32505/02

WyrokETPCz2010-03-23ECLI:CE:ECHR:2010:0323JUD003250502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżąca była poddana nieludzkiemu lub poniżającemu traktowaniu podczas zatrzymania przez policję, naruszając art. 3 Konwencji? Czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne dochodzenie w sprawie zarzutów złego traktowania, zgodnie z proceduralnym aspektem art. 3 Konwencji? Czy zatrzymanie skarżącej naruszyło jej prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego z art. 5 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć skarżąca nie przedstawiła wystarczających dowodów na złe traktowanie w aspekcie materialnym art. 3 Konwencji (brak raportu medycznego, sprzeczne zeznania), to jednak władze tureckie nie wywiązały się z proceduralnego obowiązku przeprowadzenia skutecznego dochodzenia. Brak skuteczności wynikał z faktu, że skarżąca nie została poddana badaniu lekarskiemu ani przed zatrzymaniem, ani po zwolnieniu, co utrudniło ocenę jej stanu zdrowia i ewentualnych obrażeń. Ponadto, dochodzenie prowadzone przez lokalne rady administracyjne nie było niezależne ani bezstronne, ponieważ było nadzorowane przez urzędników odpowiedzialnych za siły bezpieczeństwa i prowadzone przez funkcjonariuszy podległych hierarchicznie. Dodatkowo, skarżąca nie została przesłuchana w sprawie swoich zarzutów, co poważnie wpłynęło na skuteczność dochodzenia.
Stan faktyczny
Skarżąca, Döndü Erdoğan, wówczas 15-letnia, została zatrzymana przez policję w Stambule 29 kwietnia 2001 r. pod zarzutem posiadania nielegalnych dokumentów, co okazało się fałszywym doniesieniem. Twierdziła, że była bita, polewana zimną wodą i uderzana o ścianę podczas przesłuchania, co doprowadziło do załamania psychicznego, prób samobójczych (przecięcie sobie żył, skok z okna) i długotrwałego leczenia. Władze tureckie utrzymywały, że skarżąca nie była źle traktowana, a jej zachowanie było wynikiem problemów psychicznych, które ujawniły się w obecności rodziny. Ojciec skarżącej złożył skargę karną na funkcjonariuszy policji, ale dochodzenie administracyjne nie doprowadziło do postawienia zarzutów, a skarżąca nie została przesłuchana w sprawie swoich zarzutów.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę na podstawie art. 3 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził brak naruszenia art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym. 3. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym. 4. Postanowił nie przyznawać skarżącej żadnego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   DÖNDÜ ERDOĞAN – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 32505/02)   KARAR   STRAZBURG   Mart 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   _____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel   Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak   belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi   ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 32505/02 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı   Döndü Erdoğan’ın (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 2 Ağustos 2002   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleꢀme’nin (“AĐHS”)   34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đstanbul Barosu   avukatlarından A. Yazıcıoğlu ve K. Doğru tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I.   DAVAN   IN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1986 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.   A. Baꢀvuranın yakalanması ve tutuklanmasına iliꢀkin olaylar   1. Baꢀvuranın anlattığı ꢀekliyle olaylar   Baꢀvuran, 29 Nisan 2001 tarihinde saat 14.30 sularında, kız kardeꢀinin evine giderken   polis memurları tarafından yakalanmıꢀtır. Yakalandığı sırada baꢀvuranın üzerinde kimliği   bulunmamaktadır.   Baꢀvuran daha sonra kelepçelenerek Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüꢀ   ve bir saat boyunca sorgulanmıꢀtır. Baꢀvuranın sorgu sırasında insanlık dıꢀı muameleye   maruz bırakıldığı iddia edilmiꢀtir. Baꢀvuran copla dövülmüꢀ, üzerine hortumla soğuk su   tutulmuꢀ ve duvara çarpılmıꢀtır.   Saat 21.30 sularında, baꢀvuranın ailesi, kızlarının kaybolduğunu bildirmek için   karakolla irtibata geçmiꢀtir. Polis, tarif edilen kayıp kiꢀinin baꢀvuran olduğunu tespit etmiꢀ ve   baꢀvuranın ailesini Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’nün ikinci katında bulunan terörle   mücadele ꢀubesine yönlendirmiꢀtir.   Baꢀvuranın ailesi, baꢀvuranın tutulduğu görüꢀme odasına alınmıꢀtır. Baꢀvuranın ailesi,   baꢀvuranı kendini kaybetmiꢀ bir halde polis memurlarına bağırıp küfür ederken bulmuꢀtur.   Baꢀvuran kendini duvarlara vurmuꢀ ve pencereden atlamaya teꢀebbüs etmiꢀtir. Baꢀvuran,   baꢀında ve bileklerinde bulunan çürüklerin ve tırnak izlerinin kelepçeden dolayı oluꢀtuğunu   iddia etmiꢀtir. Ailesi, söz konusu tarihte 15 yaꢀında olan baꢀvuranın neden yakalandığını   sorduğunda, polis memurları baꢀvuranın terörist olduğu ꢀüphesiyle yakalandığını ve adını ve   yaꢀını kendilerine söylemediğini bildirmiꢀtir. Polis memurları, ayrıca, uyguladıkları   muameleye rağmen baꢀvuranın konuꢀmayı reddettiğini belirtmiꢀlerdir.   Bununla birlikte, baꢀvuran, kendisinin ve babasının adının, kimliğinin ve yaꢀının   çantasında bulunan günlükten kolaylıkla öğrenilebileceğini makamlara bildirmiꢀtir. Ayrıca,   baꢀvuranın günlükte kaydedilen yaꢀı polis memurları tarafından 14 yerine 19 olarak   değiꢀtirilmiꢀtir.   Baꢀvuranın kimlik bilgilerinin doğrulanmasından sonra kelepçeler çıkartılmıꢀ ve   baꢀvurana bir bardak su verilmiꢀtir. Ancak, baꢀvuran bardağı kırmıꢀ ve bileklerini kesmiꢀtir.   Bunun üzerine, baꢀvuran polis tarafından Yenibosna Hastanesi’ne götürülmüꢀtür.   Baꢀvuran tedavi edildikten sonra, saat yaklaꢀık 1.00’de, polis memurları baꢀvuranı   evine götürmüꢀ ancak baꢀvuran yine kendini kaybederek histerik tavırlar sergilemiꢀtir.   Baꢀvuran, ailesine karakolda gördüğü muameleyle ilgili olarak konuꢀmayı reddedince,   kendisini daha rahat hissetmesi için kız kardeꢀinin evine gönderilmiꢀtir. Baꢀvuran, dördüncü   katta bulunan kız kardeꢀinin evinden atlayarak intihara teꢀebbüs etmiꢀtir.   Baꢀvuran, takip eden on dört günü Đstanbul Üniversitesi Hastanesi yoğun bakım   ünitesinde geçirmiꢀtir. Söz konusu baꢀvurunun yapıldığı tarihte, baꢀvuranın Türkiye Đnsan   Hakları Vakfı’nda psikolojik tedavi görmeye devam ettiği iddia edilmiꢀtir.   Baꢀvuran hastanedeyken Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polis memurları   ile Emniyet Müdürü, düzenli olarak baꢀvuranı ziyaret etmiꢀ ve ailesine suç duyusunda   bulunmamalarını veya olayla ilgili olarak basına haber vermemelerini talep etmiꢀlerdir. Polis   memurları, aldıkları ihbar üzerine baꢀvuranı yakaladıklarını ve sonradan söz konusu ihbarı   baꢀvuranın yaptığını anladıklarını ifade etmiꢀlerdir. Daha sonra, polis memurları, baꢀvuranın   babasına ihbar telefonunun kaydını dinletmiꢀlerdir. Baꢀvuranın babası, kayıttaki sesin kızına   ait olmadığını iddia etmiꢀtir.   2. Hükümet’in anlattığı ꢀekliyle olaylar   Nisan 2001 tarihinde saat 14.00 sularında, polis imdat hattına kimliği belirsiz bir   kiꢀi tarafından bir kadının çantasında yasadıꢀı belgeler taꢀıdığına dair bir ihbar gelmiꢀtir.   Kimliği belirsiz kiꢀi, ꢀüpheliyi ayrıntılı bir biçimde tarif etmiꢀ ve söz konusu ꢀahsın Đstanbul   Bahçelievler’deki bir kontörlü telefon bayiliğinin önünde durduğunu belirtmiꢀtir. Polis,   belirtilen yere hemen bir devriye göndermiꢀ ve tarif edilen ꢀüpheliyle aynı özellikleri taꢀıyan   baꢀvuranı yakalamıꢀtır. Yakalandığı sırada baꢀvuranın kimliği yanında değildir; baꢀvuran,   yaꢀını ve ismini polise söylemeyi reddetmiꢀtir. Hükümet tarafından sunulan belgelere göre,   baꢀvuranın olay tarihinde 19 yaꢀında olduğu tahmin edilmektedir.   Saat 16.00 sularında, baꢀvuran Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’ne getirilmiꢀtir.   Baꢀvuran, terörle mücadele ꢀube müdürünün odasında kimliği, ailesi ve adresiyle ilgili olarak   yaklaꢀık bir saat boyunca sorgulanmıꢀtır. Sorgulama sırasında Bahçelievler Emniyet Müdürü   ile Terörle Mücadele ꢁube Müdürü de odada bulunmuꢀtur. Bilgi vermeyi reddeden baꢀvuran,   terörle mücadele ꢀubesine bağlı uzman polisler tarafından yaklaꢀık bir saat kadar daha   sorgulanmıꢀ ancak yine sessizliğini korumuꢀtur.   Sonuç olarak, baꢀvuranın herhangi bir yasadıꢀı örgütle bağlantısı olmadığına karar   verilmiꢀtir. Ancak, kimliğinin belirlenememesi ve polisin “akli dengesinin yerinde   olmadığına” karar vermesi üzerine, baꢀvuran serbest bırakılamamıꢀtır. Dolayısıyla,   baꢀvuranın kimlik ve adresine iliꢀkin soruꢀturma sonlanıncaya kadar kayıp kiꢀi statüsüyle   emniyet müdürlüğünde tutulmasına karar verilmiꢀtir. Bu arada, bölgedeki polis birimlerine,   herhangi bir kayıp kiꢀi ihbarı durumunda Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü ile iletiꢀime   geçmeleri talimatı verilmiꢀtir.   Saat 22.30 sularında, baꢀvuranın kız kardeꢀleri ile amcaları, baꢀvuranın kaybolduğunu   Yenibosna Polis Karakolu’na bildirmiꢀler ve baꢀvuranın tutulduğu Bahçelievler Emniyet   Müdürlüğü’ne yönlendirilmiꢀlerdir. Ailesini karꢀısında görünceye kadar oldukça sakin bir   ꢀekilde bekleyen baꢀvuran, aniden taꢀkın davranıꢀlar sergilemeye baꢀlamıꢀtır. Baꢀvuran, daha   sonra, pencereden atlamaya teꢀebbüs etmiꢀ ve kendi güvenliği için kelepçelenmek zorunda   kalmıꢀtır. Bu arada, baꢀvuranın kız kardeꢀlerinden biri olan G.E., polise baꢀvuranın   psikolojik bir rahatsızlığı olduğunu ve daha önce birkaç kez evden kaçmaya teꢀebbüs ettiğini   anlatmıꢀtır.   Bir süre sonra, baꢀvuranın bir nebze sakinleꢀmesinin ardından, kelepçeler çıkarılmıꢀ   ve baꢀvuranın isteği üzerine kendisine bir bardak su verilmiꢀtir. Ancak, baꢀvuran bardağı   kırarak bileklerini kesmiꢀtir. Baꢀvuran polis tarafından Yenibosna Hastanesi’ne   götürülmüꢀtür. Hükümet tarafından sunulan kayıtlara göre, baꢀvuranın kollarında ve   bileklerinde daha önce de kendisini yaralama giriꢀiminde bulunduğunu gösteren eski yara   izleri bulunmaktadır.   Saat 00.10 sularında, baꢀvuran hastaneden çıkarılmıꢀ ve ailesiyle eve gitmek   istememesi üzerine polis tarafından evine götürülmüꢀtür. Eve geldiklerinde baꢀvuran yine   çılgınca tavırlar sergilemeye baꢀlamıꢀ ve babasını görmek istemediğini söyleyerek eve   girmemek için direnmiꢀtir. Bunun üzerine, baꢀvuran, kız kardeꢀinin evine götürülmüꢀtür. Saat   01.10 sularında, baꢀvuran pencereden atlayarak intihara teꢀebbüs etmiꢀtir.   B. Baꢀvuranın kötü muamele ꢀikayetine iliꢀkin ceza soruꢀturması   Mayıs 2001 tarihinde, baꢀvuranın babası, Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’nde   görevli polis memurları hakkında Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda   bulunmuꢀtur. Baꢀvuranın babası, kızının akli dengesinin bozulmasına yol açan polis   memurlarının baꢀvuranın intihar giriꢀiminden sorumlu tutulmaları gerektiğini ifade etmiꢀtir.   Mayıs 2001 tarihinde, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, dosyayı Bahçelievler Đlçe   Đdare Kurulu’na göndererek ꢀüpheli polis memurlarını 4483 No.lu Memurlar ve Diğer Kamu   Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun uyarınca yargılama izni talep etmiꢀtir.   Baꢀvuran, 13 Mayıs 2001 tarihinde, sekiz polis memurunun kız kardeꢀi T.Ç.’nin evine   geldiğini iddia etmektedir. Polis memurları, T.Ç.’ye, Emniyet Müdürlüğü’nde imzalamaları   gereken bazı belgelerin bulunduğunu ve imzalamamaları halinde gözaltına alınacaklarını   söylemiꢀtir.   Haziran 2001 tarihinde, baꢀvuranın babasının iddialarına iliꢀkin olarak Bahçelievler   Đlçe Đdare Kurulu adına ön soruꢀturma yapmak üzere iki polis müfettiꢀi görevlendirilmiꢀtir.   Polis müfettiꢀleri, ilgili polis memurlarının, baꢀvuranın yakınlarının ve diğer tanıkların   ifadesini almıꢀtır. Ancak, söz konusu tarihte tam anlamıyla sağlığına kavuꢀmadığı için   baꢀvuranın ifadesi alınmamıꢀtır.   1. Soruꢀturma raporunda bulunan ifadeler   Baꢀvuranın önünde yakalandığı kontörlü telefon bayiliğinin çalıꢀanları C.A. ve   D.A.’dan ön soruꢀturma sırasında tanık olarak bilgi vermeleri istenmiꢀtir. C.A. ve D.A.,   ifadelerinde, olay tarihinde bir kadının telefon görüꢀmesi yapmak için bayiliğe geldiğini iddia   etmiꢀlerdir. Kadın, kendisine ayrılan kabinden polis imdat merkezi 155’i aramıꢀtır. Söz   konusu ꢀahıs, görüꢀmesini tamamladıktan yaklaꢀık on, on beꢀ dakika sonra kontörlü telefon   bayiliğinin önünden bir polis aracıyla götürülmüꢀtür. C.A. ve D.A., kadının   kelepçelenmediğini ifade etmiꢀtir. Baꢀvuranı yakalayan polis memurları da, ifadelerinde   baꢀvurana kelepçe takmadıklarını belirterek söz konusu ifadeyi doğrulamıꢀlardır.   Baꢀvuranın kız kardeꢀlerinden biri olan G.Ç. ile amcası D.E., ifadelerinde, baꢀvuranı   emniyet müdürlüğünde gördüklerinde bileklerinde izler olduğunu ve söz konusu izlerin   kelepçeden kaynaklandığını iddia etmiꢀlerdir. G.Ç. ve D.E., ifadelerinde, baꢀvuranın   vücudunda baꢀka herhangi bir iz veya yaradan bahsetmemiꢀlerdir. Ayrıca, baꢀvuranın   gözaltındayken kötü muamele gördüğüne dair kendilerine herhangi bir ꢀikayette   bulunduğundan bahsetmemiꢀlerdir. Öte yandan, baꢀvuranın diğer kız kardeꢀleri ile amcası,   baꢀvuranın bilekleri dahil olmak üzerinde vücudunda herhangi bir iz görmediklerini ifade   etmiꢀlerdir.   Baꢀvuranın bir diğer kız kardeꢀi G.E., ifadesinde, emniyet müdürlüğüne kız kardeꢀinin   yanına götürüldüğünde baꢀvuranın çılgınca tavırlar sergileyerek kafasını duvarlara vurduğunu   belirtmiꢀtir. G.E., kız kardeꢀinin bu kendini kaybetme sürecinde kısa bir süreliğine   kelepçelendiğini ve kardeꢀinin baꢀka bir kelepçelenmeden bahsetmediğini ifade etmiꢀtir.   Baꢀvuranın babası, ifadesinde, baꢀvuranın yedi veya sekiz saat boyunca emniyet   müdürlüğünde tutulduğunu ve bu süre içerisinde baskı altında sorgulandığını ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuranın babası, ayrıca, kızının normalde hayat dolu bir insan olduğunu ifade etmiꢀtir.   Ancak, G.E., baꢀvuranın sosyal etkileꢀime kapalı, içine kapanık bir insan olduğunu, beꢀ yıl   önce menenjit geçirdiğini ve bu hastalık nedeniyle kalıcı bir fiziksel veya ruhsal   rahatsızlığının olmasını beklediklerini iddia etmiꢀtir.   Ön soruꢀturma raporuna göre, Yenibosna Hastanesi’nde baꢀvuranın bileklerindeki   kesiklere müdahalede bulunan sağlık görevlisi ifadesinde, baꢀvuranın bileklerinde kelepçe   izine benzer baꢀka herhangi bir ize rastlamadığını belirtmiꢀtir.   2. Bahçelievler Đlçe Đdare Kurulu’nun Kararı   Temmuz 2001 tarihinde, Bahçelievler Đlçe Đdare Kurulu, yeterli delil bulunmadığı   gerekçesiyle ꢀüpheli polis memurlarının yargılanması için gerekli izni vermemiꢀtir. Söz   konusu karar, iki polis memuru tarafından hazırlanan rapora ve raporda bulunan ifadelere   dayandırılmıꢀtır. Đlçe Đdare Kurulu, polise ihbarda bulunan kiꢀinin baꢀvuranın kendisi   olduğunun düꢀünüldüğünü belirtmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuran, emniyet müdürlüğünde tutulduğu   süre boyunca sessiz ve sakin olmasına rağmen, ailesiyle karꢀılaꢀtığı üç seferde de kendisine   ciddi biçimde zarar vermeye teꢀebbüs etmiꢀtir. Dolayısıyla, baꢀvuranın intihar giriꢀiminin   emniyet müdürlüğünde alıkonmasına bağlanamayacağı ve baꢀvuranın yakınlarının iddialarını   desteklemek üzere delil veya tanık göstermek yerine çeliꢀkili açıklamalar yapmaktan baꢀka   bir ꢀey yapmadıkları sonucuna varılmıꢀtır.   Ağustos 2001 tarihinde, baꢀvuranın babası, özellikle karar verme organının idari   niteliği konusunda ꢀikayetçi olarak öngörülen yasal süre içerisinde Đlçe Đdare Kurulu’nun   kararına itirazda bulunmuꢀtur.   Aralık 2001 tarihinde, Đstanbul Bölge Đdare Mahkemesi, Đlçe Đdare Kurulu’nun   verdiği kararı onamıꢀtır. Söz konusu karar, 8 ꢁubat 2002 tarihinde baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.   Bu arada, ꢀüpheli polis memurları hakkında disiplin soruꢀturması baꢀlatılmıꢀtır. 11   Ekim 2001 tarihinde, emniyet müdürlüğü disiplin kurulu, baꢀvuranın intihar giriꢀimiyle ilgili   olarak ꢀüpheli polis memurlarının herhangi bir ihmallerinin söz konusu olmadığına karar   vermiꢀtir. Bu nedenle, polis memurları hakkında herhangi bir disiplin iꢀlemi yapılmamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, gözaltındayken kötü muameleye maruz bırakıldığı konusunda ꢀikayetçi   olmuꢀ ve bu ꢀikayetini AĐHS’nin 3. maddesine dayandırmıꢀtır. Baꢀvuran, kendisine copla   vurulduğunu, üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu ve duvara çarpıldığını, bunun   sonucunda da kendisini intihara sürükleyen ciddi bir ruhsal rahatsızlık geçirdiğini iddia   etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddeleri uyarınca, ꢀüpheli polis memurları   hakkında ceza kovuꢀturması baꢀlatılması yönündeki talebinin bağımsız ve tarafsız bir   mahkeme tarafından incelenmemesi nedeniyle Savunmacı Hükümet’in kötü muamele   iddialarına iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yapmadığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.   AĐHM, söz konusu ꢀikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında   incelenmesi gerektiği kanaatindedir.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, baꢀvuranın, AĐHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği ꢀekilde mevcut iç   hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda, Hükümet, baꢀvuranın iddia ettiği   zararın telafi edilmesini sağlayacak medeni ve idari hukuk yollarına baꢀvurmadığını ileri   sürmüꢀtür. Hükümet, ayrıca, baꢀvuranın kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak etkili iç hukuk   yollarının bulunmadığını düꢀünmüꢀ olması halinde, ꢀikayet konusu olay tarihinden sonraki   altı ay içerisinde, yani 2 Ağustos 2002 tarihinden önce AĐHM’ye baꢀvurmuꢀ olması   gerektiğini ifade etmiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay   kuralına uymadığı sonucuna varmıꢀtır.   AĐHM, benzer davalarda, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine iliꢀkin ön   itirazlarını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Karayiğit / Türkiye, no. 63181/00). AĐHM, söz   konusu davada, benzer davalarda yapmıꢀ olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek   herhangi bir özel koꢀul bulunmadığına karar verir. Bu nedenle, AĐHM, Hükümet’in bu baꢀlık   altında yapmıꢀ olduğu ön itirazını reddeder.   AĐHM, ayrıca, AĐHS’nin 35/1 maddesinin öngördüğü altı ay kuralı uyarınca,   baꢀvuranların baꢀvurularını iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecindeki nihai kararın   verilmesinden itibaren altı ay içerisinde yapmaları gerektiğini hatırlatır. Ayrıca, yerel   mahkemelerce verilen nihai kararın yazılı olarak baꢀvurana tebliğ edilmesi gereken   durumlarda, AĐHS’nin 35/1 maddesinin amaç ve hedefinin en iyi ꢀekilde yerine getirilmesi   için, altı aylık sürenin yazılı kararın tebliğ tarihinden itibaren iꢀlemesi gerekmektedir   (Salmanoğlu ve Polattaꢀ, no. 15828/03). AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca yapılan   ꢀikayete iliꢀkin nihai kararın (Đstanbul Bölge Đdare Mahkemesi’nin 7 Aralık 2001 tarihli   kararı) 8 ꢁubat 2002 tarihinde baꢀvurana tebliğ edildiğini kaydeder. Bu nedenle, AĐHM, 2   Ağustos 2002 tarihinde yapılan baꢀvurunun, AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay   kuralına uyduğu kanaatindedir. Dolayısıyla, AĐHM, Hükümet’in bu baꢀlık altında yapmıꢀ   olduğu ön itirazı reddeder.   AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca baꢀvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvurunun bu kısmı kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Hükümet, ilk olarak, baꢀvuranın yakalanmadığını veya gözaltına alınmadığını,   yalnızca, kimliğini açıklamak istememesi üzerinde söz konusu zamanda yürürlükte olan   Yakalama, Gözaltına Alma ve Đfade Alma Yönetmeliği’nin 5(b)(4) maddesi uyarınca polis   gözetiminde tutulduğunu kaydetmiꢀtir. Hükümet, ikinci olarak, baꢀvuranın Bahçelievler   Emniyet Müdürlüğü’nde tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını veya   kelepçelendiğini gösteren herhangi bir somut delil ortaya koymadığını ileri sürmüꢀtür.   Hükümet, bu bağlamda, baꢀvuranın serbest bırakılmasının ardından, ailesinin kötü muamele   iddialarını desteklemek üzere sağlık raporu alma giriꢀiminde bile bulunmadığını   vurgulamıꢀtır. Hükümet, ayrıca, baꢀvuranın polis gözetiminde bulunduğu sırada oldukça   sessiz ve sakin olduğunu, ancak ailesini görür görmez taꢀkın hareketlerde bulunmaya   baꢀladığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuranın ailesi, baꢀvuranın psikolojik sorunları olduğunu ve   bunun ilk evden kaçma giriꢀimi olmadığını kabul etmiꢀtir. Bu koꢀullar altında, Devlet   makamları, baꢀvuranın kendine zarar verici davranıꢀlarından, özellikle de ailesine teslim   edilmesinden sonraki intihar giriꢀiminden sorumlu tutulamaz. Hükümet, son olarak,   baꢀvuranın iddialarıyla ilgili olarak vakit kaybetmeden etkili bir soruꢀturma yapıldığını ifade   etmiꢀtir.   Baꢀvuran, söz konusu iddiaların hiçbirine yanıt vermemiꢀtir.   AĐHM, ilk olarak, Savunmacı Hükümet’in “gözaltına alınma” ile “nezaret altına   alınma” arasında yapmıꢀ olduğu ayrıma ağırlık veremeyeceğini kaydeder (mutatis mutandis,   Çiçek / Türkiye, no. 25704/94). AĐHM, baꢀvuranın statüsüyle ilgili olarak iç hukuk uyarınca   yapılan sınıflandırmayı dikkate almaksızın, polis gözetimine alındığı andan itibaren   baꢀvuranın sağlığının Devlet makamlarının sorumluluğunda olduğu kanaatine varır.   AĐHM, bu bağlamda, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi   gerektiğini hatırlatır. AĐHM, bu tür kanıtları değerlendirirken, genellikle “makul ꢀüphenin   ötesinde” kanıt standardını uygulamaktadır (Talat Tepe / Türkiye, no. 31247/96). Ancak,   böyle bir kanıt, yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer   karinelerin varlığı ile ortaya konabilir (Labita / Đtalya, no. 26772/95). AĐHM, ayrıca, 3. madde   kapsamına girebilmesi için, kötü muamelenin minimum düzeyde ꢀiddet içermesi gerektiğini   hatırlatır. Bu minimum seviyenin tespiti görecelidir: muamelenin süresi, fiziksel veya ruhsal   etkileri ve bazı durumlarda, mağdurun cinsiyeti, yaꢀı ve sağlık durumu gibi dava koꢀullarının   tamamına bağlıdır.   AĐHM, baꢀvuranın ailesine teslime edildikten sonra, yani polis gözetiminden çıktıktan   sonra kız kardeꢀinin evinde intihar giriꢀiminde bulunması sebebiyle, Devlet’in, ilk bakıꢀta,   söz konusu olayın sorumlusu olarak kabul edilemeyeceğini kaydeder. Ancak, baꢀvuranın   kendine zarar veren davranıꢀının, canına kastetmesine neden olacak kadar ciddi bir kötü   muamele görmesinin bir sonucu olduğunun makul ꢀüphenin ötesinde kanıtlanması halinde,   Devlet’in sorumluluğu gündeme gelebilir. Bu tür bir illiyet bağının bulup bulunmadığı göz   önünde bulundurulacaktır.   AĐHM, baꢀvuranın iddialarıyla ilgili olarak, baꢀvuranın gözaltı sırasında copla   dövüldüğünü, üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu ve duvara vurulduğunu iddia ettiğini   kaydeder. Bununla birlikte, dava dosyasında, baꢀvuranın iddialarını destekler nitelikte (sağlık   raporu gibi) herhangi bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca, taraflar, tatmin edici yazılı deliller   sunmak yerine dava konusu olaylarla ilgili olarak birbiriyle tamamen çeliꢀen ifadeler   vermekte, bu da AĐHM’nin olayları değerlendirmesini zorlaꢀtırmaktadır. Bu koꢀullar altında,   AĐHM, makul ꢀüphenin ötesinde baꢀvuranın gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığı   sonucuna varması için yeterli delilin bulunmadığına karar verir. Söz konusu tespit,   AĐHM’nin, baꢀvuranın gözaltı sonrasındaki intihar giriꢀiminden Devlet makamlarının   sorumlu olup olmadığı konusunu değerlendirmesini de imkansız hale getirmektedir.   Dolayısıyla, AĐHM, bu baꢀlık altında AĐHS’nin 3. maddesinin herhangi bir ihlalinin   söz konusu olmadığına karar verir.   Bununla birlikte, AĐHM, baꢀvuranın kötü muamele iddialarını destekleyen deliller   bulunmamasının, büyük oranda Savunmacı Hükümet’in AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki   usuli yükümlülükleri göz ardı etmesinden kaynaklandığını kaydeder.   AĐHM, ilk olarak, gözaltına alınan kiꢀilerin sağlık muayenesinden geçmesinin kötü   muamele iddialarına karꢀı en gerekli tedbirlerden birini oluꢀturduğunu (Algür / Türkiye, no.   32574/96; Türkan / Türkiye, no. 33086/04) ve sağlık muayenelerinin sonuçlarının gözaltına   alınan kiꢀilerin kötü muamele iddiasında bulunduğu davalarda çok önemli rol oynadığını   kaydeder. AĐHM, ayrıca, söz konusu baꢀvuruya konu olayların yaꢀandığı sırada yürürlükte   olan Türk kanunları uyarınca, gözaltına alınan kiꢀilerin Devlet makamları tarafından sağlık   muayenesinden geçirilmesi gerektiğini, Hükümet’in iddia ettiği gibi bunun baꢀvuranın   yükümlülüğü olmadığını kaydeder. AĐHM, yukarıda anlatılanlara karꢀın, baꢀvuranın ne   Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmasından önce ne de serbest bırakıldıktan   sonra sağlık muayenesinden geçtiğini gözlemlemektedir. AĐHM’ye göre, usul yönünden   yapılan bu hata, Devlet makamlarının AĐHS’nin 3. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine   iliꢀkin makul bir inceleme yapılması ihtimalini düꢀürmüꢀtür.   AĐHM, ikinci olarak, AĐHS’nin 3. maddesinin aynı zamanda makamların   “savunulabilir” ve “makul ꢀüphe uyandıran” kötü muamele iddialarını incelemelerini   gerektirdiğini hatırlatır. AĐHM içtihadına göre, uygulanacak asgari standartlar arasında   soruꢀturmanın bağımsız ve tarafsız olması ꢀartı yer almaktadır. Ayrıca, bir soruꢀturmanın   etkili sayılabilmesi için, makamlar, olaya iliꢀkin delilleri (diğer hususlar meyanında,   mağdurun iddialarına iliꢀkin ayrıntılı ifade) ele geçirmek için alabilecekleri makul olan tüm   önlemleri almalıdırlar (Mehmet Ümit Erdem / Türkiye, no. 42234/02).   AĐHM, baꢀvuranın iddialarının kaygı uyandıran niteliğinin, gözaltında geçirdiği   sürenin uzunluğunun ve özellikle olayların yaꢀandığı zamandaki yaꢀının ve hassas olduğu   görülen ruhsal durumunun baꢀvuranın kötü muameleye maruz bırakıldığına dair makul bir   ꢀüphe uyandırdığı kanaatindedir. Bu nedenle, baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin soruꢀturma   yapılması gerekirdi.   AĐHM, söz konusu davada, 4483 No.lu Kanun hükümleri uyarınca, Cumhuriyet   Savcısı tarafından açılan soruꢀturma dosyasının gerekli izin için Bahçelievler Đlçe Đdare   Kurulu’na gönderildiğini kaydeder. Đki polis müfettiꢀi tarafından ön soruꢀturma yapılmıꢀtır.   Daha sonra, Đlçe Đdare Kurulu ön soruꢀturma sırasında edinilen bilgiye dayanarak ꢀüpheli   polis memurları hakkında kovuꢀturma baꢀlatılmamasına karar vermiꢀtir.   AĐHM, daha önceki birçok davada belirttiği gibi, ilçe idare kurulları tarafından   yapılan soruꢀturmaların, güvenlik güçlerinden sorumlu olan kaymakamların baꢀkanlığında   gerçekleꢀtirilmesi ve söz konusu davada tutumu soruꢀturulan kiꢀilerin güvenlik güçleri olması   nedeniyle bağımsız olarak nitelendirilemeyeceklerini hatırlatır. Ayrıca, söz konusu   soruꢀturmalar, genellikle, hiyerarꢀik olarak söz konusu olaylarla iliꢀkili birimlere bağlı olan   güvenlik güçleri tarafından gerçekleꢀtirilmektedir (Kurnaz ve Diğerleri / Türkiye, no.   36672/97). AĐHM, söz konusu davada farklı bir sonuca varması için herhangi bir gerekçe   olmadığı kanaatindedir.   Son olarak, AĐHM, ön soruꢀturma sırasında veya yoğun bakımdan çıkmasının   ardından baꢀvurandan kötü muamele iddialarına iliꢀkin ifade vermesinin istenmediğini   kaydeder. AĐHM, Hükümet tarafından tatmin edici bir açıklama yapılmaması nedeniyle, söz   konusu ihmalin soruꢀturmanın etkinliğini ciddi bir ꢀekilde etkilediği sonucuna varır.   Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, yerel makamlar tarafından baꢀvuranın kötü   muamele iddialarına iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yapılmadığı sonucuna varır.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 3. maddesi usul yönünden ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin 5/1 maddesi uyarınca, özellikle söz konusu zamandaki yaꢀı   dikkate alındığında, alıkonmasını destekleyen herhangi bir makul ꢀüphe bulunmadığı   konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.   AĐHM, baꢀvuranın 30 Nisan 2001 tarihinde serbest bırakıldığını kaydeder. Ancak, 2   Ağustos 2002 tarihine kadar, yani altı aydan daha uzun bir süre boyunca baꢀvuruda   bulunulmamıꢀtır.   Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca, söz   konusu ꢀikayetin öngörülen sürenin dıꢀında yapıldığını belirterek reddedilmesi gerektiğine   karar verir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   Baꢀvuran, adil tatmin talebinde bulunmamıꢀtır. Dolayısıyla, AĐHM, baꢀvurana   herhangi bir ödeme yapılmamasına karar verir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca yapılan ꢀikayetin kabuledilebilir, baꢀvurunun geri kalan   kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;   3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve   3. paragrafları uyarınca 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło