32581/96
WyrokETPCz2007-05-03ECLI:CE:ECHR:2007:0503JUD003258196
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy skarżący był poddany nieludzkiemu lub poniżającemu traktowaniu, lub torturom podczas zatrzymania policyjnego, naruszając art. 3 Konwencji?
2. Czy brak dostępu do pomocy prawnej podczas wstępnego postępowania przygotowawczego naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że doszło do naruszenia art. 3 Konwencji, ponieważ skarżący, który był zdrowy w momencie zatrzymania, doznał obrażeń w areszcie policyjnym, a rząd turecki nie przedstawił wiarygodnego wyjaśnienia ich pochodzenia. Trybunał stwierdził, że obrażenia te, potwierdzone raportami medycznymi, były wynikiem tortur stosowanych w celu wymuszenia informacji. Natomiast skarga dotycząca art. 6 ust. 1 i 3 lit. c została uznana za niedopuszczalną, ponieważ Trybunał stwierdził, że brak dostępu do pomocy prawnej na etapie przygotowawczym nie naruszył rzetelności całego procesu, gdyż wyrok skazujący nie opierał się na zeznaniach skarżącego złożonych bez adwokata, lecz na innych dowodach.Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Koçak, został zatrzymany 12 października 1993 r. w Stambule podczas operacji policyjnej przeciwko PKK. Twierdził, że był torturowany podczas zatrzymania policyjnego, co potwierdziły raporty medyczne z grudnia 1993 r. i stycznia 1994 r., wskazujące na liczne obrażenia. W wyniku postępowania karnego, skarżący został skazany 26 listopada 1996 r. przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule na 12 lat i 6 miesięcy więzienia za członkostwo w PKK; wyrok ten nie opierał się na jego zeznaniach złożonych bez adwokata. Skarżący został warunkowo zwolniony 26 kwietnia 2003 r.Rozstrzygnięcie
1. Skarga dotycząca art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji uznana za niedopuszczalną.
2. Stwierdzenie naruszenia art. 3 Konwencji.
3. Zasądzenie 13 560 EUR z tytułu szkody niemajątkowej.
4. Zasądzenie 2 000 EUR z tytułu kosztów i wydatków.
5. Odrzucenie pozostałych żądań zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
DÖRDÜNCÜ DAİRE
KOÇAK/TÜRKİYE
(Başvuru no. 32581/96)
KARAR
STRAZBURG Mayıs 2007
İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
T.C. vatandaşı Mehmet Koçak’ın (“başvuran”), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 3 Ekim tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
(“AİHS”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri güvence altına alan 25. maddesi uyarınca,
yapmış olduğu (32581/96) numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
Başvuranlar, 1965 doğumludur ve İstanbul’da yaşamaktadır.
Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından M. İriz ve Ş. Turan tarafından temsil
edilmektedir.
A. Başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kötü muamele
gördüğü iddiası Ekim 1993 tarihinde başvuran ve diğer beş kişi, PKK’ya karşı düzenlenen bir polis
operasyonu sırasında M. O.’nun evinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi terörle
mücadele şubesi polis memurlarınca yakalanmıştır. Aralık 1993 tarihinde başvuran İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bir dilekçe
sunmuştur. Polis gözetiminde bulunduğu sırada işkence gördüğünü ve ifadesinin baskı altında
alındığını belirtmiştir. Serbest bırakılmayı talep etmiştir.
Belirsiz bir günde İstanbul Cumhuriyet Savcısı başvuranın kötü muameleye uğramış
olduğuna ilişkin iddiaları hususunda bir soruşturma başlatmıştır. Haziran 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı hakkında cezai takibat başlatmak için
yeterli delil bulunmaması nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi terörle mücadele
şubesi müdürü R. A. hakkında yetkisizlik kararı yayınlamıştır. Savcı, ayrıca, Türk Ceza
Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca İstanbul Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele şubesi
polis memurları Ö.D. ve Ü.K. aleyhinde cezai takibat başlatılıdığını belirtmiştir. Polis
memurları ifadesini alabilmek için başvurana işkence etmekle suçlanmıştır. Haziran 1995 tarihinde başvuran, 5 Haziran 1995 tarihli karara itiraz etmiştir. Ağustos 1995 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın itirazını
reddetmiştir. Aralık 1995 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların gözaltında
tutuldukları sırada başvurana kötü muamele ettikleri sonucuna varmak için yeterli delil
olmadığına karar vererek suçlanan polis memurlarının beraatına karar vermiştir. Aralık 1995 tarihli karar Cumhuriyet Savcısı’nın itirazda bulunmaması nedeniyle
nihai hale gelmiştir.
B. Başvuran aleyhindeki cezai takibat Şubat 1994 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı
başvuran ve diğer yirmi dokuz kişi aleyhinde bir iddianame sunmuştur. Başvuranı, Türk Ceza
Kanunu’nun 168/2. maddesi ve 3713 no.lu Kanun’un 5. maddesi uyarınca PKK’ya üye
olmakla suçlamıştır. Kasım 1996 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranı suçlu
bulmuş ve on iki yıl altı ay hapse mahkum etmiştir. Kasım 1996 tarihli karar, başvuranın itirazda bulunmaması nedeniyle
kesinleşmiştir. Nisan 2003 tarihinde başvuran şartlı olarak tahliye edilmiştir.
HUKUK
I.
SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, polis, Cumhuriyet Savcısı ve tutuklu yargılanmasını öngören hakim
tarafından sorguya çekildiği aşamalarda yasal yardım alma hakkından mahrum bırakıldığı
hususunda şikayette bulunmuştur. Şikayetini AİHS’nin ilgili kısımları aşağıda kaydedilen 6.
maddesinin 1. ve 3. (c) paragraflarına dayandırmıştır:
1. Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla
kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete
uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir ...
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
...
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer
savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa,
mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;
...”
Hükümet ilk olarak başvuranın İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kararına karşı
Yargıtay’a başvurarak itirazda bulunmadığını ve bu nedenle iç hukuk yollarını tüketmemiş
olduğunu belirtmiştir.
Şikayetin esasları hususunda Hükümet hazırlık soruşturma esnasında yasal yardıma
erişimin sözkonusu tarihte yürürlükte olan ilgili yasaya uygun olarak kısıtlandığını
belirtmiştir. Ayrıca, her durumda başvuranın polis, Cumhuriyet Savcısı ve tutuksuz
yargılanmasını öngören hakim tarafından sorgulanması sırasında yasal yardım talep
etmediğini ileri sürmüştür.
AİHM, şikayetin aşağıda kaydedilen nedenlerden ötürü dayanaktan yoksun olması
nedeniyle başvuranın iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğine karar vermenin gerekli
olmadığı kanısındadır.
AİHM içtihatına göre, 6. madde ve özellikle 3. paragrafın davanın yargıya
gönderilmeden önce ihlalinin değerlendirilmesi için, dava başlamadan önce bu maddenin
ihlaline neden olan hatanın yargılamanın adilliğini ciddi bir şekilde tehdit ettiği bir durum
olması gerekmektedir. Hazırlık soruşturması esnasında 6. maddenin 1. ve 3. (c)
paragraflarının uygulanma şekli, ilgili davaların özelliklerine ve dava koşullarına bağlıdır.
Önemli olan, başvuranın hazırlık soruşturması sırasında temsil edilmemesinin, davanın
tamamı ışığında, sanığı adil şekilde yargılanmaktan mahrum edip etmediğidir.
Sözkonusu davada, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat
yardımı alma hakkı, sözkonusu tarihte yürürlükte olan iç hukuk uyarınca kısıtlanmıştır.
Bununla birlikte AİHM sözkonusu davada başvuran aleyhinde açılan cezai takibatın
hakkaniyete uygunluğunun ihlal edildiğini gösteren bir unsurun mevcut olmadığını
gözlemlemektedir. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranı PKK üyesi olmaktan
suçlu bulan 26 Kasım 1996 tarihli kararı başvuranın polis, Cumhuriyet Savcısı ve kendisinin
tutuksuz yargılanmasını öngören hakim önünde verdiği ifadelere dayanmamaktadır. İlk derece
mahkemesi, sanıkların dördünün Cumhuriyet Savcısı veya hakim önünde ve duruşmalar
sırasında verdikleri ifadeleri gözönüne almaktadır. Ayrıca başvuranın polise bir tabanca ve
belli miktarda mermi teslim ettiğini de gözönüne almaktadır.
Bu nedenle başvuranın hazırlık soruşturması esnasında yasal yardım alamamasının,
AİHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. (c) paragrafları bağlamında adil yargılamadan mahrum
bırakıldığı anlamına geldiği kabul edilemez.
Sonuç olarak, bu şikayet dayanaktan yoksundur ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.
paragrafları bağlamında reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada çok sayıda kötü muamele
şekillerine maruz kaldığı hususunda şikayette bulunmuştur. Şikayetini AİHS’nin 3. maddesine
dayandırmıştır:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
Başvuran maruz kaldığı sıkıntının bütünüyle ele alındığında işkenceye denk düştüğünü
ileri sürmüştür. Gözlerinin bağlandığını, çıplak bırakıldığını, üzerine soğuk su tutulduğunu ve
vücudunun çeşitli kısımlarına copla vurulduğunu belirtmiştir. Ayrıca ayak tabanlarına
vurulduğunu ve ardından tuz serpilmiş zemin üzerinde yürütüldüğünü ileri sürmüştür. Filistin
yöntemi ile asılı tutulduğunu ve jenital organlarına, parmaklarına ve ayaklarına elektrik
verildiğini belirtmiştir. Başvuran iddialarını 27 Aralık 1993 ve 14 Ocak 1994 tarihli tıbbi
raporlara dayandırmaktadır. Sözkonusu iki raporun içeriklerindeki farklılıklara ilişkin
başvuran, kendisini 27 Aralık 2003 tarihinde muayene eden doktorun, başka bir tutuklu
tarafından yapılan şikayet üzerine 15 Haziran 1995’de İstanbul Tabip Odası tarafından şikayet
sahibinin polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada uğradığı kötü muamele izlerini gizleyen
tıbbi raporlar hazırladığı için altı ay süreyle doktorluktan men ettiğini bildirmiştir.
Hükümet başvuranın iddialarının dayanağı bulunmadığını belirtmiştir. Başvuranın
iddialarını destekleyecek somut deliller gösteremediğini ileri sürmüştür. İddiaların yanıltıcı
olduğunu ve terörist örgüt tarafından terörizme karşı mücadeleye zarar verme amacıyla
oluşturulan senaryonun bir parçası olduğunu belirtmiştir. Hükümet ayrıca, 27 Aralık 1993 ve Ocak 1994 tarihli raporların birbiriyle çeliştiğini düşünmemek gerektiğini belirtmiştir. Bu
bağlamda polise PKK’ya ilişkin bilgi vermiş olduğu için muhtemelen hapishane arkadaşları
tarafından dövülmüş olması nedeniyle ikinci raporda bahsedilen yaralanmaların kendisinde
oluştuğunu ileri sürmüştür. Hükümet AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmemiş olduğu
sonucuna varmıştır.
AİHM kişinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp serbest bırakıldığında yaralı olduğu
durumlarda Devlet’in, sözkonusu yaralanmaların nasıl oluştuğu yönünde açıklamada
bulunmak ve mağdurun iddialarından, özellikle de bu iddialar tıbbi raporlar ile desteklenmiş
ise, kuşku duyulmasını sağlayacak deliller sunma yükümlülüğü altında olduğunu
yinelemektedir. Aksi takdirde, AİHS’nin 3. maddesi bağlamında açıkça bir mesele ortaya
çıkmaktadır.
AİHM delilleri değerlendirirken genellikle “makul şüphenin ötesinde” kanıt
standartını uygulamıştır (Avşar/Türkiye, no. 25657/94, 282. paragraf, AİHM 2001). Bu tür bir
kanıt, yeterli derecede güçlü, açık ve bağdaşan çıkarımların ve çürütülmemiş benzer maddi
karinelerin birarada bulunmasından kaynaklanabilmektedir. Gözaltında tuttukları sırasında
kontrolleri altında bulunan kişilerde olduğu gibi sözkonusu olayların bütünüyle veya büyük
ölçüde yalnızca yetkili makamların bilgisi dahilinde olduğu durumlarda, gözaltına alma
sırasında meydana gelen yaralanmalar hususunda kuvvetli maddi karineler ortaya çıkacaktır.
Sözkonusu davada AİHM öncelikle başvuranın, gözaltına ilk alındığında tıbbi
muayeneye tabi tutulmadığını belirtmektedir. Polis gözetiminden çıkarıldıktan sonra iki tıbbi
raporla sonuçlanan iki muayeneye tabi tutulmuştur. 27 Aralık 1993 tarihli rapor başvuranın
kalçalarının her iki yanında 2-3 cm çapında iki ekimoza ve 14 Ocak 1994 tarihli ikinci rapor
geniş çaplı ekimoz alanlarına ve vücudun birçok yerinde eski yaralara değinmektedir (bkz.
paragraflar 14 ve 17).
Bu bağlamda AİHM ikinci raporun içerdiği bulguların başvuranın kötü muamele
iddiaları ile tutarlı olduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca, Hükümet başvuranın vücudunda
tespit edilen izler ve yaralanmalar için makul bir açıklamada bulunmamıştır.
Bütün olarak dava koşulları ışığında ve Hükümet tarafından makul bir açıklama
sunulmaması gözönüne alındığında AİHM raporlarda bahsi geçen yaralanmaların,
sorumluluğu Hükümet’e ait olan kötü muamelenin sonucu olduğuna karar vermek
durumundadır. Kötü muamelenin niteliği ve derecesi ve delillerden, PKK ile bağlantısı olduğu
şüphesine ilişkin başvurandan bilgi almak için işkence edildiği hususunda çıkarılabilecek
güçlü sonuçlar gözönüne alındığında, AİHM kötü muamelenin ancak işkence olarak
karakterize edilebilecek ciddi ve insafsız ıstıraplar içerdiği sonucuna varmaktadır.
Dolayısıyla AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Sözleşme’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”
A. Maddi tazminat
Başvuran maddi zarar için 13,560 Euro tazminat talep etmiştir.
Hükümet başvuranın iddialarını destekleyecek hiçbir delil sunmadığını ileri sürmüştür.
İddiaların asılsız olduğunu iddia etmiştir.
AİHM başvuranın iddiasını destekleyecek belge sunmadığını gözlemlemekte ve
iddiayı reddetmektedir.
B. Manevi tazminat
Başvuran manevi zarar için 13,560 Euro tazminat talep etmiştir.
Hükümet başvuran tarafından talep edilen meblağa itiraz etmiştir.
AİHM, başvuranın polis gözetiminde tutulduğu süre içerisinde kötü muameleye maruz
kaldığına ilişkin AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmiş olduğunu tespit etmiştir. Mevcut dava
koşullarını gözönüne alan AİHM başvurana talep ettiklerinin tümünün ödenmesine karar
vermiştir.
C. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, davasının AİHS kurumları önünde hazırlanması ve sunulmasında yaptığı
harcamalar için 10,397 Euro tazminat talep etmiştir. Bunlara; temsilcilerince yapılan yasal
işlemler ve idari masraflarla birlikte telefon görüşmeleri, posta, kırtasiye ve tercüme
masrafları gibi ücetler ve idari masraflar da dahildir. Başvuran iddialarını destekleyecek
yönde temsilcilerinden biri tarafından hazırlanan detaylı bir masraf listesi sunmuştur.
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir. Ancak gerçekten yapılan masrafların tazmin
edilebileceğini ileri sürmüştür.
AİHM içtihatına göre bir başvuran, ancak gerçekten gerekli oldukları için
yapıldıklarının ve meblağlarının makul olduğunun gösterilmesi halinde masraflarının
tazminine hak kazanmaktadır. Sözkonusu davada, sahip olduğu bilgileri ve yukarıda
kaydedilen kriterleri gözönüne alan AİHM, bu başlık altında başvurana 2,000 Euro tazminat
ödenmesinin makul olduğu kanısındadır.
D. Gecikme Faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. 6. maddenin 1. ve 3. (c) paragrafları bağlamındaki şikayetin kabuledilmez
olduğuna;
2. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna,
3. (a) AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek
üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana aşağıda kaydedilen miktarların ödenmesi
gerektiğine:
(i) Manevi tazminat için 13,560 Euro (on üç bin beş yüz altmış Euro);
(ii) Mahkeme masrafları için 2,000 Euro ( iki bin Euro);
(iii) Yukarıda kaydedilen meblağlara uygulanabilecek her tür vergi;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa
Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz
uygulanmasına,
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2 ve 77 § 3.
maddesi gereğince 3 Mayıs 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Fatoş ARACI
Nicolas BRATZA
Katip Yardımcısı
Başkan
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło