32705/02

WyrokETPCz2009-10-20ECLI:CE:ECHR:2009:1020JUD003270502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie i aresztowanie skarżących, w tym brak niezwłocznego poinformowania o przyczynach zatrzymania, brak niezwłocznego postawienia przed sędzią, brak możliwości zakwestionowania legalności zatrzymania, brak dostępu do adwokata na wczesnym etapie postępowania oraz niedoręczenie uwag prokuratora w postępowaniu odwoławczym, naruszyły prawa skarżących wynikające z art. 5 i 6 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że prawo do niezwłocznego poinformowania o przyczynach zatrzymania (art. 5 ust. 2) zostało naruszone, ponieważ informacja została przekazana dopiero cztery dni po zatrzymaniu, a materiały znalezione w domu nie stanowiły wystarczającego uzasadnienia. Naruszenie art. 5 ust. 3 stwierdzono z uwagi na dziewięciodniowe zatrzymanie policyjne bez kontroli sądowej, co przekroczyło dopuszczalne ramy czasowe. Brak skutecznego środka prawnego do zakwestionowania legalności zatrzymania (art. 5 ust. 4) również doprowadził do naruszenia. W odniesieniu do art. 6, Trybunał podkreślił, że systematyczny brak dostępu do adwokata na etapie zatrzymania policyjnego, zwłaszcza gdy zeznania uzyskane bez adwokata stanowiły podstawę skazania, nie mógł być naprawiony przez późniejszą pomoc prawną, co naruszyło prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 i 3 lit. c). Ponadto, niedoręczenie skarżącym pisemnych uwag prokuratora w postępowaniu odwoławczym naruszyło zasadę równości broni (art. 6 ust. 1).
Stan faktyczny
Skarżący, Hikmettin Attı i Nevzat Tedik, zostali zatrzymani w Diyarbakır 31 maja 1999 roku, Attı z powodu "podejrzeń", a Tedik "w ramach śledztwa". Byli przetrzymywani przez policję przez dziewięć dni bez dostępu do adwokata, a o przyczynach zatrzymania zostali poinformowani dopiero cztery dni później. Zeznania złożone na policji, które skarżący później odrzucili jako wymuszone, stały się podstawą ich skazania przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır na dwanaście i pół roku więzienia za członkostwo w nielegalnej organizacji. W postępowaniu odwoławczym przed Sądem Kasacyjnym, pisemne uwagi prokuratora generalnego nie zostały doręczone skarżącym ani ich adwokatom.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdza niedopuszczalność skargi dotyczącej art. 8 Konwencji, a pozostałą część skargi uznaje za dopuszczalną; stwierdza naruszenie art. 5 ust. 2, 3 i 4 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 3 lit. c w związku z art. 6 ust. 1 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; zasądza każdemu skarżącemu kwotę 5 000 euro tytułem szkody niemajątkowej oraz łącznie 2 000 euro tytułem kosztów i wydatków; odrzuca pozostałe żądania zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ATTI VE TEDĐK/TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 32705/02)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 32705/02 no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀları Hikmettin Attı ve Nevzat Tedik’in (“baꢀvuranlar”), Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne 15 Ekim 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler   Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından Mesut Beꢀtaꢀ ve Meral   Beꢀtaꢀ tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   Baꢀvuranlar, sırasıyla 1979 ve 1975 doğumludur ve Diyarbakır’da yaꢀamaktadır.   Mart 1999’da baꢀvuranlar, Diyarbakır’da farklı yerlerde yakalanmıꢀtır. Attı   hakkındaki yakalama tutanağından, öğrenim gördüğü üniversitenin dıꢀında yakalandığı   anlaꢀılmaktadır. Yakalanma nedeni, polis memurlarının Attı’nın “durumundan ꢀüphe   etmeleridir”. “Gerekli soruꢀturmanın yürütülmesi” için polis tarafından gözaltına alınmıꢀtır.   Hakkındaki yakalama tutanağına göre, Tedik bir evde ve “soruꢀturma dahilinde”   yakalanmıꢀtır. Tedik de polis karakoluna götürülmüꢀtür. Tedik’i yakalayan polis memurları   evi aramıꢀlar, Kürtçe ve Türkçe dillerinde birçok kitap ve dergi ele geçirmiꢀlerdir. Kitaplar   arasında bir ꢀiir kitabı, bir roman ve Kürtçe bir gramer kitabı bulunmaktadır.   Baꢀvuranların alıkonduğu Diyarbakır Polis Karakolu, 2 ve 4 Haziran 1999 tarihlerinde   Diyarbakır DGM Savcılığı’na yazı göndermiꢀ ve baꢀvuranları birkaç gün daha tutuklu   bulundurmak için izin istemiꢀtir. 4 Haziran 1999’da Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranların 10   Haziran 1999’a kadar tutuklu bulundurulması için izin vermiꢀtir.   Ayrıca 4 Haziran 1999’da polis memurları, baꢀvuranları aynı gün hazırlanan iki imzalı   ifadede PKK1 adına Molotof kokteyli hazırlamanın ve atmanın da dahil olduğu eylemler   düzenlediklerini iddia ettikleri farklı yerlere götürmüꢀtür.   Baꢀvuranlar 8 Haziran 1999’da polis memurları tarafından sorgulanmıꢀtır. PKK   sempatizanları olduklarını ve aynı zamanda Yurtsever Gençlik Birliği üyesi olduklarını   belirtmiꢀlerdir.   Haziran 1999’da baꢀvuranlar, polis tarafından serbest bırakılmıꢀ ve ifadelerini alan   Diyarbakır DGM Savcısı önüne çıkarılmıꢀlardır. Baꢀvuranlar ifadelerinde PKK ile   bağlantıları olduğunu reddetmiꢀ ve okumalarına izin verilmeksizin polis gözetiminde alınan   ifadeleri imzalamak zorunda bırakıldıklarını kaydetmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar aynı gün   aleyhlerindeki cezai takibat devam etmekte olduğu halde tutuklu yargılanmalarına karar veren   nöbetçi hakim önüne çıkarılmıꢀlardır.   Polis memurlarını müteakiben Cumhuriyet Savcısı ve hakim tarafından   sorgulandıkları sırada baꢀvuranları herhangi bir avukat temsil etmemiꢀtir.   Kürdistan Đꢀçi Partisi, yasadıꢀı bir örgüt.   Haziran 1999’da Diyarbakır DGM Savcısı, baꢀvuranı ve diğer on kiꢀiyi, sözkonusu   tarihte yürürlükte olan Ceza Kanunu’nun 168. maddesinde tanımlanan bir suç olan yasadıꢀı   bir örgüte üye olmakla suçlayarak aynı mahkemeye bir iddianame sunmuꢀtur.   Davaya iliꢀkin ilk duruꢀma Diyarbakır DGM 1. Dairesi’nce 22 Haziran 1999’da   düzenlenmiꢀtir. Baꢀvuranlar yargılanma sürecinde avukatlar tarafından temsil edilmiꢀ ve   sürekli olarak, polis gözetiminde alınan ifadelerinin doğruluğunu inkar etmiꢀlerdir.   Mart 2001’de baꢀvuranlar suçlu bulunmuꢀ ve on iki buçuk yıl hapis cezasına   mahkum edilmiꢀtir. Diyarbakır DGM, baꢀvuranları mahkum ederken polis gözetiminde   verdikleri ifadeleri dayanak olarak almıꢀtır.   Yargıtay Baꢀsavcısı, Diyarbakır DGM’ye yazılı görüꢀlerini sunmuꢀtur ancak   sözkonusu görüꢀler, baꢀvuranlara ya da avukatlarına tebliğ edilmemiꢀtir. Baꢀvuranların   mahkumiyeti, 11 Ekim 2001’de Yargıtay tarafından onanmıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 5/2 maddesine dayanarak yakalanma nedenlerinin kendilerine   bildirilmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀlardır. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarını   dayanak olarak gösteren baꢀvuranlar, polis tarafından tutuklu bulundurulma sürelerinin aꢀırı   uzun olduğundan ve tutuklanmalarının yasaya uygunluğuna itiraz etme fırsatına sahip   olmadıklarından ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ꢀikayetlerin dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru taꢀımadıklarını tespit eder. Bu nedenle, baꢀvuranların ꢀikayetleri kabuledilebilir   niteliktelerdir.   B. Esas   1. AĐHS’nin 5/2 maddesi bağlamındaki ꢀikayetler   Baꢀvuranlar, 31 Mayıs 1999 tarihinde yakalanmalarına iliꢀkin sebeplerin kendilerine   bildirilmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   Hükümet, yakalama tutanaklarının baꢀvuranların her ikisi tarafından imzalanmasının,   yakalanma sebeplerinden haberdar olduklarını gösterdiği kanaatindedir. Ayrıca, Tedik’in   evinde belirli sayıda materyal ele geçirilmiꢀtir ve bu nedenle, baꢀvuran sözkonusu   materyallerin niteliklerinin farkında olmadığını iddia edemez.   AĐHM, AĐHS’nin 5/2 maddesinin yakalanan her kiꢀinin, özgürlüğünden ne sebeple   mahrum bırakıldığını bilmesi gerektiği güvencesini içerdiğini yineler. Bu hüküm, 5. maddenin   sağladığı korumanın bütünleyici bir parçasıdır. AĐHS’nin 5/2 maddesine göre, yakalanan   kiꢀiye, uygun gördüğü takdirde, 5/4 maddesine uygun olarak bir mahkemeye baꢀvurarak   yakalanmasının yasallığına itiraz edebilmesi için basit ve anlaꢀılır, teknik olmayan bir dille   yakalanmasına iliꢀkin yasal ve fiili gerekçeler anlatılmalıdır. Bu bilgi, kiꢀiye derhal   iletilmelidir ancak yakalama eylemini gerçekleꢀtiren memurun bilgiyi, yakalamanın   gerçekleꢀtirilme anında bütünüyle nakletmesi zorunlu değildir (bkz. Fox, Campbell ve   Hartley/Đngiltere, 30 Ağustos 1990, 40. paragraf, A Serisi no. 182, ve H.B./Đsviçre, no.   26899/95, 47. paragraf, 5 Nisan 2001).   Mevcut davada baꢀvuranlar, 31 Mayıs 1999’da yakalanmıꢀlar ve aynı gün polis   tarafından gözaltına alınarak 9 Haziran 1999’da Cumhuriyet Savcısı ve hakim karꢀısına   çıkarılana dek gözaltında tutulmuꢀlardır. AĐHM, baꢀvuruyu tebliğ ederken Hükümet’i   baꢀvuranlara, yakalanma nedenlerinin ivedilikle bildirildiği hususunda yazılı deliller sunmaya   davet etmiꢀtir. Hükümet cevabında, baꢀvuranların imzaladığı ancak AĐHM’nin gözlemlediği   kadarıyla herhangi bir nedenden söz edilmeyen yakalama tutanaklarına atıfta bulunmuꢀtur.   Tutanaklardan yalnızca Attı’nın, polis memurlarının “durumundan ꢀüphe etmeleri” nedeniyle   yakalandığı kaydedilmiꢀtir. Tedik ise “soruꢀturma kapsamında” yakalanmıꢀtır.   AĐHM, Hükümet’in Tedik’in yakalandığı evde ele geçirilen “materyallere” atıfta   bulunması hususunda, sözkonusu “materyallerin” Tedik’in suçlu bulunmasına ve mahkum   edilmesine yol açan suçla ilgisi bulunmayan kitaplardan ve dergilerden meydana geldiğini   kaydeder. Her halükarda, AĐHM sözkonusu kitapların ve dergilerin Tedik’in yakalandığı evde   ele geçirilmesinin, kendisine yakalanmasının “baꢀlıca yasal ve fiili gerekçelerinin”   bildirilmesi olarak kabul edilemeyeceği kanaatindedir (bkz., inter alia, Fox, Campbell ve   Hartley, 40. paragraf).   Bu nedenle AĐHM, dava dosyasında baꢀvuranların, 4 Haziran 1999’da çeꢀitli yerlere   götürülüp bu yerlerde polis memurları tarafından sorgulanana kadar yakalanmalarına iliꢀkin   nedenlerden haberdar edildiklerini gösteren delillerin mevcut olmamasına dikkat çeker.   AĐHM, baꢀvuranların sözkonusu yerlere götürülmelerinin ardından alınan ifadelerinin   içeriklerinin, neden yakalandıklarını anlamalarını sağlayabileceğini kabul etmektedir; ancak,   sözkonusu bilginin baꢀvuranlara, yakalanmalarından dört gün sonra bildirilmesi, ivedilik   olarak kabul edilemez.   AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıꢀığında, AĐHS’nin 5/2 maddesinin ihlal edildiği   sonucuna varır.   2. AĐHS’nin 5/3 maddesi bağlamındaki ꢀikayetler   Baꢀvuranlar, bir hakim ya da kanunla yargı gücünü kullanmaya yetkili kılınan bir   görevli önüne çıkarılmaksızın on gün boyunca polis tarafından gözaltında tutulduklarını iddia   etmiꢀlerdir.   Hükümet, baꢀvuranların polis gözetiminde tutulma sürelerinin, sözkonusu tarihte   yürürlükte olan yasalara uygun olduğunu ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, baꢀvuranların polis tarafından dokuz gün gözaltında tutulduklarını kaydeder.   Brogan ve Diğerleri/Đngiltere (29 Kasım 1988, 62. paragraf, A Serisi no. 145-B) davasında   yargı denetimi olmaksızın dört gün altı saat süren polis gözetiminin, toplumu bütün olarak   terörizme karꢀı koruma amacını gütmesine rağmen, AĐHS’nin 5/3 maddesi bağlamındaki   değiꢀmez süre kısıtlamalarına uygun olmadığı sonucuna vardığını hatırlatır.   Baꢀvuranların suçlandıkları eylemlerin ciddi nitelikli oldukları kabul edilse dahi   AĐHM, onları bir hakim ya da kanunla yargı gücünü kullanmaya yetkili kılınan bir görevli   önüne çıkarılmaksızın on gün boyunca gözaltında tutmanın gerekli olduğunu kabul edemez.   Dolayısıyla AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   3. AĐHS’nin 5/4 maddesi bağlamındaki ꢀikayetler   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 5/4 maddesine dayanarak polis tarafından gözaltında   tutulmalarının yasalara uygunluğuna itiraz edemediklerini iddia etmiꢀlerdir.   Hükümet, sözkonusu tarihte yürürlükte olan CMK’nın 128. maddesinin, polis   tarafından gözaltında tutulmanın yasallığına itiraz ederken kullanılabilecek bir iç hukuk yolu   sağladığını ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, mevcut davadakine benzer meselelerin ortaya konduğu çeꢀitli davalarda,   Hükümet’in yukarıda kaydedilen beyanını reddetmiꢀ ve AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal   edildiğini tespit etmiꢀ olduğunu kaydeder (bkz., son olarak, Đpek ve Diğerleri/Türkiye, no.   17019/02 ve 30070/02, paragraflar 39-42, 3 ꢁubat 2009, ve orada anılan olaylar). AĐHM,   mevcut davada daha önce vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını gerektiren özel   koꢀullar tespit etmemiꢀtir.   Sonuç olarak, AĐHM AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği kanısına varır.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 6/1 maddesine dayanarak Cumhuriyet Savcısı’nın Yargıtay’a   sunduğu yazılı görüꢀlerinin kendilerine tebliğ edilmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   Baꢀvuranlar ayrıca polis gözetiminde tutuldukları sırada avukat yardımı almadıklarından   ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   Hükümet, baꢀvuranların iddialarına itiraz etmiꢀ ve tarafların Yargıtay’ın bakmakta   olduğu tüm dosyalara eriꢀebilmeleri nedeniyle Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görüꢀlerini de   bulabileceklerini ileri sürmüꢀtür. Hükümet aynı zamanda polis gözetiminde tutulan   baꢀvuranlara, yasal yardım alma haklarına iliꢀkin bilgi verildiğini ileri sürmüꢀtür. Her   halükarda, baꢀvuranlar cezai takibat sürecinde bir avukat tarafından temsil edilmiꢀlerdir.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ꢀikayetlerin dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru taꢀımadıklarını tespit eder. Bu nedenle, baꢀvuranların ꢀikayetleri kabuledilebilir   niteliktelerdir.   B. Esas   1. Cezai takibatın ilk aꢀamalarında yasal yardım alınamamasına iliꢀkin ꢀikayet   AĐHM, Salduz/Türkiye [BD] (no. 36391/02, paragraflar 50-55, 27 Kasım 2008)   davasında ortaya konan temel ilkeleri hatırlatır. Mevcut davayı, bu ilkeler ıꢀığında   inceleyecektir.   AĐHM, mevcut davada, baꢀvuranların avukata eriꢀimlerine getirilen kısıtlamanın,   sistematik olduğunu ve devlet güvenlik mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçla   bağlantılı olarak polis tarafından gözaltına alınan herkese uygulandığını gözlemler. Ayrıca,   baꢀvuranlar avukat gıyabında alınan ifadelerinin içeriğini sürekli olarak reddetmelerine   rağmen, Diyarbakır DGM onları suçlu bulurken sözkonusu ifadeleri dayanak olarak almıꢀtır.   Bu nedenle, mevcut davada, baꢀvuranların avukata eriꢀimlerine getirilen kısıtlamadan   etkilenmiꢀ oldukları kesindir. Sonuç olarak, ne bu durum akabinde aldıkları avukat yardımı ne   de birbirini takip eden yargılamaların çekiꢀmeli niteliği daha önce meydana gelen hataları   telafi edebilmiꢀtir.   Özetle, baꢀvuranların yargılanmaları sırasında aleyhlerinde sunulan delillere itiraz   etme fırsatları bulunduğu halde, polis tarafından gözaltında tutuldukları süreçte avukat   yardımı alamamaları savunma haklarını telafi edilemez ꢀekilde etkilemiꢀtir.   Bu nedenle, AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendi, 6/1 maddesi ile birlikte   ihlal edilmiꢀtir.   2. Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görüꢀlerinin baꢀvuranlara tebliğ edilmemesi   hususundaki ꢀikayet   AĐHM, Göç/Türkiye [BD] (no. 36590/97, paragraflar 53-58, AĐHM 2002-V)   davasında verdiği kararda aynı ꢀikayeti incelemiꢀ ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini   tespit etmiꢀ olduğunu kaydeder.   Mevcut davada baꢀvuranların ꢀikayetlerini inceleyen AĐHM, yukarıda kaydedilen   davada vardığı sonuçtan farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.   Dolayısıyla, Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görüꢀlerinin baꢀvuranlara tebliğ   edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   AĐHS’nin 8. maddesine dayanan baꢀvuranlar, yakalanmalarının yakınlarına   bildirilmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet, AĐHM’ye mevcut davada 31 Mayıs 1999’da hazırlanan yakalama   tutanaklarını sunmuꢀtur. Sözkonusu raporlardan, her iki baꢀvuranın yakınlarının   yakalanmalarından haberdar edildikleri anlaꢀılmaktadır.   Baꢀvuranların, raporların doğruluğuna ve güvenilirliğine itiraz etmediklerini kaydeden   AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi bağlamında dayanaktan olduğu   kanaatindedir ve AĐHS’nin 35/4 maddesi uyarınca ꢀikayeti reddeder.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuranların her biri maddi tazminat olarak 20,000 Türk Lirası (TRY; yaklaꢀık   10,700 Euro) ve manevi tazminat olarak 30,000 TRY (yaklaꢀık 16,000 Euro) talep etmiꢀtir.   Hükümet, sözkonusu meblağın aꢀırı olduğu ve delillerle desteklenmediği kanısındadır.   Tespit edilen ihlaller ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını   kaydeden AĐHM, sözkonusu talebi reddeder. Ancak, hakkaniyet temelinde, her bir baꢀvurana   5,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesi uyarınca bir ihlalin tazmini için en uygun yolun,   sözkonusu maddeye riayet edilmiꢀ olsaydı, baꢀvuranların ꢀu an içinde bulunacakları durumu,   mümkün olduğunca, yeniden sağlamak olacağını hatırlatır. Sonuç olarak, en uygun tazmin   yolunun, talep etmeleri halinde, baꢀvuranların AĐHS’nin 6/1 maddesi gereğince yeniden   yargılanmaları olacağı kanaatindedir (bkz. Salduz, 72. paragraf ve orada anılan olaylar).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuranlar ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptıkları masraf ve giderler için   16,250 TRY (yaklaꢀık 8,700 Euro) talep etmiꢀtir. Taleplerine gerekçe olarak yasal   temsilcilerinin dava üzerinde harcadıkları saatlere iliꢀkin ayrıntıları AĐHM’ye maddeler   halinde sunmuꢀlardır.   Hükümet bu talebe itiraz etmiꢀ ve talebin, dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiꢀtir.   AĐHM içtihadına göre, baꢀvuran ancak gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldıklarını   ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak   kazanır. Mevcut davada sunulan belgeleri ve yukarıda anılan kriterleri göz önüne alan AĐHM   tüm baꢀlıklar altındaki harcamalar için baꢀvuranlara toplam 2,000 Euro tazminat   ödenmemesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE   1. AĐHS’nin 8. maddesi bağlamındaki ꢀikayetin kabuledilemez olduğuna ve baꢀvurunun kalan   kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5. maddesinin 2., 3. ve 4. paragraflarının ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendinin ihlal   edildiğine;   4. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ayrıca ihlal edildiğine;   5. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Davalı Hükümet’in para birimine   çevrilmek üzere Davalı Devlet tarafından her bir baꢀvurana 5,000 Euro manevi tazminat ve   ödenebilecek her tür vergi ile yargılama masraf ve giderleri için baꢀvuranlara toplam olarak   2,000 Euro ve ödenebilecek her tür verginin ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının   üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło