33238/96;32965/96
WyrokETPCz2006-02-02ECLI:CE:ECHR:2006:0202JUD003323896
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego dochodzenia w sprawie zarzutów przymusowego wysiedlenia i zniszczenia mienia przez siły bezpieczeństwa państwa stanowi naruszenie prawa do skutecznego środka odwoławczego z art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że w przypadku mieszkańców Cevizlidere istniały „wiarygodne zarzuty” (arguable claims) dotyczące naruszeń art. 3, 8 i 1 Protokołu nr 1, co wymagało przeprowadzenia skutecznego dochodzenia. Ponieważ krajowe dochodzenie prowadzone przez władze administracyjne było wadliwe (brak niezależności, brak wizyt na miejscu, poleganie na zeznaniach świadków niezwiązanych z poszkodowanymi, brak dalszych działań po odrzuceniu zarzutów przez żandarmerię), Trybunał stwierdził naruszenie art. 13. W odniesieniu do mieszkańców Gözeler, Trybunał uznał, że nie udowodnili oni złożenia skargi do władz krajowych, ani że ich wysiedlenie było wynikiem działań sił bezpieczeństwa państwa, co oznaczało brak „wiarygodnych zarzutów” w rozumieniu art. 13. Trybunał podkreślił, że standard dowodowy „poza wszelką wątpliwość” może być osiągnięty poprzez silne, jasne i spójne wnioski lub nieodparte domniemania faktyczne.Stan faktyczny
Skarżący pochodzili z dwóch wsi w Turcji, Gözeler i Cevizlidere. Twierdzili, że we wrześniu i październiku 1994 roku zostali zmuszeni do opuszczenia swoich domów przez siły bezpieczeństwa państwa, a ich mienie zostało zniszczone (w przypadku Cevizlidere, domy zostały spalone). Rząd turecki utrzymywał, że to terroryści z PKK zmusili mieszkańców do ucieczki i zniszczyli mienie, a mieszkańcy Cevizlidere złożyli skargi do prokuratury, które zostały przekazane do władz administracyjnych.Rozstrzygnięcie
Trybunał postanowił połączyć skargi. Skarga Zelihy Keser została wykreślona z rejestru. Odrzucono wstępne zarzuty Rządu. Nie stwierdzono naruszenia art. 3 i 8 Konwencji oraz art. 1 Protokołu nr 1. Nie stwierdzono naruszenia art. 5 ust. 1 Konwencji. Nie uznano za konieczne rozpatrywania, czy doszło do naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji. Stwierdzono naruszenie art. 13 Konwencji w odniesieniu do skarżących z Cevizlidere. Nie stwierdzono naruszenia art. 13 Konwencji w odniesieniu do skarżących z Gözeler. Nie stwierdzono naruszenia art. 14 Konwencji w związku z art. 3, 6, 8 i 13 Konwencji oraz art. 1 Protokołu nr 1. Nie stwierdzono naruszenia art. 18 Konwencji. Zasądzono na rzecz skarżących z Cevizlidere (z wyjątkiem Zelihy Keser) 4 000 EUR na osobę tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 4 500 EUR (pomniejszone o 1 468,47 EUR pomocy prawnej) tytułem kosztów i wydatków. Odrzucono pozostałą część roszczeń skarżących o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
KESER VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE
(Baꢀvurular no. 33238/96 ve no. 32965/96)
KARAR
STRAZBURG ꢁubat 2006
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ꢀekle
iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Keser ve Diğerleri – Türkiye davasında,
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),
Baꢀkan B. M. ZUPANČIČ
Yargıçlar J. HEDIGAN,
R. TÜRMEN,
C. BÎRSAN,
M. TSATSA – NIKOLOVSKA,
R. JAEGER
E. MYJER ve
Bölüm Yazı Đꢀleri Müdürü V. BERGER’in katılımı ile kapalı oturumda 12 Ocak 2006
tarihinde toplanmıꢀ ve anılan tarihte izleyen kararı vermiꢀtir:
USUL
1. Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) eski 25.
maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na
(“Komisyon”) yapılan iki baꢀvurudan (no. 33238/96 ve no. 32965/96) kaynaklanmaktadır.
33238/96 sayılı baꢀvuru, Zeliha Keser, Kerem Keser, Mehmet Leylekoğlu, Nurali Çılgın,
Emirali Çılgın, Saycan Keskin, Emirali Keskin, Hüseyin Güloğlu, Diyap Çılgın, Paꢀa Çılgın,
Pirsultan Emre, Musa Cila, Seydo Cila (25 Mart 2005 tarihinde vefatı üzerine yerine varisi
Kıymet Cila geçmiꢀtir), Haydar Çılgın, Halim Çılgın, Teslim Keser, Veysel Leylekoğlu, Beze
Keser (12 Aralık 1999 tarihinde vefatı üzerine yerine Songül Ayrılmaz (Keser), Turabi Keser,
Hadice Çetin (Keser), Sultan Keser, Hıdır Güleçli, Fayime Güleçli, Süleyman Güleçli, Aslı
Güleçli, Nihat Güleçli ve Erim Güleçli geçmiꢀtir), Gazi Keskin, Mustafa Rakip, Sultan Çılgın
ve Cemal Cila tarafından 5 Eylül 1996 tarihinde baꢀlatılmıꢀ ve 30 Eylül 1996 tarihinde
kaydedilmiꢀtir. 32965/96 sayılı baꢀvuru, Mahmut Özkanlı ( 17 Mayıs 1999 tarihinde vefatı
üzerine yerine yakınları Hüri Özkanlı, Kemal Özkanlı ve Kenan Özkanlı geçmiꢀtir), Hıdır
Güleçli, Süleyman Güleçli ve Eꢀref Coꢀan tarafından 6 Ağustos 1996 tarihinde baꢀlatılmıꢀ ve Eylül 1996 tarihinde kaydedilmiꢀtir.
2. Kendilerine adli yardım tanınmıꢀ olan baꢀvuranlar, Đstanbul Barosu’na bağlı
avukatlar Özcan Kılıç ve M. Ali Kırdök tarafından temsil edilmiꢀtir. Türk Hükümeti
(“Hükümet”) Sözleꢀme kurumları huzurundaki iꢀlemler için bir Ajan tayin etmemiꢀtir.
3. Mahmut Özkanlı, Devlet güvenlik güçlerinin, Gözeler köyünde, ailesini zorla
evinden çıkarmıꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir. Baꢀvuranların kalanı, güvenlik güçlerinin,
Cevizlidere köyünde, evlerini ve eꢀyalarını tahrip ettiklerini ve onları köylerini terk etmeye
zorladıklarını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 3, 5, 6, 8, 13, 14 ve 18. maddelerine ve 1
No.’lu Protokol’ün 1. maddesine istinat etmiꢀtir.
4. Baꢀvurular, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin 11 No.’lu Protokol’ünün yürürlüğe girdiği tarih olan, 1 Kasım 1998’de
iletilmiꢀtir (11 No.’lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).
5. Baꢀvurular, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nin Birinci Daire’sine tevzi edilmiꢀtir
(Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 52 § 1. maddesi). Bu Daire içinde davaya bakacak olan Bölüm
(AĐHS’nin 27 § 1. maddesi), Đç Tüzük’ün 26 § 1. maddesinin gerektirdiği gibi
oluꢀturulmuꢀtur.
6. Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi, 15 Mayıs 2003 tarihli kararlar ile baꢀvuruların
kabuledilebilir olduğunu açıklamıꢀtır.
7. Baꢀvuranlar ve Hükümet, esaslara iliꢀkin görüꢀ bildirmiꢀlerdir (Đç Tüzük 59 § 1.
madde). Bölüm, esaslar üzerine bir duruꢀmanın gerekli olmadığı kararını vermiꢀtir (Đç Tüzük § 3. madde in fine). Taraflar birbirlerinin görüꢀlerine yazılı olarak cevap vermiꢀlerdir.
8. 1 Kasım 2004 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi, Daire’lerinin yapısını
değiꢀtirmiꢀtir ( Đç Tüzük 25 § 1. madde). Bu davalar, yeni oluꢀturulmuꢀ Üçüncü Daire’ye
verilmiꢀtir (Đç Tüzük 52 § 1. madde).
9. 12 Ocak 2006 tarihinde, Bölüm, baꢀvurulardaki iꢀlemleri birleꢀtirmeye karar
vermiꢀtir (Đç Tüzük 42 § 1. madde).
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
10. Baꢀvuranların hepsi Türk vatandaꢀıdır. Baꢀvurulara yol açan iddia olunan olaylara
kadar Özkanlı ailesi Gözeler’de ve baꢀvuranların kalanı Cevizlidere’de ikamet etmekteydi.
Mahmut Özkanlı, Beze Keser ve Seydo Cila isimli baꢀvuranlar, sırasıyla, 17 Mayıs 1999, 12
Aralık 1999 ve 25 Mart 2005 tarihlerinde vefat etmiꢀler ve yakınları baꢀvurularını takip
etmiꢀtir. 1 Aralık 2002 tarihinde, Zeliha Keser isimli diğer bir baꢀvuran vefat etmiꢀ, ancak,
yakınları onun baꢀvurusunu takip etmek istediklerini bildirmemiꢀlerdir.
A. Olaylar
11. Davanın olayları taraflar arasında ihtilaf halindedir ve olaylar ꢀu ꢀekilde
özetlenebilir.
1. Baꢀvuranların olayları anlatıꢀ ꢀekli
12. Özkanlı ailesi, 20 Eylül 1994 tarihine kadar, Tunceli ili Ovacık ilçesi’nin bir köyü
olan Gözeler’de ikamet etmekteydi. Baꢀvuranların kalanı, 4 Ekim 1994 tarihine kadar, aynı
ilçenin Cevizlidere köyünde ikamet etmekteydi.
13. 1980’li yıllardan beri, güvenlik güçleri, baꢀvuranları sürekli olarak tehdit etmiꢀtir,
zira, teröristlere lojistik destek sağlama konusunda köylülerden ꢀüpheleniliyordu.
Baꢀvuranların köyleri de dahil olmak üzere Ovacık’ın ta yer alan on yedi köyü, bölgedeki
teröristlere gıda tedarik eden yerler olarak değerlendirilmiꢀtir. Sonuç olarak, köylülerin gıdası
bölge Jandarma Komutanlığı tarafından karneye bağlanmıꢀtı. Köyler asker kontrolü altındaydı
ve köylere giriꢀ, bölge Jandarma Karakolu’nun ön iznine tabiydi.
14. Güvenlik güçleri, Gözeler’e 20 Eylül 1994 tarihinde ve Cevizlidere’ye 4 Ekim tarihinde gelmiꢀlerdir. Her iki köyde de, köyde oturanları köy meydanında toplamıꢀ ve
onlara köyleri hemen terk etmeleri talimatını vermiꢀlerdir. Köy sakinlerine, ayrıca, evlerinin
yakılacağını bildirmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar, hayvanlarını ve taꢀıyabilecekleri kadar eꢀya alarak
köyü terk etmiꢀlerdir. Güvenlik güçleri, sonrasında, Cevizlidere’yi ateꢀe vermiꢀlerdir. Gözeler
yakılmamıꢀtır.
15. Gözeler’in boꢀaltılmasından kısa bir süre sonra, belirli olmayan bir tarihte,
Mahmut Özkanlı, Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’na, kendisinin ve ailesinin köylerini terk etmek
zorunda bırakılmıꢀ olduklarına dair ꢀikayette bulunan bir dilekçe vermiꢀtir. Yetkililer
dilekçeye göre hareket etmemiꢀlerdir ve Özkanlı herhangi bir yanıt almamıꢀtır.
16. 5 Ekim 1994 tarihinde, Cevizlidere’den gelen baꢀvuranlar, Ovacık Cumhuriyet
Savcılığı’na, Devlet güvenlik güçleri tarafından tehdit edildiklerine ve evlerinin yakıldığına
dair ꢀikayette bulunan baꢀvurularda bulunmuꢀtur. Dava, güvenlik güçlerinin iddia olunan
hareketlerine yönelik bir soruꢀturmaya iliꢀkin olduğu için, Savcı, Memurun Muhakematı
Kanunu’na uygun olarak, baꢀvuruları Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’na göndermiꢀtir.
17. Baꢀvuranlar ilk olarak Ovacık’ta yer alan Ziyaret köyüne taꢀınmıꢀlar, burada,
Hükümet, onlara, felakete uğrayanlara yardım amacı ile ayrılmıꢀ toplu konut imkanı
sağlamıꢀtır. Bir süre sonra, baꢀvuranlar geçimlerini sağlamak amacı ile hayvanlarını ve
eꢀyalarını satmıꢀlardır. En sonunda, Türkiye’nin çeꢀitli illerindeki akrabalarının yanlarında
yaꢀamak üzere taꢀınmıꢀlardır.
18. 25 Ekim 1995 tarihinde, Ovacık Kaymakamı, Cevizlidere’den gelen baꢀvuranlara
ꢀahsi mektuplar yoluyla yanıt vermiꢀtir. Ovacık Jandarma Komutanı’ndan gelen 1 Kasım tarihli bir yazıya istinaden, Kaymakam, güvenlik güçleri tarafından hiçbir evin
yakılmamıꢀ olduğunu ve failler teꢀhis edilemediği için kovuꢀturmanın baꢀlatılmamıꢀ
olduğunu ifade etmiꢀtir. O zamana kadar baꢀvuranlar köylerini terk etmiꢀ oldukları için
Kaymakam’ın mektupları 15 ꢁubat 1996 tarihinde, Cevizlidere köyünün muhtarına
iletilmiꢀtir.
2. Hükümet’in olayları anlatıꢀ ꢀekli
19. 1993 Ekim baꢀlarında, PKK terör örgütü üyeleri, Ovacık’ta bulunan köylere
gelmeye baꢀlamıꢀlardır. PKK için propaganda yapmıꢀlar ve örgüte zorla katmak için gençleri
kaçırmıꢀlardır.
20. Ancak, bir süre sonra, bu gençler örgütten kaçmıꢀlardır. PKK, ayrıca, gıda ve
malzeme tedarik etmeyi reddeden köylüleri tehdit etmeye baꢀlamıꢀtır. Sonuç olarak, PKK
misillemesinden korktukları için köyde yaꢀayanların çoğu köylerini terk etmiꢀlerdir.
21. Ekim 1994’te, güvenlik güçleri kılığına giren PKK militanları Cevizlidere’ye ve
Iꢀıkvuran isimli bir civar köye saldırmıꢀ, evleri yakmıꢀ ve ürünleri yok etmiꢀtir. Evlerdeki her
ꢀeyi talan etmiꢀlerdir.
22. Baꢀvuranlar da dahil olmak üzere Cevizlidere’den altmıꢀ üç köylü, teröristlerin
baskısıyla, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na ꢀikayetlerde bulunmuꢀ, bölgede askeri
operasyonlar yürüten güvenlik güçleri tarafından evlerinin yakılmıꢀ olduğunu iddia
etmiꢀlerdir. ꢁikayetler devlet memurları hakkında olduğu için Savcı ilgili yasalara uygun
olarak görevsizlik kararı almıꢀ ve davayı Ovacık Đlçe Kaymakamlığı Ovacık Đdare Kurulu’na
devretmiꢀtir.
23. Kurul, köylüleri iddiaları hakkında sorgulaması için bir soruꢀturmacı tayin
etmiꢀtir. Ancak, Cevizlidere, terör saldırılarını izleyen günlerde tamamen terk edilmiꢀ olduğu
için soruꢀturmacı köylüleri bulamamıꢀ veya ifadelerini alamamıꢀtır. Dolayısıyla, civar
köylerde yaꢀayanlardan ifadeler almıꢀtır. Tanıklardan biri Ovacık’ta bulunan Çat köyünün
muhtarı Rahmi Kızılçayır’dır. 17 Ekim 1994 tarihinde ꢀunları ifade etmiꢀtir:
“Ben Ovacık ilçesi Çat köyü muhtarıyım. (…) Ekim 1994 ayı baꢀlarında köyümüz evleri PKK
terör örgütü mensuplarınca cezalandırma sebebiyle yakıldı. Daha sonra da güvenlik güçleri yakıyor diye
propaganda yaptılar. Terörist örgütün köyümüzü ve evlerimizi yakarak bizleri periꢀan etmesinin tek
amacı vardı. Đlçe merkezine gelen güvenlik güçlerinin çok ve kalabalık olması onların gözünü korkuttu.
Köylülerden örgüte yardım etmelerini, erzak getirmelerini ve hatta kendilerine katılıp savaꢀmalarını
istediler. Köylüden gerekli destek ve yardımı göremeyince zaten buradan kaçmak istiyordunuz ꢀimdi
iyice gidin diyerek evlerimizi yaktılar. Ben bu konuyu köy muhtarı olarak televizyon kameralarında
Ovacık ilçe merkezi çarꢀı içerisinde tüm halkın ortasında bağırarak söyledim. ꢁimdi ise ben Ovacık
halkından PKK örgüt sempatizanı olanlar tarafından rahatsız edilmekteyim. (…)”
24. Gözeler’den Maksut ꢁanlı, diğer hususlar meyanında, ꢀunları ifade etmiꢀtir:
“Ekim baꢀlarında, TKP/TIKKO ve PKK üyeleri, köylülerin örgüte yardım, bilgi ve üye
sağlamayı reddetmesine misilleme olarak ilçedeki köyleri yakmaya baꢀladılar ve köylülerin köylerden
kaçma çabalarına öfkelenerek (…), bazı köylülerin evlerini yaktılar. Güvenlik güçlerinin olayların
failleri olduğu hakkındaki dedikoduyu yaymaları için yandaꢀlarını ꢀehir merkezine gönderdiler.”
25. Iꢀıkvuran köyünden Mahmut Atlı, diğer hususlar meyanında, ꢀunları ifade etmiꢀtir:
“Civar köylerinin hepsinde bizim köyün baꢀına gelen olaylar geldi eğer o köyleri ve mezraları
terörist yakmıꢀ ise bizim köyü de onlar yakmıꢀtır. Gelenler de elleri silahlı gruptu asker elbiseli idiler
teröristler de askeri elbise giyiyorlar. Biz bundan dolayı köyümüzü terk ettik.”
26. Bu ifadeler karꢀısında, soruꢀturmacı, Cevizlidere’de bulunan evlerin, güvenlik
güçleri tarafından değil teröristler tarafından yakılmıꢀ olduğu kararına varmıꢀtır. Dolayısıyla, Haziran 1995 tarihinde, Ovacık Đdare Kurulu, güvenlik güçleri hakkında cezai iꢀlemler
baꢀlatmamaya karar vermiꢀtir.
B. Taraflarca sunulan belgeler
1. Baꢀvuranlar tarafından sunulan belgeler
a) Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın 9 Aralık 1994 tarihli görevsizlik kararının bir sureti
27. Cevizlidere köyünde yaꢀayan altmıꢀ üç kiꢀinin baꢀvurusu üzerine, Ovacık
Cumhuriyet Savcısı, 9 Aralık 1994 tarihinde görevsizlik kararı vermiꢀ ve Memurun
Muhakematı Kanunu’na uygun olarak soruꢀturma dosyasını Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’na
devretmiꢀtir.
b) Baꢀvuranların yerine Cevizlidere köyünün muhtarına tebliğde bulunmaya iliꢀkin
kararın bir sureti
28. O zamana kadar baꢀvuranlar köylerini terk etmiꢀ oldukları için Đlçe Kaymakamlığı Ekim 1995 tarihli yanıtını, 15 ꢁubat 1996 tarihinde, Cevizlidere köyünün muhtarına
iletmiꢀtir.
c) Ovacık Đlçe Kaymakamlığı tarafından Cevizlidere’deki baꢀvuranlara gönderilen 25
Ekim 1995 tarihli mektupların suretleri
29. Bu mektuplar, Cevizlidere’deki baꢀvuranlara, aynı dille, onların baꢀvuruları
üzerine baꢀlamıꢀ olan soruꢀturmaların delil sunulmamıꢀ olduğu için devam etmeyeceğini ve
iddia edilen faillerin teꢀhis edilemediğini bildirmiꢀtir.
d) Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ekim 1996 tarihli Tunceli Raporu
30. Bu rapor, 22 Ekim ve 24 Ekim 1996 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi
(CHP) temsilcisi dört milletvekili tarafından, Tunceli’nin Ovacık, Pertek ve Hozat ilçelerine
yapılan ziyareti anlatmıꢀtır. Rapor, Ekim 1994’ten itibaren çok sayıda zorunlu boꢀaltmanın
yapılmıꢀ olduğunu kaydetmiꢀtir. Rapora göre, bu, Tunceli’de 420 köyden 184’ünün ve 1.179
mezradan 652’sinin boꢀaltılmasıyla sonuçlanmıꢀtır. Ovacık’taki durumun bilhassa ciddi
olduğu iddia edilmiꢀtir, zira, toplam 62 köyden 51’i zorla boꢀaltılmıꢀtır. Hükümet tarafından
sağlanan geçici konutlar yetersizdir. Dolayısıyla, “köye dönüꢀ” projelerinin hızlandırılması ve
Devlet’in yerlerinden edilmiꢀ kiꢀilerin yerleꢀim ve sosyoekonomik gereksinimlerine cevap
vermesi tavsiye edilmiꢀtir.
e) Mazlum-Der’in Eylül 1996 tarihli Tunceli Raporu
31. Bu rapor, Türkiye’de bir insan hakları derneği olan Mazlum-Der’in bir
temsilcisinin 11 Eylül ve 13 Eylül 1996 tarihleri arasında Tunceli’ye ziyareti sırasındaki
tespitlerini yansıtmıꢀtır. Rapor, 1995 itibarıyla, Tunceli’nin, 51 tanesi Ovacık’ta olan, toplam köyünün boꢀaltılmıꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.
f) Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da boꢀaltılan yerleꢀim birimleri nedeniyle göç eden
yurttaꢀların sorunlarının araꢀtırılarak alınması gereken tedbirlere iliꢀkin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Meclis Araꢀtırması Komisyonu’nun 14 Ocak 1998 tarihli raporu
32. Bu rapor, on milletvekilinden oluꢀan bir Araꢀtırma Komisyonu tarafından
hazırlanmıꢀtır. Rapora göre, 1993 ve 1994 yıllarında, 905 köy ve 2.923 mezrada yer alan
nüfus tahliye edilmiꢀ ve ülkenin diğer bölgelerine taꢀınmaya zorlanmıꢀtır (s.13). Suçıktı
köyünün bulunduğu Diyarbakır ilinde 90 köy ve 225 mezradan tahliye edilen insanların sayısı
50.371 civarında olarak hesaplanmıꢀtır (s.12).
33. Rapor, eski Diyarbakır Valisi Doğan Hatipoğlu’nun bir beyanını içermiꢀtir.
Hatipoğlu, görev yaptığı dönemde, askeri makamlar tarafından zaman zaman gerçekleꢀtirilen
köy boꢀaltmalarının dikkatini çektiğini açıklamıꢀtır. Çok nadiren de olsa köy yakılmaları
hakkında ꢀikayetler almıꢀ olduğunu ifade etmiꢀtir. Hatipoğlu’na göre, tüm köylerin PKK
tehdidi dolayısıyla boꢀaltıldığını iddia etmek imkansızdır. Hükümet’in, yerinden edilen
kiꢀilerin iyi ꢀekilde yeniden yerleꢀtirilmesi için gerekli önlemleri almamıꢀ olduğunu iddia
etmiꢀtir (s.13).
34. Rapor, ayrıca, Đnsan Hakları Vakfı Baꢀkanı Yavuz Önen tarafından hazırlanan ve yılında Araꢀtırma Komisyonu’na sunulan “Türkiye – Đnsan Hakları Raporu”na atıfta
bulunmuꢀtur. Bu son belirtilen rapor, bir bölümünü göçmenlere ve boꢀaltılmıꢀ köylere
ayırmıꢀtır. Rapor, 1995 yılında, köylerin ve mezraların boꢀaltılması uygulamasının yaygın
olduğunu ileri sürmüꢀtür. Köylerdeki birçok ev ya yıkılmıꢀ ya da oturulamaz hale
getirilmiꢀtir. Đnsanlar bölgeden göç etmeye zorlanmıꢀ ve orada yaꢀayanlara köylerini terk
edene kadar baskı yapılmıꢀtır. 1995 yılı baꢀlarında, yaꢀayanlarının köy korucuları olmayı
kabul ettiği köylerin ve mezraların dıꢀında içinde yaꢀanan hemen hemen hiçbir köy veya
mezra yoktu (s.19).
35. Araꢀtırma Komisyonu’nun raporu, ayrıca, boꢀaltılmıꢀ köyler mevzusu hakkında 3
Haziran 1997 tarihinde ꢁırnak milletvekili Salih Yıldırım tarafından Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nde yapılan konuꢀmaya atıfta bulunmuꢀtur. Yıldırım, köylerin, karꢀı koyanları tehdit
etmek amacıyla ya PKK tarafından ya da köyleri koruyamadıkları veya o köylerde yaꢀayanlar
köy korucuları olmayı reddettikleri veya onların PKK’ya yardım ettiklerinden ꢀüphelenildiği
için yetkililer tarafından boꢀaltıldığını ifade etmiꢀtir (s.20).
36. Sonuç olarak, raporda, yerleꢀim birimlerinde oturanların mezralar yerine daha önce
yaꢀadıkları alana yakın iller, ilçeler veya merkez köylerde yeniden yerleꢀtirilmesi gerektiği ve
öncelik göçmenlere verilerek bölge sakinlerine iꢀ temin etmek amacıyla gerekli ekonomik
tedbirler alınması gerektiği tavsiye edilmiꢀtir.
g) Tunceli ili’nin Hozat, Ovacık ve Pertek ilçelerindeki bazı köylerin muhtarları
tarafından Baꢀbakanlığa sunulan Mayıs 1995 tarihli dilekçe
37. Bu dilekçe, muhtarların, Devlet güvenlik güçleri tarafından yürütülen zorunlu
tahliyeler ve köy yıkımları hakkında toplu ꢀikayetlerini içermiꢀtir. Muhtarlar, güvenlik
güçlerinin bölgede gıda maddelerine ve temel mallara geniꢀ ambargo uyguladığını iddia
etmiꢀtir. Baꢀbakan’dan, köylülerin evlerine ve topraklarına dönmesini sağlayacak gerekli
önlemleri almasını talep etmiꢀlerdir. Ayrıca, ev yıkımı ve zorunlu yerinden edilmenin
sonucunda maruz kalmıꢀ oldukları zararın tazmin edilmesini ve bir çeꢀit ekonomik yardımın
sağlanmasını talep etmiꢀlerdir.
h) Mahmut Özkanlı tarafından doldurulan sualname
38. Mahmut Özkanlı -görünüꢀe göre avukatı tarafından hazırlanan- bir sualname
doldurmuꢀ, bu ankette, ailesinin güvenlik güçlerinin baskısı üzerine göç etmiꢀ olduğunu ifade
etmiꢀtir. Güvenlik güçlerinin hiçbir ꢀekilde iꢀkence veya kötü muamele yapmamıꢀ, ancak,
evlerini yakmakla tehdit etmiꢀ olduğunu ve onların evlerini boꢀaltmalarını talep ettiğini
belirtmiꢀtir. Özkanlı, mallarını satmıꢀ ve Đstanbul’a gitmiꢀ olduğunu ancak sonra Ovacık’a
döndüğünü açıklamıꢀtır.
2. Hükümet tarafından sunulan belgeler
a) Cevizlidere’den gelen baꢀvuranlar da dahil olmak üzere altmıꢀ üç dilekçe sahibi
tarafından sunulan 11 Ekim 1994 tarihli toplu ꢀikayetlerin suretleri
39. Cevizlidere’den gelen baꢀvuranlar, hemꢀerileriyle birlikte, Ovacık Cumhuriyet
Savcılığı’na ꢀikayetlerde bulunmuꢀlardır. Güvenlik güçlerinin onlardan hemen evlerini
boꢀaltmalarını istediğini ifade etmiꢀlerdir. Ayrıca, güvenlik güçleri evlerini ve ürünlerini
yakmadan önce çok az eꢀyalarını kurtarabilmiꢀ oldukları konusunda ꢀikayetçi olmuꢀlardır.
b) Mahmut Atlı’nın 17 Ekim 1994 tarihli tanık ifadesi
40. Tanık, Ovacık ilçesine bağlı Iꢀıkvuran köyünün bir sakiniydi. Ona göre, 2 Ekim tarihinde, bir grup PKK militanı, köylülere, örgüte katılmalarına ve gıda ve malzeme
sağlamalarına yönelik baskı yapmak için köylerine baskın yapmıꢀtır. Aynı tarihte, militanlar,
örgüte katmak amacıyla altı genci kaçırmıꢀlardır. Đki veya üç gün sonra, o gençler PKK’dan
kaçmıꢀ ve sonunda Türk ordusuna katılmıꢀlardır. Misilleme yapmak için, PKK militanları, 6
Ekim 1994 tarihinde, jandarma üniformaları içinde Iꢀıkvuran köyüne geri gelmiꢀler ve bazı
evleri yakmıꢀlardır. Tanık, Ovacık’ta bulunan civar köylerin çoğunda benzer olayların yer
almıꢀ olduğunu eklemiꢀtir.
c) Maksut ꢁanlı’nın 17 Ekim 1994 tarihli tanık ifadesi
41. Gözeler’de yaꢀayan tanık, Ekim 1994 baꢀlarından beri, TKP/TĐKKO ve PKK’nın
Ovacık sakinlerini gıda ve malzeme temin etmeye, ꢀehir çarꢀısındaki iꢀlerini kapatmaya ve
bölücü gösteriler düzenlemeye zorlamıꢀ olduğunu ifade etmiꢀtir. Ovacık sakinlerinin bu
ꢀartlara uymaması üzerine, teröristlerin köyleri yakmaya baꢀlamıꢀ olduklarını eklemiꢀtir.
d) Rahmi Kızılçayır’ın 17 Ekim 1994 tarihli tanık ifadesi
42. Tanık, ifadesini verdiği dönemde, Ovacık’ta bulunan Çat köyünün muhtarıydı.
Kızılçayır, özellikle, Ekim 1994 baꢀlarında, PKK’nın onları, örgüte katılmayı ve lojistik
destek sağlamayı reddetmelerinden dolayı cezalandırmak için köyündeki evleri yakmıꢀ
olduğunu ifade etmiꢀtir. Onları köylerinden gitmeye zorlamıꢀ olanların teröristler olduğunu
eklemiꢀtir.
e) 5 Haziran 1995 tarihli soruꢀturma raporunun bir sureti
43. Rapor, Ovacık Đlçe Kaymakamlığı tarafından görevlendirilen polis müdürü
tarafından, Cevizlidere’den gelen altmıꢀ üç köylünün ꢀikayetleri üzerine hazırlanmıꢀtır.
Soruꢀturmasının ardından, polis müdürü, köyün, jandarma üniformaları giyen PKK teröristleri
tarafından yakılmıꢀ olduğu kararına varmıꢀtır. Rapor, ayrıca, faillerin, köylüleri, olay için
güvenlik güçlerini suçlamaya zorlamıꢀ olduğunu ifade etmiꢀtir.
f) Memurun Muhakematı Komisyonu’nun 23 Haziran 1995 tarihli kararı
44. Đddia edilen failler teꢀhis edilemediği için ve 5 Haziran 1995 tarihli soruꢀturma
raporunun ıꢀığında, Ovacık Memurun Muhakematı Komisyonu, güvenlik güçlerinin herhangi
bir mensubu hakkında cezai iꢀlemler baꢀlatmamaya karar vermiꢀtir.
g) 1993 ve 1996 yılları arasındaki terör olaylarına iliꢀkin olarak Ovacık Cumhuriyet
Savcısı tarafından verilen yirmi sekiz görevsizlik kararının suretleri
45. Bu kararlar, Ovacık sakinlerinin bildirmiꢀ olduğu çeꢀitli terör vahꢀetlerine iliꢀkin
olarak Ovacık Cumhuriyet Savcılığı tarafından alınmıꢀtır. Davaların her birinde Ovacık
Cumhuriyet Savcısı’nın, ilgili kanunlar hususunda yetkisizlik kararı çıkarmıꢀ olduğu ve
dosyaları, yetkili Cumhuriyet Savcısı’na devrettiği anlaꢀılmaktadır. ꢁikayette bulunulan
olaylar, Iꢀıkvuran Köyü’nün PKK tarafından baskına uğratılmasını ve altı genç adamın,
PKK’ya katılmak üzere zorla kaçırılmasını kapsamıꢀtır. Daha sonra bir diğer dikeçe ile
Cumhuriyet Savcısı’na, sözkonusu adamların kaçtığı PKK’nın ve intikam almak için
Iꢀıkvuran’a bir kez daha baskın yaparak kaçakların köydeki evlerini yakıp yıktığı
bildirilmiꢀtir.
46. Bir diğer davada Cumhuriyet Savcısı’na, bir grup PKK militanının, Ovacık’ın
Ağaçpınar Köyü’nden Cemal Cingöz ve ꢁükrü Cingöz isimli iki köylünün evini yaktığı ve
daha sonra da bu iki kiꢀiyi öldürdüğü bildirilmiꢀtir. Dilekçe sahipleri, sözkonusu terörist
saldırıların, örgütten kaçan kiꢀilerin ailelerini cezalandırmak üzere düzenlenmiꢀ olduğunu ileri
sürmüꢀtür.
47. Bir baꢀka davada köylüler, Ovacık’a bağlı Tatusağı, Çakmaklı ve Arel isimli üç
köydeki okulların PKK tarafından yakıldığını bildirmiꢀtir.
48. Tüm diğer kararlarda Cumhuriyet Savcısı, örgüte katılmayı reddetmeleri veya
yemek ve erzak temin etmemeleri nedeniyle Ovacık’ta bulunan köylüleri cezalandırmak için
PKK tarafından gerçekleꢀtirildiği bildirilen benzer tazminat, sabotaj, yakma, kaçırma ve
öldürme olaylarını tanımlamıꢀtır.
h) Ankara’da bulunan Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı Askeri Savcı tarafından
yayınlanan yetkisizlik kararı
49. 29 Temmuz 1997 tarihli bir kararla Ankara’da bulunan Askeri Savcı, Tunceli’deki
güvenlik güçleri tarafından gerçekleꢀtirildiği iddia edilen ortadan kaybolma ve adam
öldürmelere iliꢀkin ꢀikayetler üzerine yetkisizlik kararı vermiꢀtir. Olağanüstü Hal Bölge Valisi
tarafından gönderilen bir mektuba değinen Cumhuriyet Savcısı, Bolu Tugayı’ndan
komandolarla birlikte jandarma güçlerinin, 29 Eylül ve 31 Ekim 1994 tarihleri arasında
Ovacık ve Hozat civarlarında askeri operasyonlar düzenlediklerini belirtmiꢀtir. Ancak,
güvenlik güçlerinin iddia edilen suçları iꢀlemiꢀ oldukları sonucuna varmak için delil olmadığı
kanısına varmıꢀtır.
(i) Teröristlerce köyleri yakıp yıkılan köylülere tazminat verilmesini öngören 8 Mayıs 1998 tarihli
Đdari Mahkeme kararları
50. Hükümet, Malatya’da bulunan Đdari Mahkeme’nin ilgili tarihte Bingöl’de acil
durum yönetimine tabi olan Doludere köylülerine tazminat ödenmesi hususunda verdiği kırk
kararın nüshalarını sunmuꢀtur. Kararlarda, davacıların evlerinin ve eꢀyalarının, PKK
tarafından yağmalanmıꢀ olduğu görülmektedir. “Sosyal risk” doktrinine dayanan Đdari
Mahkeme, Hükümet’in sözkonusu terörist saldırıları önceden görüp engelleme
yükümlülüğünü yerine getiremediğine ve davacılara, tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.
(j) Ovacık Bölge Valisi’nin, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdiği mektup
51. Cumhuriyet Savcısının bir bilgi talebine cevaben Vali, askeri makamların Gözeler
Köyü’nde hiçbir mülke zarar vermediklerini veya kimseyi zorla yerlerinden çıkarmamıꢀ
olduklarını açıklamıꢀtır. Mektupta ayrıca Gözeler Köyü’nde, kesintisiz olarak ikamet
edildiğini ve köylülerin, yakıp yıkma veya yerlerinden edilme hususunda ꢀikayette
bulunmadığını belirtmektedir.
(k) Zeliha Keser’le ilgili doğum kaydının ilgili bir sayfasının nüshası
52. Nüsha, baꢀvuranlardan biri olan Zeliha Keser’in, 1 Aralık 2002 tarihinde vefat
etmiꢀ olduğunu göstermektedir.
(l) Cevizlidere’deki ikamete iliꢀkin 28 Temmuz 2003 tarihli resmi kaydın nüshası
53. 24 Temmuz 2003 tarihinde jandarma görevlileri, ikamet koꢀullarını incelemek
üzere Cevizlidere’yi ziyaret etmiꢀtir. Baꢀvuranlardan biri olan Cemal Cila’nın ve ailesinin,
devamlı olarak orada yaꢀamakta olduğunu gözlemlemiꢀlerdir. Ayrıca Cansa Özgül, Diyap
Çılgın, Munzur Al, Saycan Keskin, Kerem Keser ve Emirali Keskin isimli beꢀ baꢀvuranın,
geçici olarak Cevizlidere’de ikamet etmekte olduklarını tespit etmiꢀlerdir.
54. Đçeriğini onaylamak için sözkonusu baꢀvuranlarca imzalanmıꢀ olan kayıt,
Cevizlidere’nin yeninden ikamet edilmeye açık olduğunu ve baꢀvuranların, oraya dönmeleri
için engel olmadığını göstermiꢀtir. Ayrıca, herkesin jandarma karakoluna haber vererek
Cevizlidere’ye kolayca girip çıkabileceğini de göstermiꢀtir.
m) Altı baꢀvuranın, 30 Temmuz 2003 tarihli ifadeleri
55. 30 Temmuz 2003 tarihinde, Cevizlidere’den baꢀvuranlardan altı kiꢀi, Diyap
Çılgın, Saycan Keskin, Kerem Keser, Cansa Özgül, Cemal Cila ve Munzur Al, sözkonusu
olayların gerçekleꢀtiği tarihte Mahmut Keser’in nerede olduğuna iliꢀkin güvenlik güçlerine
ifade vermiꢀtir. Birbiriyle bağdaꢀan ifadelerinde 1994 olaylarından uzun süre önce Mahmut
Keser’in, Almanya’ya gitmek üzere Cevizlidere’den ayrılmıꢀ olduğunu belirtmiꢀlerdir. Ayrıca
Mahmut Keser’in annesi ve kız kardeꢀinin, terörist eylemlerden dolayı 1994 senesinde köyü
terkederek Ovacık’a yerleꢀtiklerini belirtmiꢀlerdir. Köylülerin köye girmek, köyden ayrılmak
ve topraklarını iꢀlemek için engellerinin bulunmadığını açıklamıꢀlardır.
n) Baꢀvuranlardan bazılarının, Hükümet yardımını reddettiğine iliꢀkin resmi kaydın nüshası
56. Sözkonusu kayıt, güvenlik güçleri tarafından, 11 Ağustos 2003 tarihinde
Cevizlidere’den baꢀvuranlardan Diyap Çılgın, Saycan Keskin, Kerem Keser, Cansa Özgül,
Cemal Cila ve Munzur Al isimli altı kiꢀiye, Hükümet’in “Köye Dönüꢀ ve Rehabilitasyon
Projesi” çerçevesinde inꢀaat malzemesi ve para yardımı teklif edilmiꢀ olduğunu göstermek
üzere tutulmuꢀtur. Kayda göre, baꢀvuranlar yardımı kabul etmemiꢀ ve kaydı imzalayarak
itirazlarını yazılı hale getirmemiꢀlerdir.
o) Kali Türenmez’in 28 Ağustos 2003 tarihli ifadesi
57. Tanık, Gözeler Köyü’nde ikamet etmektedir. Özkanlı Ailesi’nin de dahil olduğu
Gözeler sakinlerinin, 1994 senesinde güvenlik güçlerince değil, PKK tarafından uygulanan
baskı üzerine Gözeler’den ayrılmıꢀ olduklarını belirtmiꢀtir. Ayrıca, Mahmut Özkanlı’nın
ölümünü müteakiben varisleri Hüri Özkanlı ve çocuklarının, Gözeler’deki aile evine
döndüklerini, evi onardıklarını ve oturmaya devam ettiklerini eklemiꢀtir.
p) Ali Kadir Türenmez’in 29 Ağustos 2003 tarihli ifadesi
58. Tanık, Gözeler Köyü’nde ikamet etmektedir. Kali Türemez’in ifadesini tümüyle
doğrulayan bir ifade vermiꢀtir.
r) Ali Çakmaz’ın 1 Eylül 2003 tarihli ifadesi
59. Tanık, Ovacık’ta bulunan Havuzlu Köyü’nde ikamet etmektedir. Özkanlı Ailesi’ni
tanıdığını ve kendi köyü, daha önce Gözeler’e bağlı bulunduğu için Gözeler’de meydana
gelen olayları bildiğini belirtmiꢀtir. Mahmut Özkanlı ve ailesinin de dahil olduğu Gözeler
sakinlerinin köylerini, PKK eylemleri sonucu terketmiꢀ olduklarını açıklamıꢀtır. Ayrıca
Mahmut Özkanlı’nın varislerinin, Gözeler’deki aile evlerine dönmüꢀ olduklarını belirtmiꢀtir.
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK
60. Đlgili iç hukukun tam bir tanımı, Yöyler/Türkiye (no. 26973/95, §§ 37-49, 24
Temmuz 2003) ve Matyar/Türkiye (no. 23423/94, §§ 93-106, 21 ꢁubat 2002) kararlarında
bulunabilir.
HUKUK
I. HÜKÜMET’ĐN ĐLK ĐTĐRAZLARI
61. 24 Kasım 2003 tarihli ek görüꢀlerinde Hükümet, Zeliha Keser, Mehmet
Leyrekoğlu ve Diyap Çılgın isimli üç baꢀvuran tarafından iç hukuk yollarının tüketilmesine
ve baꢀvuranların mağdur durumlarına iliꢀkin ilk itirazlarını sunmuꢀtur. Hükümet, sözkonusu
baꢀvuranların, yerel makamlara ꢀikayetlerini sunmamıꢀ olduklarını belirtmiꢀtir.
62. AĐHM, yerel ꢀikayetler sunmanın veya sunmamanın, mağdur olma durumu
nosyonu ile bağlantılı olmadığını belirtir. Đç hukuk yollarının tüketilmesi hususunda AĐHM, Mayıs 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında baꢀvuranların, iç hukukta ayrıca bir iç
hukuk yolu izlemelerinin gerekmediğine karar vermiꢀ olduğunu yineler. Sözkonusu itirazın,
baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi ardından sunulmuꢀ olduğunu belirtir. Bu
bağlamda Hükümet’in, ilke olarak, sözkonusu aꢀamada kabuledilebilirliğe itiraz etmelerinin
engellenmiꢀ olduğu kabul edilebilir (AĐHM Đç Tüzüğü-Madde 55, bkz. inter alia,
Amrollahi/Danimarka, no. 56811/00, § 22, 11 Temmuz 2002, ve Nikolova/Bulgaristan [BD],
no. 31195/96, § 44, ECHR 1999-II). Bu nedenle, Hükümet’in itirazları, davanın sözkonusu
aꢀamasında gözönüne alınamaz.
63. Hükümet, ek görüꢀlerinde ayrıca, Zeliha Keser’in 1 Aralık 2002’de ölmüꢀ
olduğunu ve varislerinin, baꢀvurusunu takip etmediğini belirtmiꢀtir. Bu nedenle AĐHM’den,
Keser’in baꢀvurusunun AĐHM’nin kayıtlarından düꢀürülmesini istemiꢀlerdir.
64. AĐHM, Zeliha Keser’in ölümünü müteakiben varisleri tarafından davanın
incelenmesinin takibi için hiçbir talepte bulunulmamıꢀ olduğunu belirtir. Vekilleri de
Hükümet’in, baꢀvurusunun kayıttan düꢀürülmesine iliꢀkin görüꢀlerine cevap vermemiꢀtir. Bu
koꢀullar altında AĐHM, baꢀvuruyu AĐHS’nin 37 § 1. (c) maddesi bağlamında Zeliha Keser’in
sunmuꢀ olduğu ꢀekliyle incelemeye devam etmenin adil olmadığı sonucuna varmıꢀtır. Ayrıca
AĐHM, 37 § 1. maddede in fine tanımlandığı gibi, baꢀvurunun sözkonusu bölümünün, bu
madde bağlamında incelenmesini gerektirecek genel bir gerekçe görmemektedir. Bu nedenle
baꢀvuruyu, Zeliha Keser bakımından, dava kayıtlarından düꢀürmeye karar vermiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 3. VE 8. MADDELERĐ ĐLE 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN
ĐHLAL EDĐLMĐꢁ OLDUĞU ĐDDĐASI
65. Diğer baꢀvuranlar, güvenlik güçlerinin, Cevizlidere Köyü’ndeki evlerini ve
eꢀyalarını imha ettiklerini ileri sürerken Özkanlı Ailesi mensupları, Devlet güvenlik güçlerinin
kendilerini, Gözeler1 Köyü’ndeki evlerinden çıkardıklarını iddia etmiꢀtir. Bu bağlamda
baꢀvuranlar, AĐHS’nin ilgili kısımları aꢀağıda kayıtlı 3. ve 8. maddeleri ile 1 No.lu
Protokol’ün ilgili kısmı aꢀağıda kayıtlı 1. maddesinin ihlal edilmiꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür: Aꢀağıda değinileceği gibi, Özkanlı Ailesi ilk olarak, güvenlik güçlerinin evlerini yakmıꢀ olduğu hususunda
ꢀikayette bulunmuꢀtur. Daha sonra ꢀikayetlerini, zorla evlerinden çıkarıldıkları yönünde değiꢀtirmiꢀlerdir, ancak
mallarının güvenlik güçlerince kasıtlı olarak tahrip edilmiꢀ olması sözkonusu değildir.
Madde 3
“Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”
Madde 8
“1. Herkes özel ve aile hayatına, [ve] konutuna ... saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç iꢀlenmesinin önlenmesi,
sağlığın veya ahlakın veya baꢀkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir
toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüꢀ olmak koꢀuluyla söz konusu olabilir.” No.lu Protokol – Madde 1
“Her gerçek ve tüzel kiꢀinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı
vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koꢀullara ve
uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını
düzenlemek veya vergilerin ya da baꢀka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için
gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
A. Tarafların Görüꢀleri
66. Baꢀvuranlar, Devlet güvenlik güçlerinin faaliyetlerinin, mal ve mülk
dokunulmazlığına ve aile hayatına saygı gösterilmesi haklarını ihlal etmiꢀ olduğunu
belirtmiꢀtir. Ayrıca, olayları çevreleyen koꢀulların, insanlık dıꢀı ve alçaltıcı bir muameleye
denk olduğunu ileri sürmüꢀtür.
67. Hükümet, her iki köy hususunda da baꢀvuranların ꢀikayetlerinin temelsiz olduğunu
belirtmiꢀtir. Özkanlı Ailesi’nin yaꢀamıꢀ olduğu Gözeler Köyü’nün, hiçbir zaman güvenlik
güçleri tarafından boꢀaltılmamıꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür. Özkanlı Ailesi, bölgede
gerçekleꢀen yoğun terörist eylemlerden ötürü köylerinden ayrılmıꢀtır. Gözeler Köyü,
yerleꢀime açık kalmıꢀtır ve Özkanlı Ailesi’nin de dahil olduğu birçok aile köyde ikamet
etmiꢀtir. Hükümet ayrıca Özkanlı Ailesi mensuplarınca öne sürülen iddiaların, tutarlı
olmadığını iddia etmiꢀtir. Bu bağlamda Hükümet, Mahmut Özkanlı’nın 6 Ağustos 1996 tarihli
baꢀvuru formunda Gözeler’in, boꢀaltılması ardından güvenlik güçlerince yakıldığını iddia
ettiğini, 4 Kasım 1999 tarihinde sunduğu görüꢀlerinde ise Gözeler’in boꢀaltıldığını fakat
yakılıp yıkılmadığını ileri sürerek ifadesini değiꢀtirdiğini belirtmiꢀtir. Ancak, adil tazmine
iliꢀkin 30 Haziran 2003 tarihlin Özkanlı Ailesi, bir kez daha “yakılmıꢀ ve tahrip edilmiꢀ”
malları için talepte bulunmuꢀtur.
68. Özkanlı Ailesi’nin vekilleri cevaben ilk ifadelerinde baꢀvuranların yanlıꢀlıkla bu
tür bir iddiada bulunduğunu, 1999 senesinde AĐHM Sekretaryası’na gönderdikleri bir
mektupla ifadelerini düzelttiklerini açıklamıꢀtır. Ayrıca 30 Haziran 2003 tarihli görüꢀlerinin
neden olduğu karıꢀıklığın, bir çeviri hatasından kaynaklanmıꢀ olduğunu açıklamıꢀlardır.
“Yakılma ve yıkılma” ꢀeklindeki iki Türkçe kelimedeki ses benzerliğinden dolayı çevirlen
görüꢀlerde, “yıkılmıꢀ” mülkler yerine “yakılmıꢀ” mülklere değinilmiꢀtir. Bu hususta,
Gözeler’deki evlerinin doğal aꢀınımlar ve zorla köyden çıkarılmalarından sonra bakımsızlık
nedeniyle zarar görmüꢀ olduğunu açıklamıꢀlardır.
69. Cevizlidere’ye iliꢀkin Hükümet, birçok görgü tanığının ifadesine ve soruꢀturmadan
sorumlu makamların bulgularına dayanarak Cevizlidere’nin güvenlik güçlerince yakılmıꢀ
olduğu sonucuna varmak için delil bulunmadığını ileri sürmüꢀtür (bkz. paragraf 41-50). 1994
senesinde bölgede yaꢀanan yoğun terörist eylemler gözönüne alınırsa köyün, teröristlerce
tahrip edilmiꢀ olması gerektiğini belirtmiꢀtir.
70. Cevizlidere’deki ikamet koꢀullarına iliꢀkin Hükümet, 2003 senesi Temmuz ayında
bir incelemede bulunmuꢀtur. Soruꢀturma, Cevizlidere’de sürekli ya da mevsimlik oturan yedi
aile bulunduğunu ortaya çıkarmıꢀtır. Bu ailelerin altısı, sözkonusu davada baꢀvuranlar
arasındadır. Đncelemeye göre, güvenlik nedeniyle yakında bulunan jandarma karakoluna
bildirilmesi koꢀuluyla köye giriꢀ ve köyden çıkıꢀ yapmak hususunda bir kısıtlama
bulunmamaktadır (bkz. paragraf 54-55).
71. Sundukları itirazlarında Cevizlidere’den baꢀvuruda bulunanlar, Askeri Savcı’nın,
sözkonusu tarihte Bolu Tugayından jandarma ve komandoların, bölgede askeri operasyonlar
gerçekleꢀtirdiğine dair 29 Temmuz 1997 tarihli bulgularına dikkat çekmiꢀtir (bkz. paragraf
50). Olayları icra edenlerin tugay mensupları olması gerektiği sonucuna varmıꢀlardır. Ayrıca
baꢀvuranlar, Devlet güvenlik güçlerinin, olağanüstü hal bölgesinde terörist eylemleri en aza
indirmeyi amaçlayan nüfus azaltma politikasının bir parçası olarak birçok köyü boꢀalttıklarını
ve yakıp yıktıklarını ileri sürmüꢀtür.
72. Köylerine ulaꢀım konusunda baꢀvuranlar, eriꢀimin jandarmalarca sıkı ꢀekilde
kontrol altında tutulduğuna ve izinlerine bağlı olduğuna değinmiꢀtir (bkz. paragraf 55).
B. AĐHM’nin değerlendirmesi
73. AĐHM, sözkonusu baꢀvuruya yol açan olayların asıl nedenine iliꢀkin bir
uyuꢀmazlıkla karꢀı karꢀıya kalmıꢀtır. Dolayısıyla öncelikle, sözkonusu olaylar sırasında
bölgede hüküm süren genel durum gözönüne alınmalıdır. AĐHM ilgili tarihte Türkiye’nin
olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ve PKK üyeleri arasında ꢀiddetli çatıꢀmaların
görüldüğünü gözlemler. Bu ikiye katlanmıꢀ ꢀiddet, birçok insanı evlerini terkederek daha
güvenli yerlere yerleꢀmek zorunda bırakmıꢀtır. AĐHM benzer davalarda yerel makamların,
bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak için bir grup yerleꢀim bölgesini boꢀaltmıꢀ olduğunu
tespit etmiꢀtir (bkz., Doğan ve Diğerleri/Türkiye, no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-
8819/02, § 142, ECHR 2004- ... (özetler)). AĐHM ayrıca birçok davada, güvenlik güçlerinin
belli baꢀvuranların evlerini ve mallarını kasıtlı olarak tahrip ettiğini, onları geçimlerinden
mahrum bıraktığını ve köylerini terketmek zorunda bıraktığını tespit etmiꢀtir (bkz., Akdivar ve
Diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-IV, Selçuk ve
Asker/Türkiye, 24 Nisan 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-II, Menteꢀ ve Diğerleri/Türkiye, 28
Kasım 1997 tarihli karar, Raporlar 1997-VIII, Bilgin/Türkiye, no. 23819/94, 16 Kasım 2000,
ve Dulaꢀ/Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).
74. Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu ve AĐHM’nin, daha önce, Devlet güvenlik
güçlerinin, malların adil olmayan ꢀekilde tahrip edilmesinin sorumluları olduğu iddia edilen
benzer Türkiye davalarında bilirkiꢀi heyetleri üzerine yoğunlaꢀmıꢀ olduğuna dikkat
çekilmelidir (bkz., Akdivar ve Diğerleri ve Yöyler kararları ve Đpek/Türkiye, no. 25760/94,
ECHR 2004- ...). Sözkonusu davalarda, AĐHS organlarının bu tür bir uygulamaya
baꢀvurmasını teꢀvik eden temel neden, etkin bir yerel soruꢀturmanın mevcut olmamasından
dolayı olayları tespit edememeleri olmuꢀtur.
75. Sözkonusu davada, olay mahallerini ziyaret ederek ve görgü tanıklarını
Mahkeme’ye çağırarak delil tespit uygulamasında bulunup olayları tespit etme teꢀebbüsünde
bulunamamak, AĐHM için bir üzüntü kaynağı olmuꢀtur. Bu tür bir uygulamanın, kayda değer
bir sürenin geçmiꢀ olmasının – sözkonusu davada yaklaꢀık on bir sene – ifade verecek tanık
bulunmasını ve tanığın, olayları detaylı ve doğru olarak hatırlamasını zorlaꢀtırması gözönüne
alındığında, dava koꢀullarını doğru olarak tespit edilmesini sağlayacak yeterli delili
sağlamadığı kanısındadır (bkz. Đpek, § 116). Dolayısıyla AĐHM, taraflarca sunulan mevcut
delilleri temel alarak kararını vermelidir (bkz. Pardo/Fransa, 20 Eylül 1993 tarihli karar, A
Serisi no. 261-B, sayfa 31, § 28, Çaçan/Türkiye, no. 33646/96, § 61, 26 Ekim 2004).AĐHM,
taraflarca sağlanan yazılı delilin, özellikle ifadelerin, taraflarca yeterince incelenmemiꢀ
olduğunun ve bu nedenle, varılabilecek sonuç hususunda yanlıꢀ yönlendirme olasılığı bulunan
bir temel teꢀkil edebileceğinin farkındadır.
76. Bu bağlamda AĐHM, AĐHS hakları ihlallerine iliꢀkin iddiaların gerekli delili teꢀkil
eden kanıt standardının, “makul ꢀüphenin ötesinde” olduğunu ve bu tür bir kanıtın, yeterli
derecede güçlü, açık ve uygun neticeler veya reddedilmemiꢀ benzer maddi karinelerin
birarada yer almasından kaynaklanabileceğini yineler (bkz. Đrlanda/Đngiltere, 18 Ocak 1978
tarihli karar, A Serisi no. 25, sayfa 65, § 161).
77. AĐHM, her iki köye iliꢀkin olayları ayrı ayrı inceleyecektir.
1. Gözeler baꢀvuranlarının iddialarına iliꢀkin
78. AĐHM, Gözeler hususunda, Özkanlı Ailesi’nin iddialarına iliꢀkin soruꢀturma
baꢀlatılmadığını belirtir. Merhum Mahmut Özkanlı’nın, Ovacık Bölge Valiliği’ne, evlerinin
güvenlik güçlerince yakıldığına iliꢀkin ꢀikayette bulunduğu bir mektup sunmuꢀ olduğu ileri
sürülmüꢀtür. Hükümet’in, Gözeler’de, güvenlik güçlerince veya teröristlerce hiçbir evin
yakılmamıꢀ olduğunu tespit etmesi üzerine, iddialarını değiꢀtirmiꢀler ve köylerini terketmeye
zorlandıklarını fakat evlerinin, güvenlik güçlerince kasıtlı olarak tahrip edilmediğini
açıklamıꢀlardır. Özkanlı, 6 Ağustos 1996 tarihli ilk baꢀvuru formunda, ailesinin köyün
boꢀaltılması sırasında aꢀağılayıcı ve insanlık dıꢀı bir muameleye maruz bırakıldığını ileri
sürmüꢀtür. Ancak daha sonra yapılan bir sorgulamada, güvenlik güçlerinin hiçbir ꢀekilde
kendilerine kötü muamelede bulunmadığını açıklamıꢀtır (bkz. paragraf 39).
79. Hükümet, Özkanlı Ailesi’nin, hiçbir zaman yetkili makamlar hususunda ꢀikayette
bulunmadığını, bu nedenle, soruꢀturma açılmadığını belirtmiꢀtir.
80. AĐHM, Özkanlı Ailesi’nin önceki ve sonraki ifadeleri arasındaki belirgin
karꢀıtlığın, iddialarının temelden yoksun olduğuna karar verilerek reddedilmesi için tek baꢀına
(bizatihi) yeterli olmadığı kanısındadır. Bu tutarsızlıkların, baꢀvuranların güvenirliğini
azalttığı da bir gerçektir. Yanlıꢀ ifadelerinin nedeni olarak çeviri hatalarını göstermiꢀlerdir.
AĐHM baꢀvuranların, ifadelerinin doğru olarak çevrilmesini sağlamak hususunda zorluklarla
karꢀılaꢀabileceklerinin farkındadır. Ancak, baꢀvuranların 1996 senesinde ana dillerinde, neden
evlerinin güvenlik güçlerince yakılmıꢀ olduğunu ileri sürüp, üç yıl sonra Hükümet,
Gözeler’de yakılıp yıkılmıꢀ bir ev bulunmadığını tespit ettiğinde ifadelerini düzeltmiꢀ
oldukları da açık değildir.
81. Dava dosyası, Özkanlı’nın Ovacık Valiliği’ne sunmuꢀ olduğunun iddia edildiği
ꢀikayet mektubunun bir nüshasını içermemektedir. Baꢀvuranlar, ꢀikayetlerinin bir nüshasını
saklamamıꢀ olduklarını ileri sürmüꢀtür. Gerçekten bir ꢀikayet mektubu sunup sunmadıkları bir
yana, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na veya yargı yetkisi bulunan herhangi bir makam
ꢀikayette bulunmadıkları açıktır. Yetkili makamların, Cevizlidere’den veya benzer davalarda
diğer köylerden sunulan ꢀikayetleri incelediğini gözönünde bulunduran AĐHM, gerçekten bir
ꢀikayet almıꢀ olsalardı güvenlik güçlerinin, Gözeler’den yapılan ꢀikayet üzerine harekete
geçmiꢀ olacaklarına iliꢀkin itiraz edilebilecek bir varsayım bulunduğu kanısındadır. Özkanlı
ailesinin AĐHM’ye iddia edilen yazıyı sunmamalarından, ve ꢀayet varsa bu ꢀikayetlerini takip
etmemeleri sebebiyle, AĐHM, bu karineyi çürütemediklerini tespit etmiꢀtir. Dolayısıyla,
AĐHM, Özkanlı ailesinin ulusal makamlara bir ꢀikayette bulunduğunu ispatlayamadıklarını
tespit etmiꢀtir. Savunulabilir olması gerekli olan bu tür bir iddianın yokluğunda, hiçbir
soruꢀturma yapılmamıꢀtır.
82.Özkanlı ailesinin iddialarının doğruluğuna yönelik yerel bir soruꢀturma ya da
Gözeler’i terör olayları sebebiyle terk ettiklerine dair Hükümet görüꢀleri ve tanık ifadelerini
(bkz. 57., 58. ve 59. paragraflar) çürütebilecek herhangi bir ikna edici kanıtın yokluğunda,
AĐHM, onların Devlet güvenlik güçleri tarafından zorla yerlerinden çıkarıldıklarının, gerekli
olan kanıt standardı seviyesinde kesin olduğunu tespit etmemiꢀtir.
83.Buna göre, AĐHM, Gözeler bağlamında AĐHS’nin 3. ve 8. maddeleri ile 1 no’lu
Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıꢀtır.
2.Cevizlidere baꢀvuranlarının iddialarına iliꢀkin olarak
84.Gözeler baꢀvuranlarından farklı olarak, Cevizlidere baꢀvuranlarının ulusal
makamlara ꢀikayette bulunduklarına iliꢀkin ihtilaf bulunmamaktadır. Sözkonusu tarihte
Türkiye’nin güneydoğusundaki köylerin boꢀaltılması ve tahrip edilmesine iliꢀkin bağımsız
raporlar dikkate alındığında (bkz. 31-38. paragraflar), bu baꢀvuranların iddiaları, ilk bakıꢀta
temelsiz olarak değerlendirilip göz ardı edilemez.
85.Ancak, AĐHM, baꢀvuranların, bu davanın sonuçlarına dair kiꢀisel çıkarı olmayan
bağımsız görgü tanıklarına ait hiçbir ifade sunmadığını not eder. Faillerin güvenlik güçleri
olduğunu ortaya koyan hiçbir spesifik detay sunmamıꢀlardır. Đlettikleri kanıtlayıcı belgeler
insan hakları raporlarını kapsamaktaydı. Olağanüstü hal bölgesinde yaygın olarak görülen
köylerin boꢀaltılması ve tahrip edilmesi sorununa iꢀaret etmelerine rağmen, bu raporlar
AĐHM’nin 4 Ekim 1994 tarihinde Cevizlidere’de meydana geldiği iddia edilen olayların asıl
koꢀullarının belirlenmesine yardımcı olmamaktadır. Ayrıca, baꢀvuranların, Ovacık
Cumhuriyet Savcılığı tarafından baꢀlatılan iꢀlemlere müdahil oldukları veya daha sonra
baꢀvurularını takip ettikleri görünmemektedir. Baꢀvuranlar, yetkililerce yürütülen
soruꢀturmayı takip etmemelerine dair hiçbir açıklama getirmemiꢀlerdir. Üstelik, AĐHM,
dosyada Hükümet’in görüꢀlerini ve insanların köylerini terk etmelerine sebep olan ciddi bir
terörist kampanya olduğundan bahseden çeꢀitli Ovacık köyü sakinlerinin ifadelerini çürütecek
hiçbir kanıt tespit etmemiꢀtir.
86.Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında ve baꢀvuranların iddialarını doğrulayamamalarını
dikkate alarak AĐHM, baꢀvuranların evlerinin yakıldığını veya baꢀvuranların Devlet güvenlik
güçleri tarafından zorla köylerinden çıkarıldıklarının, gerekli olan kanıt standardı seviyesinde
kesinleꢀtiğini tespit etmemiꢀtir.
87.Bu anlatılanlar temelinde, AĐHM, AĐHS’nin 3. ve 8. maddelerinin veya 1 no’lu
Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıꢀtır.
III.AĐHS’NĐN 5 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
88.Baꢀvuranlar, dava koꢀullarının, AĐHS’nin 5 § 1. maddesinden yer alan bireyin
özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edilmesini de kapsadığını iddia etmiꢀtir. Bu maddeye
göre:
“Herkesin kiꢀi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aꢀağıda belirtilen haller ve
yasada belirlenen yollar dıꢀında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”
89.Hükümet, bu ꢀikayetlerin temeline itiraz etmiꢀtir.
90.AĐHM, 5 § 1. maddenin öncelikli maksadının, özgürlüğün Devlet tarafından keyfi
olarak elden alınmasından korumak olduğunu hatırlatır.
91.Bu davada baꢀvuranlar, ne yakalanmıꢀ ne tutuklanmıꢀ, ne de baꢀka ꢀekilde
özgürlükleri ellerinden alınmıꢀtır. Baꢀvuranların, evleri ve mallarına iliꢀkin iddia edilen
kayıplardan kaynaklanan güvenden yoksun kiꢀisel koꢀulları, 5 § 1. maddede yer alan birey
güvenliği kavramına girmemektedir (bkz. yukarıdan anılan Çaçan, § 70; ve Kıbrıs – Türkiye
[BD], no. 25781/94, § 228, AĐHM 2001-IV).
92.Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediği
sonucuna varmıꢀtır.
IV.AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
93.Baꢀvuranlar, güvenlik güçleri tarafından zorla yerlerinden çıkarılmaları ve evlerinin
tahrip edilmesi konularında medeni haklarını arayabilmeleri için mahkemeye baꢀvurma
haklarını arayabilecekleri etkili bir hukuk yolundan yoksun bırakıldıklarını ileri sürerek
ꢀikayetçi olmuꢀlardır. AĐHS’nin 6 § 1. maddesine ve 13. maddesine atıfta bulunmuꢀlardır. 6 §
1. maddenin ilgili bölümlerine göre:
“Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili … […] bir mahkeme tarafından
davasının … hakkaniyete uygun … görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
13. maddeye göre:
“Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir
makama etkili bir baꢀvuru yapabilme hakkına sahiptir.
A.AĐHS’nin 6 § 1. maddesi
94.Baꢀvuranlar, medeni haklarını aramak için mahkemeye baꢀvurma haklarının,
yetkililerin, baꢀvuranların iddialarına yönelik etkili bir soruꢀturma yapmamalarından dolayı
ellerinden alındığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuranlara göre, bu tür bir soruꢀturmanın yokluğunda,
hukuk iꢀlemlerinde tazminat alabilme ꢀansları olmayacaktı.
95.Hükümet, baꢀvuranların iç hukukta kullanabilecekleri etkili hukuk yollarından
faydalanmadıklarını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranlar bir hukuk davası açmıꢀ olsaydı, mahkemeye
baꢀvurma haklarından etkili olarak faydalanabileceklerdi.
96.AĐHM, baꢀvuranların, 15 Mayıs 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararlarında ortaya
konulmuꢀ olan gerekçelerden ötürü hukuk mahkemelerinde dava açmadıklarını not eder.
Dolayısıyla, ꢀayet iꢀlem baꢀlatmıꢀ olsalardı, ulusal mahkemelerin baꢀvuranların iddiaları
hakkında hüküm verip veremeyeceklerini belirlemek imkansızdır. AĐHM’ye göre,
baꢀvuranların ꢀikayetleri, temelde iddialarına yönelik etkili soruꢀturma yürütülmemiꢀ olması
ile ilgilidir. Dolayısıyla, AĐHM, bu ꢀikayeti, Devletlere, iddia edilen AĐHS ihlallerine iliꢀkin
olarak, etkili hukuk yolu sunmaktan ibaret daha genel nitelikli bir yükümlülük getiren 13.
madde bağlamında inceleyecektir (bkz. yukarıda anılan Selçuk ve Asker, § 92).
97.Buna göre, AĐHM, AĐHS’nin 6 § 11. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin
belirlenmesinin gerekli olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
B.AĐHS’nin 13. maddesi
98.Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında maruz kaldıkları AĐHS ihlalleri
bağlamında etkili hukuk yollarının bulunmadığını ileri sürerek ꢀikayetçi olmuꢀlardır.
99.Hükümet, Cevizlidere’ye iliꢀkin soruꢀturmada hiçbir noksanlık olmadığını ve
yetkililerin Cevizlidere baꢀvuranlarının baꢀvurularına iliꢀkin olarak etkili soruꢀturma
yürüttüğünü belirtmiꢀtir.
100.AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, ulusal hukuk sisteminde her ne ꢀekilde güvence
altına alınmıꢀ olursa olsun, AĐHS hak ve özgürlüklerinin özünün uygulanması için, ulusal
düzeyde etkili bir hukuk yolunun bulunmasını teminat altına aldığını tekrarlar. Buna göre,
Sözleꢀmeci Devletlere bu madde bağlamında AĐHS yükümlülüklerini yerine getirmede bir
takdir yetkisi tanınmıꢀ olmasına rağmen, 13. maddenin maksadı, AĐHS kapsamında
“savunulabilir bir iddia”nın konusuna eğilmek ve uygun bir tazmin sağlamak için yerel bir iç
hukuk yolunun sağlanmasını ꢀart koꢀmaktır. 13. madde kapsamındaki yükümlülüğün
kapsamı, baꢀvuranın AĐHS kapsamında yaptığı ꢀikayetin niteliğine göre değiꢀir. Ancak yine
de, 13. maddenin ꢀart koꢀtuğu hukuk yolu, hem uygulamada hem de hukukta “etkili” olmalı
ve bilhassa uygulanması, sorumlu Devlet yetkililerinin davranıꢀları veya ihmalleriyle temelsiz
olarak engellenmemelidir (bkz. yukarıda anılan Dulaꢀ ve Söyler, sırasıyla §§ 65 ve 87).
101.AĐHM, bu davada elde edilen kanıtlar temelinde, baꢀvuranlarının evlerinin tahrip
edildiğinin veya iddia edildiği gibi Devlet güvenlik güçleri tarafından zorla evlerinden
çıkarıldıklarının, gerekli olan kanıt standardı seviyesinde ispatlanmadığını hatırlatır (bkz. 82.
ve 86. paragraflar). Ancak, bu, 13. maddenin maksadı bağlamında, baꢀvuranların
ꢀikayetlerinin, 13. maddenin koruduğu unsurlar kapsamının dıꢀında olduğu anlamına
gelmemektedir (bkz. D.P. ve J.C. – Đngiltere, no. 38719/97, 10 Ekim 2002, § 136). Bu
ꢀikayetlerin, temelsiz olduğu ilan edilmemiꢀtir, dolayısıyla esaslarının incelenmesi gereklidir.
Ayrıca, 15 Mayıs 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararlarında, AĐHM, yetkililerin
baꢀvuranların ꢀikayetlerine yönelik yürüttükleri soruꢀturmanın etkili olmamasının varlığında,
baꢀvuranların iç hukukta baꢀka bir hukuk yolu aramaktan muaf oldukları sonucuna
halihazırda varmıꢀtı.
102.Bunun üzerine, AĐHM, 13. maddenin ꢀartlarının kelimesi kelimesine
yorumlanmasına karꢀın, baꢀka bir madde ihlalinin bulunmasının bu maddenin uygulanması
için bir ön ꢀart olmadığını tekrarlar (Boyle ve Rice – Đngiltere, 27 Nisan 1988 kararı, Seri A
no. 131, § 52).
103. Davanın kendine özgü koꢀullarına dönüldüğünde, AĐHM, iki köyde meydana
geldiği iddia edilen olayların ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini not der.
1.Cevizlidere baꢀvuranlarının iddialarına iliꢀkin olarak
104.Cevizlidere ile ilgili olarak, AĐHM, kabuledilebilirlik kararlarındaki tespitlerini ve
baꢀvuranların iddialarının, prima facie temelsiz olarak değerlendirilip göz ardı edilemeyeceği
ꢀeklindeki vardığı sonucu hatırlatır (bkz. 84. paragraf). Buna göre, baꢀvuranların
ꢀikayetlerinin, AĐHS’nin 13. maddesinın maksadı bağlamında, savunulabilir AĐHS ihlalleri
iddiaları ortaya koyduğu kanısındadır (bkz. mutatis mutandis, AĐHS’nin 6. maddesinin
uygulanmasının risk altında olmasıyla ile olarak, Mennitto – Đtalya, [BD], no. 33804/96, § 27,
AĐHM 2000-X).
105.Bu tür savunulabilir iddialar, kapsamlı ve etkili bir soruꢀturma yapılmasını
gerektirmekteydi. Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın yetkisizlik kararını takiben, Ovacık Đlçe
Đdare Kurulu idari yetkilileri, baꢀvuranın iddialarına yönelik soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır.
Soruꢀturma, baꢀvuranların iddiaları ile ilgili olarak Ovacık Jandarma Komutanlığı’na
baꢀvurulması ve bir soruꢀturmacı tayin edilmesini kapsamaktaydı. Bunu müteakip
soruꢀturmanın, Cevizlidere’de ikamet etmeyen köylülerden ifade alınması ile sınırlandığı
görülmektedir.
106.Soruꢀturmacının, güvenlik güçleri ile görüꢀmek doğrultusunda herhangi bir adım
attığı görülmemektedir. Bu, baꢀvuranların özellikle jandarmaları failler olarak gösterip
suçlaması ve sözkonusu tarihte Bolu Tugayı’nın bölgede operasyon yaptığı gerçeğine rağmen
böyleydi. Soruꢀturmacı yetkililerin, meydana geldiği iddia edilen olayların mahalline gitmeyi
düꢀündüğü de görülmemektedir. Bunun yerine, baꢀvuranlara geçici olarak Hükümet
tarafından barınma sağlanmıꢀ ve dolayısıyla nerede olduklarının yetkililerce bilinmemesi
sözkonusu değilken, soruꢀturmacı yetkililer kendilerine güvenlik güçleri ve civar köylerden
tanıkların verdiği bilgilere dayanmıꢀlardır. Son olarak, jandarma yetkililerinin baꢀvuranların
iddialarını ve bu tür tanıkların ifadelerini reddetmesinin ardından, yetkililerce hiçbir ileri
soruꢀturma yapılmamıꢀtır. Bu bağlamda, AĐHM’nin sürekli olarak, yetkililerde, güvenlik
güçlerine mensup kiꢀilerin bu tür faaliyetlerde bulunmuꢀ olabileceği ihtimalini düꢀünmeye
iliꢀkin genel bir isteksizlik olduğunu tespit etmesi dikkate değerdir (bkz. yukarıda anılan
Selçuk ve Asker, § 68, Đpek, § 206; Yöyler, § 92). Aslında, Ovacık Kaymakamı’nın bu
davadaki tutumu, AĐHM’nin geçmiꢀteki tespitlerini teyit etmektedir (bkz. 18. paragraf).
107.Her halükarda, AĐHM, hiyerarꢀik olarak bir valiye bağlı memurlardan oluꢀmaları
ve soruꢀturmanın güvenlik güçleriyle bağlantılı bir üst düzey bir görevli tarafından
yürütülmesi ıꢀığında, Türkiye’nin güneydoğusundaki idare kurullarının bağımsız bir
soruꢀturma yapabilmelerine iliꢀkin ciddi kuꢀkularını daha önce ifade etmiꢀtir (bkz.
diğerlerinin yanı sıra, Güleç – Türkiye, no.21593/93, § 80, Reports 1998-IV; yukarıda anılan
Yöyler ve Đpek, sırasıyla §§ 93 ve 207). Soruꢀturmada belirlenen ciddi eksiklikler, AĐHM’nin
bu davada farklı bir sonuca varmasına izin vermemektedir.
108.Bu ꢀartlarda, yetkililerin, baꢀvuranların Cevizlidere’deki mülklerin tahrip
edilmesine iliꢀkin iddialarına yönelik kapsamlı ve etkili bir soruꢀturma yaptığı söylenemez.
109.Buna göre, Cevizlidere bağlamında, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
2.Gözeler baꢀvuranlarının iddialarına iliꢀkin olarak
110.AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesi ile tanınan hakkın yalnızca bir “savunulabilir
iddia” açısından uygulanabileceğini tekrarlar. Savunulabilir bir iddianın, davanın kendine
özgü olayları ve ortaya çıkan hukuki konuların niteliği ile belirlenmesi gereklidir. Buna göre,
bu davada, savunulabilir nitelikte olmak ꢀöyle dursun, Özkanlı ailesi, ulusal makamlara bir
iddia sunduklarını kanıtlayamamıꢀtır (bkz. 81. paragraf). Ayrıca, baꢀvuranın, AĐHS’nin 3. ve
8. maddesi ile 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki ꢀikayetlerine iliꢀkin yukarıdaki
tespitlerini dikkate alarak, AĐHM, baꢀvuranların, güvenlik güçlerine iliꢀkin olarak, bir yanlıꢀ
davranıꢀın temelini ortaya koyduğu sonucuna varamaz (bkz. 82. paragraf).
111.Buna göre, Gözeler baꢀvuranlarının “savunulabilir bir iddiası”nın yokluğunda,
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edilmediği kanısına varmıꢀtır.
V.AĐHS’NĐN 6., 8. VE 13. MADDELERĐ ĐLE 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ
BAĞLAMINDA AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
112.Baꢀvuranlar, Kürt kökenleri sebebiyle, ayrımcılığa maruz kaldıklarını ve bunun
AĐHS’nin 6., 8. ve 13. maddeleri ile 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında AĐHS’nin 14.
maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüꢀtür. 14. maddeye göre:
“Bu Sözleꢀmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil,
din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa
mensupluk, servet, doğum veya herhangi baꢀka bir durum bakımından hiçbir
ayırımcılık
yapılmadan
sağlanır.”
113.Baꢀvuranlar, evlerinin ve mallarının tahrip edilmesinin resmi bir politikanın
sonucu olduğunu ve bunun Kürt kökenleri sebebiyle ayrımcılık teꢀkil ettiğini ifade
etmiꢀlerdir.
114.Hükümet baꢀvuranların iddialarına itiraz etmiꢀtir.
115.AĐHM, baꢀvuranların iddialarını kendisine sunulan kanıt temelinde incelemiꢀtir
ancak temelden yoksun olduğu kanısına varmıꢀtır. Dolayısıyla, AĐHS’nin 14. maddesi ihlal
edilmemiꢀtir.
VI.AĐHS’NĐN 18. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
116.Baꢀvuranlar, ꢀikayet konusu müdahale ve kısıtlamaların, AĐHS’ye uygun olmayan
maksatlar için uygulandığını iddia etmiꢀtir. AĐHS’nin 18. maddesine atıfta bulunmuꢀlardır. Bu
maddeye göre:
“Bu Sözleꢀmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar
ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”
117.AĐHM, bu iddiayı elindeki kanıtlar temelinde incelemiꢀ olduğuna ve iddianın
temelden yoksun olduğunu tespit ettiğine iꢀaret eder. Dolayısıyla, bir 18. madde ihlali
belirlenmemiꢀtir.
VII.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
118.AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A.Tazminat
119.Bu kararda ele alınan iki baꢀvuruda, baꢀvuranlar, evlerinin tahrip edilmesi ve iddia
edilen olaylardan bu yana ekonomik faaliyetlerine dönememeleri sonucunda maruz kaldıkları
maddi zarar için toplam 5.301.280.000.000 TL2 talep etmiꢀtir.
120.Hükümet, AĐHS ihlali bulunmadığı için baꢀvuranlara hiçbir adil tazminat
ödenmemesi gerektiğini belirtmiꢀtir. Alternatif olarak, ꢀayet AĐHM herhangi bir AĐHS ihlali
tespit ederse, baꢀvuranların talep ettiği miktarların spekülatif olduğunu ve bölgenin ekonomik
gerçeklerini yansıtmadığını ifade etmiꢀtir.
121.AĐHM, baꢀvuranların iddia ettiği zararla, AĐHS ihlali arasında bir sebep sonuç
bağı olması ve bunun uygun hallerde kazanç kaybına yönelik bir tazminatı kapsaması
gerektiğini tekrarlar (bkz. diğerlerinin yanı sıra, 13 Haziran 1994 tarihli Barbéra, Messegué ve
Jabardo – Đspanya kararı, Seri A no. 285-C, ss.57-58, §§ 16-20). Ancak, bu davada,
baꢀvuranların evlerinin yakıldığının ya da onların Devlet güvenlik güçleri tarafından zorla
köylerinden çıkarıldıklarının, gerekli olan kanıt standardı seviyesinde belirlenmediğini
hatırlatır (bkz. 55. paragraf). Buna göre, AĐHS ihlali teꢀkil edecek konu – etkili bir
soruꢀturmanın yokluğu – ile baꢀvuranlarca iddia edilen maddi zarar arasında sebep sonuç bağı
yoktur. Dolayısıyla, baꢀvuranların bu baꢀlık altındaki taleplerini reddeder.
B.Manevi tazminat
122.Baꢀvuranların her biri, 20.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir. Bu bağlamda,
iddia edilen olaylar sırasında maruz kaldıkları acı ve yoksulluğa atıfta bulunmuꢀlardır.
123.Hükümet, bu meblağın aꢀırı ve haksız olduğunu ileri sürmüꢀtür.
124.Cevizlidere baꢀvuranları ile ilgili olarak AĐHM, yerel makamların baꢀvuranların
ꢀikayetlerine yönelik kapsamlı ve etkili bir soruꢀturma yapmadığını ve bunun AĐHS’nin 13.
maddesini ihlal ettiğini tespit etmiꢀtir (bkz. 104-109 paragraflar). Dolayısıyla, bir manevi
tazminat ödenmesi gerekmektedir. Ancak, baꢀvuranların talep ettikleri meblağlar aꢀırıdır.
Đddiaların ciddiyetini dikkate alarak eꢀitlik temelinde bir değerlendirme yaparak AĐHM,
baꢀvurusu kayıttan düꢀürülen Zeliha Keser hariç (bkz. 64. paragraf), Cevizlidere Yaklaꢀık 3.300.000 Euro.
baꢀvuranlarının her birine ödeme günüde geçerli kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek
üzere 4.000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
125.Gözeler baꢀvuranları, yani Özkanlı ailesi ile ilgili olarak, AĐHM hiçbir AĐHS
maddesi ihlali tespit etmemiꢀtir. Dolayısıyla, bu baꢀlık altındaki taleplerini reddeder.
C.Mahkeme masrafları
126.Baꢀvuranlar, davalarının AĐHS kurumlarında hazırlanması ve sunulmasındaki
masraf ve ücretler için toplam 101.140 Euro talep etmiꢀtir. Bu meblağa avukatlarının ücretleri
dahildir (her bir baꢀvuran için 62 saat 20 dakika çalıꢀma saati ve telefon görüꢀmeleri, posta,
çeviri ve kırtasiye masrafları).
127.Hükümet, bu talebin aꢀırı ve temelden yoksun olduğunu ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuranların iddialarını ispatlamak için hiçbir makbuz veya baꢀka herhangi bir belge ortaya
koyamadıklarını öne sürmüꢀtür.
128.AĐHM, baꢀvuranların AĐHS kapsamındaki ꢀikayetlerini ancak kısmen ortaya
koyabildiklerine iꢀaret eder. Ancak, bu dava, detaylı inceleme gerektiren karmaꢀık olgusal
konular içermekteydi. Bu bakımdan, AĐHM, yalnızca gerektiği için ve gerçekten yapılmıꢀ adli
masrafların AĐHS’nin 41. maddesi bağlamında ödenebileceğini hatırlatır. Baꢀvuranlar
tarafından sunulan taleplerin detaylarını dikkate alarak, AĐHM, uygulanabilecek her türlü
vergi hariç ve Avrupa Konseyi’nden yasal yardım olarak alınmıꢀ 1.468,47 Euro çıkarılmak
üzere baꢀvuranlara toplam 4.400 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
D.Gecikme faizi
129.AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢀtir
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM
1.Baꢀvuruları birleꢀtirmeye,
2.Zeliha Keser isimli baꢀvuran tarafından yapılan baꢀvuruyu kayıttan düꢀürmeye,
3.Hükümet’in ön itirazının reddine,
4.AĐHS’nin 3. ve 8. maddeleri ile 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediğine,
5.AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine,
6. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesinin gerekli olmadığına,
7.Cevizlidere baꢀvuranları ile ilgili olarak AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine,
8. Gözeler baꢀvuranları ile ilgili olarak AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edilmediğine,
9.AĐHS’nin 3., 6., 8. ve 13.maddeleri ve 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte ele
alındığında AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine,
10.AĐHS’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine,
11. (a)Sorumlu Devlet’in, Cevizlidere baꢀvuranlarına, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca
kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden
Yeni Türk Lirası’na çevrilmek ve baꢀvuranların Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak üzere
(i)her bir Cevizlidere baꢀvuranına (Zeliha keser hariç) 4,000 Euro (dört bin Euro) –
toplamda 96.000 Euro (doksan altı bin Euro) – manevi tazminat;
(ii)mahkeme masrafları için, 1.468,47 Euro (bin dört yüz altmıꢀ sekiz Euro kırk yedi
Cent) düꢀülmek üzere 4.500 Euro (dört bin beꢀ yüz Euro); ve
(iii)bu meblağlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;
(b)yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
12.Baꢀvuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đngilizce hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddelerin uyarınca 2 ꢁubat tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Vincent BERGER
Bostjan ZUPANCIC
Yazı Đꢀleri Müdürü
Baꢀkan
22
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło