32457/96

WyrokETPCz2004-04-08ECLI:CE:ECHR:2004:0408JUD003245796

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy państwo ponosi odpowiedzialność za śmierć Cavita Özalpa w areszcie i czy władze tureckie przeprowadziły skuteczne śledztwo w tej sprawie, zgodnie z art. 2 Konwencji? Czy skarżący mieli dostęp do skutecznego środka odwoławczego w rozumieniu art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo ponosi odpowiedzialność za śmierć Cavita Özalpa, ponieważ władze, będąc świadome ryzyka eksplozji w schronie (co wynikało z ich własnych działań polegających na ukrywaniu się w bezpiecznej odległości), nie podjęły wystarczających środków zapobiegawczych w celu ochrony jego życia, nakazując mu otwarcie schronu. W ten sposób państwo nie wywiązało się ze swojego pozytywnego obowiązku ochrony życia osoby znajdującej się w jego areszcie. Ponadto, Trybunał stwierdził naruszenie art. 2 w aspekcie proceduralnym z powodu braku skutecznego śledztwa. Krajowe postępowanie było prowadzone przez organy administracyjne, co budziło wątpliwości co do jego niezależności. Opierało się ono wyłącznie na zeznaniach oskarżonych żandarmów, nie przesłuchano kluczowych świadków (rodziny, sołtysa) i odmówiono rodzinie dostępu do istotnych dokumentów, co nie spełniało wymogów rzetelności i bezstronności. Naruszenie art. 13 wynikało bezpośrednio z nieadekwatności krajowego śledztwa, ponieważ skarżącym odmówiono skutecznego środka odwoławczego, który pozwoliłby na właściwe zbadanie ich zasadnych roszczeń z art. 2 i 3 oraz na udział w postępowaniu.
Stan faktyczny
Skarżący to żona i dzieci Cavita Özalpa, który zmarł w areszcie w Turcji w 1995 roku. Rodzina Özalpów przeniosła się z wioski Serçeler do Diyarbakır w 1994 roku z powodu nacisków na bycie strażnikami wiejskimi. Cavit Özalp został zatrzymany 24 sierpnia 1995 roku pod zarzutem członkostwa w PKK. Według władz, zginął 26 sierpnia 1995 roku w wyniku eksplozji podczas wskazywania schronu PKK, który sam otworzył. Rodzina twierdziła, że został zabity przez siły bezpieczeństwa i że nie przeprowadzono skutecznego śledztwa.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji w związku ze śmiercią Cavita Özalpa. 2. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji z powodu braku skutecznego śledztwa w sprawie śmierci Cavita Özalpa. 3. Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji. 4. Stwierdza, że nie jest konieczne rozstrzyganie w kwestii naruszenia art. 6 Konwencji. 5. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. 6. Zasądza od państwa pozwanego, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, następujące kwoty, przeliczone na liry tureckie według kursu z dnia zapłaty i wolne od wszelkich podatków i opłat: a) 30 000 EUR tytułem szkody majątkowej. b) 25 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej. c) 6 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 7. Orzeka, że od upływu trzymiesięcznego terminu do dnia zapłaty, odsetki za zwłokę będą naliczane według stopy równej stopie procentowej Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe. 8. Oddala pozostałe roszczenia skarżących o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   BİRİNCİ DAİRE   ÖZALP ve DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no. 32457/96)   KARAR   Özet Çeviri   STRAZBURG   Nisan 2004   Bu karar, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi hükümleri uyarınca kesinlik kazanmaktadır.   Bu karar metni, Mahkemenin seçilmiş karar ve hükümleri resmi raporlarında nihai   şekilde yayınlanmasından önce Sekreterya revizyonuna tabidir.   OLAYLAR   I. DAVAYA ESAS TEŞKİL EDEN OLAYLAR   Başvuranlar, Makbule Özalp, Suat Özalp, Hacı Özalp, Sercan Özalp, Gülcan Özalp,   Mehmet Özalp ve Osman Özalp sırasıyla, 1955, 1975, 1977, 1979, 1981, 1985 ve   doğumlu olup 1995 yılında gözaltında ölen Cavit Özalp'in eşi ve çocuklarıdır.   Cavit Özalp'in ölmesiyle ilgili olaylar   1. Başvuranlar tarafından sunulduğu şekliyle olaylar   Özalp ailesi 1994 yılına dek Diyarbakır Bismil ilçesi Serçeler köyünde ikamet etmiştir.   Güvenlik güçleri, Özalp ailesine köy korucusu olmaları yönünde baskı yapmaya   başlayınca, 1994 yılı ilkbaharında Diyarbakır'a taşınmıştır.   Ağustos 1995 tarihinde başvuranlardan birisi olan Hacı Özalp ailesine ait tarlalara   bakmak için Bismil'e döner. İlçeye vardığında askerler tarafından durdurulur ve   babası hakkında sorgulanır. Daha sonra jandarma komutanlığına götürülen Hacı   sorgu esnasında babasının nerede olduğunu söyler.   Ağustos 1995 tarihinde Cavit Özalp Diyarbakır'da gözaltına alınır. Aynı gün oğlu   Hacı babasını gözaltında görür ama konuşamaz.   Ağustos 1995 tarihinde Hacı serbest bırakılır. Aynı gün halen Bismil'de olduğu   sırada, bir tanıdığı, Kamberli köyünde babasının da karıştığı bir olayın meydana   geldiğini söyler. Kamberli köyüne giden Hacı'ya, Vehyettin isimli bir köylü, babasının   öldüğünü söyler.   Aynı gün Cavit'in evine giden iki polis memuru, Hacı'nın amcasına, Cavit'in öldüğünü   bildirmiştir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Şubat 1996 tarihinde başvuranların temsilcileri Diyarbakır DGM savcılığına dilekçe   vermiştir. Cavi Özalp'in ölümüyle ilgili bir soruşturma başlatıldığına ve Diyarbakır   DGM savcılığı tarafından görevsizlik kararı verildiğine değinen temsilciler, gözaltı   tutanaklarının, otopsi raporunun ve savcılığın görevsizlik kararının bir suretini   istemiştir.   Savcılık bu istemi reddetmiştir.   2. Hükümet tarafından sunulduğu şekliyle olaylar   Ağustos 1995 tarihinde Cavit Özalp, PKK üyesi olduğu şüphesiyle, Bismil   Jandarma Komutanlığı'na bağlı jandarmalar tarafından gözaltına alınmıştır.   Bilinmeyen tarihte Cavit Özalp jandarmaya verdiği ifadede, PKK teröristlerinin ara   sıra evinde kaldıklarını, bunlara yiyecek, askeri malzeme, silah, giysi ve ilaç ternin   ettiğini kabul etmiştir. Cavit Özalp, ayrıca, teröristlerle birlikte Pamuk Nehri kıyısında   Serçeler köyüne bağlı Sanhüseyin mezrasının yakınındaki bir tepenin yamacında bir   sığınak kazdıklarını ve bazı araç gereçleri buraya sakladıklarını ifade etmiştir.   Ağustos 1995 tarihinde Cavit Özalp tıbbi muayene için Bismil Sağlık Merkezi'ne   götürülmüştür. Sağlık raporuna göre, vücudunda kötü muamele izine rastlanmamıştır.   Ağustos 1995 tarihinde saat 4.00 civarında jandarmalar, Cavit Özalp'in sözünü   ettiği sığmağı bulmaya çalışmıştır. Cavit, askerleri Kamberli köyü Sedat yolundaki   sığınağa götürmüştür. Kendileri güvenli bir mesafede bekleyen jandarmalar,   Cavit'ten, sığınağın kapağını açmasını istemiştir. Kapağı açtığında büyük bir patlama   meydana gelmiş ve Cavit'in bedeni paramparça olmuştur. Patlayıcılar, sığınağın   girişine PKK üyelerince yerleştirilmiştir. Askerler, sığınakta silah, tıbbi malzeme ve   giysi bulmuştur. Olay Bismil savcılığına bildirilmiştir.   Doktor, cesede tam otopsi yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir. Cavit'in   cesedi, Kamberli köy meclisi üyesi Hasip Yılmaz'a teslim edilmiştir. Jandarma   tarafından vukuat raporu düzenlenmiş ve üç astsubayla köy muhtarı Kütbettin Altunç   tarafından imzalanmıştır.   Kasım 1995 tarihinde Diyarbakır DGM savcısı, Cavit'in, 26 Ağustos 1995 tarihinde   öldüğünü göz önüne alarak PKK üyeliği nedeniyle soruşturma açılmasına gerek   olmadığına karar vermiştir.   Kasım 1995 tarihinde Bismil savcılığı, gerekli önlemleri almayarak Cavit Özalp'in   ölümüne neden olduğu için astsubay İlhan Yücel'i görevi ihmalle suçlamıştır. Bununla   birlikte savcının astsubay aleyhine dava açma yetkisi olmadığından, görevsizlik kararı   vermiş ve dosyayı Bismil İlçe İdare Kuruluna göndermiştir.   İlçe İdare Kurulunca soruşturma için görevlendirilen binbaşı üç astsubayın ifadesini   almıştır. Astsubaylar, sığınağın yerini Cavit'ten öğrendiklerim, kendilerini olay yerine   Cavit'in götürdüğünü ve sığınağın kapağını açtığında patlama meydana geldiğini ve   Cavit'in öldüğünü anlatmıştır. Astsubaylar, mağarada, tıbbi malzeme ve giysiler   bulunduğunu söylemiştir.   Üç astsubayın ifadesine, vukuat raporuna ve tıbbi muayene raporunu esas alan   raportör 23 Ocak 1996 tarihinde raporunu ilçe idare kuruluna sunmuştur. Raportör,   Cavit Özalp'ten sığınağın kapağını açmasını istemeden önce gerekli tüm önlemlerin   alındığı sonucuna varmıştır.   HUKUK   1. Sözleşmenin 2. Maddesinin İhlal edildiği iddiası   Başvuranlar Cavit Özalp'in gözaltındayken güvenlik güçlerince öldürüldüğünü ve adli   merciler tarafından etkili bir araştırmanın yürütülmediğini bu nedenle de Sözleşme'nin   2. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir.   Hükümet bu iddiaları reddetmiştir. Hükümete göre Cavit Özalp jandarmaya bir PKK   sığınağını gösterirken patlayan bir bomba sonucunda ölmüştür. Bundan dolayı da   Hükümet, Sözleşmenin bu hükmü uyarınca Devlet'in sorumluğu olduğu iddiasını   reddetmektedir.   A. Cavit Özalp'in Ölümüyle ilgili koşullar   Yaşam hakkını koruyan ve yaşam hakkından mahrum bırakılmanın mazur   görülebileceği halleri düzenleyen 2. madde Sözleşme'nin en temel hükümlerinden   biridir ve hiçbir sınırlamaya (derogation) tabi tutulamaz. 3. maddeyle birlikte anılan   madde, Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların en temel değerlerinden   birini içermektedir. Dolayısıyla yaşam hakkında mahrum bırakılmanın mazur   görüleceği haller katı bir biçimde yorumlanmalıdır. Bireysel insan haklarını koruma   aracı olarak Sözleşmenin nesnesi ve amacı 2. maddenin, güvencelerin pratik ve etkili   olmasını sağlayacak şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını gerekli kılmaktadır   Bir bütün olarak okunduğunda 2. maddenin lafzının sadece kasti cinayetleri değil,   yaşam hakkından mahrum kalınmasına yol açabilecek kasti olmayan sonuçlar   doğurucu nitelikteki kuvvet kullanımına izin veren durumları da kapsadığı   anlaşılmaktadır. 2. madde ayrıca bazı durumlarda Devlet'e, sorumluluğu altındaki   bireyleri korumak için önleyici işlevsel önlemler alma yükümlülüğü getirmektedir.   Bu bağlamda, gözaltındaki şahısların özellikle zayıf konumda bulundukları ve   yetkililerin onları koruma yükümü altında oldukları vurgulanmalıdır. Sonuç olarak   sağlık durumu iyi olarak gözaltına alınan bir birey serbest bırakılırken zarar görmüş   bir biçimde bulunursa, verilen zararın nasıl meydana geldiği konusunda makul bir   açıklama getirme yükümü Devlet'e aittir. Gözaltına alınan kişi ölü bulunduğunda, o   kişiye karşı gözaltında yapılan muamelelere yönelik olarak yetkililerin hesap verme   yükümü özellikle zorlayıcıdır. Dolayısıyla, Devlet'in sorumluluğu sivillerin yaşamını   kaybetmesinden kaçınmak ya da her hal ve durumda bu olasılığı azaltmak için   gerekli önlemleri almaktır. Yaşama yönelik her tehlike, Sözleşme uyarınca yetkililere   bu riskten kaçınmak için önlem alma yükümü getirmese de, yetkililerin kişinin   yaşamına yönelik gerçek ve yakın tehlikelerin varlığını bildiği ya da bilmesi gerektiği   veya bu tehlikeden kaçınmak için kendi yetkileri kapsamındaki önlemleri almadıkları   tespit edildiği takdirde durum farklıdır.   Kanıtları değerlendirirken, başvurulan genel ilke "makul şüpheye yer vermeyen" kanıt   standardının uygulanmasıdır. Fakat, bu tür bir kanıt yeterince ciddi, açık, belirgin ve   tutarlı çıkarımlardan ya da çürütülmemiş karinelerden neş'et edebilir. Sözkonusu   olaylar kısmen ya da tamamen yetkililerin münhasır bilgisi dahilinde cereyan etmişse   -gözaltındaki şahısların durumunda olduğu gibi- bu gözaltında meydana gelen   yaralanma ve ölüm olaylarına ilişkin güçlü karineler ortaya çıkacaktır. Nitekim, böyle   bir durumda makul ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümü yetkililere aittir.   Bu davayla ilgili olaylara dönüldüğünde, Mahkeme'nin ilk işi, davalı Devlet'in,   yaşamın gereksiz bir biçimde tehlikeye atılmasından ve nihayetinde de   kaybedilmesinden kaçınmak için gerekli her önlemi alma biçimindeki yükümlülüğü   yerine getirmediğini gösteren yeterli kanıtların bulunup bulunmadığını tespit etmektir.   Dolayısıyla Mahkeme, güvenlik güçlerinin arama-tarama faaliyetini Cavit Özalp'in   yaşamına yönelik herhangi bir tehlikeyi bertaraf edecek ya da azaltacak şekilde   yürütüp yürütmediklerini incelemelidir.   Bu bağlamda, Mahkeme, yetkililerin sözkonusu sığmağın bulunduğu bölgede   mündemiç bulunan riskleri değerlendirme konumunda olduğuna dikkat çeker.   Mahkeme önündeki dosyadan jandarmaların Cavit Özalp sığınağın kapısını açtığında   gerçekten bir patlama riski olduğunun farkında olduklarını gözlemlemiştir. Bu gerçek   Hükümetin görüşlerinde de göze çarpmaktadır. Nitekim bu görüşlerde, civarda   muhtemel militan mevcudiyetini dikkate alan jandarmaların, Cavit Özalp sığınağın   yanma giderken gerekli önlemleri aldıkları ve sığmağın çevresinde saklandıktan   belirtilmiştir.   Cavit Özalp'in yaşamını korumaya yönelik başka önlemler alınmadığım göz önünde   bulunduran mahkeme, Hükümet'in Özalp'in yaşamını korumak için gerekli engelleyici   önlemleri almadığı sonucuna varmıştır.   Bundan dolayı Mahkeme Cavit Özal'in ölümünde Devlet'in sorumluluğu olduğunu   düşünmektedir. Dolayısıyla Sözleşme'nin 2. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.   B. Soruşturmanın yetersizliği iddiası   Mahkeme, 1. maddedeki Devlet'in 'yetki alanı içindeki herkese Sözleşme'de   tanımlanan hak ve özgürlükleri tanıma' genel yükümüyle birlikte 2. maddedeki yaşam   hakkım koruma yükümlülüğünün güç kullanımı sonucunda öldürülen bir kimse   olduğunda etkili bir resmi soruşturmanın yürütülmesini zımnen gerekli kıldığını   tekrarlar.   Bu davada Hükümet, Cavit Özalp'in öldürülmesiyle ilgili soruşturmada hiçbir eksiklik   bulunmadığını ve yetkililerin Sözleşme standartlarını karşılamaya yönelik gerekli her   adımı attıklarını dile getirmiştir.   Mahkeme, bu davadaki gibi koşulları soruşturma yükümlülüğün ölüme Devlet   görevlilerinin sebebiyet verdiğinin tespit edildiği davalarla sorumlu olmadığım   düşünmektedir. Bu davada, yetkililere böyle bir ölümün bildirilmesi bile Sözleşmenin   2. maddesi uyarınca ipso facto olarak böyle bir yükümlüğe yol açmaktadır.   Mahkeme, idari makamların niteliği ve kompozisyonunu göz önünde bulundurarak,   Sözleşmenin 2. maddesinin gerekli kıldığı bağımsız bir soruşturmayı yürütme   yetenekleri konusunda ciddi şüpheler ortaya çıktığını gözlemlemektedir.   Şikayetle ilgili olarak soruşturma bağlamında alınan önlemler hususunda Mahkeme   Bismil Cumhuriyet Savcılığının, jandarma astsubay İlhan Yücel'i gerekli önlemlere   almayarak ihmal nedeniyle Cavit Özalp'in ölümüne sebebiyet vermekle suçladığım   gözlemlemektedir. Fakat, savcı, astsubayları kovuşturma yetkisi olmadığı için   görevsizlik kararı vererek dosyası Bismil İlçe İdare Kuruluna göndermiştir. Daha   sonra, bir binbaşı İlçe İdare Kurulu tarafından soruşturmayı derinleştirmek üzere   raportör olarak atanmıştır. Bu raportör 26 Ağustos 1995 tarihinde olay yerinde   bulunan üç jandarmanın ifadelerini almıştır. Raporunu hazırlarken binbaşı sadece   sanık jandarmalarını ifadelerine ve 26 Ağustos 1995 tarihli olay yeri raporuna   dayanmış bilirkişi raporlarına ya da Cavit Özalp'in aile fertlerinin görüşlerine   başvurmamıştır. Raportör köy muhtarı Kütbettin Altunç'un ifadesine de   başvurmamıştır. 28 Şubat 1996 tarihinde Bismil İlçe İdare Kurulu raportörün raporunu   kabul ederek üç sanık jandarma hakkında men-i muhakeme kararı vermiştir. Dosya   daha sonra kendiliğinden Diyarbakır İl İdare Kuruluna sevk olunmuş anılan kurul da 2   Nisan 1996 tarihinde kararı onamıştır.   Üsttekilerin ışığında Mahkeme iç hukuk makamlarının sanık jandarmaların ifadelerini   kayıtsız şartsız doğru kabul ettiklerini ve başka tanıkları dinlemediklerini   gözlemlemektedir.   Mahkeme yetkililerin Cavit Özalp'in ölümünü çevreleyen koşulları araştırmak üzere   etkili bir soruşturma yürütmediği sonucuna varmıştır.   Dolayısıyla Mahkeme Sözleşmenin 2. maddesinin bu bakımdan ihlal edildiğini   düşünmektedir.   2. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali iddiası   Başvuranlar Cavit Özalp'in ölmeden önce kötü muameleye maruz kaldığını iddia   etmişlerdir.   Hükümet başvuranların iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir. Bu   bağlamda Hükümet, Cavit Özalp'in vücudunda herhangi bir kötü muamele emaresine   rastlanmadığını belirten 24 Ağustos 1995 tarihli rapor sunmuştur.   Mahkeme, başvuranların sundukları ilk görüşlerde Cavit Özalp'in gözaltındayken   işkenceye maruz kaldığını belirttiklerini gözlemlemektedir. Fakat başvuranlar bu   iddialarını destekleyecek herhangi bir kanıt sunamamışlardır. Başvuranlardan biri   olan Hacı Özalp Mahkemeye sunduğu yazılı bir ifadede babasını gözaltında gördüğü   fakat kötü muameleye uğramış gibi durmadığını belirtmiştir.   Mahkeme ayrıca, 24 Ağustos 1995 tarihli rapora göre, Cavit Özalp'in cesedi üzerinde   kötü muameleye ilişkin iz yoktur.   Bu nedenle Mahkeme'yi Cavit Özalp'in gözaltında iken işkence gördüğüne ikna   edebilecek kanıt yoktur.   Yukarıda anlatılanların ışığında 3. maddenin ihlali sözkonusu değildir.   III. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar ayrıca Cavit Özalp'in ölümü hakkında etkili bir soruşturma yapılmadığı   ve mahkemeye başvurmaları mümkün olmadığı için, Sözleşmenin 6/1 maddesinin   ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.   Mahkeme başvuranların 6/1 maddesi bağlamındaki şikayetlerinin esaslarını etkili bir   soruşturma yapılmamasına dayandırdıklarını gözlemlemiştir. Mahkemenin görüşüne   göre bu şikayetin 13. madde çerçevesinde değerlendirilmesi çok daha uygundur.   Bu nedenle 6/1 maddesinin ihlali konusunda karar vermek gerekli değildir.   IV. 13. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar etkili bir soruşturma yapılmadığından ve soruşturma prosesine   katılamadıklarından şikayetçi olmuşlardır.   Hükümet, Cavit Özalp'in öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturmada eksikliklerin   bulunduğunu reddetmiştir.   Mahkemenin daha önce verdiği kararlarda 13. maddenin ulusal düzeyde bir iç hukuk   yolunun Sözleşme hak ve özgürlüklerini koruması gerektiğini belirtmiştir. Sözleşmeci   Devletlerin bu sorumlulukları yerine getirişleri konusunda takdir yetkisine sahip   olmalarına rağmen, 13. madde sözkonusu şikayetlerle ilgilenmek ve uygun çözümler   bulmak için bir iç hukuk yolunun varlığını gerektirir. 13. maddeden kaynaklanan   sorumluluğun alam şikayetin türüne bağlı olarak değişir. 13. maddenin gerektirdiği iç   hukuk yolu uygulamada ve hukuki açıdan etkili olmalı ve devlet görevlilerinin fiil ve   davranışları sebebiyle engellenmemelidir.   2. ve 3. maddelerle korunan haklar, 13. madde ile bağlantılıdır. Bir kimsenin devlet   görevlileri tarafından işkence veya kötü muamele gördüğünü iddia ettiği durumlarda   13. madde tazminata ek olarak sorumluların tespit edilip cezalandırılmalarını   sağlayacak bir soruşturmanın yapılmasını ve şikayetçinin soruşturma prosedürüne   katılımını gerekli kılar.   Mahkeme, Cavit Özalp'in gözaltında iken ölmesi hususunda Hükümet'in sorumlu   olduğuna ve 2. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu nedenle başvuranların bu   konudaki şikayetleri 13. maddenin amacı doğrultusunda tartışılabilir.   Yukarıdaki nedenlerden dolayı, gereklilikleri 2. ve 3. maddeden daha geniş kapsamlı   olan 13. madde uyarınca etkili bir soruşturma yürütüldüğü söylenemez.   Mahkeme ayrıca, Diyarbakır DGM Savcısının tutuklama ve otopsi raporlarının   kopyalarını başvuranların temsilcisine vermeyi reddettiğini ve soruşturma sırasında   Özalp ailesi fertlerinin ifadelerini almadığına atıfta bulunmuştur.   Mahkeme, bu nedenle başvuranların tazminat talebi dahil etkili bir iç hukuk yolundan   faydalanamadıklan sonucuna varmıştır.   Yukarıdakilerin ışığından Mahkeme 13. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.   V. 41. MADDENİN UYGULANMASI   A. Maddi Zarar   Başvuranlar maddi zararla ilgili olarak 136,269 ABD Dolan talepte bulunmuştur.   Hükümet bu talepler hakkında yorumda bulunmamıştır.   Mahkeme, başvuranların iddia ettiği zararla Sözleşme ihlali arasında nedensel bir   bağ olması gerektiğini ve bunun da uygun olursa gelir kaybı hususunda tazminat   kapsayacağını hatırlatmıştır. Mahkeme, yetkililerin Sözleşmenin 2. maddesi   bağlamında sorumlu olduklarına karar vermiştir. Bu şartlar altında 2. maddenin ihlali   ile merhumun eşi ve çocuklarına sağladığı maddi destek bağlamındaki gelir kaybı   arasında doğrudan bir bağlantı olduğu tespit edilmiştir. Mahkeme Cavit Özalp'in   hayatta olması halinde ailesinin geçimini sağlayacağını kabul etmektedir.   Mahkeme bu nedenle hakkaniyete uygun bir karar vererek maddi tazminat için   30,000 Euro'ya hükmetmiştir; bu meblağ ödeme günündeki kur üzerinden Türk   Lirasına çevrilecek ve başvuranların Türkiye'deki banka hesabına yatırılacaktır.   B. Manevi Zarar   Cavit Özalp'in eşi ve çocukları manevi tazminat için 55,000 Dolar talep etmişlerdir.   Hükümet talep hakkında yorum yapmamıştır.   Mahkeme, adil bir karar vererek 25,000 Euro ödenmesine ve miktarın ödeme   günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek başvuranların Türkiye'deki banka   hesaplarına yatırılmasına karar vermiştir.   Mahkeme Masrafları   Başvuranlar avukatın 78 saatlik çalışması karşılığında ve avukat tarafından yapılan   diğer harcamamalar için 7,800 ABD Doları taleple bulunmuştur.   Hükümet yorum yapmamıştır. Mahkeme öncelikle başvuranların harcamalara ilişkin   herhangi bir fatura veya belge sunmadıklarını belirtmiştir. İç Tüzüğün 60/2 maddesi   uyarınca Mahkeme böyle bir talebi kabul edemez. Mahkeme adil bir karar vererek bu   başlık altında 6,000 Euro ödenmesine karar vermiştir. Bu miktar ödeme günündeki   kur üzerinden Türk Lirasına çevrilecek ve bütün vergi ve harçlardan muaf olacaktır.   D. Gecikme Faizi   Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç   puan ekleyerek elde edilecek oranın uygulanmasına karar vermiştir.   YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE   1. Cavit Özalp'in ölümü ile ilgili olarak 2. maddenin ihlal edildiğine,   2. Yetkililerin Cavit Özalp'in ölümü hakkında etkili bir soruşturma yapmaması   nedeniyle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğine,   3. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğine,   4. Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğine dair karar vermenin gerekli olmadığına,   5. 13. maddenin ihlal edildiğine,   6. a) Sorumlu Devletin Sözleşmenin 44/2 maddesi uyarınca başvuranlara kararın   kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde aşağıdaki meblağların ödeme günündeki kur   üzerinden Türk Lirasına çevrilerek bütün vergi ve harçlardan muaf olarak ödemesine   i) Maddi zarar için 30,000 Euro,   ii) Manevi tazminat için 25,000 Euro,   iii) Mahkeme masrafları için 6,000 Euro   b) Yukarıda değinilen üç aylık sürenin dolmasından itibaren, ödeme gününe kadar   geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek   suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasına   7. Başvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanının reddedilmesine   KARAR VERİLMİŞTİR.   Karar İngilizce olarak hazırlanmış olup Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve   3. bentleri uyarınca 8 Nisan 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło