33102/04

WyrokETPCz2010-03-30ECLI:CE:ECHR:2010:0330JUD003310204

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata w początkowych fazach postępowania karnego, w tym podczas zatrzymania i przesłuchania przez policję oraz prokuratora, naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał, odwołując się do swojego precedensu w sprawie Salduz przeciwko Turcji, stwierdził, że systematyczne ograniczenie dostępu do adwokata w początkowych fazach postępowania karnego, w tym podczas zatrzymania i przesłuchania, stanowi naruszenie prawa do rzetelnego procesu. Brak dostępu do pomocy prawnej w krytycznym momencie, gdy oskarżony składa zeznania, które mogą być użyte przeciwko niemu, podważa ogólną rzetelność postępowania. Trybunał uznał, że w niniejszej sprawie nie było żadnych szczególnych okoliczności, które uzasadniałyby odstępstwo od tej zasady.
Stan faktyczny
Skarżący, Ayhan Işık, został zatrzymany 27 stycznia 1999 r. w Stambule pod zarzutem przynależności do organizacji terrorystycznej PKK. Podczas zatrzymania i początkowych przesłuchań przez policję, prokuratora i sędziego śledczego, nie miał dostępu do adwokata, a jego zeznania, w tym przyznanie się do winy, zostały złożone bez pomocy prawnej. Został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa na karę pozbawienia wolności, która została później zmniejszona przez Sąd Karny po zmianie przepisów. Skarżący skarżył się na przewlekłość postępowania oraz brak dostępu do adwokata.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji. Uznaje skargę dotyczącą braku pomocy prawnej za dopuszczalną, a pozostałe części skargi za niedopuszczalne. Zasądza na rzecz skarżącego 1 800 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   AYHAN IꢀIK – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no: 33102/04)   KARAR   STRAZBURG   Mart 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 33102/04 no’lu davanın nedeni, Ayhan Iꢀık adlı   Türk vatandaꢀının (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 15 Temmuz   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đliꢀkin Sözleꢀme’nin   (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından H. Çekiç tarafından temsil   edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran, 1978 doğumludur ve Tekirdağ’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, 27 Ocak 1999 tarihinde, PKK terör örgütü üyesi olduğu ꢀüphesiyle   Đstanbul’da yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır. Yakalandığı sırada baꢀvuranın üzerinde sahte   nüfus cüzdanı bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, avukatı yardımı almaksızın polise verdiği ifadesinde,   aleyhindeki suçlamaları kabul etmiꢀtir.   Baꢀvuran, 3 ꢁubat 1999 tarihinde, önce Cumhuriyet Savcısı daha sonra Đstanbul Devlet   Güvenlik Mahkemesi sorgu hakimi huzuruna çıkartılmıꢀtır. Sorgu hakimi, baꢀvuranın   yargılama öncesi tutukluluğuna hükmetmiꢀtir. Baꢀvuran, avukat yardımı almaksızın   Cumhuriyet Savcısı ve hakim önünde verdiği ifadelerinde, yasadıꢀı bir örgütün eylemlerinde   yer aldığını inkar etmiꢀtir.   ꢁubat 1999 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   baꢀvuran ile diğer dokuz kiꢀi hakkında iddianame hazırlamıꢀtır. Baꢀvuran, eski Ceza   Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca yasadıꢀı bir örgüte üye olmakla itham edilmiꢀtir.   Haziran 1999 tarihinde Anayasa’da yapılan değiꢀiklikle birlikte, Devlet Güvenlik   Mahkemeleri bünyesindeki askeri yargıçlar sivil yargıçlarla değiꢀtirilmiꢀtir.   Aralık 2000 tarihinde, ꢁartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair   No.lu Kanun yürürlüğe girmiꢀtir. 18 Temmuz 2001 tarihinde, Anayasa Mahkemesi söz   konusu kanunun 1/4 maddesini iptal etmiꢀtir.   Nisan 1999-14 Mayıs 2003 tarihleri arasında yapılan yirmi duruꢀmadan altısı   baꢀvuranın veya diğer sanıkların talebi üzerine ertelenmiꢀtir. Đki duruꢀma da Cumhuriyet   Savcısı’nın talebi üzerine reddedilmiꢀtir. Yargılama sırasında yedi tanık dinlenmiꢀtir.   Mahkeme, 15 Mayıs 2002-24 Temmuz 2002 tarihleri arasında, 4616 No.lu Kanun’un   iptal edilen 1/4 maddesinin yerine geçecek kanun maddesinin yürürlüğe konmasını   beklemiꢀtir.   Mayıs 2003 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı itham   edildiği suçtan mahkum etmiꢀ ve on iki yıl on ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından Yargıtay’a sunulan yazılı görüꢀ 31 Ekim 2003   tarihinde baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.   Yargıtay, 9 Aralık 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.   Nisan 2004 tarihinde, cezasının infazına iliꢀkin müddetname baꢀvurana tebliğ   edilmiꢀtir.   Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 16 Haziran 2004 tarihli ve   No.lu Kanun ile devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmıꢀtır. Baꢀvuran ile diğer sanıklar   hakkında açılan dava Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiꢀtir.   Baꢀvuran, 21 Ekim 2004 tarihinde serbest bırakılmıꢀtır.   Haziran 2005 tarihinde 5237 No.lu Yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiꢀtir.   Haziran 2005 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın mahkumiyetini   yeni TCK hükümleri bağlamında yeniden incelemiꢀ ve baꢀvuranın hapis cezasını altı yıl üç   aya düꢀürmüꢀtür.   Ağustos 2005 tarihinde karar kesinleꢀmiꢀ ve herhangi bir temyiz baꢀvurusunda   bulunulmamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   A. Yargılamanın uzun sürdüğü yönündeki ꢁikayete iliꢁkin olarak   Baꢀvuran, yargılama süresinin “makul süre” ꢀartına uymadığı ve AĐHS bağlamında   yapmıꢀ olduğu ꢀikayetlere iliꢀkin etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığı konusunda ꢀikayetçi   olmuꢀ ve bu ꢀikayetlerini AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddelerine dayandırmıꢀtır.   Hükümet, baꢀvuranın ꢀikayetlerinin esasını yerel mahkemeler önünde dile getirmemesi   nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiꢀtir.   AĐHM, AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddeleri uyarınca yapılan ꢀikayetlerin aꢀağıda belirtilen   nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle baꢀvuranın AĐHS’nin 35.   maddesinde öngörülen ꢀartları yerine getirip getirmediğinin incelenmesine gerek olmadığı   kanaatindedir.   AĐHM, göz önünde bulundurulması gereken sürenin, baꢀvuranın yakalandığı 27 Ocak   tarihinde baꢀlayıp Yargıtay’ın Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onadığı   Aralık 2003 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, göz önünde   bulundurulması gereken süre, iki aꢀamalı yargıda yaklaꢀık dört yıl on aydır.   AĐHM, davanın, yasadıꢀı bir örgüt adına yaptıkları eylemlerden dolayı itham edilen on   kiꢀiyi kapsaması nedeniyle karmaꢀık olduğu kanaatindedir. AĐHM, baꢀvuranın tutumunun   yargılamanın uzamasına neden olmadığını gözlemlemektedir. Adli makamların tutumu ile   ilgili olarak, AĐHM, davanın iki aꢀamalı yargı sürecinden geçtiğini kaydeder. Yargılama   boyunca yirmi duruꢀma yapılmıꢀ ve yedi tanık dinlenmiꢀtir. AĐHM, 15 Mayıs-24 Temmuz   tarihleri arasında, mahkemenin 4616 No.lu Kanun’un iptal edilen 1/4 maddesinin yerine   geçecek olan kanun maddesinin yürürlüğe girmesini beklediğini kaydeder. AĐHM, yargılama   sırasında bu tür gecikmelerin en aza indirgenmesi gerektiği kanaatindedir. Bununla birlikte,   AĐHM, yargılamanın tamamının çok uzun sürmemesi durumunda, bu tür gecikmelerin   müsamaha edilebileceğini hatırlatır (Çaplık / Türkiye, no. 57019/00; Özsoy / Türkiye, no.   58397/00; Aydoğan ve Diğerleri / Türkiye, no. 41967/02; Karabulut / Türkiye, no. 56015/00;   Fehmi Koç / Türkiye, no. 71354/01).   AĐHM, yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, toplamda dört yıl on ay süren yargılamanın   AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre ꢀartına aykırı olmadığı sonucuna varmıꢀtır.   Bu nedenle, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca baꢀvurunun bu   kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar verir.   Yukarıda kaydedilen sonucu göz önüne alan AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 6/1 maddesi   kapsamındaki hakkının ihlal edilmediği gerekçesiyle, AĐHS'nin 13. maddesi bağlamında etkili   bir iç hukuk yolunun bulunmadığı iddiasının dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir. Sonuç   olarak, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca dayanaktan yoksun   olduğu gerekçesiyle baꢀvurunun bu kısmının reddedilmesi gerektiğine karar verir.   B. Avukat yardımı sağlanmadığı yönündeki ꢁikayete iliꢁkin olarak   Baꢀvuran, gözaltında tutulduğu sırada ve daha sonra kendisini sorgulayan Cumhuriyet   Savcısı ve hakim önünde avukat yardımından faydalandırılmadığı konusunda ꢀikayetçi   olmuꢀtur.   AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını kaydeder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.   Baꢀvuranın yargılamanın sonraki aꢀamalarında avukat yardımından faydalandığını göz   önüne alan Hükümet, ceza kovuꢀturmasının ilk aꢀamalarında avukat yardımı   sağlanmamasının baꢀvuranın savunma hakkını etkilemediğini iddia etmiꢀtir.   AĐHM, aynı ꢀikayeti Salduz / Türkiye davasında incelediğini ve AĐHS’nin 6/1 maddesi   ile bağlantılı olarak 6/3 (c) maddesinin ihlalini tespit ettiğini gözlemlemektedir. AĐHM, adı   geçen kararda, avukata eriꢀim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik olduğunu ve yaꢀı kaç   olursa olsun söz konusu zamanda Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren bir   suçla ilgili olarak gözaltına alınan herkese uygulandığını belirtmiꢀtir.   AĐHM, söz konusu davayı incelemiꢀ ve bu davada adı geçen Salduz kararında yapmıꢀ   olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koꢀul bulunmadığı sonucuna   varmıꢀtır.   Dolayısıyla, söz konusu davada, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3(c)   maddesi ihlal edilmiꢀtir.   C. Yargıtay Cumhuriyet Baꢁsavcısı’nın yazılı görüꢁünün baꢁvurana tebliğ edilmediği   yönündeki ꢁikayete iliꢁkin olarak   Baꢀvuran, Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın yazılı görüꢀünün kendisine tebliğ   edilmediğini, bu nedenle de karꢀıt sav ortaya koyma imkanından mahrum bırakıldığı   konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu ꢀikayetini AĐHS’nin 6/1 maddesi ile 6/3(b) maddesine   dayandırmıꢀtır.   Hükümet, Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın yazılı görüꢀünün 31 Ekim 2003   tarihinde baꢀvurana tebliğ edilmiꢀ olması nedeniyle, baꢀvuranın bu tür bir ihlalin mağduru   olduğunun düꢀünülemeyeceğini ileri sürmüꢀtür. Hükümet, bu iddiasını desteklemek üzere   baꢀvurana gönderilen tebliğ belgesini sunmuꢀtur.   Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın yazılı görüꢀünün 31 Ekim 2003 tarihinde   baꢀvurana tebliğ edildiğini gösteren belgeyi göz önünde bulunduran AĐHM, baꢀvuranın karꢀıt   sav ortaya koyma imkanından mahrum bırakıldığı iddiasını desteklemediği sonucuna varır.   Bu nedenle, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca bu ꢀikayetin   açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar verir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun   bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 10,000 Euro, manevi tazminat olarak 10,000 Euro   talep etmiꢀtir.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı   bulunmadığını kaydeden AĐHM, söz konusu talebin reddedilmesine karar verir. Bununla   birlikte, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana 1,800 Euro manevi tazminat   ödenmesine karar verir.   AĐHM, ayrıca, en uygun telafi yolunun, talep etmesi halinde baꢀvuranın AĐHS’nin 6/1   maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Salduz).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, AĐHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 500 Euro, avukatlık   ücreti için 6,000 Euro talep etmiꢀtir.   Hükümeti bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   AĐHM’nin içtihadına göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, söz konusu davada, baꢀvuranın taleplerini   desteklemek üzere herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, AĐHM, bu   baꢀlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına karar verir (Karataꢀ ve Yıldız ve Diğerleri /   Türkiye, no. 4889/05).   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Ceza yargılamasının ilk aꢀamasında avukat yardımı sağlanmadığı yönündeki ꢀikayetin   kabuledilebilir, baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;   3. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet   tarafından, baꢀvurana, manevi tazminat olarak 1,800 Euro (bin sekiz yüz Euro)   ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin   yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal   kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 30 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło