32600/03

WyrokETPCz2009-09-22ECLI:CE:ECHR:2009:0922JUD003260003

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy wywłaszczenie części nieruchomości skarżącej bez odszkodowania na cele planowania przestrzennego naruszyło prawo do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji? 2. Czy przewlekłość postępowania sądowego w sprawie planowania przestrzennego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 1 Protokołu nr 1, Trybunał uznał, że pozbawienie własności było zgodne z prawem krajowym (ustawa nr 3194, art. 18) i służyło uzasadnionemu celowi publicznemu (budowa drogi, placu, terenów zielonych). Trybunał stwierdził, że wzrost wartości pozostałej części nieruchomości skarżącej, wynikający z prac urbanistycznych, mógł zrekompensować utratę części gruntu. Biorąc pod uwagę margines oceny przysługujący władzom krajowym, Trybunał uznał, że nałożony na skarżącą obowiązek przekazania części gruntu na cele planowania przestrzennego nie naruszył sprawiedliwej równowagi między interesem publicznym a ochroną praw jednostki, a zatem skarga w tej części była oczywiście bezzasadna. W kwestii art. 6 ust. 1, Trybunał, odwołując się do swojego ugruntowanego orzecznictwa, uznał, że postępowanie krajowe, które trwało siedem lat i pięć miesięcy w dwóch instancjach, było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu „rozsądnego terminu”.
Stan faktyczny
Skarżąca, Göksel Tütün Ticaret ve Sanayi A.Ş., była właścicielem działki o powierzchni 10 450 m² z pięciopiętrowym magazynem tytoniu w Izmirze. W 1995 roku Rada Miejska Bornova podjęła decyzję o zmianie planu zagospodarowania przestrzennego, w wyniku której 3 224 m² (30,9%) działki skarżącej zostało przejęte jako „udział w regulacji planistycznej” na utworzenie terenów zielonych, parku i placu zabaw, bez odszkodowania. Skarżąca zaskarżyła tę decyzję na szczeblu krajowym, argumentując brak interesu publicznego i brak wzrostu wartości pozostałej części nieruchomości.
Rozstrzygnięcie
1. Większością głosów: skarga w części dotyczącej art. 6 ust. 1 Konwencji jest dopuszczalna, a w pozostałej części niedopuszczalna. 2. Jednogłośnie: stwierdza się naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Jednogłośnie: zasądza się od pozwanego państwa na rzecz skarżącej 4 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 4. Jednogłośnie: oddala się pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   GÖKSEL TÜTÜN TĐCARET VE SANAYĐ A.ꢀ. -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no:32600/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Eylül 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (32600/03) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) tüzel bir kiꢀilik olan Göksel Tütün Ticaret ve Sanayi A.ꢁ.’nin (baꢀvuran) Avrupa   Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 1 Eylül 2003 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin   Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đzmir Barosu avukatlarından M. Yararbaꢀ ve S. Amuꢀ tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran, Göksel Tütün Ticaret ve Sanayi A.ꢁ. merkezi Đzmir’de bulunan bir anonim   ꢀirketidir.   Kasım 1989 tarihinde, Đzmir’in Bornova ilçesinde yeralan, üzerinde beꢀ katlı bir tütün   deposu bulunan ve 10 450 metre kare yüzölçümüne sahip olan bir arazi, tapu siciline 317   parsel numarasıyla baꢀvuran adına kaydedilmiꢀtir.   Bornova Belediye Meclisi, 26 Ocak 1993 tarih ve 53 sayılı kararında 7 Nolu adada yeralan   ve 5534 parsel numaralı arsalarda bir aplikasyon çalıꢀması yapılmasının gerekli olduğuna   hükmetmiꢀtir. Baꢀvurana ait 317 Nolu parsel bu çalıꢀmaya dahil edilmemiꢀtir.   Bununla birlikte, 25 Mayıs 1995 tarihinde ilk kararını iptal eden Bornova Belediye Meclisi   sayılı yeni bir karar almıꢀtır.   Bu karardan sonra 3 Ağustos 1995 tarihinde belediye, özellikle Đmar Kanunu’nun 18.   maddesine dayanarak imar planınında değiꢀiklik yapmıꢀ ve yeni düzenleme sınırları içinde   parselizasyon planı kabul etmiꢀtir.   Baꢀvurana ait arsanın 3224 metre karelik bir bölümü (yani toplam yüzölçümün % 30,9’u )   belediye tarafından düzenleme ortaklık payı olarak alınmıꢀ buralarda bir yeꢀil alan, bir park   ve bir çocuk bahçesi oluꢀturulmasına imkân sağlanmıꢀtır.   Baꢀvuran, 7 Eylül 1995 tarihinde bu karara belediye nezdinde itiraz etmiꢀtir.   Ekim 1995 tarihinde, belediye meclisi bu itirazı reddetmiꢀ ve önceki kararını onamıꢀtır.   Kasım 1995 tarihinde baꢀvuran, Đzmir Đdare Mahkemesi önünde 25 Mayıs 1995 tarihli   belediye encümeni kararın ve ekindeki parselizasyon planının iptali istemiyle dava açmıꢀtır.   Baꢀvuran dava gerekçesinde, öncelikle yeni parselizasyonun bir ꢀahsın özel çıkarı için   gerçekleꢀtirildiğini ileri sürmüꢀ ve ikinci olarak da, 3194 sayılı Đmar Kanunu’nun 18. maddesi   anlamında arsasının değerinde herhangi bir artıꢀ olmadığını savunmuꢀtur.   ꢁubat 1997 tarihinde mahkeme, itiraz edilen idari kararın yasalara uygun olduğuna   hükmetmiꢀtir. Kararına temel dayanak olarak mahkeme, bir bilirkiꢀi raporu ile ꢀehir imar   planını göstermiꢀtir.   Baꢀvuran, 15 Mayıs 1997 tarihinde bu kararı temyize taꢀımıꢀtır.   Nisan 1998 tarihinde Danıꢀtay, temyiz edilen kararı bozmuꢀtur. Yüksek Đdare Mahkemesi,   ada içerisinde yeralan bazı parseller için düzenleme ortaklık payı oranının Đmar Kanunu’nun   18. maddesinde öngörülen % 35’lik azami sınırı aꢀtığını kaydetmiꢀtir.   Aralık 1999 tarihinde mahkeme, olaylara açıklık getirip, 28 ꢁubat 1997 tarihli kararının   gerekçelerini değiꢀtirerek Danıꢀtay kararına uymuꢀ, ancak bir kez daha baꢀvuranın talebini   reddetmiꢀtir. Mahkeme özellikle, ꢀehir imar planı kapsamında düzenleme sınırları   belirlenirken belediyeye ait toplam arazilerin de %65’inin düzenleme ortaklık payı olarak   alındığını gözlemlemiꢀtir. Mahkeme ayrıca, adanın bütününde bir yol, bir meydan ve bir yeꢀil   alan oluꢀturulması planlandığı için itiraz edilen idari kararın temelinde kamu yararı olduğunu   kaydetmiꢀtir.   Baꢀvuran, 12 Nisan 2000 tarihinde bu kararı temyize götürmüꢀtür.   Danıꢀtay, 25 Ekim 2001 tarihli kararında, yasalara ve yargı usulüne uygun olduğu   gerekçesiyle ilk derece idare mahkemesinin verdiği kararı tüm hükümleriyle onamıꢀtır.   Ocak 2002 tarihinde baꢀvuran, karar düzeltme talebiyle itiraz etmiꢀtir.   Danıꢀtay, 19 ꢁubat 2003 tarihinde bu itirazı da reddetmiꢀtir. Bu karar baꢀvurana 31 Mart   tarihinde tebliğ edilmiꢀtir.   HUKUK   I. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine atıfta bulunarak, 3194 sayılı Đmar Kanunu’nun   18. maddesi uyarınca arazisinin 3 224 metre karelik bölümünün hiçbir tazminat ödenmeksizin   elinden alındığından ꢀikâyetçi olmaktadır. Baꢀvuran, imar planı değiꢀikliğinde, arazi   düzenlemesinde ve yeni parselizasyon yapılmasında kamu yararı bulunmadığını   savunmaktadır. Baꢀvuran ayrıca, yeni imar planının bir kiꢀinin ꢀahsi çıkarları için yapıldığını   ileri sürmekte ve gerçekleꢀtirilen imar değiꢀikliğinden sonra geri kalan arsasının değerinin   artmadığını iddia etmektedir.   Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümetin kanaatine göre,   madem ki baꢀvuran itiraz ettiği iꢀlemlerin özel bir kiꢀinin yararına yapıldığını düꢀünüyordu o   halde AĐHM’ne gitmeden önce yetkili ulusal mahkemelerde dava açması gerekirdi. Davanın   esası üzerine Hükümet, yapılan müdahalenin ꢀehir planlamasıyla ilgili 3194 sayılı yasada   öngörüldüğünü ve kamu yararına bir amaca hizmet ettiğini kaydetmektedir. Hükümete göre,   sözkonusu yasanın 18. maddesi, belediyelerin kamu yararına hizmet veya donanım getirmek   amacıyla özel mülkiyet altındaki arazilerin bir kısmına el koymasına imkân sağlamaktadır.   Hükümet, bu yetkinin belediyelere mülk sahiplerine aꢀırı yük empoze etmeleri için   verilmediğini savunmaktadır. Hükümet, mevcut davada bir yol, bir meydan ve bir yeꢀil alan   yapımının söz konusu olduğunu ve bu çalıꢀmaların ihtilaflı arsaların değerini tartıꢀmasız bir   ꢀekilde olumlu yönde etkilediğini ileri sürmektedir. Hükümet, burada haklı bir denge   sağlanmıꢀ olduğunu ve dolayısıyla ꢀikâyet edilen bu durumun 1 Nolu Ek Protokolün 1.   maddesindeki hükümlere aykırılık teꢀkil etmediğini savunmaktadır.   Baꢀvuran, Hükümetin bu savına karꢀı çıkmakta ve özellikle belediye tarafından yapılan imar   planı değiꢀikliğinde hiçbir kamu yararı bulunmadığı yönündeki iddialarını tekrarlamaktadır.   Bu nedenle baꢀvuran, kendisine hiçbir tazminat ödenmeksizin arazisinin % 30,9’una el   konularak mülkiyet dokunulmazlığı hakkının 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi anlamında   orantısız bir ꢀekilde ihlâl edildiğini savunmaktadır.   AĐHM, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine atıfla yapılan ꢀikâyetin yukarıda yapılan   açıklamalar sonrasında açıkça dayanaktan yoksun olduğu anlaꢀıldığından, iç hukuk yollarının   tüketilip tüketilmediği konusunda ayrıca hüküm vermenin gereksiz olduğu kanaatine   varmaktadır.   AĐHM, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesindeki hükümlere göre idari makamlar tarafından   mülkiyet dokunulmazlığı hakkına yapılacak bir müdahalenin yasal dayanağı olması   gerektiğini kaydetmekte ve demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan hukukun   üstünlüğünün, AĐHS’nin bütün maddelerinin özünde yeraldığını hatırlatmaktadır (Yunanistan   aleyhine Iatridis davası [GC], no 31107/96, prg. 58, CEDH 1999-II).   Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin, « kamu yararına » uygun bir « meꢀru amacı »   olmalıdır. Kullanılan yöntemler ile her halükarda bir kimseyi mülkünden yoksun bırakan   amaç arasında makul bir orantısallık iliꢀkisi bulunmalıdır (Belçika aleyhine Pressos   Compania Naviera S.A. ve diğerleri davası, 20 Kasım 1995, prg. 38, seri A no 332, ve   Yunanistan aleyhine Yagtzilar ve diğerleri davası, no 41727/98, prg. 40, CEDH 2001-XII).   Toplumun genel çıkarlarının gereksinimleri ile bireyin temel haklarının korunma zorunluluğu   arasında kurulması gereken « adil denge » kavramı iꢀte bunu ifade etmektedir (Đsveç aleyhine   Sporrong ve Lönnroth davası, 23 Eylül 1982, prg. 69, seri A no 52). Böylesi bir dengeyi   kurma kaygısı, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesindeki tüm hükümlerin yapısında   yansıtılmıꢀtır.   Sözkonusu bu çıkarlar arasında adil bir denge sağlanıp sağlanmadığını ve yine mülkiyeti   elinden alınan kiꢀiye aꢀırı yük empoze edilip edilmediğini belirlemek için, kuꢀkusuz tazminat   ꢀartlarına bakmak gerekmektedir (Birleꢀik Krallık aleyhine Lithgow ve diğerleri davası, 8   Temmuz 1986, prg. 120-121, seri A no 102). AĐHM, bu konuda daha önce, bir mülkiyetten   yoksun bırakma sırasında taꢀınmazın değerine uygun makul bir tazminat ödenmediği   durumlarda, genel olarak, bir ihlâlin oluꢀtuğuna hükmetmiꢀtir. Bununla birlikte, ekonomik   reform veya sosyal adalet önlemleri gibi   « kamu yararına » olan meꢀru amaçlar, tam   piyasa değerinden daha düꢀük tazminat ödemelerini haklı gösterebilir (Birleꢀik Krallık   aleyhine James ve diğerleri davası, 21 ꢁubat 1986, prg. 54, seri A no 98).   Yukarıdaki ilkelerin mevcut davada uygulanıp uygulanmadığı konusunda AĐHM, ilk önce   baꢀvuranın sahip olduğu arsanın 3 224 metre karesinin elinden alınmasının mülkiyet   dokunulmazlığı hakkına bir müdahale oluꢀturduğunu ve 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin   birinci bendinin ikinci cümlesi anlamında mülkiyetten yoksun bırakma kapsamında analiz   edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.   AĐHM, herꢀeyden önce buradaki mülkiyet mahrumiyetinin bir yasa hükmünde   öngörüldüğünü, mevcut davada bu yasa hükmünün 3194 sayılı yasanın 18. maddesi olduğunu   gözlemlemektedir.   AĐHM daha sonra, mevcut davadaki imar planı değiꢀikliği, yeni parselizasyon ve arazi   düzenlemelerinin Bornova belediyesine bir yol, bir meydan ve bir yeꢀil alan yapımı için   imkân tanıdığını kaydetmekte ve bunun sonucunda müdahalenin kamu yararına bir amaca   hizmet ettiği kanaatine varmaktadır. Öte yandan dava dosyasında, belediyenin 3194 sayılı   yasanın 18. maddesini uygulayarak kendisine kazanç sağladığını gösteren hiçbir unsur   bulunmamaktadır (bakınız, a contrario, Türkiye aleyhine Karaman davası, no 6489/03, prg.   32, 15 Ocak 2008).   AĐHM, ilke olarak, baꢀvuranın arazisinin bir kısmının ꢀehir planlamasına katılım kapsamında   belediyeye devredilmesiyle uğradığı zararın, bu bölgede yapılan çalıꢀmalar sonucu ortaya   çıkan değer artıꢀının bir karꢀılığı olarak görülebileceğini kabul etmektedir.   Katılım oranının arazi yüzölçümünün % 30,9’u olarak belirlenmesinin uygunluğu konusunda   ise AĐHM, görevinin, bayındırlık çalıꢀmalarının bir araziye getirdiği artı değer ile buna   karꢀılık düzenleme ortaklık payı olarak devredilmesi gereken arazi miktarının tespitine iliꢀkin   kriterleri sorgulamak olmadığını kaydetmektedir (bakınız, Türkiye aleyhine Seyhan davası   (karar), no 45810/99, 20 Mayıs 2008, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Oral davası (karar),   no 32362/03, 25 Kasım 2008, Türkiye aleyhine Yıltaꢀ Yıldız Turistik Tesisleri A.ꢁ. davası,   no 30502/96, prg. 38, 24 Nisan 2003, ve Yunanistan aleyhine Papachelas davası [GC], no   31423/96, prg. 49, CEDH 1999-II).   Dosyadaki unsurlar ile 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ulusal makamlara bıraktığı takdir   marjı dikkate alındığında, AĐHM, ꢀehir planlaması için baꢀvurana empoze edilen düzenleme   ortaklık payının kamu yararı ile ilgili ꢀahsın haklarının korunma zorunluluğu arasındaki adil   dengeyi tehlikeye sokacak nitelikte olmadığı kanaatine varmaktadır.   Yukarıdaki unsurlar göz önüne alındığında, baꢀvurunun bu bölümü açıkça dayanaktan   yoksun olduğundan, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları gereğince reddedilmesi   uygun olacaktır.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran ayrıca, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunarak, ulusal mahkemeler   önünde görülen yargılamanın süresinden ꢀikâyetçi olmaktadır.   Hükümet, baꢀvuranın bu iddiasına karꢀı çıkmakta ve davasının ulusal mahkemelerde « makul   süre » içerisinde görüldüğünü savunmakatdır.   AĐHM, dikkate alınması gereken sürenin baꢀvuranın belediye nezdinde yaprığı ilk itiraz tarihi   olan 7 Eylül 1995 tarihinde baꢀladığını gözlemlemektedir. Bu konuda AĐHM, ꢀayet bir dava   açılmadan önce izlenmesi gereken bir baꢀvuru yolu bulunmakta ise, izlenmesi gereken idari   sürecin değerlendirilmesi gereken dava süresine dahil edildiğini hatırlatmaktadır (Fransa   aleyhine Vallée davası, 26 Nisan 1994, prg. 33, seri A no 289-A, ve Fransa aleyhine Santoni   davası, no 49580/99, prg. 37, 29 Temmuz 2003). Mevcut davada bu süre Danıꢀtay kararı ile 19   ꢁubat 2003 tarihinde sona ermiꢀtir. Dolayısıyla, söz konusu dönem iki kademeli yargılama   sonunda yedi yıl beꢀ ay sürmüꢀtür.   AĐHM, bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan   yoksun olmadığıını ve ayrıca baꢀka bir kabuledilemezlik gerekeçesi bulunmadığını   kaydetmektedir. Bu itibarla, baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   AĐHM, bir yargılama için makul sürenin, özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuran ve yetkili   makamların tutumu, ilgili taraflar için davanın önemi gibi ꢀartlara ve AĐHM içtihatını   yönlendiren kıstaslara bağlı olarak değiꢀiklik gösterebileceğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğer   birçokları arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası [GC], no 30979/96, prg. 43, CEDH   2000-VII).   AĐHM ayrıca, mevcut davanın konusuna benzer birçok davaya baktığını ve bu davalarda   AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlâl edildiğine hükmettiğini hatırlatmaktadır   (Frydlender, ilgili bölüm).   Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AĐHM, mevcut davada farklı   bir sonuca ulaꢀmak için Hükümet’in hiçbir tespit ve delil unsuru sunmadığı kanaatine   varmaktadır.   AĐHM, konuyla ilgili yerleꢀik içtihadını dikkate alarak, mevcut davada iki kademeli   yargılama sonrasında yedi yıl beꢀ aydan fazla süren ihtilaflı yargılama süresinin aꢀırı   olduğuna ve « makul süre » ilkesine uymadığına hükmetmektedir.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlâl edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususuna iliꢀkin olarak ise baꢀvuran, 806.000 Euro   maddi ve 100.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır. Ayrıca baꢀvuran, 50.000   Euro yargılama masraf ve gideri talep etmekte ve bir avukatlık ücret sözleꢀmesini belge   olarak sunmaktadır.   AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte   ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın AĐHM, baꢀvurana 4.000 Euro manevi   tazminat ödenmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunmaktadır. Yargılama masraf ve   giderleri kapsamında AĐHM, tüm masraflar için baꢀvurana 1.000 Euro ödenmesinin uygun   olacağı kanaatindedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,   1. Oyçokluğu ile baꢀvurunun AĐHS’nin 6/1 maddesi kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin   kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. Oybirliğiyle,   a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere,   her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 4.000   Euro (dört bin Euro) manevi tazminat ve 1.000 Euro (bin Euro) yargılama masraf   ve gideri ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Oybirliğiyle adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Mevcut karar ekinde, AĐHS’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve Đçtüzüğün 74. maddesinin 2.   paragrafına uygun olarak Yargıç Popovic ve Yargıç Sajo’nun ayrık oy görüꢀü bulunmaktadır.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło