilen izler ve hasar karşısında makul bir   açıklama getirmemiştir.   46. Bir bütün olarak ele alındığında, davanın olayları vc Hükümet’in makul bir açıklama   sunamaması göz önünde bulundurulduğunda, sağlık raporunda ve cezaevi hasta defterine   işlenen notta bahsi geçen yaraların Hükümet’in sorumlu olduğu kötü muamelenin bir sonucu   olduğu kanısını taşımaktadır,   47. Kötil muamelenin içeriği ve derecesi ile, bu muamelenin, PKK ile bağlantısı olduğu   iddiası hakkında Abdülsamet Yaman’dan bilgi almak amacıyla yapılmış olduğu kanıtından   yola çıkarak AİHM, bu kötü muamelenin ancak işkence olarak tanımlanabilecek derecede   ciddi ve acımasız bir muamele olduğu kanaatine varmıştır (diğerlerinin yanı sıra, yukarıda   anılan Salman veAksoy kararları, sırasıyla § § 64. ve 115.).   48. AİHM, Sözleşme’nin 3. maddesi’ııin ihlal edildiğini sonucuna varmıştır.   49. AİHM, araştırma ile ilgili iddia edilen eksiklilere ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. maddesi   uyarınca ayrı bir karar almayı gerekli görmemektedir. Bu dununda, konunun 13. madde   çerçevesinde incelenmesi daha uygundur (diğerlerinin yaııı sıra bkz. Mahmut Kaya - Türkiye,   no: 22535/93, § 120, AİHM 2000-m),   H. SÖZLEŞME’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   50. Başvuran, kötü muamele şikayetleri bağlamında etkili başvuru yapabilme hakkım   arayamadığım ve bunun 13. maddeye aykırı olduğu iddia etmiştir:   tBJ VPy,eİHSçke hmüTüH/İ S,mü nms De Py-Mv,Ms,evi zn,m, eki,eü nevse/) zn,m, :ii,i ve/Hi -PveD   ,mvm:Tükmü dJ /T:mh,mvTüm kmlmüT,mvms lm(T,HTİ km S,/m) J,J/m, div HmsmHm ehsi,i   nmssTüm   /mni(hivc   51. Başvuran, uğradığı kötü muameleye ilişkin olarak Adana Cumhuriyet Başsavcılığına   dilekçe verdiğini iddia etmiştir, Devlet’iıı, kendisinin ileri sürdüğü işkence iddialarım etraflı   ve kapsamlı olarak incelemesi için her türlü adımı attığını ifade etmiştir. Ancak yetkili   mercilerden alınan yanıtların tam anlamıyla yetersiz olduğunu ifade etmiştir. Başvuran ayrıca,   Mayıs 1999’da başlatılan soruşturmanın etkili olmadığını da iddia etmiştir. Bu bağlamda, bir   sonışturmamn etkili olabilmesi için, iddiaların sunulmasının hemen akabinde yapılması   gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca başvuran, Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nin, kendisinin   nerede olduğunu tespit etmeye yönelik herhangi bir ciddi çaba göstermediğim belirtmiş, zira   iltica talebi içiıı gittiği Almanya’da olduğunu saptayamadığım ifade etmiştir. Son olarak ise,   hayatı ve özgürlüğünden endişe duymasından ötürü Türkiye’ye dönemediğiııi belirtmiştir.   52. Hükümet, başvuranın tasarrufunda bulunan birkaç etkili başvurma hakkının olduğunu   belirtmiştir. Ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak yaptığı şikayeti bağlamında,   başvuranın önünde tazminat almak için yeterli iç hukuk yöntemleri bulunduğunu belirtmiştir.   İddiaya göre Adana Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından kötü muamele gören başvuranın   bu konuyla ilgili dava açtığım da ifade etmiştir. 26 Haziran 2002 tarihli bir görüşlerinde,   Hükümet, davanın işlediğim ve işlemlerdeki gecikmenin yerel mahkemelerden   kaynaklanamayacağını, zira gccikmenin, başvuranın ve şahitlerden birinin bulunmamasından   kaynaklandığım ifade etmiştir.   53. AİHM, 3. madde ile gözetilen hakkın 13. madde için de anlam taşıdığım tekrar   vurgulamıştır. Bir bireyin Devlet görevlileri tarafından kötü muameleye veya işkenceye   manız bırakıldığını iddia ettiği durumlarda, gereken hallerde tazminat ödenmesine ek olarak,   “etkili başvuru hakkı” kavramı, sorumluların tanımlanması ve cezalandırılmasını sağlayacak   kapsamlı, etkin, ve şikayet sahibinin bu soruşturma sürecine erişiminin olmasını sağlayacak   bir soruşturma gerektirir (bkz. yukarıda anılan Aksoy kararı, § 98).   54. Bu bağlamda, ivedilik ve süratiiliğin gerekli olduğu kesindir ( bkz. Yasa ~Türkiye, 2 Eylül   karan, Raporlar: 1998-VI, ss.2439-40, §§ 102-04; Çakıcı -Türkiye [BD], no. 23657/94,   § 105, AİHM 1999-1V §§ 80, 87 vc 106; ve yukarıda anılan Mahmut Kaya kararı, §§ 106-07).   Bazı durumlarda bir soruşturmanın ilerlemesine sekte vuran engeller ve zorluklar olabileceği   kabul edilmelidir. Ancak, yetkili mercilerin, işkence veya kötü muameleyi soruşturmadaki   ivedi yaklaşımı, kamuoyunun, bu mercilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığım, yasal   olmayan davranışlara hoşgörü gösterilmesinin ve hileli anlaşmalar olduğu görünümünün   verilmesinin önlenmesini sağlamak açısından büyük önem arz etmektedir denilebilir.   55. Bunun ötesinde, AİIIM, bir Devlet görevlisinin işkence veya kötü muameleyle suçlandığı   durumlarda “etkili başvurıı”ııun amaçları çerçevesinde, cezai işlemlerin ve hüküm verme   sürecinin zaman aşımına uğramamasının; ve genel af veya affın mümkün kilınmamasıııın   büyük önem taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca, AİHM, soruşturması veya davası süren   görevlinin görevinin askıya alınmasının ve şayet hüküm alırsa meslekten men edilmesinin   önemine dikkat çekmiştir ( bkz. Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Komitesi Nihai ve   Tavsiye Kararlan: T’iirkiye, 27 Mayıs 2003, CAT/C/CR/30/5).   56. Bu davada öne sürülen kanıtlar temelinde, AİHM, polis gözaltı süresinde başvuranın   manız kaldığı kötü muamele sebebiyle, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak davalı Devleti   sorumlu bulmuştur. Dolayısıyla bu bağlamda, başvuranın şikayeti, 3. madde ile bağlantılı   olarak ele alındığında 13. maddenin maksadı açısından “savunulabilir” özellik göstermektedir   ( bkz. McGlinchey ve Diğerleri - İngiltere, no. 50390/99, § 64, 29 Nisan 2003 ve yukarıda   anılan Yasa kararı, § 112).   57. AİHM, başvuranın Adana Cumhuriyet Savcıhğı’na kötü muameleye ilişkin şikayette   bulunduğunu belirtmiştir. Başvuranın ciddi iddialarına rağmen, Savcılık, hiçbir girişimde   bulunmamış ve kötü muameleyi yapanlara karşı herhangi bir suçlamada bulunmamıştır. Bu   bağlamda, ancak bir yıl dört ay sonra, yani Avrupa İnsan Haklan Komisyonu’ııuıı başvuruyu   Hükümet*c iletmesinin akabinde, başvuranın İddiaları çerçevesinde yeni bir soruşturma   başlatılmıştır. Bir yıl on bir ay sonra, Adana Cumhuriyet Savcısı, Ağır Ceza Mahkemesi’ne   bir iddianame yazmıştır. Ancak, Ağır Ceza Mahkemesi, işlemlerin başlamasından yaklaşık   beş yıl, kötü muameleden ise dokuz yıl sonra polis memurlarına yönelik cezai işlemlere   devam etmeme karan almıştır.   58. Hükümet’in, işlemlerdeki gecikmenin, başvuran ve bir tanıklarından birinin   bulunamamasında!! kaynaklandığı yönündeki görüşüne istinaden AİHM, başvuranın gerek   Hükümet’e gerekse Mahkeme’ye 20 Şubat 2001 tarihinde Almanya’daki adresini bildirdiğini   ancak, Adalet bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Müdürlüğünün bu bilgiyi Adana   Ağır Ceza Mahkemesi’ne iletmediğini ifade etmiştir. Tanıklardan birinin buluııamamasına   ilişkin olarak, AİHM, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 10 Nisan 2001 tarihinde bu tanığın   dinlenmesinden vazgeçmiştir. îlk derece mahkemesi» Adana Cumhuriyet Savcısı’mn, tanığın   Almanya’daki adresinin belirlemesinin gereğine işaret eden talimatlar yayınlamaya devam   etmiştir. Ancak, Cumhuriyet Savcısı tanığın adresine ilişkin detayları temin edememiştir.   AİHM, yetkili makamların, başvuranın ve tanığın bulundukları yeri saptayamamasının   başvurana yüklenemeyeceği kanısındadır.   59. AİHM, temel olarak, davadaki gecikmeler ve yerel hukukta yer alan kanuni sınırlamaların   uygulanması sebebiyle, söz konusu işlemlerden herhangi bir sonuç elde edilememesi   karşısında şaşkınlığım ifade etmiştir.   60. Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, yukarıda anılan işlemlerin, Sözleşme’nin 13.   maddesinin gerektirdiği şekilde, yani kapsamlı ve etkin olduğu kanısında değildir.   61. Sözleşme’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.   III. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI   62. Başvuraıı, Sözleşmedin madde 5 §§ 3,4 ve 5’iıı ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur:   cc pc BJ Hmkkeüiü Fcî :Tsvm/Tükm Pü-PvM,eü sSİJ,,mvm JlmvTüîm lmsm,mümü Delm h   dJ,Jümü nevse/ neHeü div lmv-TC Delm mk,i -PveD lm(Hmlm lm/ml,m lehsi,i sT,TüHTİ kirev div   CTsmvT,TvG seüki/iüiü HmsJ, div /Mve iCiüke lmv-T,müHmlm Delm mk,i sSDJİhJvHm /Tvm/Tük   nmssT DmvkTvc Vm,TDevi,He) i,-i,iüiü kJvJİHmkm nmyTv dJ,JüHm/TüT /mr,mlmîms div h   Ac ömsm,mHm Delm hJhJs,J kJvJHkm dJ,JüHm üekeüil,e Py-Mv,MrMükeü lSs/Jü sT,Tüm   Py-Mv,Ms sT/Th,mHm/TüTü lm/mlm Jl-Jü,JrJ nmssTükm sT/m div /Mve iCiüke smvmv DevHe/   -PvM,He/i nm,iüke seüki/iüi /evde/h dTvmsHm/T iCiü div HmnseHele dmİDJvHm nms   ’c BJ Hmkke nMsMH,eviüe mlsTvT S,mvms lm(T,HTİ div lmsm,mHm Delm hJ,J,J s   HmrkJvJ   S,mü   nevse/iü   hmyHiümh   z/heHele   nmssT   D 63. Hükümet, 15. madde uyarınca yaptığı 6 Ağustos 1990 tarihli derogasyona ve 5 Mayıs   tarihinde Genel Sekreterce gönderdiği mektuba atıfta bulunmuştur. Başvurana karşı   alınan tedbirlerin olağanüstü hale ilişkin mevzuat uyarınca alındığını belirtmiştir.   64. Dolayısıyla AİHM, öncelikle sözkonusu derogasyonun bu davaya uygulanabilirliğini   belirlemelidir.   A. Türkiye’nin Sözleşmedin 15. maddesine uyarınca ilan ettiği derogasyouun   uygulanabilirliği   65. Sözleşmedin 15. maddesi şöyledir:   Y Fc VmDmYİ aDYemlmDYmnv,TrTüT henkih ekSü dmİsm div -eüe, hen,ise nm,iüke nev öMs/es VPy,eİHe   müîms kJvJHJü -eveshivkiri P,CMke De J,J/,mvmvm/T nJsJshmü kSrmü dmİsm lMsMH,M,Ms,eve hev/ kM   dJ   VPy,eİHeke   Pü-PvM,eü   lMsMH,M,Ms,eve   mlsTvT   hekdiv   4c öJsmvTkmsi nMsMH) HeİvJ /mDmİ :ii,,evi /SüJîJükm Helkmüm -e,eü P,MH nm,i kTİTükm) 4c H   Hmkke,ev 9:Tsvm F2 De Ec Hmkkeli niCdiv /Jveh,e in,m,e   H pc BJ Hmkkele -Pve mlsTvT hekd0v,ev m,Hm nmssTüT sJ,,mümü nev öMs/es VPy,eİHeîi 1mvm:) m   dJü,mvT -eveshiveü üekeü,ev nmssTükm KDvJ(m ğSü/eli Şeüe, Vesveheviçüe hmH di,-i Devivc BJ öMs/es V   /PyM -eCeü hekdiv,eviü lMvMv,Msheü sm,shTrT hmvini ke KDvJ(m ğSü/eli Şeüe, Vesveheviçüe di,kivivct   66. Başvuran derogasyon bildiriminin geçerli olmadığını ifade etmiştir. Bu bağlamda   yukarıda anılan Aksoy kararına atıfta bulunmuştur (aynı yerde, § 86). Ayrıca, sözkonusu   derogasyon geçerli olsa dahi bunun AdatıaMa uygulanamayacağını, zira Adanadın   olağanüstü hal bölgesi kapsamında olmadığını belirtmiştir.   67. Hükümet, silahlı terörist gruplara mensup şahısların alıkonulmasını düzenleyen usuli   teminatlardan derogasyona gidilmesinin kesinlikle gerekli olduğunu ifade etmiştir. Terörist   faaliyetleri soruşturma ve önlemedeki zorluklar sebebiyle, 5. madde uyarınca alıkoyma   hususunda adlı denetleme sağlanması imkansız olmuştur.   68. AİHM, 6 Ağustos 1990 tarihli derogasyon ve 3 Ocak 1991 tarihli mektubun anıldığı 424,   ve 430 sayılı Legislative Decree lerin, ayrıntılı içerik özetleri dikkate alındığında,   olağanüstü hal ilan edilmiş bölgelerde geçerli olduğuna, ancak derogasyona göre bunun   Adana ilini kapsamadığına işaret eder. Fakat, başvuranın yakalanıp alıkonulması Adana   Cumhuriyet Savcısının emri ile Adana’da gerçekleşmiştir.   69. Bu davada AİHM, sözkonusu derogasyonun bölgesel kapsamını değerlendirirken, bu   derogasyonun etkisini derogasyonun içeriğinde açıkça beyan edilmemiş bir bölgeyi de   kapsayacak şekilde ele aldığı takdirde, 15. maddenin içeriği ve amacım zedelemiş olacaktır.   Dolayısıyla, sözkonusu derogasyon, davanın olayları içiıı ratione loci geçerli değildir (bkz.   Sakık ve Diğerleri - Türkiye, 26 Kasım 1997,1997-VII Raporları, § 39).   70. Sonuç itibarıyla, 15. maddenin gerektirdiklerini sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi   gerekli değildir.   B. AİHS Madde 5 § 3   71. Başvuran, AÎHS madde 5 § 3’e dayanarak, yargı yetkisini icra edebilecek bir yargıç veya   diğer bir görevlinin huzuruna çıkarılmaksızın dokuz gün boyunca polis nezaretinde kaldığını   ifade ederek şikayetçi olmuştur.   72. Hükümet ise, başvuranın gözaltına alınmasının kendisinin, terör suçu işlemiş olma   şüphesini oluşturacak makul dayanakîarm bulunması üzerine, polis nezaretine alınma emrinin   yetkili bir makam tarafından verildiğini ve bu tedbirin sözkonusu tarihte geçerli olan   kanunların gerektirdiği şekilde yetkili makam tarafından uygulandığım belirtmiştir.   73. AİHM bundan önce birkaç vakada, terör suçlarının soruşturulmasını!! yetkili makamlara   şüphesiz bazı özel sorunlar yaşattığını zaten kabul etmiştir (bkz. Brogan ve Diğerleri -   İngiltere, 29 Kasım 1988 Kararı, Seri A no. 145-B, ss. 33-34, § 61; Murray - Ingiltere, 28   Ekim 1994, Seri A no. 300-A, s. 27, § 58; Demir ve Diğerleri - Türkiye, 23 Eylül 1998 kararı,   1998-VI Raporları, s. 2653, § 41; ve yukarıda anılan Aksoy kararı, § 78). Ancak bu,   makamların, 5. maddeye dayanarak, mahkemelerin etkili denetiminden ve son aşamada da   Sözleşmedin denetleyici içtihatından bağmışız bir şekilde, bir terör suçu işlendiği kanısında   oldukları her vakit, şüphelileri yakalayıp polis nezaretinde alıkoymak için kayıtsız şartsız   yetkiye sahip olduğu anlamına gelmez ( diğerlerinin yanı sıra bkz. yukarıda anılan Murray   kararı» § 58).   74. AİHM, başvuranın gözaltı süresinin dokuz gün olduğunu dikkate almıştır. Brogan ve   Diğerleri davasında yargı denetimi dışında gerçekleşen dört gün altı saatlik gözaltı süresinin,   amacı toplumu bir bütün olarak terörizme karşı korumak olmasına rağmen, AİHS madde 5 §   3’te ifade bulan süreye ilişkin kısıtlamaların dışında tutulduğunu tekrar vurgular ( bkz.   yukarıdan anılan Brogan ve Diğerleri karan, s. 33, § 62.)   75. Başvuranın suçlandığı faaliyetlerin bir terörist tehditle bağlantısı olduğu varsayılsa dahi,   AİHM, yargı müdahalesi olmaksızın, başvuranı dokuz gün gözaltında tutmanın gerekli   olduğunu kabul etmemektedir.   76. Dolayısıyla, Madde 5 § 3 ihlal edilmiştir.   C. AİHS Madde 5 § 4   77. Başvuran, gözaltında tutulmasının meşruiyetini sorgulayabileceği hiçbir iç hukuk yolunun   bulunmadığını iddia etmiştir. AİHS madde 5 § 4’e atıfta bulunmuştur.   78. Hükümet, cevaben, başvuranın gözaltında tutulduğu sürenin ulusal hukukla bağdaştığını,   zira olayların vuku bulduğu tarihte Devlet güvenlik mahkemeleri içtihadı kapsamında olan   suçlar için bu sürenin on beş güne kadar uzayabildiğini belirtmiştir.   79. Madde 5 § 3 bağlamında ulaşılan sonuçla ilgili olarak (bkz74. ve 75. paragraflar), AİHM   sözkonusu sürenin (dokuz gün) madde 5 § 4’tc ifade bulan “ivedilikle” ilkesine ters düştüğü   kanaatindedir (bkz, İğdeli - Türkiye, no. 29296/95, § § 34 ve 35, 20 Haziran 2002; Van   Droogenbroeck - Belçika, 24 Haziran 1982 kararı, Seri A no. 50, s. 29, § 53).   80. AÎHM, bu davada, başvuranın gözaltı süresinin hukuken öngörülen süre limitini   geçmediğini dikkate alır. Bu, aslen, başvuranın gözaltına alınmasını soruşturamamasınm   sebebidir, zira dokuz günlük süre o tarihteki T'ürk yasalarıyla bağdaşmakta idi (bkz. yukarıda   anılan İğdeli karan, § 35).   81. Sonuç itibarıyla, madde 5 § 4 ihlal edilmiştir.   D. AİHS Madde 5 § 5   82. Başvuran, madde 5 § 5’e dayanarak Sözteşme’nin 5. maddesinin ihlali iddiasına ilişkin   tazminat hakkının bulunmadığım ifade ederek şikayetçi olmuştur.   83. Hükümet, kanunsuz alıkoyma hallerinde, kamına aykırı bir şekilde yakalanan veya   alıkonulan kişilere ödenebilecek tazminata ilişkin 466 sayılı Kanun uyarınca, tazminat   talebinin ilk derece mahkemesinin nihai kararım takiben üç ay içinde yapılabileceğini beyan   etmiştir.   84. AİHM, 466 sayılı Kanuna dayanarak yapılan bir tazminat talebinin yalnızca, Özgürlüğün   kanunsuzca elden alınması halinde ortaya çıkan zararlar için gündeme getirilebileceğine işaret   etmiştir. Başvuranın alıkonulmasının iç hukukla bağdaştığım ifade etmiştir. Dolayısıyla, 466   sayılı Kanunun hükümleri uyarınca başvuranın tazminat hakkı bulunmamaktadır (bkz.   yukarıda anılan Scıkık kararı, § 60),   85. AÎHM, AİHS madde 5 § 5’in ihlal edildiği kararma varmıştır.   IV. AİHS’NİN 3., 5., 13. VE 18. MADDELERİ BAĞLAMINDA 14. MADDENİN İHLAL   EDİLDİĞİ İDDİASI   86. Başvuran, Kürt kökeni ve Kilitlerin ana siyasi partisi ve PKK’nın bir aracı olarak   algılanan HADEP’le olan bağlantısı sebebiyle alıkonulup işkenceye maruz bırakıldığını iddia   etmiştir. Atıfta bulunduğu 14. madde şöyledir:   YBJ VPy,eİHeke hmüTümü nms De Py-Mv,Ms,evkeü lmvmv,müHm) îiü/ileh) Tvs) veüs) ki,) kiü) /   smümmh,ev) J,J/m, Delm /S/lm, sPseü) J,J/m, div myTü,Trm Heü/J(,Js) /evDeh) kSrJH Delm nevnmü-i dm   dmsTHTükmü niCdiv mlTvTHîT,Ts lm(T,Hmkmü /mr,müTvco   87. Hükümet, Sözleşme’nin 14. maddesine dayanarak başvuran tarafından yapılan şikayetin   temeli bulunmadığını savunmuştur.   88. AİHM başvuranın iddiasını incelemiştir. Ancak, kendisine sunulan kanıtlarla, bu htiknıün   ihlaline dair bir kararın alınamayacağım ifade etmiştir.   V. AİHS’NİN 18. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   89. Başvuran, Sözleşme haklarım kullanmasına yapılan müdahalelerin, Sözleşme’de kabul   edilen amaçları teminat altına almaya yönelik olmadığını ileri sürmüştür. Atıfta bulunduğu 18.   madde şöyledir:   “BJ VPy,eİHeüiü nMsMH,evi -everiüîe) /PyM eki,eü nms De Py-Mv,Ms,eve -ehivi,eü /TüTv   Pü-PvM,eü mHmC,mv :Ciü Jl-J,mümdi,ivct   90. Hükümet bu şikayet hakkında herhangi bir görüş belirtmemiştir.   91. AİHM, kendisine sunulan kanıtlarla, bu hükmün ihlaline dair bir kararın alınamayacağını   ifade etmiştir.   VI. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI   92. Sözleşme’nin 41. maddesi şöyledir:   çLmnseHe zİdJ VPy,eİHe De (vShSsS,,mvHTü in,m, eki,kiriüe smvmv Deviv/TeüDTSrkin,-i,i öMs/es VPy   zCnJsJsJ dJ in,m,i müîms sT/Heü he,m:i ekedi,ilSv/m) LmnseHe) -eveshiri hmskivke) nmssmüilehe Jl-Jü div /   -Pveü hmvm:Tü hmhHiüiüe nMsHekevco   A. Maddi   Tazminat   93, Başvuran, 21,571.71 İngiliz Sterlini (34,044.477 Euro) maddi tazminat talep etmiştir.   94. Hükümet, başvuranın iddialarını destekleyecek kanıt sunamadığını ve iddiaların   mübalağalı olduğunu belirtmiştir.   95. AİHM, başvuranın Sözleşme haklarının ihlali sonucunda maddi zarara uğradığını   kanıtlayamadığım belirtmiştir. Dolayısıyla, bu başlık altındaki iddiayı reddetmiştir.   B. Manevi Tazminat   96. Başvuran, 25,000 İngiliz Sterlini (39,547 Euro) manevi tazminat talep etmiştir.   97. Hükümet talep edilen miktarın çok yüksek olduğunu beyan etmiştir.   98. AİHM, polis gözaltında kötü muamele ve ayrıca etkili îç hukuk yollarının   bulunmamasına ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği kararma   varmıştır. Davanın olaylarım dikkate alarak ve tarafsız bir değerlendirme neticesinde   başvurana 15,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.   99. Başvuranın polis gözaltında tutulmasına ilişkin olarak, AÎHM, AİHS madde 5 § §3, 4   ve 5’in ihlal edildiğine işaret etmiştir. Başvuranın, verilecek bir ihlal kararıyla lam olarak   tazmin edilemeyecek - yakalanmasının meşruiyetini sorgulama imkanından yoksun olarak   geçirdiği dokuz günden kaynaklanan stres gibi - bir manevi zarara uğradığını kabul   etmektedir. İçtihadını dikkate alarak ve tarafsız bir değerlendirme neticesinde AÎHM,   başvurana 2,700 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir (bkz. İğdeli - Türkiye, no.   29296/95, § 41, 20 Haziran 2002 ve Dalkılıç - Türkiye, no. 25756/94, § 36, 5 Aralık   4””4 ).   100. Toplam olarak, AÎHM, başvurana manevi tazminat başlığı altında 17,700 Euro   ödenmesine karar vermiştir.   C. Mahkeme Masrafları   101. Başvuran mahkeme masrafları için 7,594.76 Sterlin (12,014 Euro) talep etmiştir.   102. Hükümet, tazminat talebini çok yüksek ve asılsız bulmuş ve başvuranın iddialarını   destekleyecek hiçbir belge sunmadığını belirtmiştir,   103. AİHM, bu masraflar gerçekten ve gerekli olduğu için tahakkuk etmiş ve miktar   açısından makul ise tazminat ödenmesine karar verecektir (bkz. Sawicka - Polonya, no.   37645/97, § 54, 1 Ekim 2002). AÎHM, bu davada bütün masrafların gerekli olduğu   hususunda ikna olmamıştır. Ancak, çeviriler, özetler ve idari masraflarla ilgili olarak   yapılan taleplerin gerekli olduğu için tahakkuk ettiği ve miktarlarının da makul olabileceği   görüşündedir.   104. Yukarıda anlatılanlar çerçevesinde, AÎHM, her türlü katma değer vergisi hariç olmak   üzere ve Avrupa Konseyinden adli yardım olarak alınmış olan 725 Euro çıkarılmak   suretiyle, başvuranın adil tazmin talebinde de ifade bulduğu gib, başvuranın vekilinin   İngiltere’deki hesabına yatırılmak üzere 8,659 Euro’ııun sterlin üzerinden ödenmesine   karar vermiştir.   D. Gecikme Faizi   105. AİIIM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasinın uyguladığı faiz oranına üç   puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesine karar vermiştir.   YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine,   2. Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamında 13. maddenin ihlal edildiğine,   t 3. Madde 5 § 3’ün ihlal edildiğine,   4. Madde 5 § 4’ün ililal edildiğine,   5. Madde 5 § 5’in ihlal edildiğine,   6. Sözleşmedin 14. maddesinin ihlal edilmediğine,   7. Sözleşine’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine,   8. a) Sorumlu Devletin masraf ve harcamalarla ilgili olarak, Sözieşme’nin 44 § 2   maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren tiç ay içinde başvurana   aşağıdaki meblağların ödenmesine,   i)tahakkuk edebilecek her türlü verginin de eklenmesi suretiyle 17,700 Euro (on   yedi bin yedi yüz Euro) manevi tazminat,   ii) ödeme günündeki kur üzerinden ulusal para birimine dönüştürülerek ve her   türlü katma değer vergisi hariç 8,659 Euro (sekiz bin altı yüz elli dokuz Euro), bu   miktardan adli yardım olarak verilen 725 Euro’ııım (yedi yüz yirmi beş Euro)   düşülmesine vc kalan miktarın ödeme tarihindeki kur üzerinden sterline çevrilerek   başvuranın vekilinin İngiltere’deki banka hesabına yatırılmasına,   b) üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez   Bankasıdm uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın   gecikme faizi olarak uygulanmasına,   9.Başvuranın diğer adil tazmin taleplerinin reddine,   KARAR VERMİŞTİR.   İngilizce olarak hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2 vc 3. bentleri uyarınca 2 Kasım   tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir   J.-P. COSTA   Başkan   S. DÖLLE   Sekreter

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło