33240/96

WyrokETPCz2006-02-02ECLI:CE:ECHR:2006:0202JUD003324096

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego krajowego postępowania wyjaśniającego w sprawie zarzutów przymusowego wysiedlenia i zniszczenia mienia przez siły bezpieczeństwa stanowi naruszenie prawa do skutecznego środka odwoławczego z art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji, ponieważ władze krajowe nie przeprowadziły pełnego i skutecznego postępowania wyjaśniającego w sprawie wiarygodnych zarzutów skarżącego dotyczących zniszczenia jego mienia i przymusowego wysiedlenia przez siły bezpieczeństwa. Postępowanie krajowe ograniczyło się do zapytania dowództwa żandarmerii, bez przesłuchania funkcjonariuszy ani wizytacji miejsca zdarzenia, opierając się wyłącznie na informacjach od sił bezpieczeństwa. Trybunał uznał, że krajowe organy administracyjne, odpowiedzialne za dochodzenie, nie były niezależne od sił bezpieczeństwa, co uniemożliwiło skuteczne zbadanie sprawy. Mimo że zarzuty dotyczące zniszczenia mienia nie zostały udowodnione w stopniu "ponad wszelką wątpliwość" (wymaganym dla naruszeń materialnych), Trybunał uznał je za "argumentowalne" (arguable), co obligowało państwo do zapewnienia skutecznego środka odwoławczego.
Stan faktyczny
Skarżący, Đbrahim Ağtaꢁ, urodzony w 1956 roku, mieszkał w wiosce Aktaꢁ w prowincji Tunceli, która w 1994 roku znajdowała się w regionie objętym stanem wyjątkowym. Według jego relacji, 5 października 1994 roku siły bezpieczeństwa otoczyły wioskę, zgromadziły mieszkańców i nakazały im natychmiastową i bezpowrotną ewakuację, po czym spaliły domy i pola. Skarżący złożył skargę do prokuratury, która przekazała sprawę władzom administracyjnym. Te, opierając się na oświadczeniu dowództwa żandarmerii, odmówiły wszczęcia postępowania karnego, twierdząc, że zarzuty są nieprzekonujące i że nie wskazano konkretnych sprawców. Rząd twierdził, że wioska została opuszczona z powodu działalności terrorystycznej PKK, a pożar mógł być dziełem terrorystów w mundurach wojskowych.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Odrzuca wstępny zarzut Rządu. 2. Stwierdza brak naruszenia artykułów 3 i 8 Konwencji oraz artykułu 1 Protokołu nr 1. 3. Stwierdza brak naruszenia artykułu 5 § 1 Konwencji. 4. Stwierdza, że nie ma potrzeby rozstrzygania, czy doszło do naruszenia artykułu 6 § 1 Konwencji. 5. Stwierdza naruszenie artykułu 13 Konwencji. 6. Stwierdza brak naruszenia artykułu 14 Konwencji w związku z artykułami 3, 6, 8 i 13 Konwencji oraz artykułem 1 Protokołu nr 1. 7. Stwierdza brak naruszenia artykułu 18 Konwencji. 8. Zasądza na rzecz skarżącego, do zapłaty w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, następujące kwoty, przeliczone na nowe liry tureckie według kursu obowiązującego w dniu płatności i wpłacone na konto bankowe skarżącego w Turcji: (i) 4 000 EUR (cztery tysiące euro) tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, (ii) 2 150 EUR (dwa tysiące sto pięćdziesiąt euro) tytułem zwrotu kosztów i wydatków, (iii) wszelkie należne podatki od tych kwot. 9. Stwierdza, że od upływu wspomnianego trzymiesięcznego okresu do dnia zapłaty, odsetki za zwłokę będą naliczane według stopy równej krańcowej stopie pożyczkowej Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe. 10. Odrzuca pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   AĞTAꢀ – TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 33240/96)   KARAR   STRAZBURG   ꢀubat 2006   NĐHAĐ   03/07/2006   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır.   Ancak, ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam   olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa   Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla   alıntılanabilir.   AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢁmesi’nin (“Sözleꢁme”) eski 25.   maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaꢁı olan Đbrahim Ağtaꢁ   (“baꢁvuran”) tarafından, 5 Eylül 1996 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na   (“Komisyon”) yapılan baꢁvurudan (no. 33240/96) kaynaklanmaktadır.   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   doğumlu baꢁvuran, baꢁvurusuna neden olan iddia konusu olayların meydana   geldiği tarihte Aktaꢁ köyünde yaꢁamaktaydı. Dava olayları taraflar arasında ihtilaflıdır ve   aꢁağıdaki gibi özetlenebilir:   A. Baꢁvuranca sunulduğu ꢁekliyle olaylar   Baꢁvuran, Ekim 1994’e kadar o zaman olağanüstü hal bölgesinde yer alan Tunceli ili   Ovacık ilçesine bağlı Aktaꢁ köyünde yaꢁamaktaydı. 1994 yılında terörist faaliyetler bu   bölgenin baꢁlıca sorunuydu. 1980’lerden beri bölgede güvenlik güçleri ile Kürt özerkliğini   destekleyen bir kısım Kürt nüfusu; özellikle de PKK (Kürdistan Đꢁçi Partisi) üyeleri arasında   ꢁiddetli bir uyuꢁmazlık sürmekteydi. Baꢁvuranın köyünde yaꢁayanların “teröristlere yardım ve   yataklık ettiklerinden” ꢁüpheleniliyordu ve bu yüzden köy yakınına konuꢁlanmıꢁ jandarma   tarafından sık sık kontrol edilmekteydiler.   Ekim 1994 tarihinde güvenlik güçleri baꢁvuranın köyünü kuꢁatmıꢁ ve sakinleri köy   meydanında toplamıꢁtır. Jandarma, kötü sözler sarfederek köyün bir daha dönmek imkânı   olmaksızın derhal boꢁaltılacağını köylülere söylemiꢁtir. Baꢁvuran, taꢁıyabildiği kadar eꢁyayı   alarak köyü terk etmiꢁtir. Boꢁaltmadan hemen sonra askerler ev ve tarlaları ateꢁe vermiꢁtir.   Baꢁvuran geçici olarak Ovacık yakınında devletin yaptırdığı bir prefabrik afet   konutlarına yerleꢁmiꢁtir.   Đhtilaflı olayları takiben baꢁvuran Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe ile   baꢁvurmuꢁ, jandarmalar tarafından köyünün zorla boꢁaltılması ve yakılmasından ꢁikayetçi   olmuꢁtur.   Dava güvenlik güçlerinin iddia edilen fiilleri hakkında soruꢁturma gerektirdiği için   Ovacık Cumhuriyet Savcısı görevsizlik kararı çıkarmıꢁ ve baꢁvuruyu Memurin Muhakematı   Kanunu uyarınca Ovacık Kaymakamlığı’na iletmiꢁtir.   Kaymakam baꢁvuranın iddialarıyla ilgili olarak Ovacık Đlçe Jandarma Komutanlığı’na   gönderdiği mektupla bilgi talep etmiꢁtir.   Kasım 1994 tarihli mektupta Đlçe Jandarma Komutanı Kaymakam’a güvenlik   güçlerinin operasyonlar sırasında bölgedeki hiçbir evi yakmadığı yönünde bilgi vermiꢁtir. Bu   nedenle Ovacık Đdare Kurulu jandarmalar hakkındaki cezai iꢁlemlerin durdurulmasına karar   vermiꢁtir.   AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   Ekim 1995 tarihinde Ovacık Kaymakamı baꢁvurana bir mektup göndermiꢁtir. Ovacık   Đlçe Jandarma Komutanı’nın 1 Kasım 1994 tarihli mektubuna dayanarak baꢁvuranın   iddialarının ikna edici olmadığını belirtmiꢁtir. Ayrıca Danıꢁtay’ın yerleꢁmiꢁ içtihadı uyarınca   suçlanan görevlinin kimliği belirtilmediği sürece soruꢁturma yapılmasının mümkün   olmadığını ifade etmiꢁtir. Bu yüzden yetkililerin iddia konusu olaylar hakkında inceleme   baꢁlatmayacağını belirtmiꢁtir.   Bu mektup baꢁvurana ulaꢁmamıꢁtır. Baꢁvuran, Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın   görevsizlik kararını ve Ovacık Đdare Kurulunun kararını köy sakinlerinden duymuꢁtur.   B. Hükümetçe sunulduğu ꢁekliyle olaylar   yılında PKK üyeleri Ovacık ilçesinin köylerinde örgüt için bir propaganda   kampanyası baꢁlatmıꢁlardır. Bu köylerden genç erkekleri kaçırarak örgüte katılmaya   zorlamıꢁlardır. PKK militanları köylüleri tehdit ve taciz etmiꢁtir. Köyde yaꢁayanlar PKK   tarafından yapılan baskılar sonucunda evlerini terk etmiꢁlerdir.   Yetkililer tarafından yapılan soruꢁturmalar baꢁvuranın köyünün güvenlik güçleri   tarafından değil, askeri üniforma giyen teröristler tarafından yakıldığını ortaya çıkarmıꢁtır.   Soruꢁturma yapan yetkililere verdiği ifadesinde baꢁvuran iddia konusu cürümün faillerinin   kimliğini ortaya koyamamıꢁtır.   C. Tarafların sunduğu belgeler   Taraflar iddialarını kanıtlamak amacıyla çeꢁitli belgeler sunmuꢁlardır. Bu belgeler,   aꢁağıdaki gibi özetlenebilir:   1. Baꢀvuran tarafından sunulan belgeler   (a) 2 Mayıs 2001 tarihli zarar beyan tutanağı   Baꢁvuran 2 Mayıs 2001 tarihli bir tutanak sunarak köyünün yakılması nedeniyle maddi   zarara uğradığını iddia etmiꢁtir. 1994 yılında meydana gelen olaylar öncesinde 50 dönüm   arazi, 150 kavak ağacı, 20 ceviz ağacı, 30 meyve ağacı, 400 metrekare arsa, 2 katlı bir ev, 40   keçi, 4 inek ve 50 arı kovanına sahip olduğunu belirtmiꢁtir. Bu belge Aktaꢁ köyü muhtarı   Cafer Öztürk tarafından onaylanmıꢁtır.   (b) Türkiye Đnsan Hakları Vakfı’nın (TĐHV) Yıllık Raporları   Türkiye Đnsan Hakları Vakfı, merkezi Ankara’da bulunan bir sivil toplum kuruluꢁudur.   Kuruluꢁun 1993 yılı raporu 1990 ile 1993 yılları arasında 913’ten fazla köy ve mezranın   boꢁaltıldığını belirtmiꢁtir. 1993 yılı raporu köy boꢁaltmaların 1993’te hızlandığını, çoğunlukla   da sakinleri köy korucusu olarak görev yapmayı reddeden köylerin hedef alındığını öne   sürmüꢁtür.   TĐHV’nin 1994 yılı raporu Hükümetin politikasının boꢁaltmalar ve sonrasında yaꢁanan   yıkıma PKK terörü, fakirlik ve doğal olayların neden olduğunu iddia etmek yönünde   olduğunu öne sürmüꢁtür. Adıgeçen rapora göre olağanüstü hale tabi illerin her birinde 50-60   civarında köy yakılmıꢁtır.   AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   yılı raporu 1995 yılında 400’den fazla köyün boꢁaltıldığını öne sürmüꢁtür. 1996   yılı raporuna göre Olağanüstü Hal Bölge Valisi bir defasında toplam 918 köy ve 1,767   mezranın çeꢁitli sebeplerle boꢁaltıldığını belirtmiꢁ, ancak boꢁaltmaların güvenlik güçleri   tarafından yapıldığını hiçbir zaman kabul etmemiꢁtir.   ve 1998 yılı raporları Hükümetin köy boꢁaltma politikasını 1990’lı yıllar boyunca   uygulanan sistematik bir “iç güvenlik operasyonu” olarak tanımlamıꢁtır.   (c) Đnsan Hakları Derneği tarafından yayınlanan “Yakılan / Boꢁaltılan Köyler ve Göç” adlı   kitaptan alıntılar   Alıntılar arasında ꢀubat 1990 – Ocak 1999 tarihleri arasında yakılan ve/veya boꢁaltılan   köylerin ayrıntılı bir listesi bulunmaktadır. Liste, Aktaꢁ köyünün boꢁaltılması ve tahrip   edilmesinden bahsetmemiꢁtir.   Alıntılar, Ülkede Gündem isimli günlük gazeteden çoğaltılan, köylerin boꢁaltılması ve   bunun yerlerinden olan insanlara kötü etkileri ile ilgili çeꢁitli makaleler içermektedir.   Makaleler, çok sayıda köylünün köylerinin güvenlik güçleri tarafından yakılması nedeniyle   yetkili mercilere dilekçe ile ꢁikayette bulunduğunu vurgulamıꢁtır.   Makaleler aynı zamanda Hükümetin, yerlerinden olan köylülerin köylerine dönmeleri   için yaptığı ilanların güvenilmez olduğunu belirtmiꢁtir. Köylülerin her teꢁebbüsünde köylerine   giriꢁleri fiziksel olarak engellenmiꢁtir.   (d) Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki yerleꢁim birimlerinin boꢁaltılmasını müteakip yerlerinden   olan vatandaꢁların sorunlarının çözümü için alınan tedbirlerle ilgili TBMM Soruꢁturma   Komisyonu’nun 14 Ocak 1998 tarihli raporu   Bu rapor Meclisin 10 üyesinden oluꢁan bir Soruꢁturma Komisyonu tarafından   hazırlanmıꢁtır. Rapora göre 1993 ve 1994 yıllarında 905 köy ve 2,923 mezranın halkı tahliye   edilmiꢁ ve ülkenin baꢁka bölgelerine göç etmeye zorlanmıꢁlardır (s. 13).   Rapor, Diyarbakır eski Valisi Doğan Hatipoğlu’nun bir açıklamasına yer vermiꢁtir.   Hatipoğlu, görev yaptığı dönemde nadiren ordu tarafından köy boꢁaltılması olaylarının   dikkatine sunulduğunu açıklamıꢁtır. Nadiren de olsa köy yakma ile ilgili ꢁikayetler aldığını   belirtmiꢁtir. Hatipoğlu’na göre bütün köylerin PKK tehdidi nedeniyle boꢁaltıldığı çıkarımında   bulunmak mümkün değildir. Hatipoğlu, Hükümetin yerlerinden olan halkın sağlıklı bir   ꢁekilde yeniden iskân edilmesi için gerekli tedbirleri alamadığını iddia etmiꢁtir.   Rapor aynı zamanda 1995 yılında Đnsan Hakları Derneği Baꢁkanı Yavuz Önen   tarafından hazırlanan ve Soruꢁturma Komisyonuna sunulan “Đnsan Hakları Raporu – Türkiye”   raporuna da atıfta bulunmuꢁtur. Bu raporun bir bölümü boꢁaltılan köyler ve göçmenlere   ayırmıꢁtır. Rapor 1995 yılında köy ve mezraların boꢁaltılması uygulamasının yaygın   olduğunu belirtmiꢁtir. Köylerdeki birçok ev yıkılmıꢁ veya oturulamaz hale getirilmiꢁtir. Halk   bölgeyi terk etmeye zorlanmıꢁ ve halka köylerini terk edene kadar baskı uygulanmıꢁtır. 1995   yılının baꢁında halkı köy korucusu olmayı kabul edenler haricinde neredeyse hiç meskûn köy   kalmamıꢁtır (s. 19).   Soruꢁturma Komisyonunun raporu aynı zamanda 3 Haziran 1997 tarihinde ꢀırnak   milletvekili Salih Yıldırım’ın boꢁaltılan köyler sorunu hakkında TBMM’de yaptığı   konuꢁmaya da atıfta bulunmaktadır. Yıldırım, diğer hususlar yanında köylerin ya örgüte karꢁı   AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   çıkanları sindirmek için PKK tarafından, ya da köyleri koruyamadığı için, halkı köy   koruyucusu olmayı reddettiği için veya sakinlerinin PKK’ya yardım ettiği düꢁüncesiyle   yetkililer tarafından boꢁaltıldığını belirtmiꢁtir (s. 20).   Sonuç olarak raporda boꢁaltılan yerleꢁim birimlerinin halkının eskiden yaꢁadıkları yere   yakın bölgedeki mezralardan ziyade il, ilçe veya merkezi köylerde iskân edilmesi ve   göçmenlere öncelik tanınacak ꢁekilde yöre halkına iꢁ sağlamak amacıyla gerekli ekonomik   tedbirlerin alınması tavsiye edilmiꢁtir.   2. Hükümet tarafından sunulan belgeler   (a) Baꢁvuranın sahip olduğu mallara iliꢁkin Nisan 2004 tarihli rapor   Sözkonusu rapor baꢁvuranın sahip olduğu malları belirtmeyi amaçlamaktadır. Yetkililer   tarafından yapılan incelemeyi müteakip baꢁvuranın Tapu Sicil Müdürlüğü ve belediyenin sicil   kayıtlarına göre arazi sahibi olmadığı ortaya çıkmıꢁtır. Baꢁvuranın kayıtlı ağacı da   bulunmamaktadır. Belediyeye verdiği 12 Mayıs 1986 tarihli beyanında baꢁvuran 80 metrekare   bir eve sahip olduğunu ancak 2 Mayıs 1998 tarihli beyanında 1980 yılında inꢁa edilen 140   metrekare bir eve sahip olduğunu belirmiꢁtir. Resmi kayıtlara göre 1994 yılından önce hiç   vergi ödememesine binaen herhangi bir ticari faaliyette bulunmadığı görülmektedir. 1994 ile   yılları arasında kendisine Hükümet tarafından tahsis edilen afet konutlarında yaꢁamıꢁtır.   yılında Köye Dönüꢁ ve Rehabilitasyon Projesi çerçevesinde Hükümet tarafından   yaptırılan yeni bir eve taꢁınmıꢁtır. Yerel yönetim baꢁvurana 10 koyun ve 323,000,000 Türk   Lirası yardım yapmıꢁtır. Baꢁvuran aynı zamanda yetkililerden gıda yardımı da almıꢁtır.   (b) Veys Toprak’ın 10 Mart 2004 tarihinde iki jandarma tarafından alınan ifadesi   Adıgeçen tanık, Ovacık ilçesi Kandolar mahallesi muhtarıdır. AĐHM’ye baꢁvuruda   bulunan baꢁvuranın durumunu belirlemek maksadıyla ifadesine baꢁvurulmuꢁtur. Tanık,   baꢁvuranın 1994-2002 yılları arasında prefabrik evlerin birinde yaꢁadığını ve 2002 yılında   kendisine Hükümet tarafından sağlanan yeni inꢁa edilmiꢁ bir eve taꢁındığını belirtmiꢁtir.   Baꢁvuran 2003 yılında ölmüꢁtür. Bahsedilen tarihte Aktaꢁ’ta kimse yaꢁamıyordu. Köyde   elektrik, okul veya telefon bulunmamaktaydı.   HUKUK   I. HÜKÜMETĐN ÖN ĐTĐRAZI   Nisan 2005 tarihli ek görüꢁlerinde Hükümet 14 Temmuz 2004 tarihinde kabul edilen   ‘Terör Eylemleri veya Terörle Mücadele Kapsamında Yürütülen Faaliyetler Nedeniyle Maddi   Zarara Uğrayan Kiꢁilerin Zararlarının Karꢁılanması Kanunu’ ıꢁığında iç hukuk yollarının   tüketilmediği yönünde bir ön itirazda bulunmuꢁtur. Bu Kanun devletin terörle mücadelesi   sırasında zarara uğrayan baꢁvuranın Sözleꢁme mağduriyetlerinin tazmin edilmesi için yeterli   hukuk yolu sağlamaktadır. Hükümet bu bağlamda baꢁvurunun incelenmesinin askıya   alınmasını ve baꢁvuranın bu yeni iç hukuk yolunu kullanmasının zorunlu kılınmasını   Mahkemeden talep etmiꢁtir.   AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   Baꢁvuran Hükümetin itirazını reddetmiꢁ ve Mahkemenin kabuledilebilirlik kararından   sonra çıkarılan yeni bir hukuk yolunu tüketmeye zorunlu tutulamayacağını öne sürmüꢁtür.   Mahkeme, halihazırda, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında ꢁikayetleriyle   ilgili olarak etkili bir soruꢁturma yapılmamıꢁ olması nedeniyle baꢁvuranın daha baꢁka iç   hukuk yolu aramak zorunda olmadığına hükmettiğini hatırlatır. Bu itirazın baꢁvurunun   kabuledilebilirlik kararından sonra yapıldığını belirtir. Bu nedenle Hükümet prensipte bu   safhada itiraz etme hakkından men edilmiꢁ olarak görülebilir (AĐHM Đç Tüzüğü’nün 55.   maddesi; bkz. diğerleri yanında Amrollahi – Danimarka, no 56811/00, § 22, 11 Temmuz   2002; ve Nikolova – Bulgaristan [BD], no. 31195/96, § 44, AĐHM 1999-II). Bu nedenle   Hükümetin itirazı iꢁlemlerin bu safhasında dikkate alınamaz.   II. AĐHS’NĐN 3 VE 8. MADDELERĐNĐN VE 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN   ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuran Aktaꢁ köyünden zorla tahliye edilmesi ve ev ve mallarının güvenlik güçleri   tarafından tahrip edilmesinin ilgili kısmı aꢁağıda çıkarılan AĐHS’nin 3 ve 8. maddeleri ve 1   No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlaline neden olduğunu iddia etmiꢁtir.   3. Madde   “Hiç kimse iꢁkenceye, insanlık dıꢁı ya da onur kırıcı ceza veya iꢁlemlere tabi tutulamaz.”   8. Madde   “1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleꢁmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.   2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti,   ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç iꢁlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın   veya baꢁkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve   yasayla öngörülmüꢁ olmak koꢁuluyla söz konusu olabilir.”   No’lu Protokolün 1. Maddesi   “Her gerçek ve tüzel kiꢁinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.   Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koꢁullara ve uluslararası hukukun   genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.   Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek   veya vergilerin ya da baꢁka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri   yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”   Baꢁvuran, güvenlik güçleri tarafından aile yurdundan zorla çıkarılması ve mallarının   bilerek tahrip edilmesinin mal ve mülk dokunulmazlığı ve aile hayatına saygı gösterilmesi   hakkını ihlal ettiğini belirtmiꢁtir. Ayrıca mülkünün tahrip edilmesi ve köyünden çıkarılması   olayını çevreleyen ꢁartların insanlık dıꢁı ve aꢁağılayıcı muameleye ulaꢁtığını iddia etmiꢁtir.   Hükümet, baꢁvuranın ꢁikayetlerinin gerçeklere dayanmadığını, bunların asılsız olduğunu   belirtmiꢁtir. Bu bağlamda baꢁvuranın köyünün hiçbir zaman güvenlik güçleri tarafından   boꢁaltılmadığını ve yakılmadığını öne sürmüꢁlerdir. Baꢁvuran, köyünü PKK tarafından   bölgede yürütülen yoğun terörist faaliyetler nedeniyle terk etmiꢁtir. Yetkililer tarafından   AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   yapılan soruꢁturma baꢁvuranın köyünün askeri üniforma giymiꢁ teröristler tarafından yakılmıꢁ   olabileceğini ortaya koymuꢁtur.   Mahkeme, baꢁvuruya neden olan olayların gerçek sebebi hakkında ihtilafla karꢁı karꢁıya   kalmıꢁtır. Buna göre Mahkemenin öncelikle iddia konusu olayların yaꢁandığı zaman bölgede   hakim olan genel durumu göz önünde bulundurması gerekir. Bu bağlamda bahsedilen   dönemde Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında   ꢁiddetli çatıꢁmalar meydana gelmiꢁ olduğunu gözlemektedir. Đki tarafın eylemlerinin sonucu   olan karꢁılıklı ꢁiddet, birçok insanı evlerini terk etmeye zorlamıꢁtır. Ayrıca devlet yetkilileri   de bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak amacıyla bazı yerleꢁimleri boꢁaltmıꢁtır (Doğan ve   Diğerleri – Türkiye, no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02). Ancak Mahkeme benzer   birçok davada güvenlik güçlerinin bazı baꢁvuranların ev ve mallarını kasten tahrip ederek   onları geçim kaynaklarından mahrum ettiği ve olağanüstü hal bölgesindeki köylerini terk   etmeye zorladığını tespit etmiꢁtir (bkz. diğer kararlar arasında Akdivar ve Diğerleri – Türkiye,   Eylül 1996; Karar Raporları 1996-IV; Selçuk ve Asker – Türkiye, 24 Nisan 1998, Raporlar   1998-II; Menteꢀ ve Diğerleri – Türkiye, 28 Kasım 1997, Raporlar 1997-VIII; Bilgin –   Türkiye, no. 23819/94, 16 Kasım 2000 ve Dulaꢀ – Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).   Hal böyle iken hem Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu hem de Mahkemenin daha önce   güvenlik güçlerinin kanun dıꢁı olarak vatandaꢁların mal-mülkünün tahribinin sorumlusu   olduğunun iddia edildiği Türkiye’den benzer davalarda gerçeği bulma giriꢁimlerinde   bulunduğu belirtilmelidir (bkz. diğer kararlar arasında yukarıda da belirtilmiꢁ Akdivar ve   Diğerleri ve Yöyler; Đpek – Türkiye, no. 25760/94). Sözkonusu davalarda AĐHS kuruluꢁlarını   böyle bir faaliyete giriꢁmeye yönelten temel sebep etkili bir yerel soruꢁturmanın yokluğunda   gerçekleri saptamalarının mümkün olmayıꢁıdır.   Ne yazık ki Mahkeme sözkonusu davada kendi imkânlarıyla tanıkları dinleyip delil   tespit etme uygulamasıyla gerçekleri saptama giriꢁiminde bulunamamaktadır. Ancak   Mahkeme olaylardan oldukça uzun bir zaman geçmesi (sözkonusu davada neredeyse 11 yıl)   ifade verecek tanıkların bulunmasını daha zor bir hale getirdiği ve olayları detaylarıyla, doğru   bir biçimde hatırlaması için tanığın kapasitesini zorladığından böyle bir uygulamanın davanın   maddi gerçeklerinin saptanması için yeterli kanıtı ortaya koyamayacağı kanısındadır (bkz.   Đpek, yukarıda anılan, § 116). Buna göre Mahkeme kararını tarafların sunduğu kanıtlar   temelinde oluꢁturmalıdır (bkz. Pardo – Fransa, A Serisi no. 261-B, Çaçan – Türkiye, no.   33646/96). Ancak Mahkeme tarafların ilettiği belgelerin sorgu ve çapraz sorguya tabi   tutulmamıꢁ olması ve bunun sözkonusu davada varılacak sonucu yanlıꢁ yönlendirebilecek bir   temel yaratabileceği gerçeğini dikkate almalıdır.   Daha önce de belirtildiği gibi ve bahse konu zaman diliminde Türkiye’nin   güneydoğusunda köylerin boꢁaltılması ve tahrip edilmesi ile ilgili bağımsız raporları dikkate   alarak baꢁvuranın köyünden zorla çıkarıldığı ve ev ve mal-mülkünün güvenlik güçleri   tarafından yakıldığı iddiası ilk bakıꢁta savunulmaz görülerek reddedilemez. Ancak Mahkeme   için AĐHS ꢁartlarına göre gerekli kanıt standardı “makul ꢁüpheden uzak olması”dır ve böyle   bir kanıt yeterince güçlü, açık ve uyuꢁan çıkarımları veya olaya ait benzer çürütülemeyen   karineleri izleyebilir (Đrlanda – Đngiltere, Seri A no. 25).   Bu bağlamda Mahkeme baꢁvuranın evinin ve mallarının güvenlik güçleri tarafından   yakılmasına iliꢁkin herhangi bir görgü tanığı ifadesi sunmamasını dikkate alır. Đddia konusu   olaylarda yer alan askerlerin kimliği hakkında da bilgi vermemiꢁtir. Ayrıca baꢁvuranın Ovacık   Cumhuriyet Savcılığı tarafından baꢁlatılan iꢁlemlere dahil olmadığı veya sonrasında Savcılığa   AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   ꢁikayette bulunup davasını takip etmediği ortaya çıkmaktadır. Baꢁvuran, yetkililer tarafından   yürütülen soruꢁturmaları takip etmemesi konusunda açıklama yapmamıꢁtır. Ayrıca mahkeme   dava dosyasında Hükümetin ifadelerini ve ulusal yetkililerin bulgularını çürütecek kanıt   bulamamaktadır.   Yukarıdaki bilgiler ıꢁığında ve baꢁvuranın iddialarını destekleyememesini dikkate alarak   Mahkeme, baꢁvuranın evinin yakıldığı veya köyünden güvenlik güçleri tarafından zorla   çıkarıldığını gerekli kanıt standardına ulaꢁacak ꢁekilde tespit edememiꢁtir.   Sözkonusu zeminin aksine, Mahkeme AĐHS’nin 3 ve 8. maddeleri veya 1 No’lu   Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiꢁtir.   III. AĐHS’NĐN 5 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuran, evinin tahrip edilmesi ve Aktaꢁ köyünden çıkarılması olayını çevreleyen   ꢁartların aynı zamanda AĐHS’nin ilgili kısmı aꢁağıda çıkarılan 5 § 1. maddesinde belirtilen   kiꢁi özgürlüğü ve güvenliğinin ihlaline neden olduğunu iddia etmiꢁtir.   “Herkesin kiꢁi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aꢁağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen   yollar dıꢁında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”   Hükümet davanın bu yönüyle ilgili görüꢁ belirtmemiꢁtir.   Mahkeme, 5 § 1 maddesinin temel amacının devletin insanları özgürlükten keyfi bir   ꢁekilde yoksun bırakmasını önlemek olduğunu hatırlatır.   Sözkonusu davada baꢁvuran yakalanmamıꢁ veya gözaltına alınmamıꢁ, veya baꢁka bir   ꢁekilde özgürlüğünden yoksun bırakılmamıꢁtır. Baꢁvuranın iddia ettiği gibi evini ve malını   yitirmesinden doğan ꢁahsi güvensizlik durumu, 5 § 1 maddesinde öngörülen kiꢁinin güvenliği   kavramı kapsamında değildir (Çaçan, yukarıda anılan, § 70 ve Kıbrıs – Türkiye [BD], no.   25781/94 § 228).   Yukarıda anlatılanların ıꢁığında Mahkeme, AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal   edilmediğine hükmetmiꢁtir.   IV. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuran, güvenlik güçleri tarafından evinin tahrip edilmesi ve zorla kovulmasına karꢁı   mücadele etmek için medeni haklarını savunmak adına bir mahkemeye baꢁvurmak gibi etkili   hukuk yollarından mahrum bırakılmasından ꢁikayetçi olmuꢁtur. AĐHS’nin ilgili kısmı aꢁağıya   çıkarılan 6 § 1 maddesine:   “Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan, …   bağımsız ve tarafsız [bir] mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini …”   ve AĐHS’nin 13. maddesine:   “Bu Sözleꢁme’de tanınmıꢁ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan   kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢁ da olsa, ulusal bir makama etkili bir baꢁvuru   yapabilme hakkına sahiptir.”   atıfta bulunmuꢁtur.   AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   A. AĐHS’nin 6 § 1 maddesi   Baꢁvuran, medeni haklarını savunmak için bir mahkemeye baꢁvuru hakkının   yetkililerin, iddiaları ile ilgili yeterli soruꢁturma yürütememesi gerekçesiyle reddedildiğini   belirtmiꢁtir. Baꢁvurana göre, böyle bir soruꢁturma yapılmadan yasal iꢁlemlerde tazminat elde   etme imkânı olmayacaktır.   Hükümet, baꢁvuranın iç hukukta mevcut yolları takip edemediğini öne sürmüꢁtür.   Baꢁvuran hukuk davası açsaydı mahkemeye etkili bir eriꢁimden faydalanabilecekti.   Mahkeme, baꢁvuranın 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında belirtilen   nedenlerle hukuk mahkemelerinde dava açmamıꢁ olmasını dikkate alır. Bu yüzden baꢁvuran   dava açsa idi yerel mahkemelerin baꢁvuranın iddiaları ile ilgili hüküm verip veremeyeceğini   kestirmek mümkün değildir. Mahkemeye göre baꢁvuranın ꢁikayetleri temelde güvenlik   güçleri tarafından aile yurdu ve malının bilinçli olarak tahrip edilmesi ve köyünden zorla   çıkarılması hakkında etkili soruꢁturma yapılmadığı iddiası ile alakalıdır. Bu nedenle   Mahkeme ꢁikayeti 13. madde temelinde inceleyecektir. Bu, AĐHS’nin ihlali iddialarında   devletlere etkili hukuk yolu sunmaları konusunda daha genel bir zorunluluk getirmektedir   (bkz. Selçuk ve Asker, yukarıda anılan).   Bu nedenle Mahkeme AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespitini   gerekli bulmamaktadır.   B. AĐHS’nin 13. maddesi   Baꢁvuran, Sözleꢁme mağduriyetleri ile ilgili etkili hukuk yolu olmadığı için AĐHS’nin   13. maddesi kapsamında ꢁikayetçi olmuꢁtur.   Hükümet, soruꢁturmada noksan bulunmadığını ve yetkililerin, baꢁvuranın iddialarıyla   ilgili kapsamlı bir soruꢁturma yürütmüꢁ olduğunu ileri sürmüꢁtür.   Mahkeme, yerel adli düzende ne ꢁekilde güvence altına alınmıꢁ olursa olsun Sözleꢁme   hak ve özgürlüklerinin içeriğini uygulayacak ulusal düzeyde bir hukuk yolu bulunmasının   AĐHS’nin 13. maddesinde teminat altına alındığını hatırlatır. Bu nedenle 13. maddenin   sonucu, Đmzacı Devletlere bu maddedeki Sözleꢁme sorumluluklarına nasıl uyacakları   konusunda bir miktar özgürlük verilmiꢁ olsa da, AĐHS bağlamında “savunulabilir bir ꢁikayet”   konusunu ele alıp uygun çözüm sunacak bir iç hukuk yolunun sağlanmasını zorunlu   kılmasıdır. 13. maddedeki zorunluluğun kapsamı, baꢁvuranın AĐHS bağlamındaki ꢁikayetinin   durumuna göre değiꢁir. Ancak 13. maddede zorunlu tutulan hukuk yolunun hem uygulama   hem de kanunda “etkili” olması, özellikle de uygulanmasının imzacı devlet yetkililerinin   eylem veya ihmalleriyle haksız bir ꢁekilde engellenmemesi gerekmektedir (Dulaꢀ ve Yöyler,   yukarıda anılan).   Mahkeme, sözkonusu davada toplanan delillere dayanarak iddia edildiği gibi güvenlik   güçleri tarafından baꢁvuranın evinin tahrip edildiği veya zorla yerinden edildiğinin zorunlu   kanıt standardı düzeyinde kanıtlanmadığını hatırlatır. Ancak bu, 13. maddenin ꢁartlarında   ꢁikayetlerinin koruma kapsamı dıꢁında kaldığı anlamına gelmemektedir (bkz. D.P. ve J.C. –   Đngiltere, no. 38719/97). Bu ꢁikayetler açıkça temelden yoksun bulunup kabuledilmez   bulunmamıꢁ, bu yüzden esaslar hakkında bir inceleme gerektirmiꢁtir. Ayrıca, 2 Eylül 2003   AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   tarihli kabuledilebilirlik kararında Mahkeme, ꢁikayetleriyle ilgili tam ve etkili bir soruꢁturma   yapılmadığı için baꢁvuranın iç hukukta baꢁka yollar aramaktan kurtarılması kararını almıꢁtır.   Mahkeme 13. madde ꢁartları tam anlamıyla değerlendirilse bile baꢁka bir ꢁartın ihlalinin   maddenin uygulanması için bir önkoꢁul olmadığını yineler (Boyle ve Rice – Đngiltere, A Serisi   no. 131). Buna göre Mahkeme, kabuledilebilirlik kararındaki tespitlerini ve baꢁvuranın   iddialarının ilk bakıꢁta savunulmaz görülerek reddedilemez bulunduğu sonucunu dikkate   alarak baꢁvuranın ꢁikayetlerinin AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında tartıꢁılabilir ihlal   iddialarını ortaya çıkardığı kanaatindedir (bkz. üzerinde gerekli değiꢁiklikler yapıldıktan sonra   AĐHS’nin 6. maddesinin tatbikinin tartıꢁmalı olması çerçevesinde Mennitto – Đtalya [BD], no.   33804/96).   Sözkonusu davanın özel koꢁullarına dönmek gerekirse Mahkeme, Ovacık Cumhuriyet   Savcılığı’nın görevsizlik kararını takiben Ovacık Đdare Kurulu idari yetkililerinin baꢁvuranın   iddiaları ile ilgili soruꢁturma baꢁlattığını dikkate alır. Ancak tartıꢁmalı soruꢁturma Jandarma   Komutanlığından baꢁvuranın iddiaları ile ilgili bilgi istemekle sınırlıydı. Baꢁvuran, ev ve   mallarının yakılmasının faili olarak açıkça jandarmaları suçlamasına rağmen soruꢁturmalar   sırasında güvenlik güçleri mensuplarının dinlenmesi için giriꢁimde bulunulmamıꢁ olduğu   görülmektedir. Baꢁvuranın iddialarını doğrulamak adına yetkililerin iddia konusu olay   mahallini ziyaret etmeyi düꢁünmediği de görülmektedir. Bunun yerine güvenlik güçleri   tarafından verilen bilgilere dayanmayı yeterli bulmuꢁlardır. Bu bağlamda Mahkemenin   güvenlik güçlerinin bu tip eylemleri gerçekleꢁtirebileceği yönünde bir ihtimali   değerlendirmede yetkililer tarafında genel bir isteksizlik tespit etmiꢁ olması kayda değerdir   (yukarıda anılan Selçuk ve Asker, Đpek, Yöyler kararları). Aslında sözkonusu davada Ovacık   Kaymakamının verdiği yanıt Mahkemenin önceki tespitlerini doğrulamaktadır. Sonuç olarak   jandarma yetkililerinin baꢁvuranın iddialarını reddetmesi akabinde Ovacık Đdare Kurulu   yetkilileri tarafından daha fazla soruꢁturma yapılmamıꢁtır.   Mahkeme, Türkiye’nin güneydoğusundaki Đdare Kurullarının hiyerarꢁide Valiye bağlı   olan devlet memurları ve soruꢁturma kapsamındaki güvenlik güçleriyle bağlantılı bir   yöneticiden oluꢁtuğu için bağımsız bir soruꢁturma yürütebilmeleri konusunda ciddi   ꢁüphelerini her fırsatta dile getirmiꢁtir (bkz. diğerleri yanında Güleç – Türkiye, no. 21593/93,   Raporlar 1998-IV; Yöyler ve Đpek, yukarıda anılan). Soruꢁturmada tespit edilen ciddi kusurlar   sözkonusu davada Mahkemenin baꢁka bir sonuca varmasına izin vermemektedir.   Bu ꢁartlar altında baꢁvuranın Aktaꢁ’ta malının tahrip edildiği iddiaları hakkında   yetkililerin tam ve etkili bir soruꢁturma yürüttüğü söylenemez.   Bu nedenle AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢁtir.   V. AĐHS’NĐN 6, 8 VE 13. MADDELERĐ ĐLE 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESĐ   BAĞLAMINDA AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuran, Kürt kökenli olması nedeniyle AĐHS’nin 6, 8 ve 13. maddeleri ile 1 no’lu   Protokolün 1. maddesi bağlamında AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilerek ayrımcılığa tabi   tutulduğunu öne sürmüꢁtür. 14. madde aꢁağıdaki ꢁekildedir:   “Bu Sözleꢁmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya   diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi   baꢁka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”   AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   Baꢁvuran, ev ve mallarının tahrip edilmesinin Kürt kökenli olmaları nedeniyle   ayrımcılığa dayanan resmi bir politikanın sonucu olduğunu öne sürmüꢁtür.   Hükümet, baꢁvuranın iddialarını reddetmiꢁtir.   Mahkeme, baꢁvuranın iddiasını kendisine iletilen delillerin ıꢁığında incelemiꢁ, ancak   asılsız bulmuꢁtur. Bu nedene AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilmemiꢁtir.   VI. AĐHS’NĐN 18. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuran ꢁikayet edilen müdahale ve kısıtlamaların AĐHS’ye uygun olmayan   gerekçelerle konulduğunu iddia etmiꢁtir. Aꢁağıda çıkarılan AĐHS’nin 18. maddesine atıfta   bulunmuꢁtur:   “Bu Sözleꢁmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak   öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”   Mahkeme, bu iddiayı kendisine iletilen deliller ıꢁığında incelediğine ve iddianın asılsız   bulunduğuna iꢁaret eder. Bu yüzden sözkonusu hükmün ihlali tespit edilmemiꢁtir.   VII. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi aꢁağıda çıkarılmıꢁtır:   “Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢁmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢁvuran, evinin tahrip edilmesi ve Ekim 1994’ten beri ekonomik faaliyetlerine devam   edememesine karꢁılık olarak toplam 211,640,000,000 Türk Lirası (TRL)1 maddi tazminat   talep etmiꢁtir.   Hükümet, AĐHS’nin ihlal edilmemesi nedeniyle böyle bir tazminatın ödenemeyeceğini   bildirmiꢁtir. Hükümet, ayrıca Mahkemenin AĐHS’nin herhangi bir hükmünün ihlalinin   Mahkemece saptanması durumunda bile baꢁvuran tarafından talep edilen miktarların aꢁırı   olduğunu ve bölgenin ekonomik gerçeklerini yansıtmadığını ileri sürmüꢁtür.   Mahkeme baꢁvuran tarafından talep edilen tazminatla AĐHS’nin ihlali arasında nedensel   bir bağlantı bulunması gerektiğini ve bunun uygun bir durumda gelir kaybına karꢁılık olarak   tazminat içerebileceğini hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Barbera, Messegue ve Jabardo –   Đspanya, Seri A no. 285-C). Ne var ki Mahkeme sözkonusu davada baꢁvuranın evlerinin   yakıldığı veya köylerinden güvenlik güçleri tarafından zorla çıkarıldıklarının gerekli kanıt   standardına uygun ꢁekilde tespit edilmediğini yineler. Bu yüzden AĐHS’yi ihlal ettiği öne   sürülen olay (etkili bir soruꢁturmanın yürütülmemiꢁ olması) ile baꢁvuran tarafından talep   Yaklaꢁık 130,000 Euro     AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   edilen maddi hasar arasında nedensellik iliꢁkisi yoktur. Bu nedenle Mahkeme baꢁvuranın bu   baꢁlık altındaki iddiasını reddeder.   B. Manevi tazminat   Baꢁvuran, toplam 20,000 Euro manevi tazminat talep etmiꢁtir. Köyünden zorla   çıkarılması ve Aktaꢁ’taki ev ve malının tahrip edilmesi nedeniyle yaꢁadığı acı ve yoksulluğa   atıfta bulunmuꢁtur.   Mahkeme, miktarın aꢁırı ve haksız olduğunu öne sürmüꢁtür.   Mahkeme, ulusal yetkililerin baꢁvuranın iddiaları ile ilgili kapsamlı bir soruꢁturma   yürütemeyerek AĐHS’nin 13. maddesinin ihlaline sebep olduklarını tespit etmiꢁtir. Buna göre   baꢁvurana manevi tazminat verilmelidir. Mahkeme, iddiaların ciddiyetini dikkate alarak ve   tarafsızlık ilkesine göre karar vererek baꢁvurana, ödeme gününde uygulanan kurdan Türk   lirasına çevrilmek üzere 4,000 Euro ödenmesine karar vermiꢁtir.   C. Mahkeme masrafları   Baꢁvuran, davasının AĐHS kuruluꢁları huzurunda hazırlanması ve sunulmasındaki ücret   ve masraflara karꢁılık olarak toplam 6,370 Euro talep etmiꢁtir. Avukatları tarafından tahakkuk   ettirilen ücret ve masraflar (62 saat 20 dakika yasal çalıꢁma ücreti ve telefon, posta, tercüme,   kırtasiye gibi masraflar) bu meblağa dahildir.   Hükümet iddianın aꢁırı ve asılsız olduğunu öne sürmüꢁtür. Hükümet, baꢁvuran   tarafından iddialarını kanıtlamak adına hiçbir makbuz veya diğer belge ibraz edilmediğini   belirtmiꢁtir.   Mahkeme, baꢁvuranın iddialarını AĐHS’ye dayanarak oluꢁturmada sadece kısmen   baꢁarılı olduğunu belirtir. Yine de sözkonusu dava, olayları ve hukuksal bağlamda ayrıntılı   inceleme gerektiren karmaꢁık sorunlar içermektedir. Bu yüzden Mahkeme AĐHS’nin 41.   maddesine göre sadece yasal masraflar ve zorunlu olarak ve bilfiil tahakkuk etmiꢁ   harcamaların tanzim edilebileceğini hatırlatır. Baꢁvuran tarafından sunulan iddiaların   ayrıntılarını dikkate alarak Mahkeme, uygulanabilecek her tür katma değer vergisinden hariç   tutulmak üzere 2,150 Euro ödenmesine karar vermiꢁtir.   D. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢁtir.   YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Hükümetin ön itirazının reddine;   2. AĐHS’nin 3 ve 8. maddelerinin ve 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediğine;     AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   3. AĐHS’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edilmediğine;   4. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespitinin gerekli bulunmadığına;   5. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   6. AĐHS’nin 3, 6, 8 ve 13. maddeleri ile 1 no’lu Protokolün 1. maddesi bağlamında   AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;   7. (a) Sorumlu Devlet’in baꢁvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢁtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk   Lirası’na çevrilerek baꢁvuranın Türkiye’deki banka hesabına aktarılmak üzere:   (i) 4,000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat,   (ii) mahkeme masrafları için 2,150 Euro (iki bin yüz elli Euro);   (iii) bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;   (b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢁılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   4. Baꢁvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đngilizce hazırlanmıꢁ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 2 ꢀubat   tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢁtir.   Vincent BERGER   Yazı Đꢁleri Müdürü   Boštjan M. ZUPANČIČ   Baꢁkan   12

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło