32495/03
WyrokETPCz2005-12-22ECLI:CE:ECHR:2005:1222JUD003249503
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy ponowne uwięzienie osoby cierpiącej na zespół Wernickego-Korsakowa stanowiłoby nieludzkie lub poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji? Czy zarzuty złego traktowania w więzieniu zostały skutecznie zbadane zgodnie z art. 3 i 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zarzuty złego traktowania w dniu 23 lutego 2001 r. nie zostały udowodnione ponad wszelką wątpliwość, biorąc pod uwagę brak natychmiastowych skarg i obiektywnych dowodów medycznych z tamtego okresu, a także znaczny upływ czasu do przedstawienia raportu stowarzyszenia. W kwestii ryzyka ponownego uwięzienia, Trybunał, opierając się na własnym dochodzeniu i opiniach ekspertów, stwierdził, że stan zdrowia skarżącego nie uniemożliwia mu odbywania kary w warunkach więziennych i nie stanowiłby nieludzkiego lub poniżającego traktowania. Trybunał podkreślił, że tureckie prawo przewiduje mechanizmy interwencji w przypadku poważnych chorób więźniów. Skargi dotyczące art. 6 i 13 uznano za nieuzasadnione, ponieważ zarzuty z art. 3, do których się odnosiły, nie zostały potwierdzone.Stan faktyczny
Skarżący, Bekir Balyemez, obywatel turecki, został skazany na 12 lat i 6 miesięcy pozbawienia wolności w 1995 roku. Po strajku głodowym w 2001 roku zdiagnozowano u niego zespół Wernickego-Korsakowa, co doprowadziło do kilkukrotnego odroczenia wykonania kary. W 2003 roku, po kolejnych badaniach, Instytut Medycyny Sądowej stwierdził, że jego stan zdrowia nie wymaga dalszego odroczenia, co skutkowało wydaniem nakazu aresztowania. Skarżący zarzucał złe traktowanie podczas przeniesienia do więzienia w 2001 roku oraz w 2002 roku, a także twierdził, że ponowne uwięzienie stanowiłoby nieludzkie traktowanie ze względu na jego chorobę.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznaje część skargi dotyczącą wydarzeń z 20 grudnia 2002 r. za niedopuszczalną.
2. Stwierdza, że nie doszło do naruszenia art. 3 Konwencji w odniesieniu do wydarzeń z 23 lutego 2001 r.
3. Stwierdza, że nie doszłoby do naruszenia art. 3 Konwencji w przypadku ponownego uwięzienia skarżącego.
4. Stwierdza, że nie ma potrzeby badania skargi w świetle art. 13 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
BALYEMEZ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:32495/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Aralık 2005
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (32495/03) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu
ülke vatandaꢀı Bekir Balyemez’in (baꢀvuran) 29 Temmuz 2003 tarihinde Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(AĐHM) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil
edilmektedir.
Baꢀvuranın avukatı, baꢀvuranın Wernicke-Korsakoff hastası olması nedeniyle yeniden
hapsedilmesinin, AĐHS’nin 3. maddesine göre insanlık dıꢀı ve aꢀağılayıcı bir muamele teꢀkil
edeceğini ileri sürmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢀULLARI doğumlu baꢀvuran Türk vatandaꢀıdır.
A. Baꢁvurunun yapılmasına neden olan olaylar
1. Baꢀvuranın Tekirdağ Cezaevine sevk edilmesinden önce meydana gelen olaylar Ağustos 1993 tarihinde, öğrenci olan baꢀvuran Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle
Mücadele ꢁubesi’nin DHP (Devrimci Halk Partisi) aleyhine yürütülen bir operasyon sırasında
yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır. Eylül 1993 tarihinde baꢀvuran tutuklu yargılanmıꢀtır. Temmuz 1995 tarihinde Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranı isnat
edildiği olaylardan suçlu bulmuꢀtur. Türk Ceza Kanunu’nun 168§2 maddesi uyarınca
baꢀvuranı on iki yıl altı ay ağır hapis cezasına mahkum etmiꢀtir. Nisan 1996 tarihinde Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını onamasının
ardından baꢀvuran 69 gün sürecek olan bir açlık grevine baꢀlamıꢀtır. Aralık 2000 tarihinde, emniyet güçleri, baꢀvuranın cezasını çektiği Gebze Özel
Tip Kapalı Cezaevine bir operasyon düzenlemiꢀtir. Bu operasyon sırasında, baꢀvuran
yaralanmıꢀ ve vücudunun bazı bölgeleri yanmıꢀtır.
2. Baꢀvuran tarafından yapılan ꢀikayetler ve Tekirdağ cezaevine nakli sonrası ꢀartlı
tahliye edilmesi ꢁubat 2001 tarihinde, cezaevi idaresi, cop darbesinden dolayı burun kemiği kırılan
ve gardiyanların kötü muamelesine maruz kalan baꢀvuranın, Tekirdağ 1 numaralı F Tipi
Tekirdağ Cezaevi’ne nakledilmesine karar vermiꢀtir.
Aynı gün, baꢀvuranın annesi baꢀvuranı cezaevinde ziyaret etmiꢀtir. Baꢀvuranın annesi Mart 2001 tarihinde, Đstanbul Đnsan Hakları Derneğine baꢀvurmuꢀtur. Oğlunu tanınmaz bir
halde gördüğünü ifade etmiꢀtir, bunun üzerine, adıgeçen derneğin avukatı baꢀvuranla
görüꢀmek üzere cezaevine gitmiꢀtir.
Dosyadan baꢀvuran adına, cezaevi güvenlik güçleri hakkında Tekirdağ Cumhuriyet
Savcılığına ꢀikayette bulunulduğu anlaꢀılmaktadır. Eylül 2001 tarihinde, TBMM Đnsan Hakları Komisyonu’na benzer ꢀikayetleri içeren
bir baꢀvuru yapılmıꢀtır. Eylül 2001 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı delil yetersizliğinden dolayı
muhakemenin men’i kararı vermiꢀtir.
Bu süre zarfında baꢀvuran, F tipi cezaevlerindeki tutukluluk koꢀullarını protesto etmek
amacıyla tekrar açlık grevine baꢀlamıꢀtır
.
Baꢀvuranın avukatı 18 Ekim 2001 tarihinde muhakemenin men’i kararına itirazda
bulunabilmek amacıyla Cumhuriyet Baꢀsavcısı’ndan soruꢀturma dosyasında yer alan
belgelerin kendisine ulaꢀtırılmasını talep etmiꢀtir.
Komisyon 16 Kasım 2001 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı’nın kararlarına gönderme
yapmakla yetinerek baꢀvurana cevap vermiꢀtir. Kasım 2001 tarihinde, tutukluların hukuken temsil edilmelerine iliꢀkin yasa
uyarınca, Adana Sulh Mahkemesi vesayet hakimi, baꢀvuranın temsil edilmesi için Av.
Tuncer’i vekil kılmıꢀtır
. Ocak 2002 tarihinde, açlık grevinden dolayı sağlık durumu kötüye giden baꢀvuran,
muayene edilmek üzere Tekirdağ Devlet Hastanesine sevk edilmiꢀtir. Doktorlar baꢀvuranda
kaꢀetik durum tespit etmiꢀler ve hastaneye yatırmıꢀlardır. Ocak 2002 tarihinde, baꢀvuranın annesi oğlunun tutuklu bulunduğu ꢀartları dile
getirmek üzere tekrar adı geçen derneğe baꢀvurmuꢀtur.
Bu süre zarfında, Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı’nın isteği üzerine baꢀvuran Tekirdağ
Devlet Hastanesi 3. Đhtisas Kurulu tarafından tekrar muayene edilmiꢀtir. Ocak 2002 tarihli bir raporla 3. Đhtisas Kurulu, 3 Ocak 2002 tarihli Tekirdağ Devlet
Hastanesinin sağlık raporuna atıfta bulunarak, tutuklunun 38 kilo kaybettiğini, Wernicke-
Korsakoff sendromuna yakalandığını ve cezaevinde kalması halinde ölüm tehlikesinin
bulunduğunu belirtmiꢀtir. Ocak 2002 tarihinde, Tekirdağ Cumhuriyet Baꢀsavcısı bu raporu dikkate alarak
CMUK’un 399§2 maddesi uyarınca, açlık grevinin 173. gününde olan baꢀvuranın cezasının 6
ay ertelenmesine karar vermiꢀtir. Baꢀvuran aynı gün serbest bırakılmıꢀtır. ꢁubat 2002 tarihinde, baꢀvuranın avukatı Komisyona yapılan baꢀvuru hakkında bilgi
edinmek istemiꢀtir.
Aynı gün, baꢀvuran sözkonusu derneğe gitmiꢀtir. 12 ꢁubat tarihinde kadar baꢀvuran
pek çok doktor tarafından muayene edilmiꢀ ve cerrahi müdahale yapılmıꢀtır.
Sözkonusu sürenin bitmesinden bir hafta önce Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranın tekrar
muayene edilmesini emretmiꢀtir.
Aralıklarla yapılan çok sayıda muayene sonuçlarını içeren 10 Temmuz 2002 tarihli bir
raporla, 3. Đhtisas Kurulu baꢀvuranda istemsiz göz titreꢀimi, hafıza kaybı, ileri kognitif
bozukluk teꢀhis etmiꢀtir.
Đhtisas Kurulu baꢀvuranda Wernicke-Korsakoff Sendromu tespit edildiğini, baꢀvuranın
cezasını çekmeye muktedir olmadığını belirtmiꢀ ve cezasının ertelenmesini tavsiye etmiꢀtir. Temmuz 2002 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı bu rapor doğrultusunda süreyi 10
Ocak 2003 tarihine kadar ertelemiꢀtir. Aralık 2002 tarihli bir raporla, aralıklarla gerçekleꢀtirilen sağlık muayeneleri
sonrasında, 3. Đhtisas Kurulu baꢀvuranın cezaevinde tutuklu bulunmasının sakıncalı olacağı
yönünde karar vermiꢀtir.
Bu raporda aynı zamanda, baꢀvuranın durumunun Anayasa’nın 104§ 2b) maddesi
kapsamına girebileceğini belirtmiꢀtir. Bu madde ile Cumhurbaꢀkanı sakat ya da kronik
hastalığı bulunan mahkumların affetme yetkisine sahiptir. Aralık 2002 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın cezasının infazını 9
Haziran 2003 tarihinde kadar tekrar ertelemiꢀ ve baꢀvuranın koꢀullarının Anayasa’nın 104§
2b) maddesi kapsamına girip girmediğinin ꢁiꢀli Cumhuriyet Savcılığı’nca incelenmesini
istemiꢀtir. Aralık 2002 tarihinde, ꢀubat tarihli raporlar ıꢀığında adıgeçen dernek, kendi
doktorları tarafından hazırlanan bir rapor sunmuꢀtur. Bu rapora göre açlık grevinden dolayı
baꢀvuranda Wernicke-Korsakoff sendromu görülmüꢀ, diꢀlerinde çürük bulunmuꢀ ve kötü
muamele iddialarını destekleyen burun kırılması ve adaptasyon zorlukları tespit edilmiꢀtir. Aralık 2002 tarihinde, baꢀvuranın avukatı, 12 Eylül 2001 tarihli muhakemenin
men’i kararına itirazda bulunmuꢀtur. Mart 2003 tarihinde, baꢀvuranın avukatı, müvekkilinin 23 ꢁubat 2001 tarihinde
Tekirdağ Cezaevine nakli sırasında düzenlenen her türlü sağlık raporunun birer nüshasını
Cumhuriyet Savcısından talep etmiꢀtir.
Aynı tarihte, baꢀvuranın avukatı, adıgeçen dernek tarafından 18 Aralık 2002 tarihinde
düzenlenen rapor sonuçlarına dayanarak 23 ꢁubat 2001 tarihinde cezaevinde görevli devlet
memurları aleyhinde yeni bir ꢀikayette bulunmuꢀtur. Haziran 2003 tarihinde, 21 Mart 2003 tarihli ꢀikayet hakkında takipsizlik kararı
veren Cumhuriyet Savcısı, söz konusu ꢀikayetin 12 Eylül 2001 tarihli takipsizlik kararı ile
sonuçlanan ꢀikayet ile benzerlik gösterdiğini tespit etmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı, yeni bir
unsur tarafından desteklenmeyen bu ꢀikayetle ilgili olarak farklı düꢀünmesini gerektirecek bir
durumun olmadığını belirtmiꢀtir.
Haziran 2003 tarihinde, baꢀvuranın avukatı bu karara itirazda bulunmuꢀtur.
Baꢀvuranın avukatı sözkonusu derneğin sağlık raporunun yeni bir kanıt niteliğinde olduğunu
ileri sürmektedir. Temmuz 2003 tarihli bir kararla, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi Baꢀkanı
baꢀvuranın itirazını reddetmiꢀtir. Ağustos 2003 tarihinde, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ekim 2002 tarihinde
baꢀvuran tarafından 12 Eylül 2001 tarihli muhakemenin men’i kararına yapılan itirazı da
reddetmiꢀtir.
3. Baꢀvuranın geçici serbest bırakılma kararının kaldırılması Ekim 2003 tarihinde, Đhtisas Kurulu baꢀvuranın sağlık durumu hakkında yeni bir
rapor sunmuꢀtur. Bu rapor 3 ꢁubat, 6 Haziran ve 19 Eylül 2003 tarihlerinde yapılan sağlık
muayenelerinin sonuçlarına dayanmaktaydı ve raporda oybirliğiyle, baꢀvuranın sağlık
durumunun ceza ertelenmesini gerektirmediğine karar verilmiꢀtir. Kasım 2003 tarihinde bu sağlık raporuna dayanarak Tekirdağ Cumhuriyet
Baꢀsavcısı, ꢀimdiye kadar verilen erteleme kararını iptal etmiꢀ ve yakalama müzekkeresi
çıkarmıꢀtır. Baꢀvuran firar etmiꢀtir. Ekim 2003 tarihinde, baꢀvuran Đstanbul Tabipler Odası’na baꢀvurmuꢀ ve Adli Tıp
Kurumu’nun 8 Ekim 2003 tarihli raporunda onaylanan tıbbı tespitlerin yazılı olarak kendisine
iletilmesini istemiꢀtir. Kasım 2003 tarihinde, Đhtisas Kurulu, daha önceki muayenelerine dayanarak
baꢀvuranın sakatlığı ya da kronik akıl hastalığı bulunmadığından Cumhurbaꢀkanı affı
kapsamına giremeyeceği yönünde karar almıꢀtır. Aralık 2003 tarihinde, Đstanbul Tabip Odası’ndan üç Profesör, Adli Tıp
Kurumu’nun raporları arasında bilimsel tutarsızlık olduğu yönüne görüꢀ bildirmiꢀlerdir. Ocak 2004 tarihinde, baꢀvuranın avukatı Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi’ne
baꢀvurmuꢀ ve Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporlar arasındaki çeliꢀkilerin
aydınlatılması amacıyla baꢀvuranın yeniden muayene edilmesini talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın
avukatı aynı zamanda Adli Tıp Kurumu’nun son raporuna dayanılarak iptal edilen ceza
infazının ertelenmesini talep etmiꢀtir. Ocak 2004 tarihinde baꢀvuranın avukatı Sözkonusu raporlarda imzaları bulunan Adli
Tıp Kurumu’nun 3. ve 4. Đhtisas Kurulu üyeleri aleyhine de ꢀikayette bulunmuꢀtur. Ocak 2004 tarihinde baꢀvuranın avukatı 8 Ekim 2003 tarihli sağlık raporuna itiraz
ederek Cumhuriyet Savcısı’na baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuranın ceza infazının ertelenmesini talep
etmiꢀtir.
Aynı gün bir yandan Ağrı Ağır Ceza Mahkemesi’nden müvekkili aleyhinde çıkarılan
müzekkerenin iptalini öte yandan ise Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden Cumhuriyet
Baꢀsavcısı’nın ꢀu ana kadar uygulanan erteleme kararının kaldırılması yönündeki kararını
bozmasını ve muayenesinin yapılması amacıyla baꢀvuranın Adli Tıp Kurumu’na
götürülmesini talep etmiꢀtir. Ocak 2004 tarihinde, Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi, Malatya DGM lehine
ratione materiae yetkisizlik kararı vermiꢀtir. Ocak 2004 tarihinde böylece davadan haberdar olan Malatya DGM’si Adli Tıp
Kurumu Đhtisas Kurulu tarafından, belirtilen olayın aydınlatılması için yeni bir rapor
hazırlanmasını emretmiꢀtir, bunun yanı sıra baꢀvuranın durumun ne olacağı hakkında bir
karar verilmesi gerektiğini ifade etmiꢀtir. Sonuç olarak baꢀvuranın cezasının infazının
ertelenmesi yönündeki talebi reddetmiꢀ ve düzenlenecek olan rapor uyarınca karar vermekle
yetkili olduğunu belirtmiꢀtir. Ocak 2004 tarihli bir raporla, baꢀvuranın bütün sağlık raporlarını, Đstanbul Tabip
Odası’nın görüꢀünü de inceledikten sonra Adli Tıp Kurumu Đhtisas Kurulu, baꢀvuranın sağlık
durumunun Cumhurbaꢀkanı affı kapsamına girmediğine ve cezasının infazının ertelenmesine
gerek olmadığına karar vermiꢀtir. ꢁubat 2004 tarihinde, baꢀvuran Đstanbul Üniversitesi Hastanesi nöroloji servisine
gitmiꢀtir. Nisan 2004 tarihinde, AĐHM tarafından belirtilen geçici tedbir uyarınca,
Cumhuriyet Savcısı baꢀvuran aleyhine çıkarttığı yakalama müzekkeresini iptal etmiꢀtir.
B. AĐHM’nin Soruꢁturma Görevi
1. Ceza infaz kurumlarına yapılan ziyaretler
AĐHM heyeti Türkiye’de bulunan farklı tiplerdeki ceza infaz kurumlarında hüküm
süren fiziksel koꢀullar hakkında fikir edinmek maksadı ile baꢀvuranların avukatlarının ve
Hükümet temsilcilerinin eꢀliğinde, iki F tipi Cezaevini (Tekirdağ ve Kocaeli) iki H tipi
Cezaevini (Tekirdağ ve Đstanbul) ve bir tane H Tipi Tutukevini (Bayrampaꢀa-Đstanbul) ziyaret
etmiꢀtir. Bu ziyaretler sırasında heyet ayrıca, cezaevi personeli ile savcı ve doktorlarla
görüꢀmüꢀtür.
Heyetin Bayrampaꢀa Tutukevi ve bu tutukevinin sağlık birimini ziyareti sırasında
kendisine bilirkiꢀi kurulu da eꢀlik etmiꢀtir.
F Tipi Cezaevlerinin son zamanlarda kurulduğunu ve hepsinin tek tip olduğunu
gözlemleyen AĐHM heyeti baꢀkanı Tekirdağ F tipi Cezaevini ziyaret etmeyi gerekli
görmemiꢀtir.
Bununla birlikte AĐHM heyeti, bu cezaevinden sorumlu Cumhuriyet Savcısı ile ve bu
kurumda görevli olan müdür, doktor, baꢀgardiyan, psikolog, sosyolog ve diꢀ hekimi ile
görüꢀmüꢀtür.
2. Bilirkiꢀi kurulu tarafından yürütülen sağlık muayeneleri
AĐHM, baꢀvuranda nörolojik veya psikiyatrik sorunlar bulunup bulunmadığını, ꢀayet
bulunuyorsa bunların ne ölçüde cezaevi yaꢀamına uyum sağlayabileceğini belirlemekle
bilirkiꢀi kurulunu görevlendirmiꢀtir. Sözkonusu kurul ayrıca, gerektiğinde, Türk adli tıp
makamları tarafından oluꢀturulduğu haliyle baꢀvuranın sağlık dosyasını incelemekle
görevlendirilmiꢀtir.
Bu bağlamda bilirkiꢀi kurulu öncelikle, bu gruptaki tüm vakalarda, ilgililerin
nöropsikiyatrik rahatsızlıklarını açlık grevleri ile açıkladıklarını ve Adli Tıp Kurumu’nun
tanısına uygun olarak bunların Wernicke Korsakoff Sendromu’nda görülenlerle aynı
olduğunu belirttiklerini ortaya koymaktadır.
Buradan hareketle bilirkiꢀi kurulu, mahkumlarda olası aꢀırı yükleme öğelerini ve
Wernicke Korsakoff Sendromu’nun gerçek özelliklerini ortaya çıkarmak amacı ile standart
sağlık muayenelerine baꢀvurmaya karar vermiꢀtir.
Muayeneler Hükümet tarafından belirlenen Đstanbul Çapa Üniversite Hastanesi’nde 8
ve 11 Eylül 2004 tarihlerinde tıp alanındaki gizlilik ilkesine riayet edilerek yapılmıꢀtır.
Baꢀvuran 11 Eylül 2004 tarihinde muayene edilmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunarak üç farklı ꢀikayet dile getirmektedir.
Baꢀvuran öncelikle, 23 ꢁubat 2001 tarihinde Tekirdağ F tipi Cezaevi’ne nakli sırasında
ve sonrasında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmiꢀtir. Bu itibarla diğer baꢀvuranlar
gibi bu kuruma giriꢀinde coplandığını ve yumruklandığını iddia etmektedir. Daha sonra ise
kendisine durmadan hakaret edildiğini ve hücreye konulmadan önce Cezaevi doktoru
tarafından muayene edilmeden zorla traꢀ edildiğini, bütün bunların sonucunda ise burnun
kırıldığını ve yüzünde morluklar oluꢀtuğunu ileri sürmektedir. Aralık 2002 tarihinde meydana gelen olaylarda kötü muameleye maruz kaldığını da
eklemektedir. Ocak 2004 tarihli ek bir dilekçe ile baꢀvuranın avukatı yeni bir ꢀikayette
bulunmuꢀtur. Uzun süreli açlık grevi sonucunda Wernicke-Korsakoff hastası olan ve sağlık
nedeniyle 16 Ocak 2002 tarihinde serbest bırakılan baꢀvuranın, Adli Tıp Kurumu’nun 8 Ekim tarihli raporuyla özgürlükten yoksun bırakıcı bir cezayı çekebileceğine karar verildiğini
ifade etmektedir. Baꢀvuranın avukatı baꢀvuranın iyileꢀmez bir hastalığa yakalandığını ve
yeniden hapsedilmesinin insanlık dıꢀı bir muamele teꢀkil edeceğini iddia etmektedir.
A. 23 ꢀubat 2001 tarihinde meydana gelen olaylara iliꢁkin
1. Tarafların argümanları
a. Hükümet
Hükümet baꢀvuranın iddialarını reddetmektedir. 19 Aralık 2000 tarihinde cezaevinde
sürdürülen operasyonlar sırasında yaralanan ve hastaneye sevk edilen kiꢀilerin listesini
sunmuꢀtur. Hükümet bu listede baꢀvuranın isminin geçmediğini belirtmektedir.
Diğer yandan, baꢀvuranın iddialarının aksine, Tekirdağ Cezaevine nakledildikten
sonra 23 Eylül 2001 tarihinde baꢀvuranın muayene edildiğini belirtmektedir. Muayene
sonunda düzenlenen raporda herhangi bir kötü muamele izine rastlanılmadığı ifade edilmiꢀtir.
Bu nedenle Cumhuriyet Baꢀsavcısı 12 Eylül 2001 tarihinde muhakemenin men’i kararı vermiꢀ
ve baꢀvuran tarafından yapılan itiraz Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından
reddedilmiꢀtir. Dernekten alınan 18 Aralık 2002 tarihli belgenin ise bu derneğin Sağlık
Bakanlığı’nın belirlediği ꢀartlara uymadığından ve sağlık raporu verme yetkisi
bulunmadığından hiçbir hukuki geçerliliği yoktur.
b. Baꢁvuran
Baꢀvuranın avukatı soruꢀturma dosyasına ulaꢀmanın zor olduğunu ve 23 ꢁubat 2001
tarihli sağlık raporu hakkında bilgilendirilmediğini öne sürmüꢀtür. Hasta olması sebebiyle
baꢀvuranın o gün muayene edildiğini unutmuꢀ olmasının gayet normal olduğunu ifade
etmektedir. Her durumda derneğin verdiği raporda baꢀvuranın maruz kaldığı kötü
muamelelerden bahsedilmiꢀtir.
2. AĐHM’nin takdiri
AĐHM, Hükümet tarafından sunulan 23 ꢁubat 2001 tarihli sağlık raporunun Tekirdağ
Cezaevi doktoru tarafından hazırlandığını ve raporda baꢀvuranın kendisine traꢀ edilirken
baꢀına basıldığını söylediğinin ifade edildiğini gözlemlemektedir.
AĐHM, baꢀvuranın 23 ꢁubat 2001 tarihinde Cezaevi doktoruna, Cumhuriyet Savcısı
önünde ya da bugün AĐHM önünde dile getirdiği türden kötü muameleye iliꢀkin herhangi bir
ꢀikayette bulunmadığını tespit etmektedir.
Aslında, nakledildiği sırada cop darbelerine maruz kaldığından ꢀikayetçi olmak yerine
yalnızca traꢀ edildiği sırada kötü muameleye maruz kaldığını belirtmiꢀtir, bu ꢀikayet ise
AĐHM önünde desteklenmemiꢀtir.
Oysa ki, doktor 23 ꢁubat 2001 tarihli raporunda baꢀvuranın vücudunda herhangi bir
ize rastlamadığını belirmiꢀtir.
Bu tarihlerde baꢀvuranın yetkililerin denetimi altında olduğu doğrudur, bu nedenle
dernek tarafından 18 Aralık 2002 tarihinde hazırlanan sağlık raporunda ifade edilen yaraların
nedenini makul bir ꢀekilde açıklama görevi Hükümet’e düꢀmektedir (Bkz., diğerleri arasında,
Tekin Yıldız, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme karar ve hükümler 1998-IV, ss. 1517-
1518, §§ 52 ve 53, Altay-Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001, ve Esen-Türkiye, no:
29484/95, § 25, 22 Temmuz 2003).
Burada, olayların meydana geldiği tarihten neredeyse iki yıl sonra düzenlenen bir
belge sözkonusudur. Bu belge ise baꢀlı baꢀına 23 ꢁubat 2001 tarihli raporu tartıꢀma konusu
yapmak için yeterli olmamaktadır, kaldı ki aynı gün annesi tarafından ziyaret edilen baꢀvuran
lehine birtakım karinelere izin verecek hiçbir gözaltı tedbiri alınmamıꢀtır (karꢀılaꢀtırın,
Tomas-Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, A serisi no: 241-A, s. 40-42, §§ 108-115).
Baꢀvuran hastanede kaldığı 3 Ocak 2002 tarihinden 16 Ocak 2002 tarihine kadar yara
olan burnunun neden tedavi edilmediği ve Devlet Hastanesi’nin 3 Ocak 2002 tarihli ve Adli
Tıp Kurumu’nun 14 Ocak 2002 tarihli raporlarında bu türden bir yaradan neden
bahsedilmediği hususunda hiçbir açıklama yapmamaktadır.
Son olarak baꢀvuran serbest bırakılmasının ardından derneğe baꢀvurmak için neden on
bir ay beklediğini açıklamamaktadır.
Sonuç olarak, her türlü makul ꢀüphenin ötesinde, (Labita-Đtalya [GC], no:26772/95, §
121, CEDH-VI) ne görevlilerin baꢀvuranın ꢀikayet konusu yaptığı kötü muamelelerde
bulunduklarına karar verilmesine neden olacak ne de adli makamların AĐHS’nin 3.
maddesinin usulüne iliꢀkin olarak hareket etme biçimlerini tartıꢀma konusu yapacak hiçbir
unsurun dava dosyasında mevcut olduğunu gözlemlemektedir (Bkz., diğerleri arasında, Hasip
Kaplan-Türkiye, no: 26399/95 (karar), 17 Ekim 2000, ve Kaplan-Türkiye (karar),
no:24932/94, 19 Eylül 2000).
AĐHM sonuç olarak AĐHS’nin 3. maddesinin bu bakımdan ihlal edilmediğine karar
vermektedir.
B. 20 Aralık 2002 tarihinde meydana gelen olaylara iliꢁkin
Baꢀvuran 20 Aralık 2002 tarihinde meydana gelen bir olay sırasında kötü muameleye
maruz kaldığını iddia etmektedir.
Hükümet bu tarihte baꢀvuranı ilgilendiren hiçbir olayın meydana gelmediği
belirtmektedir.
AĐHM bu dönemde baꢀvuranın tutuksuz yargılandığı ve mevcut davanın
kabuledilebilirlik aꢀamasında sunduğu belgelerin kendisi ile ilgili olmadığını
gözlemlemektedir.
Sonuç olarak, AĐHM AĐHS’nin 35§§3 ve 4 maddeleri uyarınca baꢀvurunun bu
kısmının dayanaktan yoksun olduğuna karar vermektedir.
C. Baꢁvuranın yeniden hapsedilmesi olasılığına iliꢁkin
1. Tarafların argümanları
a) Hükümet
Hükümet, baꢀlangıçta alınan erteleme kararının kaldırılmasının titizlikle yürütülen
muayenelere dayandığını belirtmektedir.
Hükümet, Adli Tıp Kurumu’nun 14 Nisan 1982 tarihli 2659 sayılı Kanun’la
kurulduğunu ve iꢀlevi açısından bağımsızlığından kuꢀku bulunmadığını hatırlatmaktadır. Bu
kurumun bünyesinde, 3. Đhtisas Kurulu ortopedistten, travmatoloji uzmanından, cerrah,
nörolog, mide ve bağırsak hastalıkları, çocuk hastalıkları ve bulaꢀıcı hastalıklar uzmanından,
4. Đhtisas Kurulu ise nörolog, çocuk ruh hekiminden ve iki psikologdan oluꢀmaktadır ve hepsi
de seçkin akademisyenlerdir. Hükümet bu alanda tarafsızlıktan yoksun oldukları yönünde
iddiaların hepsini reddetmekte ve bugüne kadar açlık grevi yapan iki binden fazla tutuklunun
bu kurum tarafından muayene edildiğini ve kurum tarafından hazırlanan raporlara dayanılarak (yüz seksen sekiz) tutuklunun, Cumhurbaꢀkanı affı kapsamına alındığını belirtmektedir.
Hükümet 7 Temmuz 1989 tarihli Soering-Birleꢀik Krallık ve 20 Mart 1991 tarihli Cruz
Varas ve diğerleri-Đsveç kararlarına atıfta bulunarak bir baꢀvuranı tehdit eden gerçek bir
tehlikenin var olduğunun ortaya konulmasını sağlayacak istisnai haller dıꢀında, AĐHS’nin
ihlalinin meydana gelebileceğine iliꢀkin değerlendirmede bulunmanın AĐHM’ye
düꢀmediğinin altını çizmektedir. Bu itibarla, baꢀvuranın yeniden hapsedilmesinin AĐHS’nin 3.
maddesine aykırı bir ceza ya da muamele teꢀkil ettiğinin düꢀünülmesine neden olacak bir risk
teꢀkil etmediğini belirtmektedir.
Hükümet gerekirse baꢀvuranın Tekirdağ Cezaevinde ya da kendisinin tercih edeceği
baꢀka bir Cezaevinde tutulacağını ifade etmektedir. Cezaevlerinin tamamında sağlık merkezi
ve asgari bir pratisyen hekim, diꢀ hekimi, hemꢀire ve psikolog ve asistanlardan oluꢀan sosyal
hizmetler bulunmaktadır. Cezaevi doktorları düzenli olarak mahkumları muayene etmekte ve
gerekli durumlarda mahkumlar için özel bölümleri olan hastanelere götürülmelerini talep
edebilmektedir.
Sonuç olarak, Hükümet baꢀvuranı muayene eden baꢀka hiçbir sağlık kurumunun Adli
Tıp Kurumu’nun tespitlerinden farklı tespitlere varamayacağını belirtmektedir. AĐHM
bilirkiꢀi kurulu tarafından hazırlanan rapora atıfta bulunarak, salık verilen psikolojik tedavinin
Cezaevinin psikologları tarafından sağlanacağını beyan etmektedir.
Son olarak Hükümet, baꢀvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ilan
etmesini AĐHM’den rica etmektedir.
b. Baꢁvuran
Baꢀvuran Hükümet’in argümanlarına itiraz etmekte ve ꢀikayetlerini yinelemektedir.
Baꢀvuran aynı zamanda AĐHM bilirkiꢀi kurulu raporunu da eleꢀtirmektedir. Bilirkiꢀi
kurulunun, özgürlüğe kavuꢀmak ümidiyle AĐHM’ye baꢀvuranların, bu umutları beslemelerine
Adli Tıp Kurumu’nun neden olduğunu göz önüne almadan, kendisinin de aralarında
bulunduğu bazı baꢀvuranları yalan söylemekle suçlamasını eleꢀtirmekte, Adli Tıp Kurumu
tarafından baꢀlangıçta teꢀhis edilen hastalığının gerçek olduğunu ve bu hastalığın hala devam
ettiğini iddia etmektedir.
1. AĐHM’nin takdiri
a. Genel ilkeler
AĐHS’de özgürlüğünden yoksun bırakılmıꢀ veya hasta kiꢀilerin durumuna iliꢀkin özel
bir hükmün yer almadığı doğrudur. Bununla birlikte, gerekli tıbbi bakımın uygulanması
yoluyla tutukluların fiziksel bütünlüğünün korunması konusunda Devletlere düꢀen
yükümlülükten ayrı olarak, doğal yollardan ortaya çıkan gerek bedensel gerekse ruhsal bir
hastalıktan kaynaklanan ıstırap, yetkili mercilerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koꢀulları
nedeniyle daha da ꢀiddetlenir veya ꢀiddetlenme riski taꢀırsa, tek baꢀına AĐHS’nin 3. maddesi
kapsamına girebilir (Mouisel-Fransa, no: 67263/01, §§ 37, 38 ve 40, CEDH 2002-IX, ve
Pretty kararı ve bu metinlerde yer alan göndermeler).
Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin kendisini,
tutukluluğun doğasında varolan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aꢀacak ꢀiddette bir sıkıntı veya
zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek ꢀekilde, insan onuruyla bağdaꢀır tutukluluk
koꢀullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya iliꢀkin
gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağlığının yanı sıra esenliği de
yeterli bir ꢀekilde sağlanmalıdır (Kulda-Polonya [GC], no: 30210/96, § 94, CEDH 2000-XI).
AĐHS’de, sağlık gerekçesiyle bir tutuklunun serbest bırakılmasına iliꢀkin herhangi bir
“genel yükümlülük” belirtilmemiꢀse de, bir tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi’ne
Üye Devletler nezdinde AĐHS’nin 3. maddesi bakımından bugün, tutukluluğa elveriꢀlilik
sorusunun ortaya çıktığı durumlardan birini teꢀkil etmektedir (bkz., Mouisel, ibidem, ve Price-
Birleꢀik Krallık, no: 33394/96, §30, CEDH 2001-VII).
Özetle belli bir davada hayati tehlike arz eden patolojideki ya da durumu uzun süre
cezaevi yaꢀam koꢀullarına uygun olmayan bir kimsenin tutuklu bulundurulması, AĐHS’nin 3.
maddesi açısından sorunlara yol açabilir.
Dolayısıyla mevcut davada, baꢀvuranın yeniden hapsedilmesi durumunda ortaya bu
sorunun çıkıp çıkmayacağı tespit edilmelidir.
b. Özel bağlam
AĐHM, davayı incelemeye baꢀlamadan önce, ciddi hastalıkları bulunan hükümlülerin
cezalarının infazı konusunda Türkiye’de yürürlükte olan yasaları incelemiꢀtir. AĐHM, Türk
yasalarının ulusal mercilere, tutukluların ciddi hastalıklara yakalandığı durumda müdahale
etme olanağı sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu serbest bırakılma veya cezanın
ertelenmesi kararlarının verilmesini gerektirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirler, sağlık
gerekçesiyle Cumhurbaꢀkanı’ndan af talebinde bulunma yoluna eklenmektedir. AĐHM bu
iꢀlemlerin, ilk bakıꢀta, tutukluların fiziksel bütünlüğü ve esenliklerinin korunması için
Devletlerin özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların meꢀru gereklilikleriyle bağdaꢀtırmaları gereken
uygun güvenceler oluꢀturduğuna kanaat getirmektedir.
Mevcut dava bağlamında, geçmiꢀte Türkiye’nin, 1996 ve 2000 yıllarında koğuꢀ yerine
bir ila üç kiꢀilik yaꢀam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek
amacıyla baꢀlatılan açlık grevleri karꢀısında, beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve fiziksel
rahatsızlıkları olan ve aralarından bir kısmının WK-S olduğu düꢀünülen kiꢀilerin tutuklu
bulundurulmaları sorunuyla karꢀı karꢀıya kaldığını hatırlatmak uygun olacaktır. Hiç kuꢀkusuz
yetkili mercilerin, bu durumun toplumun korunması açısından haklı gösterilemeyeceğine
kanaat getirmesi üzerine, hasta olan tutuklulardan birçoğu sağlık gerekçesiyle geçici olarak
serbest bırakılmıꢀtır.
c. Đlkelerin mevcut davaya uygulanması
Mevcut davada yukarıda belirtilen harekete katıldığı anlaꢀılan baꢀvuran, Türk
hukukunun tanımıꢀ olduğu olanaklara ulaꢀabilmiꢀ ve 4 Kasım 2003 tarihinde hakkında
yakalama müzekkeresi çıkarılana kadar bu olanaklardan faydalanmıꢀtır.
Adli Tıp Kurumu’nun 8 Ekim 2003 tarihli sağlık raporu ile ilgili olarak, AĐHM kanıt
sunma konusunda ne AĐHS’nin ne de ulusal mahkemelere uygulanabilir genel ilkelerin
kendisine kesin kurallar buyurmadığını hatırlatmaktadır. Böylece, bir kanıya varabilmek için,
uygun olduğuna karar verdiği her türlü veriyi esas almak AĐHM’nin elindedir. Diğer yandan,
bağımsız olarak, dosyada yer alan bütün unsurların inandırıcılığını ve aynı zamanda
kabuledilebilirliklerini ve doğruluklarını değerlendirmektedir (Irlanda-Birleꢀik Krallık, 18
Ocak 1978, A serisi no:25, ss. 79, 80, §§ 209 ve 210).
Savunmacı Devletin, AĐHS’den doğan yükümlülükleri yerine getirmediğini gösterecek
ciddi ve kesin gerekçelerin bulunup bulunmadığını tespit edebilmek amacıyla AĐHM ortaya
atılan soruları, sanıkların sunduğu ya da gerektiğinde re’sen elde ettiği unsurlar ıꢀığında
incelemelidir (Yaꢀa-Türkiye, 2 Eylül 1998, Derleme karar ve hükümler 1998-VI, s. 2437,
§94).
AĐHM tarafından yapılan ve yukarıda belirtilen soruꢀturma görevi, incelemesini
yapabilmek için gerekli olan unsurların re’sen elde edilmesi ihtiyacından baꢀka bir amaç
taꢀımamaktaydı. Aslında, aralarında baꢀvuranın da bulunduğu sözkonusu elli üç davada,
baꢀvuranlar Đstanbul Tabipler Odası tarafından verilen ve dava konusu raporların bilimsel
inandırıcılığını ciddi ꢀekilde tartıꢀma konusu yapan görüꢀleri sunmuꢀlardı.
AĐHM davaların esasına iliꢀkin görüꢀ bildirmeden önce soruꢀturma yürütme ve
değerlendirme unsurlarını re’sen temin etme kararı almıꢀtır. Eylül 2004 tarihinde Balyemez’i muayene ettikten sonra, AĐHM heyeti oybirliğiyle
cezaevi koꢀullarında yaꢀamını engelleyecek nörolojik ya da nöropsikolojik rahatsızlığının
bulunmadığına karar vermiꢀtir. Bununla birlikte baꢀvuranın psikolojik tedavisinin devam
ettirilmesini salık vermiꢀtir.
Bu koꢀullarda AĐHM, Adli Tıp Kurumu’nun 8 Ekim 2003 ve 29 Ocak 2004 tarihli
raporlarını tartıꢀma konusu yapacak bir neden görmemektedir.
Sonuç olarak, dosyada mevcut olan unsurların genel bir değerlendirmesini yaptıktan
ve uzmanlarının görüꢀlerini aldıktan sonra AĐHM baꢀvuranın tekrar hapsedilmesi halinde,
tutukluluk koꢀullarının baꢀlı baꢀına AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca aꢀağılayıcı ve insanlık dıꢀı
muamele teꢀkil edeceğinin ortaya konulmadığını düꢀünmektedir ( Sakkopoulos-Yunanistan,
no: 61828/00, § 45, 15 Ocak 2004).
Adli Tıp Kurumu’nun baꢀvuranda WK-S sendromunun tespit edildiği ve baꢀvuranın
serbest bırakılmasına karar verilen ilk raporları konusunda AĐHM yeniden, raporlarda dile
getirilen emarelerin bu türden bir hastalığın bulunduğunu açıkça ortaya koymadıklarını ifade
eden uzmanlarının görüꢀlerine baꢀvurmaktadır. AĐHM, olayların geçtiği dönemde hüküm
süren koꢀulları göz önüne alarak, açlık grevi yapan iki binden fazla insan olunca, muhtemelen
insani ya da AĐHM’ye bildirilmeyen sebeplerden dolayı, Adli Tıp Kurumu’nun ciddi olmayan
semptomlar olmasına rağmen ilgili kiꢀileri serbest bırakmayı tercih ettiğini düꢀünmektedir.
Aynı durumda olan diğer kiꢀilere ümit verdiğinden, özellikle de mevcut davada da olduğu
gibi, baꢀvuranın Cumhurbaꢀkanı affı kapsamına girebileceğini belirttiğinden Adli Tıp
Kurumu’nun bu tutumu eleꢀtirilebilir.( Bkz. Yıldız kararı ve AĐHM heyetinin raporunun genel
sonuçları).
Bununla birlikte, ilgilerin lehine bu tür tedbirlerin uygulanması konusunda (Klas-
Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, A serisi no: 269, s. 17, §§ 29-30) adli ve tıbbı
makamların değerlendirmelerini tartıꢀma konusu yapacak hiç bir unsur görmeyen AĐHM,
olası bir hapsedilme durumu ile ilgili olmayan baꢀvuranların içinde bulunduğu ikilemin
üzerinde durmayacaktır.
Uzmanların, baꢀvuranın psikolojik tedavisinin devam etmesi yönündeki tavsiyeleri
konusunda ise AĐHM, Hükümet’in bu konuda verdiği güvenceyi ve ceza infaz kurumlarını
ziyaret eden heyetin tespitlerini not etmektedir. Sonuç olarak açık ve ciddi gerekçeler
bulunmadığından, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca baꢀvuranın hapsedilmesi durumunda,
içtihatları ıꢀığında saptanan sınırları aꢀan kötü muameleye maruz kalma tehlikesi ile karꢀı
karꢀıya olduğunun düꢀünülemeyeceğine karar vermiꢀtir (Bkz. mutatis mutandis, Müslim-
Türkiye, no: 53566/99, §§ 75, 76, 26 Nisan 2005).
Bunların yanı sıra, AĐHM, mevcut davada da olduğu gibi, ceza alanında adaletin iyi
iꢀlediği bir kurum tarafından, çare bulunması amacıyla insani tedbirlerin alınmasının salık
verildiği durumlar ile karꢀı karꢀıya kalınabileceğini göz ardı edememektedir. Sonuç olarak
AĐHM, yeniden hapsedilmesi durumunda baꢀvuranda oluꢀabilecek psikolojik etkileri
dindirmek ya da ꢀartlar gerektirdiğinde son vermek amacıyla, Türk yetkililer tarafından
alınabilecek her türlü tedbir hususunda ise duyarlı olacaktır (Bkz. mutatis mutandis, Chartier-
Đtalya, no:9044/80, Komisyonun 8 Aralık 1982 tarihli raporu, Karar ve raporlar 33, ss. 47-49).
II. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuran 23 ꢁubat 2001 tarihli kötü muamele iddialarından haberdar olan adli
makamların, AĐHS’nin 6§1 maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız olmadıklarını iddia
etmektedir.
Baꢀvuran, adli makamların iddialarına kayıtsız kalmasının ve bir doktor tarafından
gerektiği gibi muayene edilmesinin reddedilmesinin, iddialarını destekleyecek somut kanıtlar
sunmasını engellediğini ileri sürmektedir. Bu süreç boyunca avukat yardımından
faydalanamadığını da hatırlatan baꢀvuran, bu koꢀulların AĐHS’nin 6§3 maddesi ile
bağdaꢀmadığını iddia etmektedir.
Baꢀvuran bu itibarla, AĐHS’nin 3. maddesi ile birlikte 13. maddesi uyarınca etkili bir
soruꢀturma yapılmadığını ileri sürmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın ꢀikayetinin Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın yetkili mahkeme önünde
kamu davası açmayı reddetmesi esasına dayandığını gözlemlemektedir. Buna bağlı olarak,
muhakemenin men-i kararına karꢀı baꢀvuranın itirazına bakan hakimlerin bağımsız ve tarafsız
olmadığı yönündeki iddiaları, iddialarını destekleyecek delil unsurlarının toplanmasına iliꢀkin
olarak adli makamların engel teꢀkil ettiği ve son olarak 3. madde ile birlikte 13. maddenin
ihlal edildiği iddialarının tamamı 13. madde açısından incelenmelidir (Bkz. mutatis mutandis,
Paul ve Audrey Edwards-Birleꢀik Krallık, no: 46477/99, § 70, CEDH 2002-II, Aksoy-Türkiye, Aralık 1996 tarihli karar, Derleme kararlar ve hükümler 1996-VI, ss. 2285-2286, §§ 92-
94, ve Đlhan-Türkiye [GC], no: 22277/93, § 92, CEDH 2000-VII).
Hükümet, iç hukuk yollarının bu alanda yeterli olanakları sunduğunu belirtmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, Sözleꢀme’de benimsenen hak ve özgürlüklerden
yararlanılmasını sağlayacak bir baꢀvuru yolunun iç hukukta varlığını güvence altına aldığını
hatırlatır. Dolayısıyla Sözleꢀmeci Devletler, bu hükmün kendilerine getirdiği yükümlülüklere
ne ꢀekilde uyacakları konusunda belli bir takdir payına sahip olsalar bile, sözkonusu hüküm,
yetkili ulusal merciye Sözleꢀme’ye dayalı ꢀikayetin içeriğini inceleme ve uygun telafiyi
sunma yetkisi veren bir iç hukuki yolunu gerekli kılmaktadır. AĐHS’nin 13. maddesinden
doğan yükümlülük baꢀvuranın AĐHS’ye dayandırdığı ꢀikayetin niteliğine bağlı olarak
değiꢀmektedir. Bununla birlikte bazı koꢀullarda, iç hukuk yollarının sunduğu olanaklardan her
biri 13. maddenin gerekliliklerine cevap vermese de, bu yolların bütünü bu gereklilikleri
karꢀılayabilir (Bkz. Chahal-Birleꢀik Krallık 15 Kasım 1996 tarihli karar, Derleme 1996-V, ss.
1869–1870, § 145). 13. maddenin gerektirdiği baꢀvuru yolu, hukuken olduğu gibi pratikte de
“etkili” olmalıdır; özelikle ꢀu anlamda ki Savunmacı Devletin yetkili mercilerinin fiilleri ve
ihmalleri, sözkonusu hukuki yolun kullanılmasını haksız bir biçimde engellememelidir (Bkz.,
diğerleri arasında, Aksoy, adıgeçen, s. 2286, § 95).
Bununla birlikte, AĐHS’nin 13. maddesi AĐHS bakımından yalnızca “savunulabilir”
olan, yani belirtilen haklara saygı duyulması ile ilgili olarak a priori ciddi bir sorun teꢀkil
eden ꢀikayetler için etkili iç hukuk yolunu gerekli kılmaktadır (Bkz. örneğin, Boyle ve Rice-
Birleꢀik Krallık, 27 Nisan 1988, A serisi no: 131, s. 23, § 52, ve Powell ve Rayner-Birleꢀik
Krallık, 21 ꢁubat 1990, A serisi no: 172, s. 14, § 31).
AĐHM mevcut davada, baꢀvuranın 23 ꢁubat 2001 tarihinde meydana gelen olaylara
iliꢀkin olarak 3. madde kapsamında dile getirdiği ꢀikayetlerin ortaya konulmadığını
gözlemektedir.
Bu nedenle AĐHM, baꢀvuranın ꢀikayetlerinin AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında
incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermiꢀtir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun 20 Aralık 2002 tarihinde meydana gelen olaylara iliꢀkin kısmının
kabuledilemez olduğuna;
2. 23 ꢁubat 2001 tarihinde meydana gelen olaylara iliꢀkin olarak AĐHS’nin 3.
maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Baꢀvuranın yeniden hapsedilmesi durumunda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal
edilmeyeceğine;
4. Baꢀvurunun AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında incelenmesinin gerekli olmadığına;
karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 22 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
15
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło