33239/96
WyrokETPCz2006-02-02ECLI:CE:ECHR:2006:0202JUD003323996
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego dochodzenia w sprawie zarzutów przymusowego wysiedlenia i zniszczenia mienia przez siły państwowe naruszył prawo skarżących do skutecznego środka odwoławczego z art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć skarżący nie udowodnili z wymaganą pewnością, iż siły bezpieczeństwa państwa były bezpośrednio odpowiedzialne za zniszczenie ich domów i przymusowe wysiedlenie, ich zarzuty były 'dopuszczalne' (arguable) w rozumieniu art. 13 Konwencji. W związku z tym państwo miało obowiązek przeprowadzenia skutecznego dochodzenia. Ponieważ krajowe władze, w tym organy administracyjne, nie przeprowadziły kompleksowego i niezależnego dochodzenia w sprawie tych zarzutów, Trybunał stwierdził naruszenie art. 13. Brak skutecznego dochodzenia uniemożliwił skarżącym dochodzenie roszczeń na drodze cywilnej, co sprawiło, że badanie art. 6 § 1 stało się zbędne.Stan faktyczny
Skarżący, mieszkańcy wioski Tepsili w tureckiej prowincji Tunceli, twierdzili, że 3 października 1994 roku siły bezpieczeństwa państwa otoczyły ich wioskę, zgromadziły mieszkańców, nakazały im opuszczenie domów na stałe, a następnie spaliły ich domy i uprawy. Złożyli skargi do prokuratury, które zostały przekazane do władz administracyjnych. Władze krajowe umorzyły postępowanie, twierdząc, że to terroryści PKK, a nie siły państwowe, byli odpowiedzialni za zniszczenia, lub że domy uległy zniszczeniu naturalnie. Skarżący przedstawili raporty organizacji pozarządowych i parlamentarne, wskazujące na powszechne wysiedlenia i zniszczenia w regionie.Rozstrzygnięcie
Trybunał odrzucił zarzut wstępny Rządu. Stwierdził brak naruszenia art. 3, 5 § 1, 8, 14 i 18 Konwencji oraz art. 1 Protokołu nr 1. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji. Uznał, że nie jest konieczne badanie naruszenia art. 6 § 1 Konwencji. Zasądził na rzecz każdego skarżącego 4 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz łącznie 3 150 EUR (pomniejszone o 580 EUR pomocy prawnej) tytułem kosztów i wydatków. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
OF EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
ARTUN VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE
(Başvuru no. 33239/96)
KARAR
STRAZBURG Şubat 2006
Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin
değişiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Artun ve Diğerleri/Türkiye davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),
Sn. B.M. ZUPANČIČ, Başkan,
Sn. J. HEDIGAN,
Sn. R. TÜRMEN,
Sn. C. BÎRSAN,
Sn. M. TSATSA-NIKOLOVSKA,
Sn. R. JAEGER
Sn. E. MYJER, yargıçlar,
Ve Bölüm Sekreteri Sn. V. BERGER’in katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Heyeti olarak toplanmış, Ocak 2006 tarihindeki gizli görüşme sonucunda,
Yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:
USULİ İŞLEMLER
1.Davanın nedeni, beş Türk vatandaşı Ali Artun (9 Ağustos 2000 tarihinde vafatı
üzerine yerini, varisleri Selvi Artun, Kemal Artun, Kenan Artun, Ercan Artun ve Nimet Artun
almıştır), Hıdır Sevim (24 Ocak 2005 tarihinde gerçekleşen vafatı üzerine başvurusunu, Ali
Sevim takip etmiştir), Sevim Güloğlu, Sinan Güloğlu, Zeynel Güloğlu ve Mazlum Artun’un
(“başvuranlar”), 5 Eylül 1996 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair
Sözleşme’nin (“Sözleşme”) eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan
Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) yaptığı başvurudur (başvuru no. 33239/96).
2. Adli yardım verilen başvuranları, görevini İstanbul’da ifa etmekte olan avukat Ö.
Kılıç temsil etmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), AİHM huzurundaki dava için bir Ajan
tayin etmemiştir.
3. Başvuranlar, Devlet güvenlik güçlerinin evleri ve eşyalarını yakıp yıktığını ve
Tunceli İli’ndeki Ovacık İlçesindeki Tepsili Köyü’nde bulunan yaşama alanlarını terketmek
zorunda bıraktıklarını öne sürmüştür. AİHS’nin 3, 5, 6, 8, 13, 14 ve 18. maddelerinin ve 1
No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğunu ileri sürmüşlerdir.
4. Başvuru, AİHS’ye ek 11 No.lu Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998
tarihinde AİHM’ye havale edilmiştir (11 No.lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).
5. Başvuru ile ilgili olarak AİHM’nin Dördüncü Dairesi görevlendirilmiştir (AİHM İç
Tüzüğü’nün 52§1. maddesi). Sözkonusu Daire içinde, davayı değerlendirecek Heyet
(AİHS’nin 27§1. maddesi) İç Tüzüğün 26§1. maddesinde öngörüldüğü üzere oluşturulmuştur.
6. 2 Eylül 2003 tarihli bir kararla AİHM, başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar
vermiştir.
7. Başvuranlar ve Hükümet, esaslar üzerine görüşlerini sunmuşlardır (İç Tüzük, madde § 1).
8. 1 Kasım 2004 tarihinde AİHM, Dairelerinde değişiklik yapmıştır (İç Tüzük, madde
25§1). Dava ile ilgili olarak yeni oluşturulan Üçüncü Daire görevlendirilmiştir (İç Tüzük,
madde 52§1).
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
9. Başvuranların tümü Türk vatandaşıdır. Sözkonusu başvuruya yol açtığı iddia edilen
olayların gerçekleştiği tarihte Tepsili Köyü’nde yaşamaktadırlar. 6 Temmuz 2001 tarihli bir
mektupla başvuranların avukatları AİHM’ye, Ali Artun adındaki başvuranın, 9 Ağustos 2000
tarihinde ölmüş olduğunu ve varisleri Selvi Artun, Kemal Artun, Kenan Artun, Ercan Artun
ve Nimet Artun’un başvuruya devam etmek istediklerini bildirmiştir. Hıdır Sevim de 24 Ocak tarihinde ölmüş ve varisleri, kendi adlarına başvuruya devam etmesi için Ali Sevim’in
adını vermişlerdir. Dava olayları, taraflar arasında ihtilaflıdır ve aşağıda kaydedildiği şekilde
özetlenebilir.
A. Başvuranların olaylar hakkındaki görüşleri
10. 1994 senesi Ekim ayına kadar başvuranların tümü, o zamanlar olağanüstü hal
bölgesi olan Tunceli İli’nde Ovacık İlçesindeki Tepsili Köyü’nde yaşamaktaydılar. 1994
senesinde, bölgede terör eylemleri sözkonusu olmuştur. 1980li yıllardan itibaren bölgede,
güvenlik güçleri ve Kürt özerkliği yanlısı Kürt nüfusunun belirli kesimleri, özellikle PKK
mensupları (Kürt İşçi Partisi) arasında şiddetli bir çatışma devam etmiştir. Başvuranın
köyünde yaşayan köylülerin, “teröristlere yardım ve yataklık” etmelerinden şüphe edilmiştir
ve dolayısıyla, köy civarında bulunan jandarmalar tarafından sıkı şekilde ve sıklıkla kontrol
edilmişlerdir.
11. 3 Ekim 1994 tarihinde güvenlik güçleri, Tepsili’nin etrafını sarmıştır ve köylüleri,
köy meyadanında toplamıştır. Küfürlü kelimeler kullanarak köyün, bir daha dönülmemek
üzere boşaltılacağını belirtmişlerdir. Başvuranlar, yanlarında taşıyabilecekleri eşyalarını
almışlar ve köyü terketmişlerdir. Boşaltmadan hemen sonra askerler, evleri ve ekinleri ateşe
vermiştir.
12. Ali Artun, Mazlum Artun, Zeynel Güloğlu ve Hıdır Sevim geçici olarak, Ovacık
yakınlarında önceden kurulmuş Devlet olağanüstü hal bölgesine, Sinan Güloğlu da Çakmaklı
Köyü’ne taşınmıştır.
13. Olayı müteakiben başvuranlar, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na köylerinin,
jandarmalarca yakılıp yıkıldığı hususunda şikayette bulundukları şahsi dilekçeler sunmuştur.
Dilekçelerinin cevap verileceği adres için geçici adreslerini belirtmişlerdir.
14. Dava, güvenlik güçlerinin iddia edilen eylemlerine ilişkin yürütülen soruşturma ile
ilgili olduğu için Ovacık Cumhuriyet Savcısı, bir yetkisizlik kararı çıkarmış ve Memurin
Muhakematı Kanunu bağlamında dilekçeleri, Ovacık’ta bulunan Bölge Valiliği’ne havale
etmiştir.
15. Bölge Valisi, Ovacık Jandarma Karakolu’na bir mektup göndermiş ve
başvuranların iddialarına ilişkin bilgi istemiştir.
16. 1 Kasım 1994 tarihli bir mektupta Jandarma Komutanı, Bölge Valisi’ne güvenlik
güçlerinin, bölgedeki operasyon sırasında hiçbir evi yakmadığını bildirmiştir. Dolayısıyla 9
Aralık 1994 tarihinde Ovacık İdare Kurulu, jandarmalar aleyhindeki cezai takibatı durdurma
kararı almıştır.
17. 25 Ekim 1995 tarihinde Ovacık Bölge Valisi, başvuranlara bir mektup
göndermiştir. Ovacık Jandarma Komutanı’nın 1 Kasım 1994 tarihli mektubuna dayanarak
iddialarının kendisini tatmin etmediğini açıklamıştır. Danıştay’ın içtihatına göre, suçlanan
memurun kimliği belirlenene kadar hiçbir soruşturma yapılamayacağını açıklamıştır. Bu
nedenle, yetkili makamların iddia edilen olaylara ilişkin bir soruşturma başlatmadıklarını
belirtmiştir.
18. 15 Şubat 1996 tarihinde OHAL Bölge Valisi’nin yukarıda kayıtlı mektubu,
boşaltılan Tepsili Köyü’nün eski muhtarı olan Ali Artun’a tebliğ edilmiştir. Mektupta yetkili
makamların, başvuranların yeni adreslerini bulamadıkları ve bu nedenle Ali Artun’dan, köyün
muhtarı olarak, mektubu diğer dilekçe sahiplerine de göndermesinin istenmiş olduğu
belirtilmektedir. Başvuranlar, OHAL Bölge Valisi’nin mektubundan yakınları ve daha sonraki
aşamada tanıdıkları aracılığı ile haberdar olmuştur.
B. Hükümet’in olaylara ilişkin görüşleri
19. 1994 senesinde PKK mensupları, Ovacık Bölgesi köylerinde bir propaganda
kampanyası başlatmıştır. Sözkonusu köylerden genç erkekleri kaçırmışlar ve onları,
organizasyona katılmaya zorlamışlardır. PKK militanları, köylülere tehditte bulunmuş ve
onları taciz etmiştir. Köylüler, PKK tarafından uygulanan baskılar sonucu evlerini terk
etmiştir.
20. Yetkili makamlarca yürütülen soruşturma, başvuranların evlerinin, güvenlik
güçleri tarafından değil, askeri üniforma giyen teröristler tarafından yakılmış olduğunu
göstermiştir. Yetkili makamlara verdikleri ifadelerinde başvuranlar, işlendiği iddia edilen
suçun faillerinin kimliklerini verememiştir.
C. Taraflarca sunulan dokümanlar
21. Taraflar, iddialarını kanıtlamak amacıyla birçok doküman sunmuştur. Sözkonusu
dokümanlar, ilgili kısımlarıyla, aşağıda kaydedildiği şekliyle özetlenebilir.
1. Başvuranlar tarafından sunulan dokümanlar
(a) 29 Haziran 2001 tarihli zarar beyan tutanağı
22. Başvuranlar, Sinan Güloğlu, Süleyman Ersiz, Mazlum Artun, Zeynel Güloğlu ve
Ercan Artun, Zeynel Güloğlu’nun Tepsili Köyü’ndeki kovanlarının ve 1,000 kilogram balın
imha edilmesinden dolayı mali zarara uğradığı iddia edilen 29 Haziran 2001 tarihli bir
protokol sunmuştur.
(b) İnsan Hakları Vakfı’nın yıllık raporları (“TIHV”)
23. İnsan Hakları Vakfı, genel merkezi Ankara’da olan bir sivil toplum kuruluşudur. tarihli raporunda, 1990 senesinden 1993 senesine kadar, 913’ten fazla köy ve mezranın
boşaltılmış olduğu rapor edilmiştir. 1993 tarihli Rapor, köy boşaltmanın 1993 senesinde
hızlandırıldığı ve çoğunlukla, köylülerin köy korucusu olarak hizmet vermeyi reddettiği
köylerin hedef alındığı ileri sürülmüştür.
24. TIHV’ın 1994 tarihli raporunda, Hükümet politikasının, köy boşaltmaların ve
tahriplerin nedeninin, PKK terörü, yoksulluk ve doğal güçler olduğunu ileri sürmek olduğu
belirtilmektedir. Aynı rapora göre, 50 ila 60 köyden bazıları, acil durum yönetimine tabi olan
herbir ilde yakılıp yıkılmıştır.
25. 1995 tarihli raporda, 1995 senesinde 400’den fazla köyün boşaltılmış olduğu ileri
sürülmüştür. 1996 tarihli rapora göre, Olağanüstü Hal Bölge Valisi, köy boşaltmanın,
güvenlik güçlerince gerçekleştirilmiş olduğunu asla kabul etmese de, toplam 918 köyün ve
1,767 mezranın çeşitli nedenlerle boşaltılmış olduğunu belirtmiştir.
26. 1997 ve 1998 tarihli raporlarda, Hükümet’in sistematik bir “iç güvenlik
operasyonu” olarak köy boşaltma politikasının, 1990lı yıllar boyunca uygulanmış olduğu
belirtilmiştir.
(c) İnsan Hakları Vakfı tarafından yayınlanan “Yakılmış/Boşaltılmış Köyler ve Göç” adlı
kitaptan bölümler
27. Kitabın bölümleri, 1990 Şubat ve 1999 Ocak tarihleri arasında yakılmış ve/veya
boşaltılmış köylerin, kapsamlı bir listesini vermektedir. Listede, Tepsili Köyü’nün,
boşaltılmış veya zarar görmüş köyler arasında bulunduğu görülmemektedir.
28. Kitabın bölümleri, Ülkede Gündem Gazetesi’nden alınmış, köylerin boşaltılmasına
ve bunun, yerlerinden edilmiş insanlar üzerindeki negatif etkilerine ilişkin birçok makaleyi
kapsamaktadır. Makalelerde, birçok köylünün, köylerinin güvenlik güçlerince yakıldığı
hususunda şikayette bulunarak yetkili Devlet makamlarına dilekçeler sunduğu
vurgulanmaktadır.
29. Makalelerde ayrıca Hükümet’in, yerlerinden edilmiş insanların köylerine
dönmelerine izin verilmesi yönündeki kamu bildirilerinin güvenilir olmadığı üzerinde
durulmaktadır. Köylülerin köylerine girişleri fiziksel olarak engellenmiştir.
(d) Türkiye Büyük Millet Meclisi Soruşturma Komisyonu’nun, güney ve güney-doğu
Anadolu’daki yerleşim birimlerinin boşaltılmasını müteakip yerlerinden edilen insanların
problemlerini dile getirmek üzere aldığı önlemlere ilişkin 14 Ocak 1998 tarihli rapor
30. Sözkonusu rapor, on Meclis mensubundan oluşan bir Soruşturma Komisyonu’nca
hazırlanmıştır. Rapora göre, 1993 ve 1994 senelerinde 905 köy ve 2,923 mezra sakini,
evlerinden çıkarılmış ve ülkenin, diğer bölgelerine gitmeye zorlanmıştır (sayfa 13).
31. Rapor, eski Diyarbakır Valisi Doğan Hatipoğlu’nun ifadesini içermektedir.
Hatipoğlu, görevi süresince, askeri makamlarca gerçekleştirilen köy boşaltmaların dikkatini
çekmiş olduğunu açıklamıştır. Nadiren de olsa köylerin yakıldığına ilişkin şikayetler aldığını
belirtmiştir. Hatipoğlu, tüm köylerin PKK tehdidi nedeniyle boşaltılmış olduğunu söylemenin
doğru olmayacağını belirtmiştir. Ayrıca, Hükümet’in yerlerinden çıkarılan insanların sağlıklı
bir şekilde yeniden yerleştirilmesi için gerekli tedbirleri almadığını ileri sürmüştür (sayfa 13).
32. Raporda ayrıca 1995 senesinde İnsan Hakları Vakfı başkanı Yavuz Önen
tarafından hazırlanan ve Araştırma Komisyonu’na sunulan “İnsan Hakları Raporu –
Türkiye”ye değinilmektedir. Sözkonusu raporda bir bölüm, göçmenlere ve yerlerinden
çıkarılmış köylülere adanmıştır. 1995 senesinde köylerin ve mezraların boşaltılması
uygulamasının yaygın olduğundan bahsedilmektedir. Köylerdeki birçok eve zarar verilmiş
veya yaşanmaz hale getirilmiştir. İnsanlar, bölgeden göç etmeye zorlanmış ve köylerini terk
edene kadar köylülere baskı uygulanmıştır. 1995 senesi başlarında, köylülerinin köy korucusu
olmayı kabul ettiği köyler dışında içinde yaşanan köy veya mezra bulunmamıştır (sayfa 19).
33. Soruşturma Komisyonu raporunda ayrıca, 3 Haziran 1997 tarihinde, Şırnak’tan bir
milletvekili olan Salih Yıldırım tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, köylerinden
çıkarılmış köylüler hususunda yapılan bir konuşmaya değinilmiştir. Yıldırım, köylerin,
kendilerine karşı gelenlerin gözünü korkutmak amacıyla PKK tarafından, köyleri
koruyamamaları, köylülerin köy korucusu olmayı reddetmesi veya PKK’ya yardım
ettiklerinden şüphe edilmesi nedeniyle yetkili makamlarca boşaltılmış olduğunu belirtmiştir
(sayfa 20).
34. Sonuç olarak raporda, yerleşim birimlerinde yaşayanlara, mezralardan ziyade
illerde, ilçelerde veya merkez köylerinde, eskiden yaşamakta oldukları bölgeye yakın
alanlarda yeniden ev verilmesi ve göçmenlere öncelik vermek üzere, bölge sakinlerine iş alanı
sağlamak amacıyla gerekli ekonomik tedbirlerin alınması gerektiği tavsiye edilmiştir.
2. Hükümet tarafından sağlanan dokümanlar
(a) Başvuranların sahip olduğu mallara ilişkin 2004 Nisan tarihli rapor
35. Sözkonusu rapor, insan hakları suistimallerine ilişkin bir araştırmacı olan Şahin
Özyurt tarafından hazırlanmıştır. Herbir başvuranın sahip olduğu malları tespit etmeyi
amaçlamaktadır. Ali Artun’un, ilgili tarihte yıllık 128,000,000 Türk Lirası alabileceği 16,234
metrekare toprağa sahip olduğu görülmektedir. Toprağının toplam değeri 470,000,000 Türk
Lirası’dır. Artun, TEDAŞ’a abone olmadığı belirterek evinde elektrik olmadığını belirtmiştir.
Resmi kayıtlara göre, 1994 senesinden önce hiç vergi ödememiş olması nedeniyle herhangi
bir ticari faaliyeti olmamıştır.
36. Tapu kayıtlarına göre, Mazlum Artun 17,406 metrekare toprağa sahiptir. İlgili
tarihte yıllık 224,000,000 Türk Lirası alabileceği hesaplanmıştır. Mallarının değerinin,
826,000,000 Türk Lirası olduğu hesaplanmıştır. Ayrıca, yoksul insanlara tıbbi bakım için
verilen bir “yeşil kart”a sahiptir ve tedavisi için Ovacık Valiliği’nden 3,000,000 Türk Lirası
almıştır.
37. Tapu kayıtlarına göre, Hıdır Sevim 26,520 metrekare toprağa sahiptir. İlgili tarihte
yıllık 224,000,000 Türk Lirası alabileceği hesaplanmıştır. Mallarının değerinin, 400,000,000
Türk Lirası olduğu hesaplanmıştır. Ayrıca, iddia edildiği gibi “özel orman”ı yoktur ancak
yalnızca, kereste almasına izin verilmiştir. Bu tür bir ayrıcalık yalnızca, yeterli geliri olmayan
yoksul kişilere verilmektedir.
38. Sinan Güloğlu, Ovacık’a bağlı Çakmaklı Köyü’nde yaşamıştır. Tapu kayıtlarına
göre, 625 metrekare toprağa sahiptir. Tepsili’de yaşamamıştır ancak, orada kovanları vardır.
Ovacık Valiliği’nden yardım olarak bir koyun sürüsü ve 176,000,000 Türk Lirası kabul
etmiştir. 13 Mayıs 1999 tarihinden bu yana yeşil kart sahibidir.
39. Zeynel Güloğlu da Ovacık ilçesine bağlı Çakmaklı köyünde yaşamaktaydı. Tapu
sicili kayıtlarına göre toplam 992 metrekare arsaya sahipti. Musa Arat’ın evinde kiracı olarak
yaşıyordu ve Tepsili’de arı kovanları vardı. Ovacık İlçe Kaymakamlığı’ndan 75.000.000 TL
para yardımı almıştır. 15 Ocak 2004 tarihinden itibaren yeşil kart sahibi olmuştur.
b) Seyit Ali Aktaş’ın iki jandarma subayı tarafından alınan 10 Mart 2004 tarihli ifadeleri
40. Tanık, Tepsili köyünde ikamet eder. Tanığın ifadeleri, AİHM’ye başvuruda
bulunmuş olan Ali Artun ve Hıdır Sevim’in durumunu belirlemek amacıyla alınmıştır. Tanık,
köyün, terör faaliyetleri ve bölgede güvenliğin olmaması nedeniyle tahliye edilmiş olduğunu
ifade etmiştir. Köylülerin hepsi diğer köylere veya illere taşınmıştı ve sözkonusu zamanda
Tepsili’de kimse yaşamıyordu. Köydeki evler doğal etkenler sebebiyle harabe haline
dönmüştür. Köyde elektrik, okul veya telefon yoktu. Ali Artun köyü terk edip İstanbul’a
taşınmıştır ve burada 2000 senesinde vefat etmiştir. Hıdır Sevim İzmit iline bağlı Genze
ilçesine taşınmıştır, burada ailesiyle birlikte yaşamaktadır.
c) Hıdır Güloğlu ve Seyit Ali Aktaş’ın iki jandarma subayı tarafından 10 Mart 2004
tarihinde alınan ortak ifadeleri
41. Tanıklar Hıdır Güloğlu ve Seyit Ali Aktaş, sırasıyla, Çakmaklı ve Tepsili
köylerinin sakinleridir. Başvuran Sinan Güloğlu’nun, Tepsili’de ikamet etmediğini ancak
orada arı kovanları olduğunu ifade etmişlerdir. Tepsili’de herhangi bir arsası da yoktur.
Ayrıca, Sinan Güloğlu’nun şu anda, açık yolu, suyu, elektriği ve telefon hizmetleri olan
Çakmaklı köyünde yaşadığını iddia etmişlerdir.
42. Tanıklar, başvuran Zeynel Güloğlu hakkında, onun Tepsili’de Musa Arat’ın evinde
kiracı olarak yaşadığını ancak köyde herhangi bir arsanın sahibi olmadığını kaydetmişlerdir.
Geçimini hayvancılıkla sağlamaktadır. Tanıklar, ayrıca, Zeynel Güloğlu’nun şu anda Ovacık
ilçesinin Kandolar semtinde yaşadığını ifade etmişlerdir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
43. İlgili iç hukukun tam açıklaması Yöyler – Türkiye (no. 26973/95, §§ 37-49, 24
Temmuz 2003) ve Matyar – Türkiye (no. 23423/94, §§ 93-106, 21 Şubat 2002) kararlarında
bulunabilir.
HUKUK
I. HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI
44. Hükümet, 29 Nisan 2005 tarihli ek görüşlerinde, 14 Temmuz 2004 tarihinde kabul
edilen ‘Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zaraların Karşılanması ve Teröre Karşı Alınan
Önlemler Hakkında Kanun’ ışığında iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin bir ön
itirazda bulunmuştur. Bu Kanun, yetkililerin terörle mücadelesi sırasında zarar görmüş olan
başvuranların AİHS mağduriyetlerini telafi edebilecek yeterli bir hukuk yolu sağlamıştır.
Hükümet, dolayısıyla, AİHM’den, bu başvurunun incelemesini durdurmasını ve
başvuranlardan iç hukukta yürürlüğe konulan yeni hukuk yolundan yararlanmalarını
istemesini talep etmiştir.
45. Başvuranlar, Hükümet’in itirazına karşı çıkmışlar ve AİHM’nin kabuledilebilirlik
kararından sonra kendilerinden yeni bir hukuk yolunu tüketmenin talep edilemeyeceğini ileri
sürmüşlerdir.
46. AİHM, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında, şikayetlerine yönelik etkili
bir soruşturmanın olmaması dolayısıyla başvuranların iç hukukta yeni herhangi bir hukuk
yolunu takip etmelerine gerek olmadığı kararını vermiş olduğunu anımsar. Bu itirazın,
başvuru kabuledilebilir ilan edildikten sonra yapıldığını kaydeder. O nedenle, Hükümet’in, bu
aşamada, esas itibariyle, kabuledilebilirliğe itirazlarda bulunmasının engellenmiş olduğu
değerlendirilebilir (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 55. maddesi; bkz. Amrollahi – Danimarka, no.
56811/00, § 22, 11 Temmuz 2002; ve Nikolova – Bulgaristan [BD], no. 31195/96, § 44,
AİHM 1999-II). Dolayısıyla, Hükümet’in itirazı, işlemlerin bu aşamasında dikkate alınamaz.
II. AİHS’NİN 3. VE 8. MADDELERİNİN VE 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜN 1.
MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
47. Başvuranlar, Devlet güvenlik güçleri tarafından Tepsili köyünden zorunlu
tahliyelerinin ve evlerinin ve mülkiyetlerinin yıkımının AİHS’nin 3. ve 8. maddelerinin ve 1
No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlallerine yol açmış olduğunu iddia etmiştir. Bu
maddelerin ilgili kısımları şöyledir:
Madde 3
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
Madde 8
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın
veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda,
zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.” No.’lu Protokol’ün 1. maddesi
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı
vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası
hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını
düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için
gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
48. Başvuranlar, Devlet güvenlik güçleri tarafından evlerinden zorla tahliye
edilmelerinin ve mülkiyetlerinin kasti yıkımının, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı
gösterilmesini isteme haklarının ve aile hayatına saygı gösterilmesi haklarının ihlalini
oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, mülkiyetlerinin yıkımı ve köylerinden zorla tahliye
edilmeleri sırasında mevcut şartların insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye vardığını iddia
etmişlerdir.
49. Hükümet, başvuranların şikayetlerinin somut temelini reddetmiş ve onların asılsız
olduklarını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, başvuranların köyünün, güvenlik güçleri tarafından
hiçbir zaman tahliye edilmemiş veya yakılmamış olduğunu iddia etmişlerdir. Başvuranlar,
köylerini, bölgede PKK tarafından sürdürülen yoğun terör faaliyetleri nedeniyle terk
etmişlerdir. Yetkililer tarafından yürütülen soruşturma, başvuranların evlerinin, asker
üniforması giyen teröristler tarafından yakılmış olabileceğini açığa çıkarmıştır.
50. AİHM, sözkonusu başvuruya yol açan olayların asıl nedenine ilişkin bir
uyuşmazlıkla karşı karşıya kalmıştır. Dolayısıyla öncelikle, iddia edilen olaylar sırasında
bölgede hüküm süren genel durumu gözönüne almalıdır. Bu bağlamda, AİHM, ilgili tarihte,
Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ve PKK üyeleri arasında şiddetli
çatışmaların yer almış olduğunu gözlemler. Çatışma halinde olan iki tarafın faaliyetlerinden
kaynaklanan bu iki misli şiddet, birçok insanı evlerini terk etmek zorunda bırakmıştır. Ayrıca,
ulusal makamlar, bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak için bir grup yerleşim bölgesini
tahliye etmiştir (bkz., Doğan ve Diğerleri – Türkiye, no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-
8819/02, § 142, AİHM 2004- ... (alıntılar)). Ancak, AİHM birçok benzer davada da, güvenlik
güçlerinin, bazı başvuranların evlerini ve mallarını kasıtlı olarak tahrip ettiğini, onları
geçimlerinden mahrum bıraktığını ve Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde yer alan
köylerini terk etmek zorunda bıraktığını tespit etmiştir (bkz., diğer birçok kararın yanı sıra,
Akdivar ve Diğerleri - Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar, Reports of Judgments and
Decisions 1996-IV; Selçuk ve Asker - Türkiye, 24 Nisan 1998 tarihli karar, Reports 1998-II,
Menteş ve Diğerleri - Türkiye, 28 Kasım 1997 tarihli karar, Reports 1997-VIII, Bilgin -
Türkiye, no. 23819/94, 16 Kasım 2000, ve Dulaş - Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).
51. Durum böyle olunca, hem Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nun hem de
AİHM’nin daha önce, Devlet güvenlik güçlerinin mülkiyetin haksız tahribinin failleri
oldukları iddia edildiği Türkiye’deki benzer davalarda delil tespiti görevlerine giriştikleri
belirtilmelidir (bkz., diğer birçok kararın yanı sıra, yukarıda anılan Akdivar ve Diğerleri ve
Yöyler; İpek – Türkiye, no. 25760/94, AİHM 2004-…). O davalarda, AİHS kurumlarını böyle
bir uygulamaya başvurmaya iten temel sebep, etkili bir yerel soruşturmanın yokluğunda
delilleri tespit edememiş olmalarıdır.
52. Tanıklar çağırarak kendi delil tespiti uygulamasına girişme yoluyla bu davanın
delillerini tespit etme girişiminde bulunamamak AİHM için bir üzüntü konusudur. Ancak,
AİHM, böyle bir uygulamanın davanın gerçek olaylarını ortaya koyabilecek yeterli delil
sağlamayacağını değerlendirir, zira uzun bir sürenin geçmesi, ki sözkonusu davada bu süre
neredeyse on bir yıldır, ifade vermeleri için tanıkları bulmayı daha güç kılar ve bir tanığın
olayları detaylı ve doğru olarak hatırlama kapasitesini düşürür (bkz., yukarıda anılan, İpek §
116). Dolayısıyla, AİHM, taraflarca sunulan mevcut delillere dayanarak karara varmalıdır
(bkz. Pardo – Fransa, 20 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 261-B, s. 31, § 28, Çaçan –
Türkiye kararında anılan, no. 33646/96, § 61, 26 Ekim 2004). Ancak, taraflarca sağlanan
yazılı belgelerin, özellikle yazılı ifadelerin, sorgulamada ve çapraz sorgulamada test
edilmediği ve dolayısıyla bu davada ulaşılacak herhangi bir sonuç için olası bir yanıltıcı temel
oluşturabileceği gerçeğine dikkat etmelidir.
53. Daha önce kaydedildiği gibi ve ilgili zamanda Türkiye’nin güneydoğu
bölgesindeki köylerin yıkımı ve tahliyesine ilişkin bağımsız raporları göz önünde tutarak
(bkz. yukarıda 23-34. paragraflar), başvuranların, köylerinden zorla tahliye edilmiş
olduklarına ve evlerinin ve mülkiyetlerinin Devlet güvenlik güçleri tarafından yakılmış
olduğuna dair iddiaları prima facie savunulmaz olarak gözden çıkarılamaz. Ancak, AİHM
için, AİHS’nin amaçlarına uygun, delillerle ilgili gerekli ispat ölçütü “suçun kesin olarak veya
her türlü makul şüpheden uzak olarak kanıtlanmış olması” ölçütüdür ve böyle bir ispat yeterli
derecede kuvvetli, açık ve uygun sonuçların veya benzer çürütülmemiş fiili karinelerin bir
arada var olmasına bağlı olabilir (bkz. İrlanda – İngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, Seri A
no. 25, s. 65, § 161).
54. Bu bağlamda, AİHM, başvuranların, güvenlik güçleri tarafından evlerinin ve
mülkiyetlerinin yakılmasıyla ilgili herhangi bir görgü tanığı ifadesi sunmadıklarını kaydeder.
Ayrıca, iddia edilen olaylarda yer alan askerlerin kimliğine dair herhangi bir ayrıntı
vermemişlerdir. Bunun yanında, başvuranların, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı tarafından
başlatılan işlemlere müdahale ettikleri veya yargı makamlarına şikayette bulunmalarını
müteakip davalarını takip ettikleri gözükmemektedir. Başvuranlar, yetkililer tarafından
yürütülen soruşturmayı takip etmemelerine ilişkin bir açıklama sunmamışlardır. Ayrıca,
AİHM, dosyada, Hükümet’in görüşlerini ve başvuranların hemşerilerinin tanık ifadelerini
çürütecek bir delil bulmamıştır.
55. Yukarıda belirtilenlerin ışığında ve başvuranların iddialarını doğrulamadıklarını
gözönünde tutarak, AİHM, Devlet güvenlik güçleri tarafından başvuranların köylerinden zorla
tahliye edildiklerinin veya evlerinin yakıldığının, gerekli ispat ölçütüne göre kanıtlanmadığına
karar verir.
56. Bu durum karşısında, AİHM, AİHS’nin 3. ve 8. maddelerinin veya 1 No.’lu
Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediği kararına varır.
III. AİHS’NİN 5 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
57. Başvuranlar, evlerinin yıkımı ve Tepsili köyünden zorla tahliye edilmeleri
sırasında mevcut şartların, aynı zamanda, AİHS’nin 5 § 1. maddesinde yer alan kişi özgürlüğü
ve güvenliği haklarının ihlaline varmış olduğunu iddia etmiştir. Bu madde şöyledir:
“1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada
belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”
58. Hükümet, davanın bu yönü hakkında görüş belirtmemiştir.
59. AİHM, 5 § 1. maddenin esas amacının, Devlet tarafından keyfi olarak özgürlükten
mahrum edilmeye karşı koruma olduğunu anımsar.
60. Bu davada, başvuranlar, hiçbir zaman yakalanmamış, tutuklanmamış veya başka
bir şekilde özgürlükten mahrum edilmemişlerdir. Başvuranların, evlerinin ve mülkiyetlerinin
iddia edilen kaybından kaynaklanan güvensiz durumları, 5 § 1. maddede yer alan kişi
güvenliği kavramının kapsamına girmemektedir (bkz., yukarıda anılan, Çaçan § 70; ve Kıbrıs
– Türkiye [BD], no. 25781/94, § 228, AİHM 2001-IV).
61. Yukarıda belirtilenlerin ışığında, AİHM, AİHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal
edilmediği kararına varır.
IV. AİHS’NİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
62. Başvuranlar, güvenlik güçleri tarafından zorunlu tahliyelerine ve evlerinin
yıkımına itiraz etmelerini sağlayacak, medeni haklarını savunmak için bir mahkemeye erişim
de dahil olmak üzere, etkili bir hukuk yolundan yoksun bırakılmış olduklarından şikayetçi
olmuşlardır. AİHS’nin 6 § 1. ve 13. maddelerine istinat etmişlerdir. 6 § 1. maddenin ilgili
kısmı şöyledir:
“Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan,
… [bir] mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek
hakkına sahiptir.”
ve AİHS’nin 13. maddesi şöyledir:
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev
yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili
bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.”
A. AİHS’nin 6 § 1. maddesi
63. Başvuranlar, yetkililerin onların iddialarına yönelik etkili bir soruşturma
yürütmemesi nedeniyle, medeni haklarını savunmak için bir mahkemeye erişim haklarının
olanaksız kılınmış olduğunu ileri sürmüşlerdir. Görüşlerine göre, böyle bir soruşturma
olmadan, hukuk mahkemeleri usulünde tazminat alma şansları olmazdı.
64. Hükümet, başvuranların, iç hukukta mevcut olan hukuk yollarını takip etmemiş
olduklarını iddia etmiştir. Başvuranlar hukuk davası açmış olsalardı mahkemeye etkili
erişimden yararlanırlardı.
65. AİHM, başvuranların, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında belirtilen
gerekçeler nedeniyle hukuk mahkemelerinde dava açmadıklarını kaydeder. Dolayısıyla,
işlemleri başlatmış oldukları takdirde ulusal mahkemelerin başvuranların iddiaları hakkında
karar vermiş olup olamayacağını belirlemek mümkün değildir. AİHM’nin görüşüne göre,
başvuranların şikayetleri, esas olarak, güvenlik güçleri tarafından köylerinden zorunlu
tahliyelerine ve evlerinin ve mülkiyetlerinin kasti yıkımına yönelik etkili bir soruşturmanın
olmadığı iddiasına ilişkindir. Dolayısıyla, AİHM, bu şikayeti, AİHS’nin ihlal edildiği
iddialarına yönelik etkili bir hukuk yolu sağlamak için Devlet’lere daha genel bir yükümlülük
yükleyen, 13. madde açısından inceleyecektir (bkz., yukarıda anılan, Selçuk ve Asker § 92).
66. AİHM, dolayısıyla, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit
etmenin gerekli olmadığına karar verir.
B.AİHS’nin 13. maddesi
67.Başvuranlar, AİHS’nin 13. maddesi kapsamında maruz kaldıkları AİHS ihlalleri
bağlamında hiçbir etkili hukuk yolunun bulunmadığını ileri sürerek şikayetçi olmuşlardır.
68.Hükümet, soruşturmada hiçbir noksanlık olmadığını ve yetkililerin başvuranların
başvurularına ilişkin olarak etkili soruşturma yürüttüğünü belirtmiştir.
69.AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, ulusal hukuk sisteminde her ne şekilde güvence
altına alınmış olursa olsun, AİHS hak ve özgürlüklerinin özünün uygulanması için, ulusal
düzeyde etkili bir hukuk yolunun bulunmasını teminat altına aldığını tekrarlar. Buna göre,
Sözleşmeci Devletlere bu madde bağlamında AİHS yükümlülüklerini yerine getirmede bir
takdir yetkisi tanınmış olmasına rağmen, 13. maddenin maksadı, AİHS kapsamında
“savunulabilir bir iddia”nın konusuna eğilmek ve uygun bir tazmin sağlamak için yerel bir iç
hukuk yolunun sağlanmasını şart koşmaktır. 13. madde kapsamındaki yükümlülüğün
kapsamı, başvuranın AİHS kapsamında yaptığı şikayetin niteliğine göre değişir. Ancak yine
de, 13. maddenin şart koştuğu hukuk yolu, hem uygulamada hem de hukukta “etkili” olmalı
ve bilhassa uygulanması, sorumlu Devlet yetkililerinin davranışları veya ihmalleriyle
kanunsuz olarak engellenmemelidir (bkz. yukarıda anılan Dulaş ve Söyler, sırasıyla §§ 65 ve
87).
70. AİHM, bu davada elde edilen kanıtlar temelinde, başvuranlarının evlerinin tahrip
edildiğinin veya iddia edildiği gibi Devlet güvenlik güçleri tarafından zorla evlerinden
çıkarıldıklarının gerekli olan kanıt standardı seviyesinde ispatlanmadığını hatırlatır (bkz. 55.
paragraf). Ancak, bu, 13. maddenin maksadı bağlamında, başvuranların şikayetlerinin, 13.
maddenin koruduğu unsurlar kapsamının dışında olduğu anlamına gelmemektedir (bkz. D.P.
ve J.C. – İngiltere, no. 38719/97, 10 Ekim 2002, § 136). Bu şikayetlerin, temelsiz olduğu ilan
edilmemiştir, dolayısıyla esaslarının incelenmesi gereklidir. Ayrıca, 2 Eylül 2003 tarihli
kabuledilebilirlik kararlarında AİHM, yetkililerin başvuranların şikayetlerine yönelik
yürüttükleri soruşturmanın etkili olmadığı dikkate alındığında, başvuranların iç hukukta başka
bir hukuk yolu aramaktan muaf oldukları sonucuna varmıştı.
71. Bunun üzerine, AİHM, 13. maddenin şartlarının literal olarak yorumlanmasına
karşın, başka bir madde ihlalinin bulunmasının bu maddenin uygulanması için bir ön şart
olmadığını tekrarlar (Boyle ve Rice – İngiltere, 27 Nisan 1988 kararı, Seri A no. 131, § 52).
Buna göre, kabuledilebilirlik kararındaki tespitleri ve başvuranın iddialarının prima facie
temelsiz olarak nitelendirilip göz ardı edilmemesi gerektiği şeklindeki kanısını dikkate alarak,
AİHM (bkz. 60. paragraf), başvuranların şikayetlerinin, AİHS’nin 13. maddesinın maksadı
bağlamında, savunulabilir AİHS ihlalleri iddiaları ortaya koyduğu kanısındadır (bkz. mutatis
mutandis, AİHS’nin 6. maddesinin uygulanmasının risk altında olmasıyla ile olarak, Mennitto
– İtalya, [BD], no. 33804/96, § 27, AİHM 2000-X).
72.Davanın kendine özgü şartlarına dönüldüğünde, AİHM, Ovacık Cumhuriyet
Savcısı’nın yetkisizlik kararını takiben, Ovacık İlçe İdare Kurulu idari yetkilileri, başvuranın
iddialarına yönelik soruşturma başlattığını not eder.
73. Her halükarda, AİHM, hiyerarşik olarak bir valiye bağlı memurlardan oluşmaları
ışığında, Türkiye’nin güneydoğusundaki idare kurullarının bağımsız bir soruşturma
yapabilmelerine ilişkin ciddi kuşkularını daha önce ifade etmiştir (bkz. diğerlerinin yanı sıra,
Güleç – Türkiye, no.21593/93, § 80, Reports 1998-IV; yukarıda anılan Yöyler ve İpek,
sırasıyla §§ 93 ve 207). Soruşturmada belirlenen ciddi eksiklikler, AİHM’nin bu davada farklı
bir sonuca varmasına izin vermemektedir.
74. Bu şartlarda, yetkililerin, başvuranların Tepsili’deki mülklerin tahrip edilmesine
ilişkin iddialarına yönelik kapsamlı ve etkili bir soruşturma yaptığı söylenemez.
75.Buna göre, AİHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
V. V.AİHS’NİN 6., 8. VE 13. MADDELERİ İLE 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1.
MADDESİ BAĞLAMINDA AİHS’NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
76.Başvuranlar, Kürt kökenleri sebebiyle, ayrımcılığa maruz kaldıklarını ve bunun
AİHS’nin 6., 8. ve 13. maddeleri ile 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında AİHS’nin 14.
maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. 14. maddeye göre:
“Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,
siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet,
doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”
77.Başvuranlar, evlerinin ve mallarının tahrip edilmesinin resmi bir politikanın sonucu
olduğunu, ve bunun Kürt kökenleri sebebiyle ayrımcılık teşkil ettiğini ifade etmişlerdir.
78.Hükümet başvuranların iddialarına itiraz etmiştir.
79.AİHM, başvuranların iddialarını kendisine sunulan kanıt temelinde incelemiştir
ancak temelden yoksun olduğu kanısına varmıştır. Dolayısıyla, AİHS’nin 14. maddesi ihlal
edilmemiştir.
VI.AİHS’NİN 18. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
80.Başvuranlar, şikayet konusu müdahale ve kısıtlamaların, AİHS’ye uygun olmayan
maksatlar için uygulandığını iddia etmiştir. AİHS’nin 18. maddesine atıfta bulunmuşlardır. Bu
maddeye göre:
“Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar
ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”
81.AİHM, bu iddiayı elindeki kanıtlar temelinde halihazırda incelediğine ve iddianın
temelden yoksun olduğunu tespit ettiğine işaret eder. Dolayısıyla, bir 18. madde ihlali
belirlenmemiştir.
VII.AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
82.AİHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A.Tazminat
83.Başvuranlar, evlerinin tahrip edilmesi ve Ekim 1994’ten bu yana ekonomik
faaliyetlerine dönememeleri sonucunda maruz kaldıkları maddi zarar için toplam
916.560.000.000 TL1 maddi tazminat talep etmiştir.
84.Hükümet, AİHS ihlali bulunmadığı için başvuranlara hiçbir adil tazminat
ödenmemesi gerektiğini belirtmiştir. Alternatif olarak, şayet AİHM herhangi bir AİHS ihlali
tespit ederse, başvuranların talep ettiği miktarların spekülatif olduğunu ve bölgenin ekonomik
gerçeklerini yansıtmadığını ifade etmiştir.
85.AİHM, başvuranların iddia ettiği zararla AİHS ihlali arasında bir sebep sonuç bağı
olması ve bunun uygun hallerde kazanç kaybına yönelik bir tazminatı kapsaması gerektiğini
tekrarlar (bkz. diğerlerinin yanı sıra, 13 Haziran 1994 tarihli Barbéra, Messegué ve Jabardo –
İspanya kararı, Seri A no. 285-C, ss.57-58, §§ 16-20). Ancak, bu davada, başvuranların
evlerinin yakıldığının ya da onların Devlet güvenlik güçleri tarafından zorla köylerinden
çıkarıldıklarının, gerekli olan kanıt standardı seviyesinde belirlenmediğini hatırlatır (bkz. 55.
paragraf). Buna göre, AİHS ihlali teşkil edecek konu – etkili bir soruşturmanın yokluğu – ile
başvuranlarca iddia edilen maddi zarar arasında sebep sonuç bağı yoktur. Dolayısıyla,
başvuranların bu başlık altındaki taleplerini reddeder.
B.Manevi tazminat
86.Başvuranların her biri, 20.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir. Bu bağlamda,
köylerinden çıkarılmalarından ve Tepsili’deki evleri ve mallarının tahrip edilmesinden sonra
maruz kaldıkları acı ve yoksulluğa atıfta bulunmuşlardır.
87.Hükümet, bu meblağın aşırı ve haksız olduğunu ileri sürmüştür.
88.Yerel makamların başvuranların şikayetlerine yönelik kapsamlı ve etkili bir
soruşturma yapmadığını ve bunun AİHS’nin 13. maddesini ihlal ettiğini tespit etmiştir (bkz.
104-109 paragraflar). Dolayısıyla, bir manevi tazminat ödenmesi gerekmektedir. İddiaların
ciddiyetini dikkate alarak eşitlik temelinde bir değerlendirme yaparak AİHM, başvuranların
her birine ödeme gününde geçerli kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere 4.000 Euro
(toplam 20.000 Euro) ödenmesine karar vermiştir.
C.Mahkeme masrafları
89. Başvuranlar, davalarının AİHS kurumlarında hazırlanması ve sunulmasındaki
masraf ve ücretler için toplam 31.850 Euro talep etmiştir. Bu meblağa avukatlarının ücretleri
dahildir (her bir başvuran için 60 saat 20 dakika çalışma saati ve telefon görüşmeleri, posta,
çeviri ve kırtasiye masrafları).
90.Hükümet, bu talebin aşırı ve temelden yoksun olduğunu ileri sürmüştür.
Başvuranların iddialarını ispatlamak için hiçbir makbuz veya başka herhangi bir belge ortaya
koyamadıklarını öne sürmüştür. Yaklaşık 560.000 Euro.
91.AİHM, başvuranların AİHS kapsamındaki şikayetlerini ancak kısmen ortaya
koyabildiklerine işaret eder. Ancak, bu dava, detaylı inceleme gerektiren karmaşık olgusal
konular içermekteydi. Bu bakımdan, AİHM, yalnızca gerektiği için ve gerçekten yapılmış adli
masrafların AİHS’nin 41. maddesi bağlamında ödenebileceğini hatırlatır. Başvuranlar
tarafından sunulan taleplerin detaylarını dikkate alarak AİHM, uygulanabilecek her türlü vergi
hariç ve Avrupa Konseyi’nden yasal yardım olarak alınmış 3.800 Fransız Frankı (yaklaşık Euro) çıkarılmak üzere başvuranlara toplam 3.150 Euro ödenmesine karar vermiştir.
D.Gecikme faizi
92. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiştir
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM
1.Hükümet’in ön itirazının reddine,
2.AİHS’nin 3. ve 8. maddeleri ile 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediğine,
3.AİHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine,
4. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesinin gerekli olmadığına,
5.AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine,
6.AİHS’nin 3., 6., 8. ve 13.maddeleri ve 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte ele
alındığında AİHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine,
7.AİHS’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine,
8. (a)Sorumlu Devlet’in, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten
itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na
çevrilmek ve başvuranların Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak üzere
(i)her bir başvurana 4.000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat;
(ii)mahkeme masrafları için, başvuranlara, 580 Euro (beş yüz seksen Euro) çıkarılmak
üzere toplam 3.150 Euro (üç bin yüz elli Euro);
(iii) bu meblağlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;
(b)Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
9.Başvuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddelerin uyarınca Şubat 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Vincent BERGER
Yazı İşleri Müdürü
Bostjan ZUPANCIC
Başkan
16
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło