33097/96;57834/00

WyrokETPCz2004-06-03ECLI:CE:ECHR:2004:0603JUD003309796

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie i areszt tymczasowy skarżących, połączone z zarzutami tortur i brakiem skutecznego śledztwa, naruszyły prawa do wolności i bezpieczeństwa osobistego, zakazu tortur oraz prawa do skutecznego środka odwoławczego, gwarantowane odpowiednio przez art. 5 ust. 3, art. 3 i art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący byli poddani torturom podczas zatrzymania, opierając się na spójnych zeznaniach skarżących, raportach medycznych wskazujących na obrażenia oraz celowym charakterze działań policji mających na celu wymuszenie zeznań. Stwierdził, że krajowe postępowanie karne w sprawie złego traktowania było nieskuteczne z powodu opóźnień, błędów proceduralnych (np. brak konfrontacji, niewykonanie dodatkowych badań medycznych) oraz braku ukarania większości odpowiedzialnych funkcjonariuszy, co naruszyło art. 13. Dodatkowo, Trybunał uznał, że długość zatrzymania bez kontroli sądowej (11-13 dni) oraz długość aresztu tymczasowego (od 1 roku 8 miesięcy do 4 lat i 17 dni) były nieuzasadnione i naruszyły art. 5 ust. 3, zwłaszcza biorąc pod uwagę ogólnikowe uzasadnienia sądów krajowych i młody wiek niektórych skarżących.
Stan faktyczny
Piętnastu skarżących, obywateli Turcji, zostało aresztowanych w lutym i marcu 1996 roku w Stambule w ramach operacji policyjnej przeciwko nielegalnej organizacji marksistowskiej TKEP/L. Podczas zatrzymania w Dyrekcji Policji w Stambule, skarżący twierdzili, że byli poddawani różnym formom złego traktowania, w tym wieszaniu, biciu, polewaniu wodą, falace, pozbawianiu snu, poniżaniu oraz groźbom. Raporty medyczne sporządzone po zatrzymaniu wskazywały na obrażenia u niektórych skarżących. Wszyscy skarżący zostali postawieni przed prokuratorem i sędzią DGM (Państwowego Sądu Bezpieczeństwa), a następnie aresztowani tymczasowo.
Rozstrzygnięcie
Odrzuca zarzuty wstępne Rządu. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do traktowania Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu, Zülcihan Şahin i Ebru Karahancı. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji w odniesieniu do Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu, Zülcihan Şahin i Ebru Karahancı. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji w odniesieniu do długości zatrzymania wszystkich skarżących z wyjątkiem Okan Kablan. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji w odniesieniu do długości aresztu tymczasowego Devrim Öktem, Özgür Öktem, Okan Kablan i Müştak Erhan İl. Zasądza od Rządu na rzecz skarżących kwoty tytułem szkody materialnej i niematerialnej oraz kosztów i wydatków.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   Batı ve Diğerleri - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:33097/96 ve 57834/00)   NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   İŞLEMLER   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no:33097/96 ve 57834/00) başvuru no’lu   davanın nedeni Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl,   Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Cemal Bozkurt, Devrim   Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu, Zülcihan Şahin, Ebru Karahancı ve Zühal Sürücü   (“Başvuranlar”), 28 Temmuz 1996 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri   Sözleşmesinin ”AİHS” (“Sözleşme”) 25. maddesi gereğince Avrupa İnsan Hakları   Komisyonuna “AİHK” ve 19 Mayıs 2000 tarihinde AİHS’nin 35. maddesi gereğince Avrupa   İnsan Hakları Mahkemesine ”AİHM” yaptığı başvurudur.   Başvuranlar AİHM önünde İstanbul’da avukat olan Sn. Gülizar Tuncer, İbrahim   Ergün, Sevim Akat, Gülay Alpul, Several Demir ve Oğuz Demir tarafından temsil   edilmişlerdir.   OLAYLAR   I. DAVA KOŞULLARI   doğumlu Ulaş Batı, 1974 doğumlu Bülent Gedik, 1971 doğumlu Müştak Erhan   İl, 1976 doğumlu Özgür Öktem, 1978 doğumlu Sinan Kaya, 1974 doğumlu İsmail Altun,   doğumlu İzzet Tokur, 1980 doğumlu Okan Kablan, 1973 doğumlu Cemal Bozkurt, 1975   doğumlu Devrim Öktem, 1980 doğumlu Sevgi Kaya, 1972 doğumlu Arzu Kemanoğlu, 1977   doğumlu Zülcihan Şahin, 1978 doğumlu Ebru Karahancı ve 1979 doğumlu Zühal Sürücü   Türk vatandaşı olup İstanbul’da ikamet etmektedirler.   A. Başvuranların tutuklanması ve tutuklamanın ardından düzenlenen sağlık raporları   Şubat-Mart 1996 tarihinde yasadışı marksist örgütü olan TKEP/L ( Türkiye Komünist   ve Emekçiler Partisi/Leninist) karşı yürütülen polis operasyonu çerçevesinde İstanbul Polisi   başvuranları yakalayıp İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde “EM”   sorguya çekmek üzere göz altına almıştır.   Başvuranların her birinin kendine özgü aktarılan olaylar aşağıdaki gibi özetlenmiştir:   1. Ulaş Batı Davası   Batı 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Batı, 19 Şubat 1996 tarihinde göz altı sırasında polisler tarafından kötü muameleye   maruz kaldığını belirttiği Cumhuriyet Başsavcısı önüne çıkarılmıştır. Daha sonra başvuran   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi “DGM” hakimi önüne çıkarılmış ve savcılığa verdiği   ifadeyi yinelemiştir. DGM hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.   Batı, İstanbul EM’de göz altında tutulduğu sırada çeşitli kötü muamelelere maruz   kaldığını bildirmiştir.   Başvurana bir tek sağlık kontrolü yapılmıştır. Adli Tıp Kurumu doktorunun   düzenlediği 19 Şubat 1996 tarihli raporda başvuranın vücudunda yaraların bulunduğunu ve   başvuranın omuzlarında ağrılarının olduğunu öne sürdüğünü, dolayısıyla başvurana bir   günlük rapor verdiğini belirtmiştir.   2. Bülent Gedik Davası   Gedik 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde dinlendiği Cumhuriyet Başsavcısı önünde,   ifadesinin zorla alındığını ve verdiği ifadesini okumadan imzaladığını iddia emiştir. Daha   sonra ilgili kişi, hakkında tutuklama kararı alan DGM hakimi önünde savcılığa verdiği   ifadesini yinelemiştir.   Başvuran göz altı sırasında çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını belirtmiştir.   Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde   adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve başvurana üç gün rapor verilmiştir, ikincisi 27   Şubat 1996 tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor nihai   raporun adli tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğini belirtmiştir. Son olarak adli tıp   doktoru Gedik’i 7 Mart 1996 tarihinde muayene etmiş ve ilgili kişinin bir hastanenin nöroloji   servisinde muayene edildikten sonra nihai raporun düzenlenebileceğine kanaat getirmiştir.   Dosyada bulunan bilgilere göre bu ek sağlık kontrolü yapılmamıştır.   3. Müştak Erhan İl Davası   Erhan 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve   savcı önünde kendisine yöneltilen bütün suçlamaları reddetmiştir. Daha sonra DGM hakimi   önüne çıkarılan başvuran göz altı sırasında polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğunu   iddia etmiştir. DGM hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.   Başvuran EM’deki göz altı sırasında çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını   belirtmiştir.   Erhan İl hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde   adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor başvuranın bir hastanenin nöroloji   servisinde muayene edildikten sonra nihai raporun düzenlenebileceğini belirtmiştir, ikincisi   Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından 27 Şubat 1996 tarihinde düzenlenmiş ve doktor nihai   raporun adli tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğine kanaat getirmiştir. Son olarak adli tıp   doktoru 19 Şubat 1996 tarihli sağlık raporunu gördükten sonra 6 Mart 1996 tarihinde   başvuranın nörolojik muayenesinin yapılması amacıyla bir hastaneye sevk edilmesine karar   vermiştir. Ancak, dosyada bulunan bilgilere göre bu ek muayene yapılmamıştır.   4. Özgür Öktem Davası   Öktem 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve   daha sonra DGM hakimi önüne çıkarılan başvuran göz altı sırasında polislerin kendisine kötü   muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM hakimi başvuranın tutuklanmasına karar   vermiştir.   Başvuran göz altı sırasında çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını belirtmiştir.   Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde   adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve başvuranın vücudunda hiçbir darp izine   rastlanmadığı sonucuna vararak üç günlük rapor vermiştir, ikincisi 27 Şubat 1996 tarihinde   Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor nihai raporun adli tıp doktoru   tarafından düzenlenebileceğini belirtmiştir. Son olarak adli tıp doktoru 6 Mart 1996 tarihinde   düzenlediği raporda 19 ve 27 Şubat 1996 tarihli raporlardaki saptamaları onamıştır.   5. Sinan Kaya Davası   Kaya 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve   daha sonra DGM hakimi önüne çıkarılan başvuran göz altı sırasında polislerin kendisine kötü   muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM hakimi başvuranın tutuklanmasına karar   vermiştir.   Başvuran göz altı sırasında çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını belirtmiştir.   Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde adli tıp   doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor beş günlük rapor vermiştir, ikincisi 27 Şubat 1996   tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor nihai raporun adli   tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğini belirtmiştir. Son olarak adli tıp doktoru 7 Mart   tarihinde düzenlediği raporda başvurana beş günlük rapor vermiştir.   6. Sevgi Kaya Davası   Kaya (Sinan Kaya’nın kardeşi) 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve   daha sonra DGM hakimi önüne çıkarılan başvuran göz altı sırasında polislerin kendisine kötü   muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM hakimi başvuranın tutuklanmasına karar   vermiştir.   Başvuran göz altı sırasında çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını belirtmiştir.   Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde adli tıp   doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor yedi günlük rapor vermiştir, ikincisi 27 Şubat 1996   tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor nihai raporun adli   tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğini belirtmiştir. Son olarak adli tıp doktoru 7 Mart   tarihinde düzenlediği raporda başvurana yedi günlük rapor vermiştir.   7. İsmail Altun Davası   Altun 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Altun 16 Şubat 1996 tarihinde göz altı sırasında polisler tarafından kötü muameleye   maruz kaldığını belirttiği Cumhuriyet Başsavcısı önüne çıkarılmıştır. Daha sonra başvuran   DGM hakimi önüne çıkarılmış ve savcılığa verdiği ifadeyi yinelemiştir. DGM hakimi   başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.   Altun çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını bildirmiştir.   Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 16 Şubat 1996 tarihinde   adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiştir, ikincisi 28 Şubat 1996 tarihinde Bayrampaşa   Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiştir, son olarak adli tıp doktoru 6 Mart 1996 tarihinde   düzenlediği raporda 16 Şubat 1996 tarihli rapordaki saptamaları onamıştır.   8. Devrim Öktem Davası   Öktem (Bülent Gedik’in eşi) 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve   daha sonra DGM hakimi önüne çıkarılan başvuran hakkında DGM hakimi tutuklama kararı   vermiştir.   Başvuran göz altı sırasında çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını belirtmiştir.   Başvuran hakkında yedi sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde adli   tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor başvuranın bir hastanede doğum servisinde   muayene edildikten sonra nihai raporun düzenlenebileceğini belirtmiştir, ikincisi 27 Şubat   tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor nihai raporun   adli tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğini belirtmiştir, üçüncüsü adli tıp doktoru   tarafından 6 Mart 1996 tarihinde düzenlenmiş ve doktor yukarda sözü edilen sağlık raporlarını   gördükten sonra başvuranın bir hastanenin doğum servisine sevk edilmesi kararı vermiştir.   Dördüncü rapor Haseki Devlet Hastanesinde jinekolog tarafından 6 Mart 1996 tarihinde   düzenlenmiştir. Beşincisi Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından 18 Nisan 1996 tarihinde   düzenlenmiş ve doktor nihai raporun adli tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğini   belirtmiştir. Altıncısı İstanbul devlet Hastanesi jinekolog doktoru tarafından 31 Mayıs 1996   tarihinde düzenlenmiş ve doktor başvuranın daha önce 20 Şubat 1996 tarihinde muayene   edildiği yönünde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine bilgi vermiştir. Ancak başvuranın   düşük yaptığı iddiası üzerine ayrı tedavi önerilmiştir. Son olarak yedi jinekolog doktordan   oluşan heyet başvurana ilişkin düzenlenen sağlık dosyasını incelemiş ve 19 Şubat 1997 tarihli   raporunda Öktem’in göz altı sırasında düşük yaptığını ancak vücudunda hiçbir darp izine   rastlanılmadığından düşük ile iddia edilen kötü muameleler arasında neden- sonuç ilişkisinin   kurulamayacağı sonucuna varmıştır.   9. Arzu Kemanoğlu Davası   Kemanoğlu 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Başvuran 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve   savcı önünde göz altı sırasında polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia   etmiştir. Daha sonra DGM hakimi önüne çıkarılmış ve hakim başvuranın tutuklanmasına   karar vermiştir.   Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde   adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiştir, ikincisi 27 Şubat 1996 tarihinde Bayrampaşa   Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve nihai raporun adli tıp doktoru tarafından   düzenlenebileceğini belirtmiştir, son olarak adli tıp doktoru 6 Mart 1996 tarihinde düzenlediği   raporda daha önce düzenlenen raporları gördükten sonra başvuranın adli tıp kurumu   tarafından sağlık kontrolünden geçmesi kararı vermiştir. Dosyada bulunan bilgilere göre bu   sağlık kontrolü yapılmamıştır.   10. Zülcihan Şahin Davası   Şahin 7 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Başvuran, 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı ve DGM hakimi önünde   göz altı sırasında polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM   hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.   Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde   adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor rapor vermeye gerek görmemiştir, ikincisi   Şubat 1996 tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiştir, son olarak   adli tıp doktoru 7 Mart 1996 tarihinde düzenlediği raporda 22 Şubat 1996 tarihli rapordaki   saptamaları onamış ve başvurana üç günlük rapor vermiştir.   11. Ebru Karahancı Davası   Karahancı 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Başvuran, 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı ve DGM hakimi önünde   göz altı sırasında polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM   hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.   Karahancı çeşitli kötü muameleye maruz kaldığını bildirmiştir.   Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde   adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor beş günlük rapor vermiştir, ikincisi 27   Şubat 1996 tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor   başvuranın adli tıp doktoru tarafından muayene edilmesi kararı vermiştir, son olarak adli tıp   doktoru 6 Mart 1996 tarihinde düzenlediği raporda 19 Şubat 1996 tarihli rapordaki   saptamaları onamıştır.   12. İzzet Tokur Davası   Tokur 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Başvuran, 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı ve DGM hakimi önünde   göz altı sırasında polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM   hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.   Tokur çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını bildirmiştir.   Şubat 1996 tarihinde adli tıp doktoru başvuranı muayene ettikten sonra düzenlediği   raporda başvuranın vücudunda hiçbir darp izine rastlanılmadığını belirtmiş ancak, başvuranın   kolunda hissettiği ağrılardan dolayı başvurana bir günlük rapor vermiştir.   13. Okan Kablan Davası   Kablan 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Başvuran, 19 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı ve DGM hakimi önünde   göz altı sırasında polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia etmiştir. DGM   hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.   Kablan çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını bildirmiştir.   Başvuran hakkında üç sağlık raporu düzenlenmiştir: birincisi 19 Şubat 1996 tarihinde   adli tıp doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor bir günlük rapor vermiştir, ikincisi 28 Şubat   tarihinde Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından düzenlenmiş ve doktor nihai raporun   adli tıp doktoru tarafından düzenlenebileceğini belirtmiştir, son olarak adli tıp doktoru 7   Mayıs 1996 tarihinde düzenlediği raporda başvuranın kulaklarında bir sorun olduğunu   saptamış ve başvurana on beş günlük rapor vermiştir.   14. Zühal Sürücü Davası   Sürücü 14 Mart 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Mart 1996 tarihinde muayene edilmiş ve başvuranın vücudunda hiçbir darp izine   rastlanılmamıştır. Başvuran önce Cumhuriyet Başsavcısı daha sonra da DGM hakimi önüne   çıkarılmış ve hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.   15. Cemal Bozkurt Davası   Bozkurt 14 Mart 1996 tarihinde tutuklanmıştır.   Mart 1996 tarihinde muayene edilmiş ve başvuranın vücudunda hiçbir darp izine   rastlanılmamıştır. Başvuran önce Cumhuriyet Başsavcısı daha sonra da DGM hakimi önüne   çıkarılmış ve hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.   B. Başvuranlar hakkındaki suçlamalar ve serbest bırakılma talepleri   Cumhuriyet Başsavcısı 10 Nisan 1996 tarihinde başvuranların da aralarında bulunduğu   yirmi sanık hakkında Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını tamamen veya kısmen değiştirmeye   veya üzerinde değişiklik yapmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı darbe   girişiminde bulunmaya veya Millet Meclisinin görevlerini yerine getirmesine zor kullanarak   engel olmaya yönelik her türlü girişimden men eden Türk Ceza Kanunun “TCK” 146.   maddesine ve silahlı örgüte mensup olmaktan men eden TCK 168§2. maddesine dayanarak   ceza davası açmıştır. Başvuranlar, aralarında kasten adam öldürme, adam öldürme girişimi,   patlayıcı madde fırlatma, yasadışı ve şiddet içeren gösterilere katılmak gibi birçok şiddet   eyleminde bulunmakla suçlanmışlardır.   DGM 21 Kasım 1996 tarihinde Sevgi Kaya ve İzzet Tokur’un ve 28 Ocak 1997   tarihinde Ebru Karahancı ve Zühal Sürücü’nün tahliye edilmesine karar vermiştir.   Başvuranların (tutukluların) avukatları 27 Mart 1997 tarihli oturumda başvuranların   tutukluluk hallerinin uzun sürmesini ve kanıtları öne sürerek başvuranların serbest   bırakılmalarını talep etmiştir. DGM, dosyanın içeriği ve yöneltilen suçlamaların niteliği göz   önünde bulundurulduğunda tutukluluk gerekçelerinin ortadan kalkmadığı sonucuna vararak   talebi reddetmiştir.   Başvuranların yaptığı itiraz 3 Nisan 1997 tarihinde başvuranlar aleyhine yapılan   suçlamalar ve kanıtlarla beraber dosya içeriği göz önünde bulundurularak İstanbul DGM   tarafından reddedilmiştir.   DGM 21 Ekim 1997 tarihinde Okan Kablan ve Cemal Bozkurt’un, 5 Mart 1998   tarihinde Sinan Kaya’nın, 12 Mayıs 1998 tarihinde Ulaş Batı ve Zülcihan Şahin’in, 16   Temmuz 1998 tarihinde Devrim Öktem ve Arzu Kemanoğlu’nun 8 Nisan 1999 tarihinde   Müştak Erhan’ın ve 25 Şubat 2000 tarihinde Özgür Öktem’in tahliye edilmesine karar   vermiştir.   İsmail Altun hakkıda ise 12 Ekim 2001 tarihinde sağlık durumu nedeniyle DGM   serbest bırakılmasına karar vermiştir. Bülent Gedik dosyada bulunan bilgilere göre tahliye   edilmemiştir.   Mevcut durumda dava yerel makamlar önünde hala askıda kalmıştır.   C. Başvuranların şikayetleri ve söz konusu göz altı sırasında yapılan kötü   muamelelerden sorumlu altı polis hakkındaki suçlamalar   Bülent Gedik, Zülcihan Şahin, Sinan Kaya, Sevgi Kaya, Devrim Öktem, Okan Kaplan,   Arzu Kemanoğlu, Müştak Erhan İl, İzzet Tokur, Ulaş Batı isimli başvuranlar 5 Mart 1996   tarihinde göz altından sorumlu polisler aleyhine kötü muameleden şikayetçi olmuşlardır. Aynı   başvuranlar O.T. (İstanbul Emniyet Müdürü) ve R.A. (İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle   Mücadele Şubesinde Müdür Yardımcısı) hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.   Başvuranlar bu kişilerin kendilerine işkence yapan polislerin hiyerarşi olarak üstlerinin   olduğunu öne sürmüşlerdir. Bu şikayet hakkında 24 Şubat 1998 tarihinde yeterli kanıt   olmadığı gerekçesiyle usul işlemlerine devam etmeme kararı alınmıştır. Bu muhakemenin   men-i kararı Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından 23 Eylül 1998 tarihinde   onanmıştır.   Cumhuriyet Başsavcısı 12 Nisan 1996 tarihinde 5 Mart 1996 tarihinde yapılan şikayet   çerçevesinde başvuranların göz altına alınmasından sorumlu Fatih Berkup, Mehmet A.   Çavdar, Ahmet Bereket, ve Yakup Doğan isimli dört polisi dinlemiştir. Polisler söz konusu   başvuranlara kötü muamelede bulunmadıklarını belirtmişlerdir.   Aynı zamanda taraflar tarafından belirtilmeyen bir tarihte Ebru Karahancı, Özgür   Öktem ve İsmail Altun tarafından şikayette bulunulmuştur. Bu kişiler Mustafa Sara, Mustafa   Taner Paylaşan, Fatih Berkup, Mehmet A. Çavdar, Ahmet Bereket, ve Yakup Doğan isimli   altı polisin göz altı sırasında kendilerine kötü muamelede bulunduklarını öne sürmüşlerdir.   İstanbul Savcılığı 21 Şubat 1997 tarihinde şikayet hakkında muhakemenin men-i kararı   almıştır. Ancak, başvuranlara göre 5 Aralık 1997 tarihinde başvuranların temsilcisinin yaptığı   şikayet üzerine Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı bu muhakemenin men-i kararını iptal   etmiştir.   Cumhuriyet Başsavcısı 4 Mart 1997 tarihinde verdiği iddianameyle İstanbul Ağır Ceza   Mahkemesinde Mustafa Taner Paylaşan, Fatih Berkup, Mehmet A. Çavdar, Ahmet Bereket,   ve Yakup Doğan isimli beş polis hakkında TCK’nun 243. maddesine dayanarak kamu davası   açmıştır.   İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 26 Mayıs 1997 tarihinde haklarında soruşturma açılan   beş polisin bulunmadığı ilk oturumunda başvuranları dinlemiştir. Başvuranlar Mustafa Sarı   hakkında takibatın olmamasına itiraz etmişlerdir. Aynı şekilde Devrim Öktem 17 Şubat 1996   tarihinde göz altı sırasında yapılan kötü muameleden dolayı düşük yaptığını bildirmiştir.   Ayrıca, İzzet Tokur, Ebru Karahancı, Özgür Öktem ve İsmail Altun dışındaki başvuranlar   Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 365. maddesi gereğince ceza muhakemeleri usulünde   müdahil tarafın olması talebinde bulunmuşlardır ve bu talep kabul edilmiştir.   Temmuz 1997 tarihli oturumda başvuranlar duruşmada mevcut olan polisleri   teşhisini gerçekleştirmişlerdir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların tutuklanmasına   gerek olmadığına kanaat getirmiş ve Mustafa Sara hakkında daha sonra kovuşturma başlatılıp   başlatılmaması konusunun görülmesine karar vermiştir.   Ekim 1997 tarihli oturumda Devrim Öktem’in babası ve Karahancı dinlenmiştir.   Karahancı göz altı sırasında gözlerinin bağlı olmasından dolayı hiç kimseyi teşhis   edemeyeceği yönünde ifade vermiştir.   Sanıklardan Ahmet Bereket’in ifadeleri istinabe tarafından kaydedilmiş ve Ağır Ceza   Mahkemesinde açılan dosyaya 29 Temmuz 1997 tarihinde konulmuştur.   aralık 1997 tarihli oturumda A. Kılıç ve Ay. Kılıç isimli iki kurbanın adresleri   tespit edilmiş ve eksik tanık ifadeleri dinlenilmiştir.   Mart tarihli oturumda A. Tunga’nın ifadeleri dinlenilmiştir.   Ocak 1998 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı mahkemeye, zorla ifade almak için kötü   muamele yapmakla suçlandığı Mustafa Sarı hakkındaki ek iddianameyi sunmuştur.   Nisan 1998 tarihinde istinabeye verdiği Mustafa Sarı’nın ifadeleri dosyaya   konmuştur.   Ağır Ceza Mahkemesi 21 Mayıs ve 25 Aralık 2002 tarihleri arasında mahkemeye   çıkarılmak üzere bir tanığın ve kurbanın adreslerinin tespit edilmesi amacıyla otuza yakın   oturum gerçekleştirmiştir. Oysa başvuranların temsilcileri 24 Haziran 1999, 20 Kasım 2001,   Aralık 2002 tarihlerinde bu kişilerin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dinlenilmemesini   talep etmiş ve bu talep mahkeme tarafından 13 Şubat 2002 tarihinde kabul edilmiştir.   Temmuz 2002 tarihli oturumda Mustafa Taner Paylaşan, Fatih Berkup ve Yakup   Doğan istifalarını sunmuşlardır. Ayrıca M.A. Çavdar’ın öldüğü ortaya çıkmıştır.   Ekim 2002 tarihinde başvuranların temsilcileri ceza davasının zaman aşımına   uğrayacağına dikkati çekerek muhakeme işleminin hızlandırılmasını talep etmiştir.   Kasım 2002 tarihli oturumda Yakup Doğan bir avukat talebinde bulunmak için süre   istemiş ve Mustafa Sara mahkemeye oturumlara katılmama sebebi olarak sağlık raporu   sunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi sanıklara süre tanımıştır. Ayrıca dosyada bulunan bilgilere   göre Mustafa Sara hiçbir zaman mahkemeye çıkmamıştır.   Aralık 2002 tarihli oturumda Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini sunmuştur.   Savcı dava sırasında ölen M.A. Çavdar’ın ölmesi nedeniyle ceza davasının düşmesini Mustafa   Taner Paylaşan, Ahmet Bereket, Fatih Berkup ve Yakup Doğan’a ilişkin ceza davasının ise   zaman aşımından dolayı düşmesini talep etmiştir. Mustafa Sara için savcı sadece Bülent   Gedik’e işkence yapmasından dolayı cezaya çarptırılmasını talep etmiştir. Ancak, savcı diğer   suçlamalar için beraat etmesini istemiştir.   Ağır Ceza Mahkemesi 5 Şubat 2003 tarihinde verdiği kararla Mustafa Taner Paylaşan,   Ahmet Bereket, Fatih Berkup ve Yakup Doğan’a karşı yürütülen işlemlere zaman aşımından   dolayı ve M.A.Çavdar aleyhine olan davaya ölüm nedeniyle son verilmesine karar vermiştir.   Mustafa Sara hakkında mahkeme M.Gedik ve Devrim Öktem’e yaptığı işkenceden dolayı   suçlu bularak Mustafa Sara’yı iki yıl hapis cezasına çarptırmış ve altı ay kamu hizmetinden   men etme kararı almıştır. Ancak mahkeme diğer suçlardan sanığın beraat etmesine karar   vermiştir.   Dava Yargıtay’da hala askıdadır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Başvuranlar Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan Kaya,   İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu,   Zülcihan Şahin ve Ebru Karahancı AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir.   A. İç Hukuk Yollarının Tüketilmemesine İlişkin   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi hakkında itirazda bulunmuştur. Hükümet   AİHS’nin 35. maddesine karşın iç hukuk yollarını tüketmeyen başvuranların adli veya ceza   muhakeme işlemlerini başlatarak AİHS’nin 3. maddesine göre şikayette bulunabileceklerini   öne sürmüştür. Başvuranlar Hükümetin iddialarına itiraz etmişlerdir.   AİHM, kabul edilebilirlik hakkındaki 7 Mart 2002 tarihli kararında bu iddiayı   hakkında suç duyurusunda bulunan polisler aleyhine açılan davanın yerel mahkemeler önünde   askıda olmasını göz önünde bulundurarak esas ile birleştirme kararı aldığını hatırlatmıştır.   AİHM, Hükümetin ön itirazının hukuki ve cezai başvurularının etkili olmasına ilişkin   başvuranların şikayetlerinin özünde çok yakın olmasından dolayı bu yaklaşımı kabul etmiştir (   Bkz. Salman-Türkiye, no: 21986/93, §§81-88, CEDH 2000-VII).   B. Kablan’ın sunduğu AİHS’nin 3. maddesine göre altı ay kuralının ihlaline ilişkin   şikayet hakkında   Hükümet, AİHS’nin 3. maddesine göre şikayette bulunmak için Okan Kablan’ın altı   ay kuralını AİHS’nin 35. maddesi gereğince ihlal ettiğini savunmuştur. Hükümete göre altı   aylık süre, başvuranın iç hukuk yollarını kullanamadığını söylemesinden dolayı suç unsuru   oluşturan fiilin işlendiği tarihten itibaren başlamıştır.   Hükümet, bu başvuranın 33097/96 sayılı başvuru çerçevesinde verilen başvuru   metninde AİHS’nin 3. maddesi alanında başvurusunu yapmadığını dile getirmiştir.   Başvuran, Hükümetin iddiasına itiraz ederek altı ay kuralına riayet ettiğini öne   sürmüştür. Başvuran 5 Mart 1996 tarihinde diğer dokuz başvuranlarla beraber şikayette   bulunduğunu ve daha sonra göz altından sorumlu polisler aleyhine açılan cezai işlemlerde   “müdahil taraf” olduğunu açıklamıştır. Başvurana göre başlangıçtaki başvuru metninde   şikayetin bulunmaması sadece mahkemeye sunulan olayların karmaşıklığından doğan   unutkanlıktan kaynaklanmaktadır. 3. maddeye göre yapılan şikayetin cezai işlemleri hala   askıda olmasından dolayı AİHS’nin 35. maddesine göre altı aylık süre henüz dolmamıştır.   AİHM, kabul edilebilirlik kararında bu iddiayı esasla birleştirme kararı verdiğini   hatırlatmıştır. İncelemenin bu aşamasında AİHM, bu iddiayı tekrar ayrı olarak ele alacaktır.   AİHM, Kablan’ın 6 ve 19 Şubat 1996 tarihleri arasında geçekleşen göz altı sırasında   maruz kaldığı kötü muameleden şikayetçi olduğunu belirtmiştir. AİHM, bu bağlamda   “müdahil taraf” olarak yapılan şikayetin AİHS’nin 35. maddesine uygun olarak yapılması   gereken başvuru yolları arasında yer aldığını hatırlatmıştır ( Erdagöz-Türkiye, no: 17128/90,   Temuz 1991 tarihli Komisyon kararı, Karar ve Raporlar 71, s. 275). Bu başvurunun davada   öne sürüldüğü gibi sonuçsuz kaldığı düşünüldüğünde bile başvurunun önemsiz bir girişim   olduğu söylenemez; buradan yola çıkarak başvurunun altı aylık sürenin başlama noktasını   oluşturduğu sonucuna varılabilir (Bkz. mutatis mutandis, A-Fransa, 23 Kasım 1993 tarihli   karar, seri A, no: 277-B, s. 47-48, §30).   Bu davada AİHM, başvuranın 5 Mart 1996 tarihli başvuruda diğer başvuranlarla   beraber hareket ettiğini saptamıştır.. Başvuran daha sonra müdahil taraf olmuştur. AİHM’ye   göre başvuran, kötü muamele sorumluları aleyhine açılan ceza davasının yerel mahkemelerde   askıda olmasına rağmen 19 Mayıs 2000 tarihinde AİHS’nin 3. maddesine göre yaptığı   şikayetle AİHS’nin 35. maddesinin gerekliliklerini yerine getirmiştir. Bu nedenle bu iddia   reddedilmelidir.   C. Polis tarafından kötü muamele yapıldığı iddiası hakkında   AİHM, başvuranların göz altı sırasında birçok götü muamelelere maruz kaldıklarına   yönelik yaptıkları şikayetleri belirtmiştir: özellikle asma ( M. Gedik, Erhan İl, Ö. Öktem,   Kaya Altun, KAblan, D. Öktem, Kemanoğlu, Şahin, KArahancı); devamlı darbeler (M. Batı,   Erhan İl, Kaya, Altun, Tokur, KAblan, D. Öktem, Şahin, Karahancı); su fışkırtma (Şahin,   Kaya, Kemanoğlu, Karahancı, M. Tokur, Altun) falaka (Öktem, Kaya). Başvuranlar ayrıca   uykusuz bırakıldıkları, aşağılandıkları ve ölüm veya tecavüzle tehdit edildikleri yönünde   şikayetçi olmuşlardır.   Başvuranlar kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yürüten yerel makamların   tutumlarını da eleştirmişlerdir.   Türk Hükümetine göre iddia edilen olaylar hakkında nihai karar verilmediğinden   dolayı 3. maddeye ilişkin hiçbir ihlal ortaya çıkmamaktadır.   AİHM, elinde bulunan unsurlar ışığında, olayları kendi içinde değerlendirme   serbestisinin bulunduğunu belirttiği değişmeyen içtihatını hatırlatmıştır (Bkz. mutatis   mutandis, Selmouni-Fransa, no: 25803/94, §86, 1999-V).   AİHM bu davada doktorlar tarafından düzenlenen raporların başvuranların göz   altından sonra ciddi yaralarının bulunduğunu ortaya çıkardığını ve mahkemede bulunan hiç   kimse bu yaraların daha önce oluşmadığı kanısına itiraz etmemiştir. Ancak, yerel makamlar   ve AİHM önünde açılan ceza davasında tarafların sunduğu kanıt unsurlar, başvuranların   polislerin birçok kötü muamelelerde bulunduğuna dair sözlerini desteklemiştir. Dolayısıyla   dosyada bulunan unsurlar göz önünde bulundurulduğunda AİHM, başvuranların birçok kötü   muamelelere maruz kaldıklarını kabul etmiştir. Aynı şekilde başvuranların birbiriyle uyuşan   sözleri ve dosyanın tümü göz önünde bulundurulduğunda AİHM, başvuranların   aşağılandığının, günlerce uykusuz bırakıldıklarının ve tıbbi tespit gerektirecek fiziksel iz   bırakmayan nitelikteki şiddet gibi kişinin akli dengesini bozacak şiddete maruz kaldıklarının   doğruluğunu kabul edebilir.     Daha önceki paragrafta yer alan sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda AİHM   benzeri kötü muamelelere ilişkin kanıt toplamanın güçlüğü nedeniyle diğer fiziki ve   psikolojik saldırı iddialarının doğruluğunu araştırmaya gerek olmadığına kanaat getirmiştir.   AİHM, meydana gelen olayların boyutuyla ilgili olarak konuya ilişkin içtihatı (Bkz.   sözü edilen Selmouni, §§ 96-97) ışığında özel bir kötü muamelenin işkence olarak   nitelendirilmesi gerektiğine karar vermek için 3. maddenin bu kavram ile insanlık dışı ve   aşağılayıcı muamele arasındaki ayrımı göz önünde bulundurmak gerektiğini hatırlatmıştır. Bu   ayrım, büyük ve dayanılmaz acıların tartışma konusu bazı insanlık dışı muamelelerin   acımasızlığını belirtmek amacıyla AİHS’de yer almaktadır.   Bu amaçla AİHM, öncelikle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin Gedik ve Devrim   Öktem’e yapılan filleri, söz konusu fiillerin boyutu ve bu muamelelerin ilgili kişilere itirafta   bulunmaları veya kendilerine yöneltilen olaylar hakkında bilgi vermeleri amacıyla görevlerini   yapan devlet görevlileri tarafından bilinçli olarak yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda,   işkence olarak nitelendirdiğini saptamıştır. Mahkeme sözü edilen bu başvuranların   durumunda saptanan sonuçları göz ardı etmek için hiçbir gerekçe görmemektedir.   AİHM, diğer başvuranlar hakkında çeşitli sağlık raporlarında belirtilen yaraların   tümünün ve başvuranların göz altı sırasında maruz kaldıkları kötü muameleye ilişkin   beyanları, fiziksel acıların bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Olayların süregelişi acıların   başvuranlara kendilerine yöneltilen olaylar hakkında itirafta bulunmaları için bilinçli olarak   uygulandığını doğrulamaktadır.   Ortaya çıkarılan fiiller, başvuranların fiziksel ve moral olarak direncini kırma, onları   aşağılama amacı olan korku, endişe ve aşağılık duygusu yaratan niteliktedir. AİHM, bu   muamelenin insanlık dışı ve aşağılayıcı nitelikte olduğunu söylemek için yeterli ciddi   unsurların olduğunu kaydetmiştir. Her ne olursa olsun, AİHM, özgürlüğü kısıtlanan bir kişi   nezdinde, bu kişinin tutumu tam olarak gerekli kılmasa da fiziksel güç kullanılması insan   onurunu kırdığını ve prensip olarak 3. madde tarafından güvence altına alınan hakkı ihlal   ettiğini hatırlatmıştır (Selmouni §99).   Başvuranların uğradığı “ acı ve ıstırabın” şiddeti konusunda AİHM, “şiddet”   niteliğinin bulunmasının “asgari önem” gibi 3. maddenin uygulanması için gerekli olduğuna   kanaat getirmiştir ; esas itibariyle bu nitelik dava verilerinin tümüne özellikle muamelenin   süresi ve fiziksel ve zihinsel etkilerinin yanı sıra bazen cinsiyet, yaş, ve kurbanın sağlık   durumuna bağlıdır.   AİHM daha önce işkence olarak nitelendirilebilecek muamelelerin bulunduğu   sonucuna varılan davalar hakkında karar vermiştir (Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli   karar, 1996-VI, s. 2279, §64; Aydın-Türkiye, 25 Eylül 1997, 1997-VI, s. 1891-1892, §§ 83-84   ve 86; Selmouni, §105; Dikme-Türkiye, no; 20869/92, §§ 94-96, CEDH 2000-VIII).   Bu durumda özellikle olaylar sırasında bazı başvuranların yaşının genç olması göz   önüne alındığında ( örneğin on yedi yaşında olan Batı ve Sürücü, on sekiz yaşındaki Kaya ve   Karahancı, on altı yaşındaki Kablan ve Kaya) veya göz altı sırasında hamile olan Devrim   Öktem’in tehlikeli durumunda olduğu gibi durumlarda, başvuranların geleceklerinin   belirsizliği ve göz altı sırasında uğradıkları şiddetin yoğunluğu nedeniyle sürekli bir acı ve   endişe içinde yaşadıkları inkar edilemez.   AİHM için bu muameleler ilgili kişilere itirafta bulunmaları veya kendilerine   yöneltilen olaylar hakkında bilgi vermeleri amacıyla görevlerini yapan devlet görevlileri   tarafından bilinçli olarak yapılmıştır.   Bu koşullarda AİHM, bütünüyle ele alındığında ve süresiyle beraber amacı da göz   önünde bulundurulduğunda başvuranlara uygulanan şiddetin, “şiddetli” acı ve ıstırap yaratan   ciddi ve acımasız nitelikte olduğu kanaatine varmıştır; buradan yola çıkarak bu şiddet   AİHS’nin 3. maddesine göre işkence olarak nitelendirilebilir ve sonuç olarak bu hüküm ihlal   edilmiştir.     D. Yürütülen soruşturmaların uygunluğu hakkında   Başvuranlar yetkili makamların ortaya çıkarılan muameleler hakkında etkili   soruşturma yapmadığından şikayetçi olmuştur. Hükümet buna itiraz etmiştir.   AİHM, başvuranların şikayetleri esas olarak AİHM’nin 3. madde gereğince savunmacı   devleti sorumlu tuttuğu kötü muamelelere ilişkin şikayetleri hakkında ayrıntılı soruşturma   yapılmamasıyla ilgili olduğunu gözlemlemiştir. AİHM, ayrıca, İlhan-Türkiye kararını   hatırlatmıştır: verilen bir davada 3. maddenin usul olarak ihlalinin davanın özel koşullarına   bağlı olup olmadığını saptamanın uygun veya gerekli olup olmadığını belirleme sorununu   hatırlatmıştır (no: 22277/93, §§ 92-93, 2000-VII).   Davaya ilişkin olayların hukuki nitelendirilmesini yapan AİHM, başvuranların veya   hükümetlerin kendisine atfettiklerine bağlı olmayarak söz konusu şikayetlerin AİHS’nin 13.   maddesi çerçevesinde incelenmesinin uygun olacağına kanaat getirmiştir ( Bkz. mutatis   mutandis, Guerra ve diğerleri-İtalya, 19 Şubat 1998 tarihli karar, 1998-I, s. 223, §§44-45;   AİHS’nin 13. maddesi hakkında, Bkz. ayrıca Aksoy, §98, ve Assenov-Bulgaristan, 28 Ekim   tarihli karar, 1998-VIII, §107; 13. maddenin re’sen incelenmesi konusunda Bkz.   Büyükdağ-Türkiye, no: 28340/95, §60, 21 Aralık 2000).   II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLALİLİ HAKKINDA   Başvuranlar Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, özgür Öktem, Sinan Kaya,   İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu,   Zülcihan Şahin ve Ebru Karahancı ‘ya göre kötü muameleye ilişkin şikayetleri hakkında   makamlar etkisini göstermemiştir.   Başvuranlar, soruşturmaların ceza muhakeme usulleri sorumluların kimliklerinin   belirlenmesi ve cezalandırılmasına yarayacak nitelikte olmadığından derinlemesine ve etkili   olamayacağı kanaatindedir.   Öncelikle başvuranlara göre genel olarak soruşturma, beş polis hakkındaki şikayetin   yapıldığı tarihten bir yıl sonra mahkemeye intikal ettiği düşünülürse yeterince hızlı   gerçekleşmemiştir. Aynı şekilde yargılamanın ilk üç buçuk yılı boyunca sadece on yedi   oturum gerçekleşmiştir. Son tanıklar ve davacılar 14 Eylül 1998 tarihli oturumda dinlenmiştir.   Daha sonra hiç bir kanıt sunulmamış ve oturumlar sadece bir tanığın ve mağdurun adresinin   tespit edilmesi için ardı ardına ertelenmiştir.   Ayrıca, polislerden birinin yani Mustafa Sara’nın Ağır Ceza Mahkemesine   çıkarılmaması ve mahkeme Mustafa Sara hakkında işkence mağdurları tarafından kimlik   tespitinin yapılmamasından dolayı kısmen beraat kararı aldığı sürece soruşturmanın etkili   olduğu söylenemez.   Ayrıca başvuranlara göre bu soruşturma çürütülemeyen kanıtların bulunmasına karşın   işkence sorumlularının cezalandırılmasını öngörmemekteydi. Soruşturmadaki boşluklar ve   soruşturmanın özenle yapılmaması ceza almayan polisleri işkenceden sorumlu kılmaktadır.   Aynı şekilde başvuranlara göre benzeri davalarda tazminat davası için gidilen hukuk   mahkemeleri, olayların oluşumu hususunda ceza mahkemelerinin aldığı kararlara bağlı   olduğundan Türk Hukukunda öngörülen adli yol, işkence mağdurlarının tazmin edilmesinde   sonuçsuz kalmaktadır. Ceza mahkemeleri işkence filleri ve belirlenen yaralar arasında neden-   sonuç ilişkisini nihai olarak oluşturmadıklarında hukuk mahkemeleri tazminatın   ödenmesinden kaçınmaktadır.   1. Genel İlkeler     AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, AİHS’de yer alan hak ve özgürlüklerden   faydalanmayı sağlayan başvurunun yerel hukukta bulunmasını güvence altına aldığını öne   sürmüştür. 13. maddeden doğan yükümlülüğün kapsamı başvuranın şikayetini AİHS’ye   dayandırdığı niteliğine göre değişmektedir.   “Etkili başvuru” kavramı, bir kişinin devlet görevlilerinin ellerinde bulunurken   uğradığı ciddi yaralanmalar hakkında şikayette bulununca, uygun olduğu koşulda ve iç   hukukta başka başvuru olmaksızın tazminatın ödenmesi dışında etkili ve ayrıntılı bir   soruşturma gerektirmektedir. Soruşturma türü ise şartlara göre değişmektedir. Ancak, şartlar   ne olursa olsun, yetkililer resmi şikayet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikayet   yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin belirtiler   olduğunda soruşturma açılması uygun olacaktır (Bkz. Özbey-Türkiye (karar), no: 31883/96, 8   Mart 2001 ve İstanbul Protokolü). Yetkililer işkence mağdurlarının kötü durumlarını göz   önünde bulundurmalı ve bir kişi ciddi yaraları olduğunda şikayette bulunmak için yeterli   olanağı veya isteği bulunmamaktadır (Aksoy, §§97 ve 98).   Yürütülen soruşturma teoride olduğu gibi uygulamada da “etkili” olmalı ve savunmacı   devletin yetkililerinin fiilleri veya unutkanlığı nedeniyle haksız olarak engellenmemelidir   (Aksoy, §95; Aydın, §103). Bu soruşturma sorumluların bulunmasını ve cezalandırılmasını   sağlamalıdır (Aksoy, §98). Böyle olmadığı durumda, temel önemi dışında işkence ve ceza   veya insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelelerin genel yasal yasağı uygulamada etkili   olmayacak ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin benzeri cezasızlıktan faydalanarak   kontrolüne tabi kişilerin haklarını çiğnemesi mümkün olacaktır ( Labita-İtalya, no.26772/95,   §131, 2000-IV).   Sonuçtan değil ancak olanaklardan doğan zorunluluğun söz konusu olduğu doğrudur.   AİHM, dış dünyayla ilişiği kesilen veya kendisine destek olabilecek ve gerekli kanıtları   oluşturabilecek doktor, avukat, aile yakını veya arkadaşlarla görüşmesi engellenmiş mağdur   için göz altı sırasında uğranılan işkence yönünde yapılan şikayetleri desteklemenin zor   olacağını kaydetmiştir (Aksoy, §97). Yetkililerin, mağdur olduğu varsayılan kişinin bu   iddialar konusunda yaptığı ayrıntılı beyan, görgü tanıklarının ifadeleri, bilirkişilerin   incelemeleri ve yaralar hakkında hazırlanan kesin ve tam bir özet ve yaraların nedenine ilişkin   tıbbi saptamaların objektif analizini sağlamaya yönelik ek tıbbi belgeler dahil olmak üzere söz   konusu olaylara ilişkin kanıtlar elde etmek için elinde bulunan makul önlemleri alma   zorunluluğu bulunmaktadır. Yaraların nedenini veya sorumluluklarını ortaya koymasını   güçleştiren soruşturmadaki her türlü eksiklik bu kurala uymama riskini taşımaktadır.   Devlet memurları tarafından yapılan işkence ve kötü muamele hakkında yürütülen   soruşturmanın somut olması için soruşturmadan sorumlu ve tetkikleri yapan kişilerin olaylara   karışan kişilerden bağımsız olmalıdır (Bkz., mutatis mutandis, Güleç-Türkiye, 27 Temmuz   tarihli karar, 1998-IV, §§81-82 ve Oğur-Türkiye, no:21594/93, §§91-92, 1999-III).   Neticede bu durum her türlü hiyerarşik ve kurumsal ilişkinin olmamasının yanı sıra   uygulamada da tam bir bağımsızlık gerektirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Ergi-Türkiye, 28   Temmuz 1998 tarihli karar, 1998-IV, §§ 83-84 ve Hugh Jordan-İngiltere, no: 24746/94, §120,   2001-III).   Şüphesiz ivedilik ve makul özen zaruriyeti bu bağlamda açık değildir. Kötü   muameleye ilişkin şikayetler hakkında yapılan soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin   hızlı davranması eşitlik ilkesine göre kamunun güvenini korumak ve yasadışı eylemler   konusunda suç ortaklığını veya hoşgörülüğün bulunduğu kanısının oluşmasını engellemek   için genel olarak zaruri kabul edilebilir (Bkz. İndelicado-İtalya, no: 31143/96, §37, 18Ocak   ve Özgür Kılıç-Türkiye (karar), no:42591/98, 24 Eylül 2002). Araştırmanın ilerlemesini   engelleyen engeller veya zorlukların bulunduğu özel bir durumda, yetkililer tarafından acil   olarak başlatılan soruşturma genel olarak kamuoyunun güvenini ve hukuk devletine olan     inanışı korumak ve yasadışı eylemler veya suçların işlenmesindeki anlaşmalar konusunda   hoşgörülüğün bulunduğu kanısının oluşmasını önlemek için başlıca unsur olarak kabul   edilebilir (Bkz. mutatis mutandis, Paul ve Audrey Edwards-İngiltere, no:46477/99, §72, 2002-   II).   Aynı nedenlerden dolayı sorumluların teoride olduğu gibi pratikte de sorumluluk   almalarını sağlamak için soruşturmada veya soruşturma sonuçlarında yeterli kamu   kontrolünün olması gerekir. Kamu kontrolünün derecesi davadan davaya değişebilmektedir.   Ancak her durumda soruşturma işlemine şikayetçinin girişimde bulunması kaçınılmazdır   (Aksoy, §98, s.2287; Büyükdağ, § 67).   2. Davaya uygulanması   AİHM, sunulan kanıtlara dayanarak Savunmacı Hükümetin 3. madde gereğince   başvuranların maruz kaldığı işkenceden sorumlu olduğuna karar vermiştir. İlgili kişiler   tarafından yapılan şikayetler bundan böyle 13. madde gereğince “savunulabilir” olacaktır.   Yetkililerin yukarıda sıralanan gerekliliklere cevap verecek etkin soruşturmanın açılması ve   yürütülmesi zorunluluğu bulunmaktaydı.   AİHM, başvuranlar tarafından yapılan şikayetin ardından soruşturmanın yapıldığını ve   Yargıtay önünde hala askıda olan ceza muhakemeleri usulünün başlatıldığını gözlemlemiştir.   AİHM için yürütülen soruşturmanın ve ceza muhakemeleri usulüne gösterilen özeni   dolayısıyla “somut” yönünü değerlendirmek söz konusudur.   Başvuranlar soruşturmanın bazı noktalarda etkililiğini eleştirmişlerdir.   a) Tetkiklerdeki olası hatalar   Başvuranlara göre soruşturma, işkence mağdurları tarafından teşhis edilmediğinden   kısmen beraat eden polislerden Mustafa Sara’nın Ağır Ceza Mahkemesi önüne hiç bir zaman   çıkmadığı için somut olarak nitelendirilemez.   AİHM, haklarında suçlamada bulunulan iki polis Mustafa Sara ve Ahmet Bereket’in   ifadelerinin istinabeye eklendiğini ve bu kişilerin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önüne hiçbir   zaman çıkmadıklarını ortaya koymuştur. Bu bağlamda muhakeme usulu boyunca hiç bir   zaman karşılaşma imkanı bulamayan Zülcihan Şahin, Sevgi Kaya, Okan Kablan, Arzu   Kemanoğlu, Müştak Erhan İl, Ulaş Batı, İzzet Tokur, Ali Kılıç ve Sinan Kaya’ya işkence   yapan Mustafa Sara’nın teşhis edilememesinden dolayı beraat etmesi anlaşılmazdır.   AİHM ayrıca Gedik, Erhan İl ve Kemanoğlu’nu muayene eden doktorların bu kişiler   üzerinde bulunan izlerin kaynağını belirlemek amacıyla ek muayenenin yapılması kararı   almasına rağmen, bu ek muayenelerin hiç bir zaman gerçekleştirilmemesini ve ne Cumhuriyet   Başsavcısının ne de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin bu boşluğu doldurmaya çalışmasını   üzücü bulmuştur. AİHM, bu davada ek muayenelerin yapılmayışı Gedik, Erhan İl ve   Kemanoğlu gibi tutuklu bulunan kişileri temel güvencelerden mahrum ettiğine ve bu da   soruşturmada eksikliğe neden olup bazı durumlarda “insanlık dışı ve küçültücü muamele”   oluşturduğuna kanaat getirmiştir (Algür-Türkiye, no: 32574/96, §44, 22 Ekim 2002).   AİHM, bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, bu iki hatanın soruşturmanın   etkili olmasını engellediği sonucuna varmıştır.   b) iddia edilen makul ivedilik ve önem eksikliğiyle beraber sanıkların ceza almaması   AİHM, soruşturmanın genelinde uzun sürdüğünü saptamıştır: olaylardan sekiz yıl   sonra haklarında suç duyurusunda bulunan polisler hakkında yürütülen ceza muhakemeleri   usulü Yargıtay önünde hala askıda bulunmaktadır.     AİHM, 4 Mart 1997 tarihinde yani şikayetin yapıldığı tarihten bir yıl sonra İstanbul   savcılığı başvuranların göz altından sorumlu beş polis hakkında ceza davası açtığını   saptamıştır. İki yıl sonra bir diğer polis işkence yapmakla suçlanmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi   Mayıs 1998 tarihine kadar ilk tanıkları ve sanıkları dinlemiştir. Ancak ilk derece   mahkemesi, 21 Mayıs 1998 ile 25 Aralık 2002 tarihleri arasında gerçekleşen otuz kadar   duruşmada iki tanığı karşılaştırmaya çalışmış, 13 Şubat 2002 tarihinde yani önemli kanıtların   elinde bulunduğu 21 Mayıs 1998 tarihinden üç yıl dokuz ay sonra tanıkları dinlemekten   vazgeçmiştir. Ayrıca daha sonraki bir dönemde sanıkların temsilcilerinin görevlerinden   çekilmeleri üzerine bir uzatma daha gerçekleşmiştir.   İlk derece mahkemesi şikayetin yapıldığı tarihten altı yıl on bir ay sonra yani 5 Şubat   tarihinde sanıklar Mustafa Taner Paylaşan, Ahmet Bereket, Fatih Berkup ve Yakup   Doğan aleyhindeki muhakeme usulüne zamanaşımı ve M.A. Çavdar aleyhindeki muhakeme   usulüne ise ölüm nedeniyle son vermiştir. Mahkeme Mustafa Sara’yı Gedik ve Devrim   Öktem’e işkence yapmaktan suçlu bulmuş ve iki yıl hapis cezasına çarptırarak altı ay kamu   görevinden uzaklaştırılmasına karar vermiştir. Ancak mahkeme sanığın diğer suçlardan beraat   etmesine karar vermiştir. Bununla birlikte dava hakkında ceza alan tek kişi olmasına rağmen   aleyhine açılan davadan beş yıl sonra hakkında nihai ceza kararının alınmaması nedeniyle   zamanaşımından yararlanması olasıdır.   AİHM için yerel mahkemelerin işkence ve kötü muamele yapmakla suçlanan devlet   memurlarının ivedilikle haklarında karar alınmasına ve dolayısıyla zamanaşımından   faydalanmamalarına özen göstermemeleri üzüntü vericidir.   Sonuç olarak ilk derece mahkemeleri önündeki muhakeme usulündeki bu çok önemli   gecikme göz önünde bulundurulduğunda AİHM, Türk makamlarının şiddet uygulayan   kişilerin aleyhlerinde çürütülemeyecek kanıtların olmasına rağmen ceza almaması nedeniyle   gerekli ivediliği ve makul önemi göstermediklerine kanaat getirmiştir.   c) sonuç   Sonuç olarak yukarıda sözü edilen soruşturma hataları ve şiddet uyguladığı varsayılan   kişilerin ceza almamasına neden olan gerekli ivediliğin ve önemin olmaması cezai   başvurunun etkisiz olmasına sebep olmuştur. Aynı şekilde, olanlar, başvuranların iddia   ettikleri şiddet uygulamalarının telafi edilmesini sağlamak için yapılan hukuk başvurularını   dava koşullarında sonuçsuz bırakmıştır.   Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda başvuranların konuya ilişkin uygun   başvuru yollarını tüketme kuralını yerine getirdikleri kanaatine varılabilir.   Dolayısıyla 13. maddenin ihlali söz konusudur.   III. AİHS’NİN 5§3. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİ HAKKINDA   A. Göz Altı Süresi Hakkında   Okan Kablan dışında bütün başvuranlar AİHS’nin 5§3 maddesi gereğince derhal   mahkeme veya hakim önüne çıkarılmadıklarından şikayetçi olmuşlardır.   Başvuranlar bunun gibi hukuki kontrol dışında tamamen polislere bağlı olunan uzun   süreli göz altını haklı gösterecek hiçbir unsurun bulunmadığına kanaat getirmişlerdir.     Hükümet Türk hukukunda toplu işlenmiş suçlar için göz altı süresinin kanıtların   toplanması için gerekli olduğunu öne sürmüştür. Hükümet davada göz altı süresinin terör   suçlarına karşı mücadelenin boyutu ve ciddiyetinden dolayı gerekli olduğunu hatırlatmıştır.   AİHM, 5. maddenin kişinin özgürlüğüne devlet tarafından yapılan keyfi ihlallere karşı   korumak olan temel hakka yer verdiğini hatırlatmıştır. Yürütmenin bu türden müdahalesinin   hukuki kontrolü keyfiyet riskini en aza indirgemek ve “özellikle AİHS’nin önsözünün atıfta   bulunduğu” “demokratik toplumun” “temel ilkelerinden” biri olan hukukun üstünlüğünü   sağlamak amacıyla tasarlanan 5§3 maddesinin garanti ettiği temel unsuru oluşturmaktadır   (Bkz. Sakık ve diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII, s.2623-2624, §44).   Tek hızlı hukuki müdahalenin ancak tutuklu kişilere yapılan kötü muamelelerin ortaya   çıkarılması ve önlenmesini sağlayabileceği söylenebilir (Bkz. mutatis mutandis, Dikme, §64).   AİHM, Brogan ve diğerleri-İngiltere davasında (29 Kasım 1998 tarihli karar, seri A,   no:145-B, s.33, §62) hukuki müdahale olmadan dört gün altı saatlik göz altının, teröre karşı   toplumu uyarma amacı olsa bile, 5§3 maddenin belirlediği kesin zaman sınırlarını aştığı   sonucuna varmıştır.   Davda başvuranların göz altı süresi (Gedik, Erhan İl, Devrim Öktem, Kemanoğlu’nun)   Şubat, (Batı, Kaya, Altun, Tokur, Kaya, Karahancının) 8 Şubat ve (Bozkurt, Sürücünün 14   Şubat’ta tutuklanmasıyla başlamış ve (Altun’un) 16 Şubat, (Batı, Gedik, Kaya Tokur, Kaya,   Kemanoğlu, Şahin, KArahancı, Devrim Öktemin) 19 Şubat ve (Bozkurt, Sürücü’nün) 25   Mart’ta DGM hakimi önüne çıkarıldıklarında sona ermiştir. Başvuranların göz altı süreleri on   bir ve on üç gün olarak değişmektedir. AİHM, ilgililere atfedilen eylemler terör tehdidi   olarak nitelendirilse bile başvuranların hukuki müdahale olmadan on bir ve/veya on üç gün   boyunca tutulmasının gerekli olduğunu kabul etmemektedir.   Sonuç olarak AİHM, on bir ve/veya on üç gün süren göz altının, içtihatından da   anlaşılacağı gibi ivedilik kavramına uygun olmadığına kanaat getirmiştir.   B. Tutukluluk Süresi Hakkında   Başvuranlar Öktem, Kablan ve Erhan İl 5§3 maddesinin ikinci cümlesine göre makul   süre içinde yargılanmadıklarından ve muhakeme usulü süresince serbest bırakılmadıklarından   şikayetçi olmuşlardır.   Hükümet başvuranların iddiasını reddederek tutulu tutulmalarının gerekçelerinin   uygun ve yeterli olduğunu öne sürmüştür. Hükümet şüphelerin devam etmesi hususunda ilgili   kişiler hakkındaki karinelerin suçlamanın önemi nedeniyle ağır ve kesin olduğunu öne   sürmüştür. Hükümet ayrıca farklı tarihlerde bir çok suç işlemekle itham edilen yirmi kişiye   ilişkin davanın karmaşıklığını öne sürmüştür. Dolayısıyla dava, suçu oluşturan şartların ve   sanıklar arasındaki ilişkilerin açığa kavuşturulması için uzun ve titiz bir soruşturmayı gerekli   kılmaktadır.   Başvuranlar Hükümetin iddialarına itiraz ederek tutukluluk süresine ilişkin iddialarını   yinelemişlerdir.   AİHM, öncelikle başvuranların tutukluluk hali Devrim Öktem, Kablan, ve Erhan İl   için 6 Şubat 1996 tarihinde, ve Öktem için 8 Şubat 1996 tarihinde başlamıştır. Tutukluluk hali   Kablan için 21 Ekim 1997 tarihinde, Öktem için 16 Temmuz 1998 tarihinde, Erhan İl için 8   Nisan 1999 tarihinde ve Öktem için 25 Şubat 2000 tarihinde sona ermiştir. Göz önünde   bulundurulması gereken dönemler Kablan için bir yıl sekiz ay ve on beş gün, Öktem için iki   yıl beş ay ve on gün, Erhan İl için üç yıl iki ay ve iki gün ve Öktem için dört yıl ve on yedi   gündür.   AİHM, tutukluluk süresinin makul yönünün soyut bir değerlendirmeyle yapılmadığını   hatırlatmıştır. Bir sanığın tutukluluğunun yasallığı konun özelliklerine göre her durumda   farklı değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı, verilen herhangi bir davada somut     göstergelerinin, suçsuzluk karinesine rağmen AİHS’nin 5. maddesinde belirtilen kişi   özgürlüğüne saygı kuralından önce gelen kamu yararının öneminin ortaya konulmasına   bağlıdır (Bkz. Labita, §§152 ve devamı).   İlk olarak yerel hukuk makamları herhangi bir davada sanığın tutukluluk halinin   makul süreyi geçmemesine özen göstermelidir. Bu bağlamda yerel makamlar, suçsuzluk   karinesini göz önünde bulundurarak 5. maddenin belirttiği kuralın ihlalini gerektirecek söz   konusu kamu yararını ortaya koyacak veya ortadan kaldıracak bütün koşulları incelemeleri ve   sanıkların serbest bırakılma talepleri hakkında karar verirken bu durumu göz önünde   bulundurmaları gerekir. AİHM, zaten söz konusu kararlarda yer alan gerekçelere ve ilgili   kişinin başvurularında belirttiği diğerlerinden farklı yansıtılmayan olaylara dayanarak   AİHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (Assenov ve diğerleri, §154   ve Demirel- Türkiye, no:39324/98, §57, 28 Ocak 2003).   Bu durumda dosyada bulunan unsurlardan DGM’nin her zaman ki gibi “aleyhinde   yapılan suçlamaların niteliği ve kanıtlar göz önünde bulundurarak” türünden aynı basmakalıp   formülleri kullanarak, en az iki kez hiç bir gerekçe göstermeksizin başvuranların tutukluluk   hallerinin devamı kararı aldığı ortaya çıkmaktadır. Bu gerekçeler sanıkların tümü için geçerli   olup sadece davadaki suçun niteliğini belirtmekle sınırlıdır. Bu gerekçeler belirtilen risklerin   dayanağını destekleyecek hiç bir değerlendirmeyi ortaya koymamakta ve başvuranlar   nezdinde gerçeği oluşturmamaktadır. Ayrıca gerekçeler başvuranlara yönelik yapılan   suçlamaların zaman içinde güçlenmek yerine zayıflayan unsurlara dayandığını göz önünde   bulundurmamıştır. AİHM’nin eline, sırasıyla serbest bırakılan başvuranların belirli bir   ikametgahının olmadığını veya bu kişilerin daha sonra yapılacak teşhisten kaçmaya   çalıştıklarını gösterecek hiç bir unsur veya bilgi ulaşmamıştır. Aynı şekilde AİHM’ye göre bu   davada, başvuranlara yapılan ithamların boyutuna rağmen, Kablan’ın olaylar sırasında on   sekiz yaşından küçük olduğu düşünülürse ve başvuranların ön soruşturma sırasında polislerin   şiddetine maruz kaldıklarını belirttikçe özel bir önemin gösterilmesi gerekmektedir.   Dolayısıyla ilgili kişiler için tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalarını   sağlamalarında yarar vardır.   AİHM, davada sadece önemli olan nedenlerin, söz konusu özgürlüğün kısıtlandığı   sürelerin 5§3 maddesine göre kanıtlanmaları olacağı sonucuna varmıştır. Ancak durum böyle   olmadığından AİHS’nin 5§3 maddesi ihlal edilmiştir.   II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,   A. Tazminat   Maddi tazminat adı altında başvuranlar Batı, Altun, Tokur ve Sürücü 100 000 euros   (EUR), Gedik, Erhan İl, ÖKTEM, Kaya, Kablan, Kaya, Kemanoğlu, Şahin, Karahancı,   Bozkurt ve Öktem her biri 50 000 EUR talep etmiştir.   Manevi tazminat adı altında başvuranlar Batı, Gedik, Erhan İl, Öktem, Kaya, Tokur,   Bozkurt, Kemanoğlu, Şahin, Karahancı ve Sürücü her biri için 100 000 EUR, Öktem ve   Kablan her biri için 150 000 EUR ve Altun 300 000 EUR talep etmiştir.   Hükümet AİHM’nin bu talepleri dayanaktan yoksun oldukları ve aşırı oldukları için   reddetmesini talep etmiştir.   AİHM, başvuranlar Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan   Kaya, İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu   Kemanoğlu, Zülcihan Şahin ve Ebru Karahancı’nın mağdur olduğu AİHS’nin 3 ve 13.     maddeleri alanında AİHS’nin önemli ölçüdeki ihlalleri ve AİHS’nin diğer maddelerine göre   vardığı sonuçlar göz önünde bulundurduğunda aşağıda sıralanan tutarların maddi ve manevi   tazminat adı altında başvuranlara ödenmesine karar vermiştir: başvuranların her birine Batı,   Gedik, Erhan İl, Kaya, Tokur, Kablan ve Kemanoğlu’na 20 000 EUR, Öktem’e 22 000 EUR,   Altun’a 18 000 EUR, Devrim Öktem’e 50 000 EUR, Kaya’ya 30 000 EUR, Şahin’e 23 000   EUR ve Karahancı’ya 24 000 EUR.   AİHM, başvuranlar Sürücü ve Bozkurt hakkında göz altı sürelerini göz önünde   bulundurarak AİHS’nin 5§3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmıştır.   AİHM, içtihatına uygun olarak bu iki başvuranların her birine manevi tazminat adı altında 2   EUR verilmesine karar vermiştir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuranlardan her biri yerel mahkemeler ve AİHM önünde haklarını ararken   yaptıkları masraf ve harcamalar için sırasıyla 5 000 EUR ( Kaya, Şahin, Karahancı,   Kemanoğlu, Kaya, Öktem, KAblan, Gedik, Erhan İL ve Devrim Öktem), Altun ve Bozkurt 7   EUR, Batı Tokur ve Sürücü 1 866 EUR talep etmiştir. Avukat masrafları için ise Altun ve   Bozkurt 5 000 EUR talep etmişlerdir. Diğer başvuranlar her biri için 10 000 EUR talep   etmişlerdir.   Hükümet talep edilen miktarların aşırı olduğunu iddia etmiştir.   AİHM’nin içtihatında yer aldığı gibi 41. maddeye göre verilen masraf ve harcamaların   gerçekliği, gerekliliği ve ayrıca oranların makul yönünün bulunduğu ortaya çıkmaktadır.   Ayrıca, adli masraflar ihlalin olduğu durumlarda geri ödenmektedir (Beyeler-İtalya (adli   tatmin) no: 33202/96, §27, 28 Mayıs 2002).   AİHM, başvuranların taleplerini destekleyici hiç bir kanıt sunamadıklarına ve   avukatların ödenmesini istedikleri çalışma saatleri hakkında detay belirtmediklerine kanaat   getirmiştir. Hakkaniyete uygun olarak AİHM, başvuranlara bu bağlamda toplam 20 000 EUR   ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca işbu davanın savunulması için avukat yardımı olarak   Avrupa Konseyi’nin ödediği 1 420 EUR, bu toplam tutardan düşürülmelidir.   C. Temerrüt faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit   faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.   BU SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE   Hükümetin ön itirazların reddedilmesine;   Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun,   İzzet Tokur,i Okan KAblan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu, Zülcihan Şahin   ve Ebru Karahancı’nın mağduru olduğu muamelelere ilişkin olarak AİHS’nin 3. maddesinin   ihlal edildiğine;   Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun,   İzzet Tokur,i Okan KAblan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu, Zülcihan Şahin   ve Ebru Karahancı hakkında AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   Okan Kablan dışındaki diğer başvuranların göz altı süreleri konusunda AİHS’nin 5§3   maddesinin ihlal edildiğine;     Devrim Öktem, Özgür Öktem, Okan Kablan ve Müştak Erhan İl’in tutuklu bulunduğu   süre konusunda AİHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;   a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek üzere Savunmacı   Hükümetin;   i. maddi ve manevi tazminat için Batı, Gedik, Erhan İl, Kaya, Tokur, Kablan ve   Kemanoğlu’na 20 000 EUR (yirmi bin euros), Özgür Öktem’e 22 000 EUR (yirmi iki bin   euros), Altun’a 18 000 EUR (on sekiz bin euros), Devrim Öktem’e 50 000 EUR (elli bin   euros), Kaya’ya 30 000 Eur (otuz bin euros), Şahin’e 23 000 EUR (yirmi üç bin euros),   Karahancı’ya 24 000 EUR (yirmi dört bin euros);   ii. manevi tazminat için Sürücü ve Bozkurt’a 2 000 EUR ( iki bin euros)   iii. mahkeme masrafları ve miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla   birlikte başvuranlara, 1 420 EUR (bin dört yüz yirmi euros) tutarındaki avukat yardımı   düşürülmek üzere ortaklaşa 20 000 EUR (yirmi bin euros)   ödemesine;   b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda   belirtilen tutarlara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek   suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;   karar vermiştir.   Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 3 Haziran 2004 tarihinde, İçtüzüğün 77.maddesinin   2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir   19

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło