32489/03

WyrokETPCz2009-09-22ECLI:CE:ECHR:2009:0922JUD003248903

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu oraz rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa przez znaczną część postępowania, trwającego około ośmiu lat, naruszyła zasadę niezawisłości i bezstronności sądu, gwarantowaną przez art. 6 ust. 1 Konwencji. Mimo późniejszego zastąpienia sędziego wojskowego sędzią cywilnym, Trybunał stwierdził, że nie odnowiono wielu istotnych czynności procesowych, co nie usunęło uzasadnionych wątpliwości skarżącego co do legalności całego postępowania. Ponadto, Trybunał uznał, że dwunastoletni okres postępowania w dwóch instancjach był nadmierny i naruszył wymóg rozsądnego terminu.
Stan faktyczny
Skarżący, Hasan Polat, urodzony w 1971 roku, został aresztowany 30 kwietnia 1991 roku i oskarżony o członkostwo w organizacji nielegalnej. Jego sprawa była rozpatrywana przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule, gdzie początkowo w składzie sądu zasiadał sędzia wojskowy. W czerwcu 1999 roku, po zmianach legislacyjnych, sędziowie wojskowi zostali usunięci ze składów Sądów Bezpieczeństwa Państwa, a ich miejsce zajęli sędziowie cywilni. Pomimo tej zmiany, skarżący został skazany na dożywocie 10 grudnia 2002 roku, a wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny 3 kwietnia 2003 roku.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skargi dotyczące art. 6 ust. 1 Konwencji (brak niezawisłego i bezstronnego sądu oraz przewlekłość postępowania) są dopuszczalne, a pozostałe skargi są niedopuszczalne. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłego i bezstronnego Sądu Bezpieczeństwa Państwa oraz przewlekłości postępowania. Zasądza skarżącemu 9 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 2 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o odsetki. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   HASAN POLAT -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:32489/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Eylül 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (32489/03) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) Hasan Polat’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 2 Ekim 2003   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F.N. Ertekin, K. Öztürk ve T. Ayçık tarafından   temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1971 doğumludur. Baꢀvurunun yapıldığı sırada baꢀvuran, Tekirdağ Cezaevi’nde   tutuklu bulunmaktaydı.   Nisan 1991 tarihinde yakalanan baꢀvuran hakkında, yasadıꢀı örgüt üyesi olmaktan Đstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde, art arda iki farklı ceza davası açılmıꢀtır. 22 Eylül 1998   tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, iki davanın birleꢀtirilmesine karar verilmiꢀtir.   Sözkonusu tarihte, ilk yargılama çerçevesinde, kırk dört duruꢀma ve ikinci yargılama   çerçevesinde, yirmi duruꢀma gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Sözkonusu duruꢀmalar boyunca, Devlet   Güvenlik Mahkemesi, çok sayıda usulü iꢀlem gerçekleꢀtirmiꢀtir.   Haziran 1999 tarihinde, Anayasa ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne iliꢀkin yasada, Devlet   Güvenlik Mahkemeleri’nin oluꢀumundan askeri hakimlerin çıkarılması ꢀeklinde düzenlenme   yapılmıꢀtır.   Haziran 1999 tarihinden itibaren, Devlet Güvenlik Mahkemesi, oluꢀumunda yalnızca sivil   hakimlerin bulunduğu bir heyetle toplanmıꢀtır. Askeri hakimin yerini sivil hakimin almasının   ardından gerçekleꢀtirilen on yedi duruꢀma sanıkların savunmalarını sunmalarına ayrılmıꢀtır.   Kasım 1999 tarihinde, baꢀvuran, askeri hakimin bulunduğu sırada kabul edilen usul   iꢀlemlerinin tamamının yenilenmesini talep etmiꢀ ancak bu talebi reddedilmiꢀtir.   Aralık 2002 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, atılı olaylardan baꢀvuranı suçlu   bulmuꢀ ve baꢀvuranı müebbet hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Nisan 2003 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu kararı onamıꢀtır.   Baꢀvuran avukatı tarafından kendisine iletilen 1 Temmuz 2003 tarihli mektubun bir nüshası   ile sözkonusu mektubun bulunduğu ve üzerinde cezaevi mektup okuma komisyonunun   damgası olan bir zarf sunmuꢀtur.   HUKUK   Baꢀvuran, bir yandan, kendisini mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki   yargılamanın bir kısmına askeri hakimin katılması diğer yandan, yargılamasına katılan sivil   hakimlerin, beꢀ hakim, Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteꢀarı’ndan oluꢀan Hakimler   ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atanması nedeniyle davasının tarafsız ve bağımsız bir   mahkeme tarafından hakkaniyete uygun olarak görülmediğini ileri sürmektedir.   Hükümet, sözkonusu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   Buna karꢀın baꢀvuran, sivil hakimlerin bağımsız ve tarafsız olmamalarından ꢀikayetçidir   ancak sözkonusu ꢀikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.   paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir (bu bağlamda Đmrek-Türkiye, baꢀvuru no:   57175/00, 28 Ocak 2003). Geri kalan kısım ile ilgili olarak AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin   açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve kabuledilemezliğe iliꢀkin hiçbir unsur bulunmadığını   tespit etmektedir. Baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi gerekmektedir.   AĐHM, mevcut davada belirtilen kurumsal sorunun, yargılama sırasında yalnızca askeri   hakimin yerini sivil hakimin alması ile çözülemeyeceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme   heyetindeki değiꢀikliğin ardından, yargılamanın tamamının kanuna uygunluğu hakkındaki   kuꢀkuların yeterince giderilip giderilmediğinin ortaya konulması gerekmektedir (Göçmen-   Türkiye, baꢀvuru no: 72000/01, 17 Ekim 2006). Bu bağlamda, askeri hakimin katılımıyla   gerçekleꢀtirilen usul iꢀlemlerinin niteliğinin incelenmesi ve hakim değiꢀtikten sonra “esasa   iliꢀkin” adli muamelelerin gerektiği ꢀekilde yenilenip yenilenmediğinin tespit edilmesi   gerekmektedir (Bahri Ceylan-Türkiye, baꢀvuru no: 68953/01, 30 Ağustos 2005).   Mevcut davada baꢀvuran, ilk olarak aralarında askeri hakimin bulunduğu üç hakimden oluꢀan   bir Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne sevk edilmiꢀtir. Haziran 1999 tarihinde yapılan   Anayasal ve yasal düzenlemelerin ardından, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin oluꢀumundan   askeri hakimler çıkarılmıꢀ ve askeri hakimlerin yerini sivil hakimler almıꢀtır. Dolayısıyla   AĐHM, iꢀbu davada, sözkonusu düzenlemenin yargılamanın son aꢀamasında gerçekleꢀtiğini   belirtmektedir. 29 Haziran 1999 tarihli duruꢀma itibariyle yani kovuꢀturmaların   baꢀlamasından yaklaꢀık sekiz yıl sonra, bir askeri hakimin yerini sivil hakimin almasından   önce esasa iliꢀkin çok sayıda duruꢀma gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Sözkonusu duruꢀmalar boyunca,   sonradan yenilenmeyen çok sayıda usuli iꢀlem gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Askeri hakimin yerini sivil   hakimin almasının ardından gerçekleꢀtirilen duruꢀmalar özellikle sanıkların savunmalarını   sunmalarına ayrılmıꢀtır.   Dolayısıyla AĐHM, yargılama sona ermeden askeri hakimin sivil hakimle yer değiꢀtirmesinin   baꢀvuranın, kendisini yargılayan mahkemenin bağımsız ve tarafsızlığına iliꢀkin kuꢀkularını   giderebileceğini kabul edememektedir (Cengiz Sarıkaya-Türkiye, baꢀvuru no: 38870/02).   Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   AĐHS’nin 6/3 maddesi ile birlikte sözkonusu hüküm açısından, baꢀvuran, gözaltı sırasında   avukat yardımından yararlanamama, savunmasının hazırlanmasında gerekli kolaylıklara sahip   olamama, aleyhteki tanıkları sorgulama veya sorgulatma imkanı olmaması ve lehteki   tanıkların ifadelerini elde edememe gibi birçok bakımdan adil yargılanma hakkının ihlal   edilmesinden ꢀikayetçidir.   AĐHM, benzer davalarda, bağımsız ve tarafsız olmadığı ortaya konan bir mahkemenin,   yargısına tabi kiꢀilere her ne olursa olsun adil yargılama güvencesi veremeyeceğine   hükmettiğini hatırlatmaktadır. Davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından   görülmemesi nedeniyle baꢀvuranın hakkının ihlal edildiği tespiti göz önüne alındığında   AĐHM, iꢀbu ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına kanaat getirmiꢀtir (Çiraklar-   Türkiye, 28 Ekim 1998).   Baꢀvuran, makul sürede yargılanmamaktan da ꢀikayetçidir.   AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit etmektedir.   Baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi gerekmektedir.   Dikkate alınacak dönem 30 Nisan 1991 tarihinde baꢀlamıꢀ ve 3 Nisan 2003 tarihinde sona   ermiꢀtir. Dolayısıyla sözkonusu dönem, iki dereceli yargıda yaklaꢀık on iki yıl sürmüꢀtür.   Konuya iliꢀkin içtihadını göz önüne alarak, AĐHM, mevcut davada yargılama süresinin çok   uzun olduğuna ve “makul süre” gerekliliğine riayet etmediğine kanaat getirmektedir.   Bu itibarla sözkonusu hususta AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   AĐHS’nin 5. maddesine atıfta bulunarak baꢀvuran, tutuklu yargılanma süresinden ꢀikayetçi   olmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresinin 10 Aralık 2002 tarihinde baꢀvuran hakkında   verilen mahkumiyet kararı ile sona erdiğini gözlemlemektedir (Labita-Đtalya, baꢀvuru no:   26772/95). Sözkonusu ꢀikayetin gecikmeli olarak yapıldığı ve dolayısıyla AĐHS’nin 35.   maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaꢀılmaktadır.   AĐHS’nin 6/2 maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuran, basına kendisinin suçlu olarak tanıtılması   nedeniyle masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.   AĐHM, baꢀvuranın sunduğu ꢀekli ile sözkonusu ꢀikayeti incelemiꢀtir. Sahip olduğu unsurların   tamamını dikkate alarak AĐHM, AĐHS ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlaline   iliꢀkin hiçbir belirti tespit edememektedir; sözkonusu ꢀikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.   Son olarak baꢀvuran avukatı ile arasındaki yazıꢀmaların kontrol edilmesinden ꢀikayetçidir ve   AĐHS’nin 8. maddesine atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın esas bakımından bile sözkonusu ꢀikayeti ulusal mahkemeler önünde   sunmadığını kaydetmektedir. AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı ve 4. paragrafı uyarınca iç   hukuk yolları tüketilmediği gerekçesi ile sözkonusu ꢀikayetin reddedilmesi gerektiği sonucuna   ulaꢀılmaktadır.   AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususuna iliꢀkin olarak baꢀvuran, 145.000 Euro maddi   ve manevi tazminat ve ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama ve   masraf ve giderleri için 9.345 Euro talep etmektedir. Belge olarak baꢀvuran, posta ve çeviri   masrafları faturaları ile avukatlık ücret sözleꢀmesi ve makbuzunu belge olarak sunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM’ye göre, bir kimsenin mevcut dava olduğu gibi, AĐHS’nin gerekli kıldığı bağımsız ve   tarafsız olma koꢀullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından cezaya mahkum edildiği   sonucuna ulaꢀıldığında, ilgilinin talebi üzerine yeni bir dava açılması ya da yargılamanın   yenilenmesi, tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için prensip olarak en uygun yolu teꢀkil   edecektir (Öcalan-Türkiye, baꢀvuru no: 46221/99).   Geri kalan kısım ile ilgili olarak, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana, Avrupa   Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀ   eklenerek belirlenen gecikme faizi ile birlikte 9.000 Euro manevi tazminat ve 2.000 Euro   yargılama masraf ve gideri ödenmesine hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun, AĐHS’nin 6/1 maddesi (Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız   olmaması ve sözkonusu mahkeme önündeki yargılama süresi) kapsamında yapılan ꢀikayetlere   iliꢀkin kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmaması ve sözkonusu mahkeme   önündeki yargılama süresi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet   tarafından baꢀvurana her türlü vergiden muaf tutularak, 9.000 Euro (dokuz bin Euro) manevi   tazminat ve 2.000 Euro (iki bin Euro) yargılama masraf ve gideri ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło