32597/96
WyrokETPCz2006-09-19ECLI:CE:ECHR:2006:0919JUD003259796
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy prawo do życia Rıdvana Dinça zostało naruszone w wyniku użycia śmiertelnej siły przez funkcjonariusza państwowego oraz czy państwo wywiązało się z obowiązku przeprowadzenia skutecznego śledztwa w tej sprawie? Czy skarżący mieli dostęp do skutecznego środka odwoławczego?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że doszło do naruszenia materialnego aspektu art. 2 Konwencji, ponieważ rozkaz zezwalający na strzelanie bez ostrzeżenia na granicy był niezgodny z prawem i nie zawierał odpowiednich zabezpieczeń przed arbitralnym pozbawieniem życia. Użycie siły było nieproporcjonalne i nadmierne, gdyż brakowało dowodów na to, że ofiara lub przemytnicy byli uzbrojeni lub stanowili bezpośrednie zagrożenie. Naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji wynikało z przewlekłości (12 lat) i nieskuteczności krajowego śledztwa, które nie doprowadziło do ustalenia odpowiedzialności ani nie zbadało roli przełożonych wydających niezgodne z prawem rozkazy. W konsekwencji stwierdzono również naruszenie art. 13 Konwencji z uwagi na brak skutecznych środków odwoławczych na poziomie krajowym.Stan faktyczny
Rıdvan Dinç, sierżant specjalista, został zastrzelony 15 maja 1994 roku przez sierżanta A.A. podczas patrolu na granicy turecko-syryjskiej. A.A. podejrzewał Dinça o współpracę z przemytnikami. Podczas operacji przeciwko grupie przemytników A.A. otworzył ogień, zabijając Dinça i jednego z przemytników. Krajowe postępowanie karne przeciwko A.A. trwało 12 lat, z licznymi apelacjami i uchyleniami wyroków. Wniosek o odszkodowanie złożony przez skarżących w sądzie administracyjnym został oddalony.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: odrzucił wstępny zarzut Rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych; stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w związku z okolicznościami śmierci Rıdvana Dinça; stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji z powodu braku skutecznego śledztwa; stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı
HALĐT DĐNÇ VE DĐĞERLERĐ/Türkiye Davası
Baꢀvuru No:32597/96
Strazburg Eylül 2006
OLAYLAR
Baꢀvuranların oğulları ve kardeꢀleri olan Rıdvan Dinç, Kırıkhan Beꢀinci Hudut
Bölüğü Komutanlığı’nda Piyade Uzman Çavuꢀ olarak görev yapmaktaydı. Rıdvan Dinç, 15
Mayıs 1994 gecesi, Türkiye-Suriye sınırında yapılan devriye sırasında birlikte nöbet tuttuğu
çavuꢀ A.A. tarafından vurularak öldürülmüꢀtür. Bir grup kaçakçının yasadıꢀı yollarla sınırdan
geçmeye çalıꢀtığı sırada ateꢀ açılmıꢀtır.
1. 15 Mayıs 1994 Gecesinden Önceki Koꢀullar
Olay gününden bir önceki gün Uzman Çavuꢀ Rıdvan Dinç ve Çavuꢀ A.A. birlikte
nöbet tutmuꢀlardır. Sınırdan yasadıꢀı yoldan geçiꢀ olabileceğinden haberdar edilen Rıdvan
Dinç ve A.A. pusuya yatmıꢀlardır. O esnada A.A., kendisini geçiꢀ yerinin görülmesinin
mümkün olmadığı bir bölgeye yerleꢀtirmek isteyen Rıdvan Dinç’in çeliꢀkili tutumunu fark
etmiꢀtir. O gece hiçbir yasadıꢀı geçiꢀ olmamıꢀ ve sözkonusu kiꢀiler Karakollarına geri
dönmüꢀlerdir.
Geri döndüklerinde Çavuꢀ A.A. Uzman Çavuꢀ hakkındaki endiꢀelerini ve bu kiꢀinin
kaçakçılarla iꢀbirliği yaptığına dair ꢀüphelerini arkadaꢀlarına anlatmıꢀtır. Bir sonraki
devriyede, kaçakçıların saldırısı durumunda Çavuꢀ A.A.’nın yalnız kalmaması ve Uzman
çavuꢀ Rıza Dinç’i suçüstü yakalamak amacıyla kendisine arkadaꢀlarının eꢀlik etmesi
kararlaꢀtırılmıꢀtır.
2. Olay Gecesi
Rıdvan Dinç ve çavuꢀ A.A. 15 Mayıs 1994 gecesi sınır boyunca pusuya yatmıꢀlardır.
Rıdvan Dinç çavuꢀtan belirli bir yere yerleꢀmesini istemiꢀtir. Sınırı göremediğinden A.A.
yerinden ayrılmıꢀ ve daha uygun bir yere yerleꢀmiꢀtir. Aralarında kararlaꢀtırdıkları gibi diğer
üç asker onun arkasında, 300-400 metre uzaklıkta yerlerini almıꢀlardır.
Bu esnada yedi yada sekiz kiꢀi olan kaçakçılar sınırı geçmeye baꢀlamıꢀlardır.
Đçlerinden üçü çavuꢀ A.A.’ya doğru ilerlemiꢀlerdir. A.A. ve diğer üç asker ateꢀ açmaya
baꢀlamıꢀlardır. Rıdvan Dinç ve bir kaçakçı vurulmuꢀ ve aldıkları yaralar neticesinde
ölmüꢀlerdir.
3. Rıdvan Dinç’in ölümü hakkında yürütülen soruꢀturma ve Askeri Mahkeme önündeki cezai
usul iꢀlemleri
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler
Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı
Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan
amaçlarla alıntılanabilir.
Mayıs 1994 tarihinde, olay yerinde, olay yeri tespit tutanağı düzenlenmiꢀtir. Bu
belgeye göre, olay yerinde 102 kg çay, 3 kg kahve ve 1 kg tuz bulunmuꢀtur. Askeri Savcı,
Rıdvan Dinç’in cesedi üzerinde otopsi yapmıꢀtır. Aralarında A.A.’nın da bulunduğu bazı
askerler tanık olarak dinlenmiꢀtir.
Askeri Savcı, 29 Kasım 1994 tarihli iddianamesiyle A.A.’yı, üstü Rıdvan Dinç’in
ölümüne sebebiyet vermekle suçlamıꢀtır.
Belirtilmeyen bir tarihte baꢀvuranlar, Adana Askeri Mahkeme önünde müdahil taraf
olmuꢀlardır.
A.A. mahkeme önünde verdiği ifadesinde, aleyhinde yapılan suçlamayı reddetmiꢀtir.
Bunun yanısıra, kaçakçı grubun üzerine ateꢀ açtığını ve bunu da görevi çerçevesinde yaptığını
vurgulamıꢀtır. Üstlerinin, özellikle askerlere sınır nöbeti sırasında dur ihtarında bulunmadan
ateꢀ etme talimatı veren alay komutanının verdiği emirlere uygun olarak hareket ettiğini
belirtmiꢀtir.
Askeri Mahkeme, 7 ꢁubat 1996 tarihli kararla A.A.’yı, ölümüne neden olduğu üstü
Rıdvan Dinç’in, ꢀahsına yönelik fiziksel saldırıdan suçlu bularak, Türk Ceza Kanunu’nun
(TCK) 50. maddesi (kanunun getirdiği sınırları aꢀarak kuvvete baꢀvurma) ile beraber Askeri
Ceza Kanunu’nun 91§4 maddesine göre beꢀ yıl hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Mahkeme,
verdiği kararda, kurbanın kaçakçıların sınırı aꢀmasını sağlamak istediğini düꢀündürecek
çeliꢀkili bir tutum sergilediğine inandıran belirtilerin bulunduğunu vurgulamıꢀtır. Mahkeme,
çavuꢀ A.A.’nın, aralarında Rıdvan Dinç’in de bulunduğu kaçakçı grubun üzerine hiçbir dur
ihtarında bulunmadan ateꢀ açtığını, dolayısıyla ateꢀ açma direktiflerini aꢀtığına kanaat
getirmiꢀtir. Mahkeme, sanığın, komutanının sınırı aꢀmaya çalıꢀan herkese dur ihtarı yapmadan
ateꢀ açılabileceği yönündeki emrini yerine getirdiğini açıklamıꢀtır. Bu talimat konusunda
mahkeme, adli soruꢀturma amacıyla 6. Kolordu Komutanlığı’na bu olayları bildirme kararı
almıꢀ ve bunu da, aralarından birinin soruꢀturma (1995/522) konusu olduğu benzer olayları
gözönünde bulundurarak, yasadıꢀı emir verdiği gerekçesiyle alay komutanı aleyhinde
yapmıꢀtır.
Askeri Yargıtay, sanığın, müdahil tarafların ve askeri savcının yaptığı temyiz
baꢀvurusunun ardından, 18 Mart 1997 tarihinde, usul hataları bulunduğu gerekçesiyle 7 ꢁubat tarihli kararı bozmuꢀtur.
Dosya, Askeri Mahkeme önüne geri gönderilmiꢀtir. Askeri Mahkeme, Yüksek
Mahkeme tarafından verilen karara uymuꢀtur. 18 Mart 1997 tarihli kararda belirtilen
eksiklikler konusunda gereğini yaptıktan sonra, Askeri Mahkeme 18 Mart 1999 tarihli
kararında, aynı cezaların verilmesini kararlaꢀtırmıꢀtır. Mahkeme bu defa, yasadıꢀı emir
verdiği gerekçesiyle alay komutanı hakkında yapılan suç duyurusu hakkında karar
bildirmemiꢀtir.
Sanık, 16 Temmuz 1999 tarihinde, temyizi geciktirmesi konusunda özür dileyerek
temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur.
Askeri Yargıtay, 25 Nisan 2000 tarihinde, ilk olarak baꢀvuranın, sağlık nedeniyle geç
yapılan temyizini geçerli kılmaya yönelik talebini kabul etmiꢀ ve 18 Mart 1999 tarihli kararı
bozmuꢀtur.
Askeri Yargıtay, verdiği kararda, balistik incelemenin yokluğunda, Rıdvan Dinç’in
ölümü konusunda sanığın suçluluğunun, her türlü makul ꢀüphenin ötesinde, kabul edilmesinin
mümkün olamayacağını vurgulamıꢀtır. Kaldı ki, sanığın yanısıra diğer askerlerin, kurbanın da
aralarında bulunduğu kaçakçı grubun üzerine ateꢀ açtıkları ortaya koyulmuꢀtur. Askeri
Yargıtay, bazı tanık ifadelerine göre kaçakçıların da ateꢀ ettiğini belirtmiꢀtir. Oysa hiç ꢀüphe
yok ki A.A., Rıdvan Dinç’in öldüğü çatıꢀmaya katılmıꢀtır.
Sanığın ateꢀli silahların kullanımı konusunda yasaların koyduğu sınırları aꢀıp aꢀmadığı
sorusuna gelince, Askeri Yargıtay, Rıdvan Dinç A.A.’nın ateꢀ açması sonucunda ölmüꢀ olsa
bile, oldukça hassas bir bölgede bulunan sınırda, gece meydana gelen bu olayın özel koꢀulları
gözönünde bulundurulduğunda, kanunun izin verdiği ölçüde makul olarak gerekli ve haklı
olarak kuvvete baꢀvurulduğunu belirtmiꢀtir. Askeri Yargıtay, olay sırasında sanık ile kaçakçı
grup arasındaki otuz metrelik mesafeyi gözönünde bulundurarak, ateꢀ açmaya baꢀlamanın
gerekli koꢀulu olan dur ihtarı ile beraber havaya ateꢀ açmanın, sanığın kendisinin hayatını
tehlikeye sokacağını belirtmiꢀtir. Askeri Yargıtay, üstlerin verdiği emirleri hatırlatarak, çavuꢀ
A.A.’nın yaptığı eylemin, görevi gereğince yapıldığını ve yetkili makam tarafından verilen
emirle gerçekleꢀtirilmiꢀ olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve sonuç olarak bu eylem, suç
unsuru teꢀkil eden eylemden sorumlu kiꢀiye hiçbir cezanın verilmediği TCK’nın 49. maddesi
tarafından belirtilen durumlardan biri alanına girdiğine kanaat getirmiꢀtir. Askeri Yargıtay,
sonuç itibariyle sanık A.A.’nın kendisine isnat edilen olaylardan beraat etmesi gerektiği
sonucuna varmıꢀtır.
Askeri Mahkeme 25 Aralık 2001 tarihinde, Askeri Yargıtay’ın değerlendirmesine
uyarak, A.A.’nın beraatine karar vermiꢀtir.
Askeri Savcı, hiç kuꢀkusuz sanığın Rıdvan Dinç’i kasten öldürdüğünü gözönüne
alarak, 25 Aralık 2001 tarihli kararın temyizine gitmiꢀtir.
Askeri Yargıtay Beꢀinci Dairesi 5 Kasım 2002 tarihli bir kararla, 25 Aralık 2001
tarihli kararı bozmuꢀ ve Askeri Mahkeme’yi sanık A.A.’nın kasten adam öldürmekten suçlu
olduğunu açıkça ortaya koyan delil unsurlarını gözönüne almaya davet etmiꢀtir. Yargıtay olay
tespit tutanağından, sanığın dur ihtarı yapmadan, kendisine 10-20 metre uzaklıkta önünde
durduğu halde Rıdvan Dinç’e doğru ateꢀ ettiğinin ortaya çıktığına kanaat getirmektedir.
Balistik incelemeler, Rıdvan Dinç’e isabet eden mermilerin 15 yada 20 metre uzaklıktan ateꢀ
edildiğini göstermektedir. Sanığın kendisi de, ne Rıdvan Dinç’in ne de kaçakçıların kendisine
ateꢀ açtığını belirtmiꢀtir. Yargıtay, sanığın tüfeğinin beꢀ ꢀarjörünü de tamamen boꢀalttığını ve
bu ꢀarjörlerde bulunan kurꢀun sayısına eꢀit sayıda, toplam altmıꢀ adet boꢀ kovanın olay
yerinde bulunduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca sanığa göre, ilk olarak kendisi ateꢀ etmiꢀ, iki
kiꢀi vurularak ölmüꢀtür. Yargıtay, daha sonra diğer silah seslerinin uzaktan duyulduğunu not
etmektedir. Yargıtay Üçüncü Dairesi, boꢀ kovanların balistik incelemesinin yapılmamasına
bağlı, ayrıntılı bilgi eksikliğinin sanığın lehine olduğuna dair Askeri Mahkeme’nin yaptığı
değerlendirmenin kabul edilemez olduğuna hükmetmiꢀtir. Yargıtay, “yasaya aykırı emirler”
konusundaki içtihadını inceledikten sonra, sanığa verilen emrin- bu emre göre gece sınırda
bulunan ꢀüpheli kiꢀilere ateꢀ edilebilir- yasadıꢀı olduğunu ve A.A.’nın verilen emri yerine
getirmesinin, onu cezai sorumluluktan bağıꢀık tutmayacağını belirtmektedir.
Askeri Yargıtay Baꢀsavcısı 25 Kasım 2002 tarihli temyiz baꢀvurusuyla Ceza Daireleri
Genel Kurulu’na baꢀvurmuꢀ ve 5 Kasım 2002 tarihli kararın iptalini ve 25 Aralık 2001 tarihli
beraat kararının onanmasını istemiꢀtir.
Askeri Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu, 19 Aralık 2002 tarihli kararla 5 Kasım tarihli kararı iptal etmiꢀ ve 25 Aralık 2001 tarihli kararı bozmuꢀtur. Ceza Daireleri Genel
Kurulu, her türlü makul ꢀüphenin ötesinde sanığın sorumluluğunu tespit etmek için, esasa
bakan hakimlerin, sözkonusu gecenin hava koꢀulları hakkında bilgi toplamalarının, olay
yerinde bulunan altmıꢀ adet boꢀ kovanın balistik incelemesini yapmasının ve hangi jandarma
erlerinin ateꢀ ettiğini ve mermi sayısını belirlemesinin gerektiğine kanaat getirmektedir.
Hakimler aynı zamanda olay gecesi ayın yaydığı ıꢀık hakkında da bilgi toplamaları ve sanığın
olay sırasındaki görüꢀ alanını tespit etmek amacıyla olay yerine gitmeleri gerekirdi. yılı baꢀlarında dava konusu cezai yargılama, askeri ceza mahkemeleri önünde
hala devam etmektedir. Olay tarihine iliꢀkin meteoroloji raporunda havanın açık olduğu
belirtilmiꢀtir. Olay yeri tespit tutanağına göre sanık, sınırı geçmeye çalıꢀan gruba ateꢀ açarken,
grup içinde kaç kiꢀi olduğunu görebilirdi. Ancak üniformalı yada sivil kıyafetli olduklarını
ayırt edemezdi.
4. Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi önündeki usul iꢀlemleri
Baꢀvuranlar, 14 Haziran 1995 tarihinde, Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi’nde Milli
Savunma Bakanlığı aleyhinde tazminat davası açmıꢀlardır. Baꢀvuranlar, özellikle Rıdvan
Dinç’in Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin 2. maddesine aykırı
olarak, bir asker tarafından kasten öldürüldüğünü savunmuꢀlardır.
Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi, 8 Mayıs 1996 tarihli kararla, baꢀvuranların davasını
reddetmiꢀtir. Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi, Rıdvan Dinç’in ölümü ile yaptığı görevler
arasında bir bağın bulunmadığını ve dolayısıyla idareye atfedilecek bir hatanın bulunmadığını
gözlemlemiꢀtir. Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi özelikle, olaylar sırasında kaçakçılarla
iꢀbirliği yapan Rıdvan Dinç’in suç iꢀlediğini ve dolayısıyla devlet görevlisi olarak hareket
etmediğini belirtmiꢀtir. Sonuç olarak idare sorumlu tutulamaz.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, Uzman Çavuꢀ Rıdvan Dinç’in diğer askerler tarafından öldürülmesinin,
AĐHS’nin 2. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedirler.
A. Kabuledilebilirliğe Dair
Hükümet, baꢀvurunun kabuledilebilirliği hakkında verilen karardan sonra sunulan
görüꢀlerinde, iç hukuk yollarının tüketilmediğini bir kez daha ileri sürmektedir. Sözde
olaylara sebep olan kiꢀi aleyhinde baꢀlatılan cezai yargılamanın ulusal mahkemeler önünde
hala devam ettiğini ve ulusal mahkemelerin, ateꢀ açılmasına sebep olan koꢀulların ortaya
çıkarılması amacıyla çok ayrıntılı soruꢀturma yürüttüklerini belirtmektedir. Hükümet, sanık
A.A.’nın mahkum edilmesi durumunda, baꢀvuranların müdahil taraf olarak ceza
mahkemelerinde maruz kaldıkları maddi ve manevi zararlarının telafi edilmesini
isteyebileceklerini hatırlatmaktadır.
Baꢀvuranlar Hükümet’in argümanına itiraz etmektedirler.
AĐHM, daha önce incelenen ve 7 Haziran 2005 tarihli kabuledilebilirlik kararı
çerçevesinde reddedilen Hükümet’in ön itirazının, bu davada baꢀlatılan cezai yargılamanın
etkililiği hakkında 2. madde alanında sunulan ꢀikayetin esasına yakından bağlı olduğuna
kanaat getirmektedir. Dolayısıyla AĐHM, bu itirazı 2. maddeye göre yapılan ꢀikayetin
değerlendirilmesi çerçevesinde inceleyecektir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların Argümanları
a. Baꢀvuranlar
Baꢀvuranlar, ilk olarak Rıdvan Dinç’in bir asker tarafından yakın mesafeden kasten
öldürüldüğünü savunmaktadırlar. Ayrıca baꢀvuranlar, her halükarda, ölümle sonuçlanan
kuvvete baꢀvurmanın kesinlikle gerekli olduğunun yada dava koꢀullarında orantılı olduğunun
kabul edilemeyeceğini ileri sürmektedirler. Son olarak baꢀvuranlar, Rıdvan Dinç’in ölümüne
dair koꢀullar hakkında etkili soruꢀturma yapılmadığını bildirmektedirler.
b. Hükümet
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir. Hükümet, sözde cinayet faili çavuꢀ A.A.
aleyhinde baꢀlatılan cezai yargılamanın, hala devam ettiğine dikkati çekmektedir. Hükümet’e
göre ölümle sonuçlanan kuvvete baꢀvurmanın bu davada gerekli olup olmadığı sorusu
hakkında karar vermek, erken ve hatta gereksiz olacaktır. Yetkili mahkemeler, Rıza Dinç’in
ölümüne dair koꢀullar hakkındaki bütün delil unsurlarının toplanması amacıyla ayrıntılı
araꢀtırmaları halihazırda gerçekleꢀtirmektedirler.
Hükümet, Savcılık ve Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülen cezai soruꢀturmanın
seyri konusunda ısrar etmektedir. Özellikle olay özetleri hazırlanmıꢀ, klasik otopsi yapılmıꢀ,
birçok tanığın ifadesi alınmıꢀ ve bunun yanısıra silah ve boꢀ kovanlar üzerinde ek
incelemelerin gerçekleꢀtirilmesine devam edilmektedir. Maktulün babası baꢀvuran Halit Dinç,
yargılamaya katılmakta ve yetkili adli makamlar, ek soruꢀturma faaliyetleri konusundaki
taleplerine olumlu cevap vermektedirler.
2. AĐHM’nin Takdiri
a. Rıdvan Dinç’in 2. maddeye rağmen öldürülüp öldürülmediği
i. Genel Đlkeler
Yaꢀam hakkını güvence altına alan 2. madde, AĐHS’nin temel ilkeleri arasında yer
almakta ve Avrupa Konseyi’ni oluꢀturan demokratik toplumların temel değerlerinden birine
yer vermektedir. AĐHM, bu hükmün ihlal edildiğine dair iddiaları dikkatli bir ꢀekilde
incelemelidir. Devlet görevlilerinin kuvvete baꢀvurdukları durumlarda, kuvvete baꢀvuran
görevlilerin eylemlerinin yanısıra özellikle hukuki çerçeve yada yürürlükteki yönetmelikle
birlikte hazırlanmaları ve kendilerine uygulanan denetim gibi bulundukları koꢀulların tümünü
de gözönünde bulundurması gerekmektedir (McCann ve diğerleri-Birleꢀik Krallık, 27 Eylül ve Makaratzis-Yunanistan, no: 50385/99).
2§2 madde metninin kendisinin de ortaya koyduğu gibi, polislerin yada askerlerin
ölüme sebebiyet veren kuvvete baꢀvurmaları, bazı koꢀullarda haklı gösterilebilir. Ancak her
türlü kuvvete baꢀvurmanın “kesinlikle gerekli”, yani koꢀullar gözönüne alındığında tamamen
orantılı olduğu ortaya konulmalıdır. Temel nitelik taꢀıyan yaꢀam hakkı, yasal olarak ölüme
neden olan koꢀullar hakkındaki değerlendirmenin titizlikle yapılmasını gerektirir (Andronicou
ve Constantinou-Kıbrıs, 9 Ekim 1997 tarihli karar ve McKerr-Birleꢀik Krallık, no: 28883/95).
Sonuç olarak, AĐHS’nin 2§2 –b maddesi gözönüne alındığında usule uygun bir
yakalama gerçekleꢀtirmeye iliꢀkin yasal çıkar, ancak mutlak bir gereklilik bulunduğu
durumda insan hayatının tehlikeye atılmasını haklı gösterebilir. AĐHM, ilke olarak ancak,
sözde suç failinin yakalanmasını imkansız kılması sözkonusu olsa da, yakalanması gereken
kiꢀinin herhangi bir kimsenin yaꢀamı yada fiziksel bütünlüğü için hiçbir tehdit
oluꢀturmadığını ve ꢀiddet içerikli bir suç iꢀlediğinden ꢀüphelenilmediğini bildiğimiz bir
durumda böyle bir gerekliliğin mevcut olabileceğine kanaat getirmektedir (Bkz. AĐHM’nin
McCann ve diğerleri ve yakın bir zamanda verilen Makaratzis kararlarında izlediği yol).
Dile getirilen ölüme sebebiyet verme durumunu haklı gösterebilecek koꢀulların
dıꢀında, 2. madde, Devlet’in, konuya iliꢀkin uluslararası normları gözönüne alarak, kanunun
uygulanmasından sorumlu kiꢀilerin kuvvete baꢀvurabilecekleri ve ateꢀli silah
kullanabilecekleri sınırlı koꢀulları belirterek ve uygun idari ve hukuki çerçeveyi uygulamaya
koyarak, yaꢀam hakkını teminat altına alma temel görevini içermektedir (Bkz. Makaratzis
kararı ve Natchova ve diğerleri-Bulgaristan, no: 43577/98 ve 43579/98). Yukarıda ifade
edilen 2. maddeden ayrı tutulamayacak orantılı olma ilkesine uygun olarak (McCann ve
diğerleri), yakalama operasyonlarını düzenleyen ulusal hukuki çerçeve, ateꢀli silahlara
baꢀvuruyu, durumun en ince ayrıntısına kadar değerlendirilmesine ve özellikle sözde failin
iꢀlediği suçun niteliğinin ve sözkonusu failin tehdit unsuru olup olmadığının tespit edilmesine
bağlı kılınmasını gerektirmektedir.
Buna ek olarak, güvenlik güçlerinin operasyonlarını düzenleyen ulusal hukuk, keyfi
kararlara ve kötüye kullanımlara, hatta kaçınılmaz kazalara karꢀı uygun ve etkili güvence
sistemini sunmak zorundadır (Makaratzis). Özellikle kanun temsilcileri, mevcut
yönetmelikleri harfi harfine uygulamanın yanısıra, temel değer olarak insan yaꢀamına saygı
ilkesinin üstünlüğünü gözönüne alarak ateꢀli silah kullanmanın gerekip gerekmediğine karar
vermek için bilgilendirilmelidirler (Bkz. “öldürmek için ateꢀ etme” emri bulunan askerlerin
eğitilmesine iliꢀkin AĐHM tarafından ifade edilen kritikler, McCann ve diğerleri).
ii. Davada Sözüedilen Đlkelerin Uygulanması
AĐHM, Uzman Çavuꢀ Rıdvan Dinç’in diğer jandarma erleri tarafından kasten
öldürüldüğüne dair iddia konusunda, değerlendirmesine sunulan unsurlara göre sınır
bölgesinde sözde kaçakçılara karꢀı jandarmalar tarafından yürütülen operasyon sırasında
öldürüldüğünü belirtmektedir. Sözde bir kaçakçının düzenlenen bu operasyon sırasında
jandarma erleri tarafından öldürülmesi, sözkonusu jandarma erlerinin silahlarını kullandığı
anlamına gelmektedir. Aynı ꢀekilde dosyadan, kaçakçı gruba doğru ateꢀ ederken çavuꢀ
A.A.’nın, Rıdvan Dinç’in fiziksel olarak grup içinde olabileceğinin bilincinde olması
gerektiği sonucu çıkmaktadır. Ancak Rıdvan Dinç’in, özellikle çavuꢀ A.A. ve diğer jandarma
erleri tarafından kasıtlı olarak iꢀlenen cinayetin kurbanı olup olmadığının tespit edilmesi için
AĐHM’nin elinde yeterli unsur bulunmamaktadır. AĐHM, bu noktayı aydınlatmaya çağrılan
ulusal mahkemeler önünde A.A. aleyhinde yürütülen cezai yargılamanın hala devam etmekte
olduğunu gözardı edemez.
AĐHM, Rıdvan Dinç’in yaꢀam hakkını kanun tarafından koruma pozitif
yükümlülüğünü yetkililerin yerine getirmediği iddiası üzerinde duracaktır. Bu bakımdan
AĐHM, dava konusu kuvvete baꢀvuran kiꢀilerin cezai sorumluluğunun, AĐHS bakımından
baꢀlatılan yargılamaya yabancı olduğunu, ancak baꢀvurulan kuvvetin seviyesi ve türü, aynı
ꢀekilde kuvvet kullanılmasında açıkça belli olmayan niyet yada amaç, diğer unsurlar gibi,
belirli bir durumda ölüme sebebiyet veren Devlet görevlilerinin fiillerinin AĐHS’nin 2.
maddesi tarafından sağlanan güvence çerçevesinde Devlet’in sorumluluğunu ortaya koyacak
nitelikte olup olmadığını değerlendirmek amacıyla belirleyici unsurlar olabilirler (Bkz.
Makaratzis).
Dosyadan Uzman Çavuꢀ Rıdvan Dinç’in, kaçakçıların suç ortağı olmasından
ꢀüphelendikleri için kendisini durdurmaya çalıꢀan askerlerden birinin ateꢀ etmesi sonucunda
öldüğü ortaya çıkmaktadır. Buradan davanın, AĐHS’nin 2§1 –b maddesi açısından
incelenmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.
AĐHM, ilk olarak alay komutanının askerlere, sınırda gece nöbet tutulurken ihtar
yapılmadan ateꢀ etme emri verdiğini gözlemlemektedir. Adana Askeri Mahkeme’ye göre,
silah kullanma kurallarına aykırı olan bu emir, Askeri Yargıtay’lardan birinin verdiği
gerekçelerden birinde, sınırda ve oldukça hassas bir bölgede gece meydana gelen ateꢀ
açılması olayının istisnai koꢀulları gözönüne alınarak makul olarak değerlendirilmiꢀtir. Ancak
AĐHM, bu emre göre, her ꢀüpheliye ihtar ve uyarı atıꢀı yapılmadan derhal ateꢀ edilmesinin
yasaya uygun olduğunu belirtmektedir. Sözkonusu emir, keyfi bir ꢀekilde ölüme sebebiyet
vermeyi engelleyecek nitelikte hiçbir güvenceyi kapsamamaktadır. Böylesi bir hukuki
çerçeve, (sınırda ihtar yapılmadan ateꢀ edilmesi konusunda, sözkonusu emir ꢀimdiye kadar
Yargıtay tarafından yasaya uygun kabul edilmiꢀtir) günümüz Avrupa’sındaki demokratik
toplumlarda AĐHS tarafından ꢀart koꢀulan yaꢀam hakkının “kanun tarafından” korunması
seviyesinden daha aꢀağıdadır (Natchova ve diğerleri).
Ayrıca AĐHM, sanık A.A.’nın suçluluğuna karꢀı elde tutulan unsurlardan birinin, gece
ateꢀ edildiği ve A.A.’nın kime doğru ateꢀ ettiğini açıkça göremeyeceği durumuna bağlı
olduğunu not etmektedir. ꢁüpheli kaçakçıları ve bu durumda Uzman Çavuꢀ Rıdvan Dinç’i
durdurmaya çalıꢀan askerlerin, bu kiꢀilere karꢀı risk taꢀıyan giriꢀimlerde bulunmalarını
beklemek gerekirdi. Ancak eğer askerler zorunlu olarak gece için uygun materyale ve eğitime
sahip olsalardı, bu durum meydana gelmeyecekti. Askerler yaꢀam hakkını gözönüne
almaksızın silahlarını kullanmıꢀlardır.
AĐHM, askerler ile kaçakçılar arasında çıkan silahlı çatıꢀma sırasında Rıdvan Dinç’in
ölmüꢀ olabileceği savının da inandırıcı olmadığına kanaat getirmektedir. Dosyada, sözkonusu
kaçakçıların silahlı olduğunu gösterecek hiçbir unsur bulunmamaktadır. Aksine askerler
tarafından tutulan olay yeri tespit tutanağında, sadece kaçakçılar tarafından bırakılan önemli
miktarda çayın bulunduğuna yer verilmektedir. Sözkonusu kiꢀilere ait ne bir silah, ne bir
kovan ne de mermi ele geçirilmiꢀtir. Öte yandan ulusal yargılamanın hiçbir aꢀamasında yada
AĐHM önünde, Uzman Çavuꢀ Rıdvan Dinç’in diğer askerlere karꢀı silahını kullanmaya
yeltendiği iddia edilmemiꢀtir.
AĐHM yukarıda dile getirilen unsurlar ıꢀığında, 2§1 maddesinin birinci cümlesinin ꢀart
koꢀtuğu uygun hukuki çerçevenin (emir ve adli denetim) uygulamaya konması pozitif
yükümlülüğü konusunda, Türk askeri yetkililerinin o dönemde, özellikle bu davada olduğu
gibi ölümcül olabilecek kuvvete baꢀvurmaya karꢀı ve istisnai olsa da sınır bölgelerindeki
askeri operasyonların sebep olabileceği yaꢀamı tehdit eden gerçek ve ani ölüm risklerini
önlemek amacıyla gerekli korumayı vatandaꢀlarına sunmak için makul olarak kendilerinden
bekleneni yapmadıklarına kanaat getirmektedir (Makaratzis). Ayrıca açıkça abartılı olan bir
güç kullanımı sözkonusudur.
Dolayısıyla Uzman Çavuꢀ Rıdvan Dinç’in ölümü konusunda AĐHS’nin 2. maddesi
ihlal edilmiꢀtir.
b. AĐHS’nin 2. maddesinin gerektirdiği gibi Rıdvan Dinç’in ölümüne iliꢀkin soruꢀturmanın etkili
olup olmadığı konusunda
i. Genel Đlkeler
AĐHS’nin 1. maddesi gereğince Devlet’in “yargısına tabi her kiꢀiye Sözleꢀmede
tanımlanan hak ve özgürlükleri tanıma” genel yükümlülüğü ile birlikte, 2. maddenin
gerektirdiği yaꢀam hakkının korunması yükümlülüğü, kuvvete baꢀvurmanın bir insanın
ölümüne sebebiyet verdiği durumlarda resmi ve etkili soruꢀturma yürütmeyi gerektirmektedir
(Çakıcı-Türkiye, no: 23657/94). Özellikle böylesi bir soruꢀturma yoluyla, yaꢀam hakkını
koruyan ulusal kanunların, Devlet görevlisi yada organlarının karıꢀmıꢀ olduğu davalarda etkili
bir ꢀekilde uygulanmasının ve sorumlulukları altında meydana gelmiꢀ olan ölümler hakkında
hesap vermelerinin sağlanması sözkonusudur (Anguelova-Bulgaristan, no: 38361/97).
Aynı zamanda soruꢀturma, kuvvete baꢀvurmanın sözkonusu koꢀullarda haklı gösterilip
gösterilmediğinin tespit edilmesini ve sorumluların kimlikleri belirlenerek cezalandırılmasını
sağlayacak ꢀekilde etkili olmalıdır (Oğur-Türkiye, no: 21594/93). Makamlar, sözkonusu
olaylara iliꢀkin kanıtların ve bilirkiꢀi incelemelerinin sağlanması için ellerinde bulunan makul
tedbirleri almak zorundadırlar. Soruꢀturma sonuçları, ilgili unsurların tümünün ayrıntılı,
nesnel ve yansız bir analizine dayanmalı ve AĐHS’nin 2§2 maddesinde belirtilen “mutlak
gereklilik” kriterine benzer bir kriter kullanmalıdır (Kelly ve diğerleri-Birleꢀik Krallık, no:
30054/96 ve Anguelova).
ii. Davada Sözüedilen Đlkelerin Uygulanması
AĐHM, cezai kovuꢀturmaların, olayların ertesi günü, yani 16 Mayıs 1994 tarihinden
itibaren baꢀlatılmıꢀ olduğunu not etmektedir. Sözde cinayet faili 29 Kasım 1994 tarihinde
suçlanmıꢀtır. Hükümet, 2006 yılı baꢀlarında, AĐHM’ye sözkonusu cezai yargılamanın hala
devam etmekte olduğunu bildirmiꢀtir. Buradan dava konusu ateꢀ açma olayının sorumlularını
ve koꢀullarını belirlemek amacıyla baꢀlatılan yargılamanın yaklaꢀık on iki yıl sürdüğü ortaya
çıkmaktadır.
Oysa AĐHM, baꢀından beri operasyona katılan askerlerin kimliklerinin ve olaylar
sırasında kimin nerede olduğu bilindiğinden ve gece sınır bölgesinde ihtarsız ateꢀ etme
emrinin yasal olmayan niteliği tartıꢀma götürmediğinden dolayı, davanın özel hiçbir
karmaꢀıklık arz etmediğini not etmektedir. Soruꢀturma baꢀlar baꢀlamaz sanık yada tanık
olarak ayrıntılı ifadelerini veren olaya karıꢀmıꢀ askerler, yargılamayı yavaꢀlatmamıꢀlardır.
Yargılamanın uzun sürmesi daha çok, Askeri Yargıtay’ın olayların ortaya konulmasında
zorluklar yaꢀaması ve tereddüt etmesiyle açıklanabilir.
Ayrıca AĐHM, sözkonusu gece boyunca askerlerin yasaya uygun olarak hareket edip
etmedikleri, alay komutanının, ihtarsız ateꢀ etme emri ıꢀığında, soruꢀturmanın bir aꢀamasında
ve 7 ꢁubat 1996 tarihli kararda ceza mahkemeleri tarafından değerlendirildiğini
gözlemlemektedir. Oysa böylesi bir emrin yasaya aykırı olduğu açıkça ortadadır ve taraflar
buna itiraz etmemektedirler. Ancak A.A.’nın üstleri, bu noktada hiçbir soruꢀturma konusu
teꢀkil etmemiꢀlerdir. Halbuki sözüedilen kararda benzeri soruꢀturmaların yapılması
gerektiğine açıkça yer verilmiꢀtir.
Öte yandan bazı sorgulama tedbirlerinin soruꢀturmanın baꢀında alınmadığına dikkati
çekmek gerekir. Özellikle sözkonusu gecede askerler tarafından saldırıda kullanılan silahlar,
kovanlar ve mermiler üzerinde balistik inceleme zamanında yapılmamıꢀtır. Bu incelemeler
yapılmadığından olayların üzerinden on iki yıl geçse de, hiçbir tereddüde yer vermeksizin
Rıdvan Dinç’in ölümünden sorumlu kiꢀilerin kimliklerinin tespit edilmesi mümkün
olmamıꢀtır.
Bu davada AĐHS’nin 2§1 maddesinden doğan, ölüm hakkında etkili soruꢀturma
yürütme zorunluluğu Devlet tarafından ihlal edilmiꢀtir.
AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair Hükümet’in ön itirazını, yukarıda dile
getirilen nedenlerden dolayı reddetmektedir.
II. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, yakınları Rıdvan Dinç’in ölümü hakkında etkili soruꢀturma yapılmamıꢀ
olmasından ꢀikayetçi olmaktadırlar. Baꢀvuranlar Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi önündeki
yargılamanın, idarenin sorumluluğuna dayandırılan tazminat taleplerinin reddedilmesiyle
sonuçlandığından, adil olmadığını ileri sürmektedirler.
Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler. AĐHM,
kabuledilebilirlik kararında da belirttiği gibi, bu ꢀikayetleri 2. madde ile birlikte 13. madde
açısından inceleyecektir.
Hükümet, Yüksek Đdare Mahkemesi’nin verdiği karar sonucuna dayanmaktadır.
Đdare’nin belirli bir fiilden sorumlu tutulup tutulamayacağı sorusu hakkında karar verirken,
Đdare Mahkemesi’nin ceza hukuku alanına giren değerlendirmelere bağlı olmadığını
belirtmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin iç hukukta AĐHS’de yer verilen hak ve özgürlükleri
ileri sürmeyi sağlayan baꢀvuru yolunun bulunması teminatını verdiğini hatırlatmaktadır. Bu
hüküm, yetkili ulusal mahkemeyi AĐHS’ye dayandırılan “savunulabilir bir ꢀikayeti”’n
içeriğini incelemeye ve Sözleꢀmeci Devletler bu hükmün getirdiği zorunlulukları yerine
getirme ꢀekli konusunda bir takım takdir payından faydalansalar bile, uygun telafiyi sunmaya
yetkin kılan iç hukuk yolunu gerekli kılmaktadır. 13. maddeden doğan yükümlülüğün içeriği,
baꢀvuranın AĐHS’ye dayandırdığı ꢀikayetin niteliğine göre değiꢀmektedir. Ancak bu
maddenin ꢀart koꢀtuğu baꢀvuru, hukukta olduğu kadar uygulamada da “etkili” olmak
zorundadır. Öyle ki baꢀvuru yolunun uygulanması Savunmacı Devlet yetkililerinin fiilleri
yada ihmalleri nedeniyle haksız bir ꢀekilde engellenmemelidir (Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996
tarihli karar, Aydın-Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli karar ve Kaya-Türkiye, 19 ꢁubat 1998
tarihli karar).
AĐHM, davada sunulan kanıtları gözönüne alarak, Rıdvan Dinç’in askerler tarafından
ölüme sebebiyet veren gücün aꢀırı kullanımı sonucunda öldürüldüğü sonucuna varmıꢀtır.
Dolayısıyla yetkililerin Rıdvan Dinç’in ölümüne iliꢀkin koꢀullar hakkında etkili bir
soruꢀturma yürütmek zorundaydılar.
Adli soruꢀturma AĐHM’nin de daha önceden tespit ettiği gibi, aradan on iki yıl
geçtikten sonra bu fiilin faillerinin kimliklerinin tespit edilmesini ve cezalandırılmasını
sağlayacak uygun çerçeveyi sunmamıꢀtır.
Öte yandan Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi, askeri ceza mahkemelerinin vardıkları
ilk sonuçlara dayanarak, ölüme sebebiyet veren aꢀırı kuvvet kullanımı sonucunda Rıdvan
Dinç’in ölmesinden Đdare’nin sorumlu olduğu gerekçesiyle baꢀvuranların yaptığı tazminat
talebini reddetmiꢀtir.
Bu koꢀullarda, 2. maddenin ꢀart koꢀtuğu soruꢀturma yürütme zorunluluğundan daha da
ileri düzeyde zorunluluklar içeren 13. maddeye uygun olarak etkili bir soruꢀturmanın ivedi bir
ꢀekilde yürütüldüğü düꢀünülemez.
Dolayısıyla AĐHS’nin 2. maddesi ile birlikte 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, 21 Haziran 2005 tarihinde kendilerine gönderilen yazıda, AĐHS’nin 41.
maddesi bakımından her türlü adil tazmin taleplerini esas hakkındaki yazılı görüꢀlerinde
bildirmeleri gerektiğine dair AĐHM Đçtüzüğü’nün 60. maddesine dikkatleri çekilmesine
rağmen, kabuledilebilirlik kararından sonra hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamıꢀlardır.
Dolayısıyla AĐHM, baꢀvuranlar esas hakkındaki görüꢀlerini sunmaları için kendilerine tanınan
süre içinde iddialarını sunmadıklarından, 41. madde gereğince herhangi bir ödeme
yapılmasına gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Willekens-Belçika, no: 50859/99, Robert-
Belçika, no: 52231/99 ve Cangöz-Türkiye, no: 28039/95).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Đç hukuk yollarının tüketilmediğine dair Hükümet’in ön itirazının reddedilmesine;
2. Uzman Çavuꢀ Rıdvan Dinç’in ölümüne iliꢀkin koꢀullar nedeniyle AĐHS’nin 2. maddesinin
ihlal edildiğine;
3. Etkili soruꢀturma yapılmadığından dolayı AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve 19 Eylül 2006 tarihinde Đçtüzüğün 77.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
10
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło