32697/02

WyrokETPCz2009-10-20ECLI:CE:ECHR:2009:1020JUD003269702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie własności nieruchomości bez odszkodowania stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w prawo do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 Konwencji? Czy przewlekłość postępowania sądowego naruszyła wymóg "rozsądnego terminu" z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że pozbawienie skarżącego własności nieruchomości bez wypłaty jakiegokolwiek odszkodowania stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jego prawo do poszanowania mienia, gwarantowane przez art. 1 Protokołu nr 1. Chociaż cel ochrony przyrody i lasów leży w interesie publicznym, brak rozsądnego odszkodowania czyni taką ingerencję nadmierną, chyba że istnieją wyjątkowe okoliczności, których w tej sprawie nie stwierdzono. Ponadto, Trybunał uznał, że postępowanie krajowe, trwające około ośmiu lat w dwóch instancjach, przekroczyło "rozsądny termin" wymagany przez art. 6 ust. 1 Konwencji, naruszając tym samym prawo skarżącego do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Cihan Bozak, nabył w 1985 roku nieruchomość w Stambule, która w 1986 roku została potwierdzona jako grunt rolny. W 1994 roku Ministerstwo Leśnictwa wszczęło postępowanie o unieważnienie aktu własności skarżącego, twierdząc, że grunt jest terenem leśnym. Sądy krajowe orzekły, że nieruchomość została sklasyfikowana jako las już w 1939 roku, co doprowadziło do unieważnienia aktu własności skarżącego i przeniesienia gruntu na Skarb Państwa bez wypłaty odszkodowania.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznaje skargę za dopuszczalną; stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; odracza kwestię stosowania art. 41 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   BOZAK - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 32697/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   (Esas)   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (32697/02) no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀı Mehmet Cihan Bozak’ın (baꢀvuran) 16 Temmuz 2002 tarihinde Avrupa Đnsan   Hakları Mahkemesi’ne Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin   Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ   olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu   avukatlarından H. I. Er tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1928 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Mart 1967 tarihinde, 7 Mayıs 1945 tarihli kadastro tutanağı esas alınarak M.M.K. adına   bir tapu senedi düzenlenmiꢀtir. Bu tapu, Taꢀmandıra yöresinde (Beykoz’un Poyraz köyü)   bulunan 16 120 m2 yüzölçümüne sahip 2/6 ada ve 12 parsel numaralı bir araziye aittir. Söz   konusu tapuda tarla ve tarım alanı olarak vasıflandırılan bu arazi aynı zamanda orman alanı   dıꢀında sınıflandırmıꢀtır.   Haziran 1974 tarihli satıꢀ senedi vasıtasıyla arazi A.R.’nin mülkiyetine geçmiꢀtir.   Baꢀvuran ise 30 Temmuz 1985 tarihli bir satıꢀ senedi vasıtasıyla söz konusu araziye sahip   olmuꢀtur. Arazi, tapu siciline ilgili ꢀahıs adına kaydedilmiꢀ ve kendisine bir tapu senedi   verilmiꢀtir.   Beykoz kaymakamlığı, baꢀvuranın talebi üzerine 30 Mayıs 1986 tarihinde söz konusu   arazinin tarla ve tarım alanı vasfını doğrulamıꢀtır. Kaymakamlık, Tarım Orman ve Köyiꢀleri   Bakanlığı Beykoz Đlçe Müdürlüğü teknisyeni K.S.’nin bilirkiꢀi raporuna dayanarak arazinin   tarla ve tarım alanı olarak kullanıldığını, orman vasfı taꢀımasını gerektirecek herhangi bir   özelliğe sahip olmadığını ve sadece ormanlık alanın bitiꢀiğinde bulunduğunu kaydetmiꢀtir.   ꢁubat 1994 tarihinde Orman Bakanlığı, ihtilaflı arazinin ormanlık alan içerisinde   bulunduğu gerekçesiyle baꢀvurana ait tapunun iptali ve Devlet Hazinesi adına tescil edilmesi   talebiyle Beykoz Asliye Hukuk Mahkemesi (« mahkeme ») önünde dava açmıꢀtır.   Mahkeme, 21 Aralık 2000 tarihinde arazinin 1939 yılında orman vasıflı olarak   sınıflandırıldığını bildiren 20 Mayıs 1999 ve 8 Temmuz 2000 tarihli bilirkiꢀi raporlarına   dayanarak, bakanlığın talebini haklı bulmuꢀ ve ihtilaflı arazinin ormanlık alan olduğuna   hükmetmiꢀtir.   Eylül 2001 tarihinde Yargıtay, baꢀvuranın temyiz ettiği kararı onamıꢀtır.   Yargıtay, 21 Ocak 2002 tarihinde baꢀvuranın karar düzeltme talebini reddetmiꢀ ve bu   kararı Mart 2002’de baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.   AĐHM’nin davayı Hükümete bildirmesi üzerine baꢀvuran, 6 Haziran 2008 tarihinde   Beykoz Asliye Hukuk Mahkemesi’ne baꢀvurarak arazinin durum ve değerinin, uğradığı   zararın ve çöp ve atık yok etme yeri olarak kullanılmasıyla sağlanacak potansiyel kazancın   hesaplanmasını talep etmiꢀtir. Baꢀvuran aynı gün, bu talebini Beykoz mahkemesi önünde   yinelemiꢀtir.   Yine aynı gün, iki mahkeme de arazinin tapu sicilinde Devlet Hazinesi adına tescil edildiği   ve dolayısıyla baꢀvuranın mülk sahibi olamayacağı gerekçesiyle bu talebi reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran, tazminat ödenmeksizin, tapusunun iptal edilerek Devlet Hazinesi adına tescil   edilmesinin 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca mülküne saygı gösterilmesi hakkına   yönelik orantısız bir müdahale oluꢀturduğunu ileri sürmektedir.   Hükümet, söz konusu taꢀınmazın tasnifinin Türkiye’nin AĐHM’nin zorunlu yargı yetkisini   tanıdığı 22 Ocak 1990 tarihinden önce gerçekleꢀmesi doğrultusunda baꢀvuranın ꢀikayetinin   ratione temporis açısından AĐHS hükümleri ile bağdaꢀmadığını belirtmektedir. Hükümet   ayrıca, baꢀvuranın T.C. Anayasası’nın 125. maddesi gereğince bir tazminat talebinde   bulunabileceğini ve bu nedenle iç hukuk yollarını tamamen tüketmediğini savunmaktadır.   Baꢀvuran, AĐHM’nin bu ön itirazları reddetmesini istemektedir.   AĐHM, daha önceki kararlarında buna benzer itirazları reddettiğini hatırlatmaktadır   (bakınız, en son olarak, Turgut ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 69-82). AĐHM, mevcut davada   daha önce vardığı sonuçlardan farklı düꢀünmesini gerektirecek herhangi bir neden   görmemekte ve Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.   Yaptığı inceleme sonucunda AĐHM, ilk önce 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci   bendinin ikinci cümlesi anlamında baꢀvuranın mülkiyet hakkına yönelik mülkten ‘yoksun   bırakma’ olarak değerlendirilmesi gereken bir müdahalenin var olduğunu not etmektedir.   Ulusal mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçeleri göz önünde bulunduran AĐHM,   baꢀvurana uygulanan yoksun bırakma iꢀlemine gerekçe olarak gösterilen tabiatın ve   ormanların korunması amacının 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendinin ikinci   cümlesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğini düꢀünmektedir (bakınız, diğerleri   arasından, Türkiye aleyhine ꢁatır davası, no 36192/03, prg. 33, 10 Mart 2009).   Bu çerçevede AĐHM daha önce, baꢀvuranın ꢀikâyetine benzer bir ꢀikâyeti incelediğini ve 1.   Nolu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır.   Gerçekten de AĐHM, mülkün değerine karꢀılık gelen makul bir meblağın ödenmemesi   durumunda mülkten mahrum etmenin aꢀırı bir müdahale teꢀkil edeceğine ve hiçbir tazminat   ödenmemesi durumunun ise 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında ancak istisnai   koꢀullarda meꢀruiyet kazanabileceğine hükmetmiꢀtir (Turgut ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 86-   93, ve ꢁatır, ilgili bölüm, prg. 34). Mevcut davada AĐHM, taꢀınmazının Devlet Hazine’sine   devredilmesi nedeniyle baꢀvurana hiçbir tazminat ödenmediğini kaydetmektedir. AĐHM ayrıca,   Hükümetin farklı bir sonuca varmak için herhangi bir olgu ya da argüman sunmadığını not   etmektedir (Turgut ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 92, ve ꢁatır, ilgili bölüm, prg. 34).   Bu durumda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran ayrıca, yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen   « makul süre » ilkesini karꢀılamadığını iddia etmektedir.   Hükümet bu sava karꢀı çıkmakta ve yargılama süresinin makul olduğunu savunmaktadır.   AĐHM, öncelikle söz konusu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında   baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmekte ve bu nedenle   kabuledilebilir ilan etmektedir.   Esasla ilgili olarak ise AĐHM, baꢀvuranın ꢀikâyet ettiği yargılamanın 7 ꢁubat 1994   tarihinde baꢀladığını ve 21 Ocak 2002 tarihinde sona erdiğini, dolayısıyla iki dereceli   mahkemelerde yaklaꢀık sekiz yıl kadar sürdüğünü not etmektedir. AĐHM, mevcut davadakine   benzer sorunların öne çıktığı birçok davada, konuyla ilgili yerleꢀik içtihadındaki kıstasları   dikkate alarak « makul süre » gereksiniminin ihlal edildiği sonucuna vardığını   hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası [GC],   no 30979/96, prg. 43-45, CEDH 2000-VII).   Sunulan tüm unsurları inceledikten sonra AĐHM, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca   varmaya yarayacak herhangi bir olgu ya da argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır.   Konuyla ilgili içtihadını dikkate alan AĐHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin aꢀırı   olduğu ve « makul süre » gereksinimini karꢀılamadığı sonucuna varmaktadır.   Bu itibarla, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvuran, arazinin bugünkü değeri karꢀılığında 1 934 400 Euro (yani 120 Euro/m²),   arazinin Devlet Hazinesi’ne devrinden sonra yıkılan ev karꢀılığında 50 000 Euro ve arazinin   kendi iddiasına göre çöp ve atık yok etme yeri olarak kullanılması dolayısıyla kaybettiği   kazanç karꢀılığında 500 000 Euro olmak üzere toplam 2 484 400 Euro (EUR) tutarında bir   maddi tazminat talep etmektedir.   Talep ettiği tutarların gerçekliğini kanıtlamak amacıyla baꢀvuran, ilk olarak uğradığı   zararın hesaplanması amacıyla mahkemelere baꢀvurduğunu, ancak mahkemelerin bu talebini   reddettiğini, daha sonra bir notere baꢀvurduğunu, ancak Adalet Bakanlığı’nın noterlerin   böylesi bir faaliyette bulunmasını engelleyen talimatları doğrultusunda talebinin   sonuçlandırılamadığını belirtmektedir. Baꢀvuran, noterlerin faaliyetiyle ilgili üç bakanlık   talimatını dava dosyasına eklemiꢀtir. Nihayetinde baꢀvuran, bir inꢀaat mühendisi (bilirkiꢀi   lisanslı), bir uzman topograf (kadastro ve topografi mühendisleri odası tarafından onaylı   lisans sahibi) ve bir avukattan oluꢀan bilirkiꢀi heyetini görevlendirmiꢀtir. Bilirkiꢀi heyeti,   raporunda, uğranan zararı konuyla ilgili birçok kıstası dikkate alarak hesaplamıꢀtır. Baꢀvuran   ayrıca, arazinin özellikle on yıldan beri inꢀaatçıların çok beğendiği bir alanda yer aldığını   eklemektedir.   Hükümet, nazari ve dayanaktan yoksun olarak nitelendirdiği bu tazminat taleplerinin   AĐHM tarafından reddedilmesini istemektedir. Hükümet, AĐHS’nin ihlali ile talep edilen zarar   arasında nedensellik bağı bulunmadığını belirtmekte ve baꢀvuranın uğradığı zararı kanıtlayan   hiçbir belge sunmadığını savunmaktadır. Hükümet, adil tatminin AĐHS’nin kontrol   mekanizmasının temel amacını oluꢀturmadığını hatırlatmakta ve baꢀvuranın talep ettiği   tutarların ülkenin ekonomik ve sosyal gerçekleriyle bağdaꢀmadığını ileri sürmektedir.   Savunmacı Devlet ile baꢀvuran arasında uzlaꢀma olasılığını dikkate alan AĐHM, AĐHS’nin   41. maddesinin uygulanması konusunun mevcut dava koꢀullarında, ayrı tutularak, ꢀimdilik ele   alınmaması gerektiği kanaatine varmaktadır.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;   4. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun;   a) saklı tutulmasına;   b) Hükümet ve baꢀvuranın, kararın tebliğinden itibaren üç ay içinde bu mesele   hakkındaki görüꢀlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları   her türlü uzlaꢀmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;   c) Sonraki prosedürün saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire baꢀkanının izlenecek   prosedürü belirlemeye yetkili kılınmasına;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło