32962/96

WyrokETPCz2001-09-25ECLI:CE:ECHR:2001:0925JUD003296296

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy przewlekłość postępowania karnego, trwającego około 15 lat, naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? 2. Czy Sąd Wojenny (Sıkıyönetim Mahkemesi) w Turcji, składający się z sędziów wojskowych i oficera, spełniał wymogi niezawisłego i bezstronnego sądu w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji, w kontekście sądu cywilnego oskarżonego o próbę obalenia porządku konstytucyjnego?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie karne skarżącego trwało nadmiernie długo (około 15 lat, z czego 8 lat i 11 miesięcy w jurysdykcji ratione temporis Trybunału), co stanowiło naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Pomimo złożoności sprawy i dużej liczby oskarżonych, państwo ma obowiązek zorganizować swój system sądowniczy w taki sposób, aby zapewnić rozpatrywanie spraw w rozsądnym terminie. W kwestii niezawisłości i bezstronności Sądu Wojennego, Trybunał podkreślił, że sędziowie wojskowi podlegali dyscyplinie wojskowej, ocenom służbowym przez przełożonych administracyjnych oraz byli powoływani przez władze administracyjne i wojskowe. Obecność oficera, podległego dowódcy stanu wojennego, dodatkowo wzbudzała uzasadnione wątpliwości co do niezawisłości i bezstronności sądu. Trybunał stwierdził, że nawet obecność sędziów cywilnych nie rozwiała obiektywnych obaw co do niezawisłości i bezstronności trybunału w przypadku cywila sądzonych za próbę obalenia porządku konstytucyjnego, co naruszało art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Halil Kızılöz, został aresztowany 1 grudnia 1980 r. w Ankarze z fałszywym dowodem osobistym i bronią, podejrzany o członkostwo w nielegalnej organizacji Dev-Yol. Początkowo przyznał się do członkostwa, później zaprzeczył, ale potwierdził posiadanie broni. Został oskarżony o członkostwo w organizacji dążącej do obalenia porządku konstytucyjnego, pomoc członkom, używanie fałszywego dowodu osobistego i udział w nielegalnych demonstracjach. Był sądzony przez Sąd Wojenny w Ankarze wraz z 722 innymi oskarżonymi. 19 lipca 1989 r. Sąd Wojenny skazał go na 13 lat i 4 miesiące więzienia. Po apelacji i zniesieniu sądów wojennych, sprawa trafiła do Sądu Kasacyjnego, który 27 grudnia 1995 r. obniżył wyrok do 10 lat.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania karnego. Trybunał większością sześciu głosów do jednego stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu tego, że skarżący nie był sądzony przez niezawisły i bezstronny Sąd Wojenny. Trybunał jednogłośnie uznaje, że nie jest konieczne rozpatrywanie skarg dotyczących art. 6 ust. 3 Konwencji. Trybunał jednogłośnie orzeka, że państwo pozwane ma zapłacić skarżącemu 80 000 franków francuskich tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, powiększone o odsetki ustawowe w wysokości 4,26% rocznie, jeśli płatność nastąpi po upływie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   BİRİNCİ BÖLÜM   Kızılöz-Türkiye Davası   (Başvuru no: 32962/96)   KARAR   STRAZBURG   Eylül 2001   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2001. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Kızılöz-Türkiye Davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ( 1. Bölüm ),   Sn. E. Palm, Başkan,   Sn. L.F.Bravo,   Sn. G. Jörundson,   Sn. B. Zupancic,   Sn. T. Pantiru,   Sn. R. Maruste, Yargıçlar   Sn. F. Gölcüklü, ad hoc yargıç   ile Bölüm Sekreteri Sn. M. O'Boyle'un katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi   Heyeti olarak toplanmış,   Ocak 2000 ve 4 Eylül 2001 tarihlerinde yapılan müzakereler sonucunda, yukarıda son   anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:   USULİ İŞLEMLER   1. Davanın nedeni, bir Türk vatandaşı olan Halil Kızılöz ("başvuran"), 23 Haziran   tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme'nin   ("Sözleşme") eski 25.maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları   Komisyonu'na ("Komisyon") yaptığı başvurudur (başvuru no. 32962/96).   2. Başvuran kendisini temsil etmesi için bir temsilci tayin etmemiştir. Bu davaya   yönelik olarak Türk Hükümeti bir Ajan tayin etmemiştir.   3. Başvuran, kendisine karşı yürütülen ceza yargılamasının “makul sürede”   sonuçlanmadığını ve tarafsız ve bağımsız olmayan Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından   yargılandığı için adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Ayrıca, kendisine   yöneltilen suçlamanın niteliği ve mahiyeti hakkında derhal bilgilendirilmediği ve savunmasını   hazırlaması için kendisine yeterli süre tanınmadığı için Sözleşme'nin 6/3 hükmünün ihlal   edildiğini öne sürmüştür.   4. Başvuru, 1 Kasım 1998 tarihinde, Sözleşme'nin 11 No'lu Protokolü yürürlüğe   girdiğinde, anılan Protokol'ün 5. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Mahkeme’ye gönderilmiştir.   5. Başvuru, Mahkeme'nin Birinci Kısmına verilmiş (İçtüzük, 52. madde, 1.fıkra) ve bu   bölüm içinde davayı inceleyecek olan daire (Sözleşme'nin 27§1 Maddesi), İçtüzüğün 26§1   maddesine uygun olarak teşekkül etmiştir. Mahkeme'de Türkiye'yi temsil eden Sn. Yargıç   Rıza Türmen davadan çekilmiştir (İçtüzük 28.madde). Bunun üzerine Hükümet Sn. Feyyaz   Gölcüklü'yü Sn. Rıza Türmen'in yerine ad hoc yargıç olarak atamıştır (Sözleşme'nin 27§2 ve   İçtüzüğün 29§1 maddeleri).   6. 11 Ocak 2000 tarihli bir kararla, Daire, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir   mahkeme tarafından makul bir süre içinde adil yargılanma hakkı ve kendisine yöneltilen   suçlamanın niteliği ve mahiyetinin derhal kendisine bildirilmemesi ve savunmasını   hazırlaması için kendisine yeterli süre tanınmamasıyla ilgili şikayetlerini kabuledilebilir   bulmuş, şikayetlerin geri kalanını ise kabuledilemez ilan etmiştir.   7. Gerek başvuran gerekse Hükümet, esaslara ilişkin olarak görüşlerini bildirmişlerdir   (İçtüzük 59/1).   OLAYLAR   I.DAVAYA ESAS TEŞKİL EDEN OLAYLAR   A. Başvuranın yakalanması ve tutuklanması   8. 1 Aralık 1980 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polis memurları,   Başvuranı, sahte kimlik kartı ve silahlarla birlikte yakalamışlardır. Başvuranın Yasadışı Dev-   Yol örgütüne üye olduğundan şüphelenilmiş ve gözaltına alınmıştır.   9. 8 Ocak 1981 tarihinde başvuran polis tarafından sorgulanmıştır. Sorgu esnasında   başvuran, Dev-Yol'a üye olduğunu ve bu örgütün yasadışı faaliyetlerine katıldığını kabul   etmiştir.   10. 23 Mart 1981 tarihinde başvuran Askeri Savcı'nın huzuruna çıkarılmış ve bu rada   Dev-Yol üyesi olduğuna ilişkin iddiaları reddetmiştir. Fakat, başvuran üzerinde yapılan arama   sonucu çıkan silah ve mermilerin kendisine ait olduğunu kabul etmiştir.   11. 15 Kasım 1981 tarihinde Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi başvuranın tutukluluk   halinin devamına karar vermiştir.   B. Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'ndeki Yargılama   12. 26 Şubat 1982 tarihinde, Askeri Savcı, başvuran ve diğer 722 davalı hakkındaki   iddianamesini Sıkıyönetim Mahkemesi'ne sunmuştur. Savcı, başvuranı, amacı Türk anayasal   düzenini yıkarak yerine Marksist-Leninist bir rejim kurmak olan yasadışı silahlı örgüt Dev-   Yol'a üye olmakla suçlamıştır. Başvuran, örgüt üyelerine yardım ve yataklık etmek, sahte   kimlik kartı kullanmak ve yapmak, yönetimindeki militanlara emir vermek ve yasa dışı   gösterilere katılmak gibi suçlarla da itham edilmiştir. Savcılık, Türk Ceza Kanunu'nun 168/1   ve 1402 sayılı Kanun'un 17. maddesi uyarınca başvuranın cezalandırılmasını talep etmiştir.   13. 24 Nisan 1985 tarihinde başvuran şartlı tahliye edilmiştir.   14. 19 Temmuz 1989 tarihinde, iki sivil bir askeri yargıçla bir subaydan oluşan   Sıkıyönetim Mahkemesi, başvuranı suçlu bulmuştur. Mahkeme başvuranı TCK'nun 168/1 ve   sayılı Kanun'un 17. maddesi uyarınca 13 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırmış, ayrıca amme   hizmetlerinden müebbeden yasaklanmasına ve adli vesayet altına alınmasına hükmetmiştir.   C. Temyiz İşlemleri   15. Başvuran, kararı Askeri Yargıtay'da temyiz etmiştir.   16. Sıkıyönetim mahkemelerini ilga eden 27 Aralık 1993 tarihli Kanunun yürürlüğe   girmesinin ardından, davaya bakma yetkisi Yargıtay'a geçmiş ve dosya da Yargıtay'a   gönderilmiştir.   17. 27 Aralık 1995 tarihinde, Yargıtay kararı gözden geçirmiş ve başvuranın cezasını   yıla düşürmüştür.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA   A. Ceza Hukuku   18. Türk Ceza Kanunu'nun 168/1 hükmü aşağıdaki gibidir:   "Her kim, ... maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut böyle bir   cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa onbeş seneden aşağı   olmamak üzere ağır hapis cezasına mahküm olur.   Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan onbeş yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır."   B. Sıkıyönetim Mahkemeleri   19. Yargı organlarının tabi oldukları hükümler aşağıdaki gibidir:   1.Anayasa   madde 138 / 1 ve 2   "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani   kanaatlerine göre hüküm verirler.   Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere   emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. "   Madde 139 / 1   "Hakimler... azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz"   Madde 145   "Askeri mahkemeler.... asker kişilerin aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve   görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.   Askeri mahkemelerin savaş veya sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından   yetkili oldukları; Kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adli yargı hakim ve savcılarının   görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.   Askeri hakimlerin özlük işleri, görevli bulundukları komutanlık ile ilişkileri, mahkemelerin   bağımsızlığı, hakimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenlenir."   2. Sıkıyönetim Kanunu (13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı Kanun)   Madde 11 / 1   "Milli Savunma Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde yeteri kadar askeri mahkeme kurulur..."   Madde 11 / 4   "Bu mahkemelere atanacak adli müşavir, askeri hakim ve askeri savcılar Genelkurmay   Başkanlığı Personel Başkanı, Adli Müşaviri ile atanacakların mensup olduğu kuvvet   komutanlığının Personel Başkanı ile Adli Müşaviri ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri Adalet   İşleri Başkanından oluşan kurul tarafından tesbit edilecek adaylar arasından Genelkurmay   Başkanının görüşü alınarak usulüne göre atanır."   Madde 11 / 6   "Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerine yeteri kadar subay üye Genelkurmay Başkanının teklifi   üzerine askeri hakim subayların tayini usulüne göre atanır."   3. Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu (26 Ekim 1963 Tarih ve   Sayılı Kanun)   Madde 4   "Askeri mahkemelerin, subay üyeleri ile yedekleri, nezdinde askeri mahkeme kurulan komutan   veya askeri kurum amiri tarafından her yılın Aralık ayında o mahkemenin yetkisine giren birlik   ve kurum mensupları arasından bir yıl süre ile değiştirilmemek üzere seçilir."   4. Askeri Hakimler Kanunu (26 Ekim 1963 tarih ve 357 sayılı Kanun)   Madde 12   "Askeri hakim subayların rütbe terfii, rütbe kıdımliliği, kademe ilerlemesi yapmalarını temin   edecek yeterlilikleri sicil ile saptanır."   A) Sicil belgeleri; general-amiral sicil belgesi, Subay (asteğmen-albay) sicil belgesi ve mesleki   sicil belgesi olmak üzere üç çeşittir.   ...   B) Subay sicil belgesini düzenlemeye ve sicil vermeye yetkili idari sicil üstleri:   Birinci sicil üstü: Sicili düzenlenecek askeri hakim subayın kuruluş bağlantısına göre nezdinde   askeri mahkeme kurulan komutan veya askeri kurum amiri.   İkinci sicil üstü: Kuruluş bağlantısına göre birinci sicil üstünün bir üst görev yerinde bulunan   komutan veya amir durumundaki.   Üçüncü sicil üstü: Kuruluş bağlantısına göre ikinci sicil üstünün bir üst görev yerinde bulunan   komutan veya amir durumundaki subay.   Madde 29   "Askeri Hakim subaylar hakkında Milli Savunma Bakanı tarafından, savunmaları aldırılarak,   aşağıda açıklanan disiplin cezaları verilebilir:   -Yazılı uyarı...;   -Kınama..."   HUKUK   I. SÖZLEŞMENİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   20. Başvuran, kendisine, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından makul bir   süre içinde adil yargılanma hakkı tanınmadığı için Sözleşme'nin 6/1 hükmünün ihlal   edildiğini öne sürmektedir.Anılan hüküm aşağıdaki gibidir:   "Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, ...bir mahkeme   tarafından davasının makul bir süre içinde...görülmesini istemek hakkına sahiptir."   A. Mahkeme'nin ratione temporis yetkisi   21. Mahkeme, Sözleşme'ye Ek 11 No'lu Protokolün yürürlüğe girmesi karşısında bu   başvuru bakımından ratione temporis yetkisiyle ilgili bir sorun ortaya çıktığını   gözlemlemektedir.   22. Mahkeme, bu bağlamda, 1 Kasım 1998 tarihinde, 11 No'lu Protokol'ün yürürlüğe   girmesiyle, bu dava gibi Komisyon önünde görülmekte olan ama henüz kabuledilebilir   bulunmamış olan davaların anılan Protokol'deki hükümler uyarınca Mahkeme'nin   incelemesine tabi olduğu hususuna dikkat çeker. Protokol'ün 5/2 maddesinin geçici bir   düzenlemenin parçası olarak, davaların eski Komisyon tarafından incelenmesini sağlama   amacı gözönünde bulundurulduğunda, Mahkeme'nin ratione temporis yetkisi davalı Devlet'in   bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarihe göre belirlenecektir   23. Dolayısıyla, eski Mahkeme'yi, 25 Mart 1996 tarihli Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye   kararında (RD, 1996-II, s.410-411, §§ 26-28) ratione temporis yetkisinin, davalı Devlet'in   Mahkeme'nin yetkisini kabul ettiği 22 Ocak 1990'dan itibaren başladığı sonucuna götüren   mülahazalar, mahkemenin yetkisini, bu tarihten itibaren meydana gelen olay ve olgularla   sınırlandırmak amacıyla öne sürülemez (bkz. Cankoçak-Türkiye, başvuru no. 25182/94 ve   26956/95, § 26 AİHM 2001-...).   Mahkeme bu saptamanın tartışmalı olmadığına dikkat çeker.   B. Şikayetlerin Esasları   1. Yargılamanın Uzunluğu   (a) Dikkate alınacak dönem   24. Mahkeme, yargılamanın, başvuranın yakalandığı 1 Aralık 1980 tarihinde başlayıp,   Yargıtay'ın, başvuranın mahkumiyetini onayladığı 27 Aralık 1995 tarihinde de bittiğine dikkat   çeker. Dolayısıyla, başvuranın yargılaması yaklaşık 15 yıl sürmüştür.   Bununla birlikte Mahkeme, Türkiye'nin bireysel başvuru hakkını tanıdığına ilişkin   bildirimde bulunduğu 28 Haziran 1987 tarihinden beri geçen sekiz yıl onbir aylık dönemi   inceleyebilmektedir (bkz. Üstte 22. paragraf). Yine de Mahkeme, üstte anılan bildirimin   yapıldığı sırada yargılamanın ne durumda olduğunu dikkate almak zorundadır. Söz konusu   tarihte, yargılama altı yıl bir aydır sürmekteydi.   (b) Yargılama süresinin makullüğü   25. İddia konusu sürenin makullüğü, dava koşullarının ışığında ve Mahkeme   içtihatlarıyla oluşturulan özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin   davranışları gibi kriterler göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir (bkz. üstte anılan   Mitap ve Okçuoğlu kararı, s.411, § 32).   26. Hükümet, davanın karmaşıklığını ve başvurana yöneltilen suçlamaların niteliğini   vurgulamıştır. Yine Hükümet, başvurana yirmiden fazla suçla ilgili suçlama yöneltildiğine ve   cinayet ve bombalama suçlarından mahkum olduğuna dikkat çekmiştir. Mahkeme, başvuranın   da aralarında bulunduğu 723 davalının yargılandığı davayı incelemek zorundadır. Yetkililer,   başvuranında mensubu olduğu terörist şebekenin kapsamını ve eylemlerini belirleyebilmek   için zamana ihtiyaç duymuşlardır. Sıkıyönetim Mahkemesi, hızlandırıcı bir usul izlemiş ve   yargılamayı hızlandırmak için gerekli her türlü çabayı göstermiştir. Haftada üç kere olmak   üzere beş yüzden fazla duruşma yapmıştır. Savcı, iddianamesini hazırlayabilmek için ikibin   sayfadan fazla tutan savunmaları incelemek zorunda kalmıştır. Dava dosyası yaklaşık bin   klasörden fazla olup, sadece kararın özeti 248 sayfa kadar tutmuştur.   Kısaca, Hükümet, bu etkenlerin yargılamanın uzunluğunu açıkladığını ve yargısal   makamlara ihmal ya da gecikmenin isnat edilemeyeceğini iddia etmiştir.   27. Başvuran cevaben beş yıl tutuklu kaldığını ve mahkemelerin davasıyla ilgili kesin   bir karara varamadıklarını belirtmiştir. Bu bağlamda başvuran, gecikmenin sorumluluğunun   hükümete isnat edilebileceğine işaret etmiştir. Başvuran Sıkıyönetim Mahkemesinin nihai   kararından beş yıl sonra yargılama yetkisinin Yargıtay'a geçtiğine ve Yargıtay'ın da kesin   karar vermesinin bir yıl aldığına dikkat çekmektedir. Dolayısıyla başvuran, yargılamada altı   yıl gibi önemli bir gecikmenin meydana geldiğini belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın görüşüne   göre, davanın karmaşıklığı ve davalıların sayısının fazlalığı 15 yıl kadar süren bir yargılamayı   mazur gösteremez. Bu bağlamda başvuran, Devlet'in davaya bakmak üzere yeteri kadar hakim   atamak zorunda olduğunu idda etmiştir.   28. Mahkeme, davalıların sayılarının çokluğu, suçlamaların ciddiliği ve mahkemenin   büyük çaplı bir davaya bakarken karşılaştığı zorluklar nedeniyle sözkonusu davanın karmaşık   bir dava olduğuna ilişkin hükümet görüşüne katılmaktadır. Fakat, dava mevcut sorunların   karmaşıklığı bakımından açıklanamayacağı için Mahkeme, davayı başvuranın ve ulusal   mercilerin davranışları çerçevesinde inceleyecektir (bkz. Üstte 25. paragraf).   29. Bu bağlamda, davalı Hükümet'in yargılamanın herhangi bir aşamasında   başvuranın davranışlarıyla ilgili bir eleştiride bulunmadığına dikkat çekilmelidir. Mahkeme,   yargılamanın uzunluğunun sadece, yerel mahkemelerin davayı yeterince özenli   incelememesiyle açıklanabileceğini tekrarlar (bkz. Cankoçak kararı, §32).   30. Bu bağlamda Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemesi'nin yaklaşık 8 yıl 4 aylık bir   sürede karar verebildiğini gözlemlemektedir. Askeri Yargıtay'ın temyiz incelemesi de 4   yıldan fazla sürmüştür. Ayrıca, Yargıtay davanın kendisine geçmesinden yaklaşık 2 yıl sonra,   Aralık 1995 tarihinde karar vermiştir. Mahkeme, nihai kararın verilmesinin, davanın   karmaşıklığı nedeniyle geciktiğine ilişkin Hükümet iddiasını tartışmamaktadır. Ayrıca   Mahkeme, dava yetkisinin askeri mahkemelerden sivil mahkemelere geçmesiyle sonuçlanan   yasal değişikliklerin de geciktirici etkenler olarak davanın uzamasına katkıda bulunduğunu   gözlemlemektedir.   31. Bununla birlikte Mahkeme, müteaddit defalar vurguladığı gibi, Sözleşme'nin 6/1   maddesinin, Sözleşmeci Devletler'e yargısal düzenlerini, davaları makul bir sürede görme   yükümü de dahil olmak üzere, kendi mahkemelerinin yükümlülüklerini yerine   getirebilecekleri bir şekilde düzenleme görevi verdiğini tekrarlar (Pelissier and Sassi-Fransa   [GC], s.301, §74, no. 25444/94, ECHR 1999-II). Dolayısıyla, başvurana karşı yürütülen cezai   kovuşturmanın uzamasının sorumluluğu ulusal makamlara atfedilmelidir. Bu nedenle   Mahkeme, ceza yargılamasının uzun sürmesinin "makul süre" yükümlülüğünün yerine   getirilmemesine yol açtığı sonucuna varmıştır.   32. Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   2. Sıkıyönetim Mahkemelesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   (a) Tarafların İddiaları   (i) Başvuran   33. Başvurana göre, kendisini yargılayan Sıkıyönetim Mahkemesi, Sözleşme'nin 6/1   maddesi anlamında "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" olarak görülemez çünkü anılan   mahkemede bulunan beş üyeden ikisi askeri yargıç biri de subaydır. Askeri yargıçlar ordunun   hizmetindeki subaylar olup, idareden emir almaktadırlar. Bu üyeler ordu disiplinine tabidir ve   kendileri hakkında sicil raporları düzenlenmektedir. Hukuk eğitimi almamış olan subay üye   ise sıkıyönetim komutanına karşı sorumludur.   (ii) Hükümet   34. Hükümet, sözkonusu dönemde sıkıyönetim mahkemelerinde iki askeri yargıcın   yanısıra, yargısal bağımsızlıkları ve dokunulmazlıkları Anayasal güvence altında bulunan iki   de sivil yargıcın bulunduğunu öne sürmüştür. Subay üyenin tek görevi ise duruşmanın   düzenini sağlamak olup hiçbir yargısal yetkisi bulunmamaktadır. Hükümet'e göre,   Sıkıyönetim Mahkemeleri'ndeki askeri yargıçların atama ve sicil usulü ve yargısal görevlerini   ifa ederken sahip oldukları güvenceler Mahkeme'nin konuyla ilgili içtihatlarıyla tespit edilmiş   kriterlere tamamıyle uymaktadır. Dolayısıyla Hükümet, Mahkemeden, başvuranın "bağımsız   ve tarafsız bir mahkeme" tarafından adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna   varmasını talep etmiştir.   (b) Mahkemenin değerlendirmesi   35. Mahkeme, 8 Aralık 1994 tarihli Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye kararında,   Komisyon'un, işbu davada Hükümet tarafından dile getirilen iddialara benzer iddiaları ele   almak zorunda kaldığına dikkat çeker. Sözleşme'nin 31. maddesi uyarınca hazırladığı raporda,   Komisyon, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin yapısını ve işleyişini düzenleyen yasal kuralların bu   mahkemelerin bağımsızlıklarıyla özellikle de askeri yargıç üyelerininin atanma ve sicil   usulleri konusunda çok sayıda sorun ortaya çıkardığına dikkat çekmiştir. Komisyon,   sözkonusu mahkemelerde bulunan subay üyenin hiyerarşik olarak sıkıyönetim ve/veya   kolordu komutanına bağlı olması nedeniyle askeri makamlardan bağımsız olmadığını   gözlemlemiştir. Bu nedenle Komisyon, başvuranın Sıkıyönetim Mahkemesi'nin bağımsızlığı   ve tarafsızlığıyla ilgili olarak dile getirdiği endişelerin nesnel bir biçimde haklı olduğunu ve   Sözleşme'nin 6/1 hükmünün ihlal edildiğini ifade etmiştir.   36. Bu bağlamda, ratione temporis yetkisi dışında kaldığı için eski Mahkeme'nin   başvuranın Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin bağımsızlık ve tarafsızlığıyla ilgili şikayetlerini   inceleyemediğini belirtmek gerekir (bkz. Üstte anılan Mitap ve Müftüoğlu kararı, s. 410, §   27). Fakat, Mahkeme'nin ratione temporis yetkisiyle ilgili olarak üstte varılan sonuç göz   önünde tutularak (bkz. Üstteki 23. paragraf), bu sorun artık Mahkeme tarafından   incelenmelidir.   37. Mahkeme, Sözleşme'nin 6/1 maddesi bakımından bir mahkemenin "bağımsız"   olup olmadığı incelenirken, üyelerinin atanma biçimi ve görev süreleri, dıştan gelecek   baskılara karşı mevcut güvencelerin olup olmadığı ve bir bağımsızlık görüntüsü verip   vermediğine bakılması gerektiğini tekrarlar (bkz. 25 Şubat 1997 tarihli Findlay-İngiltere   Kararı, Raporlar 1997-I, s.281, § 73).   38. Mahkeme, Sözleşme'nin 6/1 hükmü bakımından "tarafsızlığın" mevcudiyetinin,   öznel bir sınamaya yani belli bir olayda belli bir yargıcın kişisel kanı ve davranışlarına ve   nesnel bir sınamaya yani hiçbir şüpheye mahal vermeksizin yargıca yeterli güvence verilip   verilmediğine bakılarak belirlenmesi gerektiğini hatırlatır.   39. Bu davada bağımsızlık ve tarafsızlık sorunlarını birbirinden ayırmak zor   gözükmektedir çünkü başvuran tarafından mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin   olarak öne sürülen iddialar aynı olgusal mülahazalara dayanmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme   her iki sorunu da birlikte inceleyecektir.   40. Türk Anayasası'nın 145. Maddesi ve 1402 Sayılı Kanun Sıkıyönetim   Mahkemelerinin yasal çerçevesini ve işleyişini düzenlemektedir (bkz. Üstte 19. paragraf). Bu   mahkemeler iki sivil, iki askeri yargıç ve bir de subay üyeden oluşmaktadır.   Mahkeme, bu bağlamda, iki sivil yargıcın tarafsızlığının ve bağımsızlığının, her iki   tarafça da tartışılmadığını gözlemlemektedir. Bundan dolayı Mahkeme sadece Sıkıyönetim   Mahkemesi heyetindeki askeri yargıç ve subay üyelerin durumunu inceleyecektir.   41. Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemelerindeki askeri yargıçların Genelkurmay   Başkanlığı Personel Başkanı, Adli Müşaviri ile atanacakların mensup olduğu kuvvet   komutanlığının Personel Başkanı ile Adli Müşaviri ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri   Adalet İşleri Başkanından oluşan kurul tarafından seçildiğine dikkat çeker. Bu şekilde seçilen   yargıçlar, Genelkurmay Başkanı'nın görüşü alınarak Savunma Bakanı, Başbakan ve   Cumhurbaşkanı'nca imzalanan üçlü kararnameyle atanır.   Subay üye ise, bu davada bir kıdemli Albay, Genelkurmay Başkanının teklifi üzerine   askeri hakim subayların tayini usulüne göre atanır. Subay üye, bir yılın dolması üzerine   görevden alınabilir (bkz. Üstte para. 19).   42. Sıkıyönetim Mahkemesi üyelerini dıştan gelecek baskılara karşı koruyan   güvencelerin mevcudiyetiyle ilgili olarak, Mahkeme, askeri yargıçların sivil meslektaşlarıyla   aynı mesleki eğitimi aldıklarına dikkat çeker. Ayrıca, askeri yagıçlar sivil yargıçlarla aynı   anayasal güvencelerden de yararlanmaktadır. Sıkıyönetim Mahkemesi üyesi oldukları süre   boyunca görevden alınamayacakları gibi, rızaları olmaksızın emekliliğe de sevk edilemezler.   Anayasa'ya göre, yargıçlar bağımsız olmalıdır ve görevlerini yerine getirirlerken hiçbir   makam kendilerine talimat veremez.   43. Bununla birlikte, askeri yargıçların statülerinin diğer yönleri, bağımsızlıkları ve   tarafsızlıkları hakkında soru işaretleri uyandırmaktadır. Birincisi, askeri yargıçlar, yürütmenin   emrindeki orduya tabidirler. İkincisi, başvuranın da haklı olarak işaret ettiği gibi, askeri   hakimler, askeri disiplin ve sicil değerlendirmesine tabidirler. Dolayısıyla, terfi etmek için   hem idari hem de yargısal üstlerinin olumlu sicil notuna ihtiyaç duymaktadırlar. Son olarak,   atanmalarıyla ilgili kararlar, idari makamlar ve ordu tarafından alınmaktadır.   Sıkıyönetim Mahkemesi heyetinde bulunan subay üye konusunda ise, Mahkeme, bu   üyenin, ilgili sıkıyönetim ve/veya kolordu komutanının emir komutası altında olduğunu   gözlemlemektedir. Subay üye hiçbir şekilde bu makamlardan bağımsız değildir.   44. Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin Anayasal düzeni ve demokratik rejimi   yıkmayı amaçlayan suçlarla ilgili davalara bakmak üzere kurulduğuna dikkat çeker.   Olağanüstü yetkileri bulunan bu mahkemeler, silahlı kuvvetlerin, ülkenin "iç güvenliği"yle   ilgilendiği ve bölge komutanlarının o bölgedeki şiddet eylemlerini bastırmak için polis   yetkileri kullandığı sıkıyönetim süresince faaliyet göstermektedirler.   45. Bununla birlikte, Mahkeme'nin görevi, bu tür mahkemelerin bir Sözleşmeci   Devlet'te kurulmasının gerekli olup olmadığını in abstracto olarak belirlemek ya da ilgili   uygulamayı gözden geçirmek değil fakat, bu mahkemelerden herhangi birinin işleyişinin   başvuranın adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil edip etmediğini belirlemektir.   46. Mahkeme'nin görüşüne göre, izlenimler bile önemli olabilir. Tehlikede olan,   demokratik bir toplumda bulunan mahkemelerin, ceza yargılaması söz konusu olduğunda,   halkta, daha da önemlisi sanıkta uyandırdığı güvendir. Belli bir davada, bir mahkemenin   bağımsızlığının ya da tarafsızlığıyla ilgili endişe duyulmasına ilişkin meşru bir sebebin olup   olmadığının belirlenmesinde sanığın bakış açısı önemlidir ama belirleyici değildir. Belirleyici   olan, sanığın şüphelerinin nesnel olarak makul bulunabilmesidir.   47. Bu bağlamda Mahkeme, bu davada olduğu gibi, bir mahkemenin üyeleri arasında,   görevleri ve hizmet organizasyonları bakımından, taraflardan birininin hiyerarşisine tabi   üyelerin bulunması durumunda, sanık şahısların bu üyelerin bağımsızlığına ilişkin makul   şüpheler besleyebileceğini düşünmektedir. Bu tür bir durum demokratik bir toplumda   uyanması gereken güveni etkileyecektir. Ayrıca, Mahkeme, bir sivilin, kısmen de olsa, silahlı   kuvvetler mensuplarından oluşan bir mahkemenin önüne çıkarılmak zorunda bırakılmasına   büyük önem atfetmektedir.   48. Öne sürülenler ışığında, Mahkeme, Devlet'in anayasal düzenini yıkmaya çalışmak   suçlamasıyla Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanan başvuranın, iki askeri yargıç ve   sıkıyönetim komutanına bağlı bir subay üyenin içinde bulunduğu bir heyet tarafından   yargılanmasından dolayı haklı   bir endişeye sahip olabileceğini düşünmektedir.   Bağımsızlıkları ve tarafsızlıklarıyla ilgili herhangi bir şüphenin sözkonusu olmadığı iki sivil   yargıcın da anılan mahkeme heyetinde bulunması bu bağlamda herhangi bir değişiklik   oluşturmamaktadır.   49. Sonuç olarak, başvuranın Sıkıyönetim Mahkemelerinin bağımsızlık ve   tarafsızlıklarıyla ilgili endişeleri nesnel olarak mazur görülebilir.   Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6/1 hükmü ihlal edilmiştir.   3. Sıkıyönetim Mahkemesi'nde Adil Yargılanma Hakkı   50. Başvuran Mahkeme'ye sunduğu görüşte, Sıkıyönetim Mahkemesi'nin kendisine   yöneltilen suçlamanın niteliği ve mahiyeti hakkında kendisini derhal bilgindirmediğini ve   savunmasını hazırlaması için kendisine yeterli süre tanınmamasından dolayı Sözleşme'nin 6/3   hükmünün ihlal edildiğini öne sürmüştür.   51. Hükümet başvuranın bu başlık altındaki görüşlerine ilişkin herhangi bir görüş   belirtmemiştir.   52. Başvuranın ne Komisyona sunduğu başvuru formunda ne de yargılamının   herhangi bir aşamasında yukarıdaki şikayetleriyle ilgili ayrıntılı bilgi sunmadığını dikkat   çekilmelidir. Başvuran sadece bu mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile yargılama   usullerinin olağanüstülüğüne ilişkin şikayetlerde bulunmakla yetinmiştir.   53. Üsttekileri ve başvuranın, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından   yargılanmamasından dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığını göz   önünde bulunduran Mahkeme, bu şikayetleri incelemenin gereksiz olduğunu düşünmektedir.   II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   54. Sözleşme'nin 41. Maddesi aşağıdaki gibidir:   "Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."     A. Zarar   55. Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 80,000 Fransız Frangı talep etmiştir.   Bu bağlamda başvuran, ceza yargılamasının haksız bir biçimde uzadığına ve üç yıldan fazla   süreyle keyfi olarak hapis yattığına, maddi ve manevi zarara uğradığına ve uzun bir süre iş   bulamadığına ilişkin iddialarına işaret etmiştir.   56. Hükümet, başvuranın iddialarıyla ilgili herhangi bir yorum yapmamıştır.   57. Mahkeme, bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkeme tarafından yapılan   yargılamayla ilgili olarak verilecek bir ihlal kararının tek başına başvuranın manevi zararını   karşılayacağını düşünmektedir.   Mahkeme, sadece yargılamanın uzunluğuyla ilgili Sözleşme ihlalinden dolayı tazminat   ödenebileceğini ve hesaplamayı buna göre yaptığını tekrarlar.   58. Başvuranın yargılamasının toplam süresinin uzunluğunu dikkate alan Mahkeme,   kendisinin belli bir sıkıntıya düştüğünü düşünmektedir. Hakkaniyet ilkesi temelinde kendisine   80,000 Fransız Frangı ödenmesine karar vermiştir.   B. Masraflar   59. Başvuran, bu başlık altında 80,000 Frank talep etmiştir. Bununla birlikte başvuran,   bu masrafları ispatlayacak herhangi bir belge ibraz etmemiştir.   60. Hükümet, bu başlık altında da herhangi bir görüş belirtmemiştir.   61. Mahkeme, başvuranın bu başlık altındaki hakkından feragat etmiş sayılması   gerektiğini düşünmektedir.   C. Temürrüt Faizi   62. Mahkeme önündeki mevcut bilgilere göre, işbu kararın benimsendiği tarihte   Fransa'daki yasal faiz oranı yıllık % 4,26'dır.   BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME,   1. Oybirliğiyle, ceza yargılamasının uzunluğu nedeniyle Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlal   edildiğine;   2. Altıya karşı bir oyla başvuranın bağımsız ve tarafsız olmayan Sıkıyönetim Mahkemesi'nce   yargılanmasından dolayı Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. Sözleşme'nin 6/3 maddesiyle ilgili şikayetleri incelemenin gereksiz olduğuna,   4.Oybirliğiyle,     (a) Sözleşme’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek üzere ve bu miktara   yansıtılabilecek her türlü vergi düşüldükten sonra 80,000 (seksenbin) Fransız Frangının davalı   Devlet tarafından başvurana ödenmesine,   (b) üç aylık süre sonunda yapılan ödemeler için, ödeme tarihine kadar yıllık % 4,26 faiz   uygulanmasına   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak verilmiş ve 25 Eylül 2001 tarihinde, İçtüzüğün 77.maddesinin 2.ve   3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Michael O'BOYLE   Sekreter   Elisabeth PALM   Başkan   Sözleşme'nin 45/2 ve Mahkeme içtüzüğünün 74/2 hükümleri uyarınca, Sn. Gölcüklü'nün   muhalefet şerhi bu karara eklenmiştir.   YARGIÇ GÖLCÜKLÜNÜN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ   Mahkeme huzurunda, Türkiye'deki sıkıyönetim mahkemelerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   sorununun tartışıldığı bu davada (Sözleşmenin 6/1 Maddesi), oyumu bir ihlal olmadığı   yönünde kullandım çünkü, çoğunluk kararının mantıksal sonucu yargısal sistemdeki her tür   askeri mahkemenin yasaklanması olacaktır. Gerekçelerim aşağıdaki gibidir.   1. Bu davada çoğunluğun başlangıç noktası İncal-Türkiye kararıdır. Kanaatime göre, İncal   davası bu davadan oldukça farklıdır.   İncal davası, iki sivil ve bir askeri yargıçtan oluşan sivil bir mahkemeyle yani Devlet   Güvenlik Mahkemesi'yle ilgiliydi. O mahkeme bir sivili sıradan ceza hukuku bağlamındaki   bir suçtan ötürü yargılamaktaydı. Mahkeme, o davada, askeri yargıçların Türk yargı   sisteminde sahip oldukları güvencelere rağmen, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin   üyelerinden birinin şahıslarda, tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla ilgili şüpheler uyandırabilecek   askeri yargıç olduğu için Sözleşme'nin 6/1 maddesi anlamında nesnel olarak tarafsız ve   bağımsız olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştı. O davadaki bakış açısı, o davada   sıradan bir suçtan ötürü bir sivili yargılayan sivil bir mahkeme söz konusu olduğu için   savunulabilirdi.   2. Fakat, iki sivil, iki askeri yargıç ve bir subay üyeden oluşan bir sıkıyönetim mahkemesiyle   ilgili bu davada durum oldukça farklıdır. Sıkıyönetim mahkemeleri nev-i şahsına münhasır   mahkemelerdir. Yargı yetkileri sınırlıdır: Sivillerin karıştığı davalarda, kesin olarak askeri   nitelik taşıyan suçlara, askeri makamların –ve bunlarla birlikte sıkıyönetim mahkemelerinin-     ratione loci yetki üstlendikleri bir bölgede sıkıyönetim ilan edilmesine sebep olan suçlara   bakmakla yetkilidirler.   Tüm askeri mahkemelerde, işin doğası gereği, en azından bir askeri yargıç bulunmalıdır. İncal   örneği esas alınarak, üyeleri arasında askeri bir yargıcın bulunduğu bir mahkemenin 6/1   hükmü anlamında bağımsız ve tarafsız olmadığı sonucuna varmak, mantıksal olarak, tüm   askeri mahkemelerin 6/1 maddeye aykırı olduğu sonucuna götürecektir ki bu da tüm yargısal   sistemlerde yasaklanmalarını gerektirecektir. Bu benim kabul edemeyeceğim genel sonuçtur.   Askeri mahkemeler, bildiğim kadarıyla, bir orduya sahip her Devlet'te, çok uzun dönemlerden   beri mevcuttular, şu anda da mevcudiyetlerini korumaktadırlar ve silahlı kuvvetler ve   sıkıyönetim ortadan kaldırılana kadar da mevcudiyetlerini korumaya devam edeceklerdir.   13

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło