32577/02

WyrokETPCz2008-06-03ECLI:CE:ECHR:2008:0603JUD003257702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy rzekome złe traktowanie przez policję oraz późniejsze nieskuteczne postępowanie wyjaśniające i karne naruszyły art. 3 Europejskiej Konwencji Praw Człowieka?
Ratio decidendi
Trybunał ustalił, że spójne zeznania skarżącego, potwierdzone przez raporty medyczne, oraz fakt nałożenia kary dyscyplinarnej na policjantów, dowodzą ponad wszelką wątpliwość, że skarżący był ofiarą złego traktowania przez funkcjonariuszy państwowych. W aspekcie proceduralnym Trybunał uznał, że śledztwo krajowe było nieskuteczne, ponieważ zostało przeniesione z prokuratury do organu administracyjnego, który nie był wystarczająco niezależny. Ponadto, późniejsze postępowanie karne zostało zawieszone i ostatecznie umorzone na mocy ustawy nr 4616, co pozbawiło je odstraszającego charakteru i nie doprowadziło do ukarania odpowiedzialnych, naruszając tym samym proceduralne obowiązki państwa wynikające z art. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Orhan Kur, urodzony w 1980 roku, twierdził, że 28 lipca 1997 roku, w wieku 17 lat, został zatrzymany przez policję w pobliżu bójki ulicznej i zabrany na posterunek policji w Balçova. Tam miał zostać pobity i poddany falace (biciu w podeszwy stóp). Następnego dnia zgłosił się do szpitala, gdzie lekarze potwierdzili obrażenia. Złożył skargę, co doprowadziło do wszczęcia śledztwa, w trakcie którego zidentyfikował dwóch policjantów. Pomimo początkowych decyzji administracyjnych przeciwko ściganiu, sąd administracyjny wyższego szczebla nakazał wszczęcie postępowania karnego, które jednak zostało zawieszone i ostatecznie umorzone na mocy krajowej ustawy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym i proceduralnym. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby zasądzania zadośćuczynienia na podstawie art. 41 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ D A ĐRE   ORHAN KUR – TÜRKĐYE DAVASI   (B a ꢀvuru no. 32577/02)   KARAR   STRAZBURG   Haziran 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   ORHAN KUR – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 32577/02 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Orhan Kur’un (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 20 Ağustos 2001 tarihinde   Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu   baꢀvurudur.   Baꢀvuran, AĐHM önünde Đzmir Barosu avukatlarından Z. S. Özdoğan tarafından temsil   edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1980 doğumludur ve Đzmir’de yaꢀamaktadır.   A. Kötü muamele iddiası   1. Baꢀvuranın beyanı   Temmuz 1997 günü saat 22.00 sıralarında baꢀvuran evine giderken bir sokak   kavgasına rastlamıꢀ ve izlemek içi durmuꢀtur. Balçova polis karakolundan gelen polisler   kavgaya karıꢀan 3-4 gençle birlikte baꢀvuranı da yakalamıꢀtır. Karakolda polis memurları   baꢀvuranı falakaya yatırmıꢀ, dövmüꢀ ve sonrasında herhangi bir formaliteye tâbi tutmadan   serbest bırakmıꢀtır. Baꢀvuran 17 yaꢀındaydı.   Baꢀvuran yürümekte güçlük çektiği için babası onu 29 Temmuz 1997 günü Dokuz Eylül   Üniversitesi acil servisine götürmüꢀtür. Doktor raporuna göre baꢀvuranın sol ayak tabanında 2   x 3 x 2 cm’lik mavi-mor renkte ekimoz bulunmaktaydı.   2. Hükümetin beyanı   Hükümet baꢀvuranın Balçova polis karakoluna götürüldüğünü ve kötü muameleye tâbi   tutulduğunu reddetmektedir.   B. Kötü muameleye iliꢀkin soruꢀturma   Temmuz 1997 tarihinde baꢀvuran Đzmir Cumhuriyet Savcılığı’na bir dilekçe ile   baꢀvurmuꢀ, kötü muamele iddiasını ayrıntılı olarak anlatmıꢀ ve muayene için derhal Adli Tıp   Kurumu’na sevkedilmeyi talep etmiꢀtir.   Temmuz 1997 tarihinde Đzmir Adli Tıp Kurumu’nda baꢀvuranı inceleyen tabip   baꢀvuranın yumuꢀak doku travmasına maruz kaldığını tespit etmiꢀ ve 3 gün iꢀ görmezlik   raporu vermiꢀtir.   Ağustos 1997 tarihinde baꢀvuran Đzmir Savcılığı’na resmi ꢀikâyette bulunmuꢀ ve   diğer kanun hükümlerinin yanı sıra AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak iꢀkence suçu iꢀleyen   polis memurlarının yargılanmasını talep etmiꢀtir.   ORHAN KUR – TÜRKĐYE KARARI   Eylül 1997 tarihinde savcı baꢀvuran ve babasını sorgulamıꢀ, baꢀvuran iddialarını   tekrarlamıꢀtır.   Ocak 1998 tarihinde baꢀvuran, B.Y. ve M.Y. adlı polis memurlarını kendisine kötü   muamele yapan polisler olarak fotoğraflarından teꢀhis etmiꢀtir. Aynı tarihte savcı ratione   materiae yetkisizlik kararı vererek soruꢀturma dosyasını Đzmir Valiliği’ne göndermiꢀtir.   ve 27 ꢁubat 1998 tarihinde muhakkik sıfatıyla hareket eden L.B., baꢀvuran ve   babasının ifadesini almıꢀ, sözkonusu ꢀahıslar ifadelerini tekrarlamıꢀtır.   Mart 1998 tarihinde L.B. ꢀüpheli polis memurlarını sorgulamıꢀ, polisler iddiaları   reddetmiꢀtir. L.B. aynı zamanda olay zamanında görevli polis memurları ve aynı gün   gözaltında olan I.B.’nin ifadesine baꢀvurmuꢀtur. Đfadesi alınan kiꢀiler baꢀvuranın sözkonusu   tarihte karakola getirilmediğini, baꢀvuranın adının karakolun gözaltı kayıtlarında yer   almadığını belirtmiꢀlerdir.   Ağustos 1998 tarihinde Balçova Đlçe Đdare Kurulu, iddiaların ispatlanamaması   nedeniyle ꢀüpheli polis memurlarının yargılanması amacıyla soruꢀturma açılmasına gerek   bulunmadığına karar vermiꢀtir. S.C. adlı bir doktor da sözkonusu kararda yer almıꢀtır.   Baꢀvuran karara itiraz etmiꢀtir.   Kasım 1998 tarihinde Đzmir Bölge Đdare Mahkemesi, Balçova Đlçe Đdare Kurulu’nun   kararını bozmuꢀ ve ꢀüpheli polis memurlarının TCK’nın 245. maddesi uyarınca   yargılanmasına karar vermiꢀtir.   C. Polis memurları hakkında yürütülen cezai kovuꢀturma   Sanık polis memurları hakkındaki yargılama Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi’nde   baꢀlamıꢀtır. Mahkemede ifade veren baꢀvuran ve babası önceki ifadelerini tekrarlamıꢀlardır.   Temmuz 1999 tarihinde yargıç B.Ö. sanıklardan birinin ailesi ile kendi ailesi arasında   kan davası olduğu gerekçesiyle davadan çekilmesini talep etmiꢀtir. Talep Đzmir Ağır Ceza   Mahkemesince kabul edilmiꢀtir.   Yargılama süresince baꢀvuran ve babası rahatsız edildikleri ꢀikayetiyle çeꢀitli mercilere   baꢀvurmuꢀlardır. ꢁikâyetlerinden vazgeçmeleri üzerine Đl Polis Disiplin Komisyonu   tarafından baꢀlatılan disiplin soruꢀturması durdurulmuꢀtur.   Aralık 2000 tarihinde Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi, sanık polis memurları   hakkındaki kovuꢀturmanın ertelenmesi ve beꢀ yıl boyunca faillerce aynı cins ya da daha ağır   bir suçun iꢀlenmemesi halinde iptal edilmesine karar vermiꢀtir. Baꢀvuranın sözkonusu karara   itirazı reddedilmiꢀtir.   Eylül 2006 tarihinde Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi, beꢀ yıllık sürenin dolması ve   sanıkların bu süre içinde baꢀka bir suç iꢀlememiꢀ olmaları nedeniyle haklarındaki   kovuꢀturmayı sonlandırmıꢀtır.   ORHAN KUR – TÜRKĐYE KARARI   D. Disiplin soruꢀturması   Bu sırada baꢀvuranın ꢀikâyeti üzerine Balçova Đlçe Đdare Kurulu’nda görevli doktor S.C.   ve sanık polis memurları hakkında bir disiplin soruꢀturması baꢀlatılmıꢀ, dava dosyasını   incelemesinin ardından Đl Polis Disiplin Komisyonu sanık polis memurlarının baꢀvurana kötü   muamelede bulunduklarına karar vermiꢀtir. Komisyon, ilgililerin dört ay süresince   görevlerinden uzaklaꢀtırılmalarına karar vermiꢀtir.   Eylül 1999 tarihinde Đzmir Tabipler Odası Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 2.   maddesine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle Dr. S.C.’ye uyarıda bulunmuꢀtur. Karar Aralık   1999’da Türk Tabipler Birliği Yüksek Komisyonunca onanmıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran 28 Temmuz 1998 tarihinde Balçova polis karakolunda gördüğü kötü muamele   ve yetkililer tarafından yürütülen ve beraatla sonuçlanan soruꢀturma ve kovuꢀturmanın yapılıꢀ   ꢀeklinden ꢀikâyetçi olmuꢀtur. AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunmuꢀtur.   Mahkeme, sözkonusu ꢀikâyetlerin AĐHS’nin sadece 3. maddesi temelinde incelenmesi   gerektiği kanaatindedir.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, AĐHS’nin 35/1 maddesinde yer alan iç hukuk yollarının tüketilmesi   zorunluluğu kuralına uyulmamıꢀ olması nedeniyle baꢀvurunun reddini Mahkemeden talep   etmiꢀtir.   Baꢀvuran Hükümetin görüꢀüne itiraz etmiꢀtir.   Mahkeme, daha önceki davalarda Hükümetin aynı görüꢀünü inceleyip reddetmiꢀ   olduğunu hatırlatır (bkz. örneğin Nevruz Koç – Türkiye, no. 18207/03). Mahkeme somut   baꢀvuruda farklı bir sonuca varmasını gerektirecek özel koꢀul görmemektedir. Bu nedenle   Hükümetin ön itirazını reddeder.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, baꢀvurunun baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. Tarafların görüꢀleri   Hükümet, baꢀvuranın iddia edildiği gibi hiçbir zaman Balçova polis karakoluna   getirilmediğini savunmuꢀtur. Bu bağlamda karakol kayıtlarında baꢀvuranla ilgili bir kayıt   bulunmadığını ifade etmiꢀlerdir. Ayrıca ulusal yargılama sırasında elde edilen tanık   ifadelerinin baꢀvuranın iddialarını destekler nitelikte olmadığını belirtmiꢀlerdir. Hükümet ek   olarak baꢀvuranın iddia konusu olaylardan iki gün sonra bir doktora gittiğine iꢀaret etmiꢀtir.   ORHAN KUR – TÜRKĐYE KARARI   Son olarak ulusal makamlarca yürütülen çeꢀitli iꢀlemlere atıfta bulunarak sözkonusu davada   etkili bir soruꢀturma yapıldığını düꢀündüklerini belirtmiꢀlerdir.   Baꢀvuran iddialarında ısrar etmiꢀtir.   2. AĐHM’nin değerlendirmesi   Mahkeme 3. maddeye iliꢀkin kararlarında ortaya koyduğu temel ilkeleri hatırlatır (bkz.   özellikle Ivan Vasilev – Bulgaristan, no. 48130/99, Yavuz – Türkiye, no. 67137/01, Emirhan   Yıldız vd. – Türkiye, no. 61898/00 ve Batı vd. – Türkiye, no. 33097/96 ve 57834/00). Somut   davayı bu ilkeler ıꢀığında ele alacaktır.   Somut davada Mahkeme baꢀvuranın Balçova polis karakolunda tutulduğu 28 Temmuz   gecesi falakaya yatırıldığını iddia ettiğini dikkate alır. Hükümet iddiayı reddetmektedir.   Mahkeme, polis ya da baꢀka biri tarafından yapılmıꢀ olsun, baꢀvuranın yaralarının 3.   madde kapsamında dile getirilebilecek kadar ciddi olduğunu tespit etmektedir. Geriye   Hükümetin bu yaralanmalar nedeniyle 3. madde kapsamında sorumlu tutulup tutulmayacağı   kalmaktadır.   Mahkeme ilk olarak birkaç küçük ayrıntı haricinde baꢀvuranın olaylarla ilgili ifadesinin   AĐHM ve ulusal mahkemeler önünde tutarlı olduğunu dikkate almaktadır. Đkinci olarak 29 ve   Temmuz 1997 tarihli doktor raporlarının, yaraların tür ve rengi dahil olmak üzere   baꢀvuranın kötü muamele tarifine uyduğu ve bunu teyit ettiğini belirtir. Mahkeme üçüncü   olarak baꢀvuranın failler olduğunu iddia ettiği üç ꢀahıstan ikisini iki defa teꢀhis edebildiğini ve   bu polis memurlarının baꢀvurana kötü muamelede bulundukları gerekçesiyle bir disiplin   cezasına çarptırılmıꢀ olduklarını gözlemlemektedir.   Yukarıda belirtilenler ıꢀığında ve baꢀvuranın bu yaraları nasıl aldığı konusunda   Hükümet tarafından inandırıcı bir açıklama yapılmaması nedeniyle Mahkeme, baꢀvuranın 28   Temmuz 1997 gecesi Balçova polis karakoluna götürüldüğü ve falakaya yatırıldığını makul   ꢀüphenin ötesinde tespit etmiꢀtir (bkz. karꢀıt olarak Çevik – Türkiye, no. 57406/00). Sonuç   olarak Mahkemeye göre baꢀvuranın yaraları devletin sorumluluğu bulunan bir muamelenin   sonucuydu.   Mahkeme AĐHS’nin 3. maddesinin, aynı zamanda, kötü muamele iddialarının   “savunulabilir” olması ve “makul ꢀüpheler ortaya koyması” halinde yetkililerin bunları   soruꢀturmasını gerektirdiğini hatırlatır (bkz. özellikle Ay – Türkiye, no. 30951/96).   Mahkemenin içtihadında tanımlanmıꢀ olan asgari etkililik standardı, soruꢀturmanın bağımsız,   tarafsız, kamusal denetime tâbi olmasını ve yetkili makamların örnek bir titizlik ve ivedilikle   hareket etmesini gerektirir (bkz. örneğin Çelik ve Đmret – Türkiye, no. 44093/98).   Mahkeme ayrıca AĐHS’deki hakların uygulanabilir ve etkili olup teorik ve aldatıcı   olmadığını hatırlatır. Bu nedenle bu tür davalarda etkili bir soruꢀturma sorumluların tespit   edilip cezalandırılmasını sağlayabilmelidir (bkz. mutatis mutandis, Nevruz Koç, yukarıda   anılan).   Mahkeme yukarıda sorumlu devletin AĐHS’nin 3. maddesi hükümlerine göre baꢀvuranın   aldığı yaralardan sorumlu olduğunu tespit etmiꢀtir. Bu nedenle etkili bir soruꢀturmanın   yapılması gerekmekteydi.   ORHAN KUR – TÜRKĐYE KARARI   Somut davada Mahkeme baꢀvuranın iddiaları üzerine Savcılık tarafından derhal bir   soruꢀturma açılmıꢀ olduğunu gözlemler. Bu sürede baꢀvuran fail olduğunu iddia ettiği üç   kiꢀiden ikisini teꢀhis edebilmiꢀtir. Ancak 13 Ocak 1998 tarihinden itibaren Balçova Đlçe Đdare   Kurulu ön soruꢀturma yürütmeye yetkili olmuꢀtur. Mahkeme, yapıları icabı kaymakamdan   bağımsız hareket etme gereğini yerine getirmediği için idare kurulları tarafından yürütülen   soruꢀturmaların etkililiğine iliꢀkin ꢀüphelerini dile getirdiği birtakım davalara iꢀaret eder (bkz.   örneğin Kurnaz vd. no. 36672/97 ve bu davada atıfta bulunulan diğer kararlar). Đdare   Kurulunun ꢀüpheli polis memurları hakkında soruꢀturma açmama kararı Kasım 1998’de Đzmir   Bölge Đdare Mahkemesi’nce bozulmuꢀtur. Polis memurları hakkındaki cezai kovuꢀturma   ancak bu tarihten sonra baꢀlatılabilmiꢀtir. Ancak, Mahkeme, sözkonusu kovuꢀturmanın da   ꢀiddet olaylarının faillerine fiili masuniyet getiren 4616 sayılı Kanun’un uygulanması   nedeniyle sonuç getirmediğini kaydeder (bkz. Nevruz Koç, yukarıda anılan). Sonuç olarak   Mahkeme baꢀvuranın davasında uygulandığı ꢀekliyle ceza yargısı sisteminin titizlikten uzak   olduğu ve baꢀvuranın ꢀikâyetçi olduğu olay gibi kanunsuz fiillerin etkili bir ꢀekilde   önlenmesini sağlayacak caydırıcı etkisinin olmadığı kanaatindedir (bkz. mutatis mutandis,   Okkalı, yukarıda anılan).   Yukarıda belirtilenler ıꢀığında Mahkeme yukarıda belirtilen kovuꢀturmanın AĐHS’nin 3.   maddesi ꢀartlarını karꢀılayacak derecede tam ve etkili olarak nitelendirilemeyeceği   görüꢀündedir.   Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi hem esastan hem usulen ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   Mahkeme, adil tatmine iliꢀkin tüm taleplerin madde madde belirtilerek ilgili destekleyici   belge ve makbuzlarla birlikte yazılı olarak gönderilmesi gerektiğinin, “aksi halde Dairenin   talebi tamamen ya da kısmen reddedebileceği”nin Đçtüzüğün 60. maddesinde belirtildiğine   iꢀaret eder.   Somut davada 14 Ağustos 2007 tarihinde Mahkeme baꢀvuranın adil tatmine iliꢀkin   taleplerini 25 Eylül 2007 tarihine kadar iletmeye çağırmıꢀ, ancak baꢀvuran belirtilen süre   içinde herhangi bir talepte bulunmamıꢀtır.   Yukarıda belirtilenler ıꢀığında Mahkeme AĐHS’nin 41. maddesi kapsamında herhangi   bir ödeme yapılmasına gerek bulunmadığı kanaatindedir.   ORHAN KUR – TÜRKĐYE KARARI   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin usul ve esastan ihlal edildiğine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3.   paragrafları uyarınca 3 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Sally DOLLÉ   Kâtip   Françoise TULKENS   Baꢀkan   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło