33243/96
WyrokETPCz2006-02-02ECLI:CE:ECHR:2006:0202JUD003324396
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego dochodzenia w sprawie zarzutów zniszczenia mienia i przymusowego wysiedlenia przez siły bezpieczeństwa stanowi naruszenie art. 13 Konwencji, pomimo braku wystarczających dowodów na naruszenie materialnych artykułów Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że skarżący nie przedstawił wystarczających dowodów, aby udowodnić, że to siły bezpieczeństwa zniszczyły jego dom i zmusiły go do opuszczenia wioski, co doprowadziło do braku stwierdzenia naruszeń art. 3, 5, 8 i art. 1 Protokołu nr 1. Jednakże, Trybunał uznał, że zarzuty skarżącego były "uzasadnioną skargą" w rozumieniu art. 13, co wymagało skutecznego krajowego dochodzenia. Trybunał stwierdził, że krajowe dochodzenie było nieskuteczne, ponieważ władze ograniczyły się do uzyskania informacji od żandarmerii, nie przesłuchały funkcjonariuszy ani nie zbadały miejsca zdarzenia, a rady administracyjne nie były w stanie prowadzić niezależnych dochodzeń. W konsekwencji, Trybunał stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Abbas Şaylı, mieszkał w wiosce Otlubahçe w prowincji Tunceli, która w 1994 roku znajdowała się w stanie wyjątkowym. Twierdził, że 5 października 1994 roku siły bezpieczeństwa otoczyły jego wioskę, zebrały mieszkańców, nakazały im opuszczenie domów, a następnie spaliły domy i uprawy. Skarżący złożył skargę do prokuratury, która przekazała sprawę do władz administracyjnych. Władze te, opierając się na raporcie żandarmerii zaprzeczającym spaleniu domów przez siły bezpieczeństwa, odmówiły wszczęcia dochodzenia. Rząd twierdził, że wioska została opuszczona z powodu działań terrorystycznych PKK, a domy mogły zostać spalone przez terrorystów w mundurach wojskowych.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: odrzuca wstępne zarzuty Rządu; stwierdza brak naruszenia art. 3 i 8 Konwencji oraz art. 1 Protokołu nr 1; stwierdza brak naruszenia art. 5 ust. 1 Konwencji; uznaje, że nie jest konieczne ustalanie, czy doszło do naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji; stwierdza brak naruszenia art. 14 Konwencji w związku z art. 3, 6, 8 i 13 Konwencji oraz art. 1 Protokołu nr 1; stwierdza brak naruszenia art. 18 Konwencji; zasądza 4000 EUR zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 2150 EUR na pokrycie kosztów i wydatków, wraz z odsetkami; odrzuca pozostałe roszczenia skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
A V R U P A
OF E U R O P E
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
ꢀAYLI – TÜRKĐYE
(B a ꢀvuru no. 33243/96)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐ SĐ
STRAZBURG ꢀubat 2006
NĐHAĐ
03/07/2006
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Davanın nedeni, Türk vatandaꢁı Abbas ꢀaylı’nın (“baꢁvuran”), Đnsan Haklarının ve Temel
Özgürlüklerinin Korunmasına Đliꢁkin Sözleꢁme’nin (“AĐHS”) eski 25. Maddesi uyarınca,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”), 5 Eylül tarihinde yapmıꢁ olduğu 33243/96 no’lu baꢁvurudur.
Baꢁvuran, Đstanbul Barosu’na bağlı avukatlar Ö. Kılıç ve M. Ali Kırdök tarafından temsil
edilmiꢁtir.
Baꢁvuran, devletin güvenlik güçlerinin evini ve eꢁyalarını tahrip edip, ikametgahını terk
etmeye zorladığını iddia etmiꢁtir. Baꢁvuran, AĐHS’nin 3, 5, 6, 8, 13, 14 ve 18. Maddeleri ile
Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlal edildiğini iddia etmiꢁtir.
OLAYLAR
DAVANIN OLAYLARI doğumlu baꢁvuran, iddia edilen ve baꢁvuruya neden olan olaylar sırasında Otlubahçe
köyünde ikamet etmekteydi. Davanın olayları, taraflar arasında ihtilaf konusu olup, aꢁağıdaki
gibi özetlenebilir.
A. Baꢁvurana göre davanın olayları
Baꢁvuran, 1994 yılının Ekim ayına kadar, Türkiye’de o zamanlar olağanüstü hal bölgesi
olan Tunceli’nin Ovacık ilçesindeki Otlubahçe köyünde ikamet etmiꢁtir. 1994 yılında terörist
eylemler bu bölgede endiꢁe verici ciddi bir sorundu. 1980’li yıllardan bu yana, bölgede,
güvenlik güçleriyle, Kürt nüfusun bir Kürt özerk bölgesi kurma amacında olan kesimleri,
özellikle de PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi) üyeleri arasında ꢁiddetli çatıꢁmalar sürüyordu.
Baꢁvuranın köyündeki köylüler “teröristlere yardım ve yataklık etmekten” zan altında idiler;
bu nedenle köyün yakınında konuꢁlanmıꢁ olan jandarmalar tarafından titizlikle ve sıklıkla
denetleniyorlardı.
Güvenlik güçleri, 5 Ekim 1994 tarihinde, baꢁvuranın köyünün etrafını sarmıꢁ ve köylüleri
köy meydanına toplamıꢁtır. Küfürlü sözler kullanarak, köylülere, köyün derhal boꢁaltılacağını
ve geri dönme olasılıkları bulunmadığını söylemiꢁlerdir. Baꢁvuran beraberinde götürebileceği
ne varsa almıꢁ ve köyü terk etmiꢁtir. Köyün boꢁaltılmasından hemen sonra, askerler evleri ve
mahsulleri ateꢁe vermiꢁlerdir.
Baꢁvuran, geçici olarak, Ovacık yakınlarındaki, felaket sonrası için kurulmuꢁ devlete ait
prefabrik konutlara taꢁınmıꢁtır.
ꢀikayet konusu olayları müteakiben, baꢁvuran, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na bir
dilekçe vermiꢁ ve köyünün jandarmalar tarafından yakılmasından ve köyü boꢁaltmaya
zorlanmalarından ꢁikayetçi olmuꢁtur.
Dava, güvenlik güçlerinin yaptığı iddia edilen eylemlerle ilgili soruꢁturmaya iliꢁkin
olduğundan, Ovacık Cumhuriyet Savcısı görevsizlik kararı vermiꢁ ve Memurin Muhakematı
Kanunu’na uygun olarak, dilekçeyi Ovacık Bölge Valisi’ne havale etmiꢁtir.
Bölge Valisi, Ovacık Jandarma Komutanlığı’na bir yazı göndermiꢁ ve baꢁvuranın
iddialarıyla ilgili bilgi istemiꢁtir.
Jandarma Komutanı, 1 Kasım 1994 tarihli yazısında, Bölge Valisi’ni bilgilendirmiꢁ ve
güvenlik güçlerinin bölgede yaptığı operasyonlar sırasında hiçbir evi yakmadığını belirtmiꢁtir.
Buna göre, Ovacık Đdare Kurulu jandarmalar aleyhindeki cezai takibatın devam etmemesi
kararı vermiꢁtir.
Ovacık Bölge Valisi, 25 Ekim 1995 tarihinde baꢁvurana gönderdiği yazıda, Ovacık
Jandarma Komutanı’nın 1 Kasım 1994 tarihli yazısına dayanarak, baꢁvuranın iddialarından
ikna olmadığını belirtmiꢁtir. Ayrıca yazıda, Danıꢁtay’ın yürürlükteki içtihadı uyarınca, itham
edilen memurun kimliği belirlenmedikçe, soruꢁturma açmanın mümkün olmadığını
belirtmiꢁtir. Bu nedenle, yetkili makamların, iddia edilen olaylarla ilgili soruꢁturma
baꢁlatmayacağını ifade etmiꢁtir.
Bu yazı baꢁvurana ulaꢁmamıꢁtır. Baꢁvuran, Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın görevsizlik
kararıyla, Ovacık Đdare Kurulu’nun kararını diğer köylülerden öğrenmiꢁtir.
B. Hükümet’e göre davanın olayları
PKK üyeleri, 1994 yılında, Ovacık bölgesindeki köylerde, örgüt için propaganda
kampanyaları baꢁlatmıꢁtır. PKK militanları bu köylerden genç erkekleri kaçırmıꢁ ve bunları
örgüte katılmaya zorlamıꢁ, köylülere tehdit ve tacizlerde bulunmuꢁtur. Köylüler PKK’nin
uyguladığı baskı sonucunda evlerini terk etmiꢁlerdir.
Yetkili makamların yürüttüğü soruꢁturma, baꢁvuranın köyünün, güvenlik güçleri
tarafından değil, askeri üniforma giymiꢁ teröristler tarafından yakıldığını ortaya koymuꢁtur.
Baꢁvuran, soruꢁturmayı yürüten yetkililere verdiği ifadelerde, iddia ettiği suçun faillerini
belirleyememiꢁtir.
C. Tarafların sağladığı belgeler
Taraflar, iddialarını doğrulamak amacıyla çeꢁitli belgeler sunmuꢁlardır. Bu belgelerin
ilgili kısımları aꢁağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Baꢀvuranın sunduğu belgeler
(a) Türkiye Đnsan Hakları Vakfı’nın (“TIHV”) Yıllık Raporları
Merkezi Ankara’da bulunan bir sivil toplum kuruluꢁu olan Đnsan Hakları Vakfı’nın 1993
Raporu’na göre, 1990 ile 1993 yılları arasında 913’den fazla köy ve mezra boꢁaltılmıꢁtır. yılına ait Rapor, köy boꢁaltmaların 1993 yılında fazlalaꢁtığını ve daha çok, köy korucusu
olarak hizmet etmeyi reddeden köylülerin köylerinin hedef alındığını ifade etmiꢁtir. yılına ait Rapor ise, Hükümet’in politikasının, köy boꢁaltma ve sonrasında yol açılan
tahribata, PKK terörü, fakirlik ve doğal faktörlerin neden olduğunu iddia etmek olduğunu ileri
sürmektedir. Aynı rapora göre, olağanüstü hal yönetimindeki her bölgede 50 ila 60 köy
yakılmıꢁtır. Raporu’na göre, 1995 yılında 400’den fazla köy boꢁaltılmıꢁtır. 1996 Raporu ise,
Olağanüstü Hal Bölge Valisi’nin bir seferde, toplam 918 köy ve 1767 mezranın çeꢁitli
nedenlerle boꢁaltıldığını belirttiğini ancak boꢁaltmaların güvenlik güçleri tarafından
gerçekleꢁtirildiğini hiç itiraf etmediğini ifade etmiꢁtir. ile 1998 Raporları, Hükümet’in köy boꢁaltma politikalarını, 1990’lardan bu yana
uygulanan sistematik bir “iç güvenlik operasyonu” olarak tanımlamıꢁtır.
(b) Đnsan Hakları Derneği’nin yayınladığı “Yakılan/Boꢁaltılan Köyler ve Göç” adlı kitaptan
alıntılar
Alıntılar, ꢀubat 1990’dan Ocak 1999’a dek yakılan ve/veya boꢁaltılan köylerin kapsamlı
bir listesini vermiꢁtir. Liste, boꢁaltılan ve tahrip edilen köyler arasında Otlubahçe’ye yer
vermemiꢁtir.
Alıntılar, Ülkede Gündem adlı günlük gazetede çıkan ve köylerin boꢁaltılması ve bunun
yerinden olmuꢁ kiꢁiler üzerindeki kötü etkileriyle ilgili makaleleri içermektedir. Makaleler,
bazı köylülerin Devlet makamlarına dilekçeler verip, köylerinin güvenlik güçleri tarafından
yakıldığından ꢁikayetçi oldukları üzerinde durmuꢁtur.
Makaleler ayrıca, Hükümet’in, yerinden edilmiꢁ köylülerin köylerine geri dönmesine izin
verdiği yönünde halka yönelik verdiği beyanların güvenilmez olduğunu vurgulamıꢁtır.
Köylüler ne zaman bunu yapmaya kalkıꢁsalar, köylerine girmelerine fiziksel olarak karꢁı
konulmuꢁtur.
(c) Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yerleꢁim birimlerinin boꢁaltılmasını müteakiben yerinden
edilmiꢁ kiꢁilerin sorunlarına iꢁaret etmek için alınacak önlemlerle ilgili Türkiye Büyük Millet
Meclisi Soruꢁturma Komisyonu’nun 14 Ocak 1998 tarihli raporu
Bu rapor, meclisin 10 üyesinden oluꢁan Soruꢁturma Komisyonu tarafından hazırlanmıꢁtır.
Bu rapora göre, 1993 ve 1994 yıllarında, 905 köy ve 2923 mezranın sakinleri tahliye edilmiꢁ
ve ülkenin baꢁka bölgelerine taꢁınmaya zorlanmıꢁlardır.
Rapor, eski Diyarbakır Valisi Doğan Hatipoğlu’nun bir ifadesine de yer vermiꢁtir.
Hatipoğlu, görevi sırasında, askeri makamların ara sıra köyleri boꢁalttığının dikkatine
sunulduğunu belirtmiꢁ, çok nadir olsa da, köylerin yakılmasıyla ilgili ꢁikayet aldığını ifade
etmiꢁtir. Hatipoğlu’na göre, tüm köylerin PKK’nın zorlamasıyla boꢁaltılmıꢁ olduğunu ileri
sürmek olanaksızdır. Hükümet’in yerinden edilmiꢁ insanların sağlıklı bir biçimde yeniden
yerleꢁtirilmeleri için gerekli önlemleri alamadığını iddia etmiꢁtir.
Rapor, Đnsan Hakları Vakfı Baꢁkanı Yavuz Önen tarafından hazırlanıp, 1995 yılında
Soruꢁturma Komisyonu’na sunulan “Đnsan Hakları Raporu - Türkiye’ye de atıfta bulunmuꢁtur.
Bu raporun bir bölümü, yerlerinden göçenlerle boꢁaltılan köylere ayrılmıꢁtır. Rapor, 1995
yılında köy ve mezraların boꢁaltılması uygulamasının çok yaygın olduğunu öne sürmüꢁtür.
Köylerdeki pek çok ev ya tahrip edilmiꢁ ya da oturulamaz hale getirilmiꢁtir. Đnsanlar bölgeden
göç etmeye zorlanmıꢁ, köylüler köylerini terk edene dek üzerlerine baskı uygulanmıꢁtır. 1995
yılının ilk aylarında, köylüleri köy korucusu olmayı kabul eden köy ve mezralar haricinde,
içinde yaꢁanan hemen hemen hiçbir köy ve mezra kalmamıꢁtır.
Soruꢁturma Komisyonu’nun raporu, aynı zamanda, ꢀırnak Milletvekili Salih Yıldırım’ın, Haziran 1997 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, boꢁaltılmıꢁ köyler üzerine
yaptığı bir konuꢁmaya da yer vermiꢁtir. Yıldırım, diğer hususlar meyanında, köylerin ya
örgüte karꢁı çıkanları sindirmek için PKK tarafından ya da köyleri koruyamadıkları veya o
köylerin köylüleri köy korucusu olmayı reddettikleri veya PKK’ya yardım yaptıklarından
ꢁüphelenildikleri için yetkili makamlar tarafından boꢁaltılmıꢁ olduğunu ifade etmiꢁtir.
Sonuç olarak, raporda, yerleꢁim birimlerinde ikamet edenlerin, mezralar yerine,
yaꢁadıkları yerlere yakın bölgelerdeki ilçelerde, kazalarda ya da merkez köylerde yeniden
iskan edilmeleri ve öncelik göç edenlere verilerek, bölgede ikamet edenlere iꢁ sağlamak
amacıyla gerekli mali önlemlerin alınması önerilmiꢁtir.
2. Hükümet’in sunduğu belgeler
(a) Baꢁvuranın sahip olduğu mal ve mülke iliꢁkin Nisan 2004 tarihli Rapor
Yetkili makamların yürüttüğü soruꢁturmanın ardından, baꢁvuranın, tapu ve kadastro
dairesi kayıtlarına göre, bir ev ve 19.506 metrekarelik bir arsaya sahip olduğu ortaya
konmuꢁtur. Belediyenin tapu kayıtlarına göre ise, baꢁvuranın, 31.000 metrekare
büyüklüğünde baꢁka bir arsası daha bulunmaktadır. Baꢁvuranın, sahip olduğu arsalardan
816.000.000 Türk Lirası gelir elde edebileceği hesaplanmıꢁtır. Baꢁvuranın kayıtlı ağacı
bulunmamaktadır. Resmi kayıtlara göre, vergi ödemediğinden, herhangi bir ticari faaliyette
bulunmadığı anlaꢁılmıꢁtır.
(b) Halit ꢀaylı ve Hasan Süzgün’ün iki jandarma tarafından alınan 10 Mart 2004 tarihli ifadeleri
Ovacık ilçesi Otlubahçe köyünde ikamet eden iki ꢁahidin ifadeleri, AĐHM’ye baꢁvuran
baꢁvuranın durumunu belirlemek amacıyla alınmıꢁtır. ꢀahitler, baꢁvuranın, Ovacık
civarındaki Pulur’da ikamet ettiğini ifade etmiꢁlerdir. ꢀahitler, Otlubahçe’de elektrik, okul
veya telefon olmadığını da kaydetmiꢁlerdir.
HUKUK
I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI
Hükümet, 29 Nisan 2005 tarihli ek görüꢁünde, 14 Temmuz 2004 tarihinde kabul edilen
“Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karꢁılanması Hakkında Kanun” ıꢁığında, iç
hukuk yollarının tüketilmediği ile ilgili ön itirazda bulunmuꢁtur. Bu Kanun, yetkili
makamların terörle mücadelesi sırasında zarar gören baꢁvuranın AĐHS mağduriyetini telafi
edebilecek uygun bir çare sağlamıꢁtır. Bu nedenle, Hükümet, AĐHM’den, bu baꢁvurunun
incelenmesini askıya almasını ve baꢁvurandan iç hukuka getirilen yeni baꢁvuru yolundan
yararlanmasını istemesini talep etmiꢁtir.
Baꢁvuran Hükümet’in itirazına itiraz etmiꢁ, AĐHM’nin kabuledilebilirlik kararından sonra
kendisinden yeni bir hukuk yoluna baꢁvurmasının istenemeyeceğini savunmuꢁtur.
AĐHM, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında zaten, baꢁvuranın ꢁikayetleriyle
ilgili etkili bir soruꢁturmanın yapılmamıꢁ olması nedeniyle, baꢁvurandan iç hukukta baꢁka bir
yola baꢁvurmasının istenmemesine karar vermiꢁ olduğunu anımsar. AĐHM, bu itirazın,
baꢁvuru hakkında kabuledilebilirlik kararı verildikten sonra yapıldığını kaydeder. Bu nedenle,
Hükümet’in, esas itibarıyla bu aꢁamada kabuledilebilirliğe itiraz etme hakkının iptal edildiği
farzedilebilir. Bu nedenle Hükümet’in itirazı takibatın bu aꢁamasında gözönünde
bulundurulamaz (bu hususlar meyanında bkz. Amrollahi – Danimarka, 56811/00, Nikolova –
Bulgaristan [BD], 31195/96).
II. AĐHS’NĐN 3. VE 8. MADDELERĐ ĐLE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1.
MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuran, devletin güvenlik güçleri tarafından Otlubahçe köyünden tahliye edilmesi ile
evi ile mal ve mülklerinin tahrip edilmesinin, AĐHS’nin 3. ve 8. Maddeleri ile Ek 1 No’lu
Protokolün 1. Maddesi’nin ihlaline yol açtığını iddia etmiꢁtir. Đlgili Maddelere göre:
Madde 3
“Hiç kimse iꢁkenceye, insanlık dıꢁı ya da onur kırıcı ceza veya iꢁlemlere tabi tutulamaz.”
Madde 8
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleꢁmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç iꢁlenmesinin önlenmesi, sağlığın
veya ahlakın veya baꢁkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda,
zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüꢁ olmak koꢁuluyla söz konusu olabilir.”
Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi
“Her gerçek ve tüzel kiꢁinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı
vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koꢁullara ve uluslararası
hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını
düzenlemek veya vergilerin ya da baꢁka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için
gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. “
Baꢁvuran, devletin güvenlik güçlerince ocağından zorla tahliye edilmesi ve mal ve
mülkünün kasten tahrip edilmesinin, mal ve mülk dokunulmazlığı ile aile hayatına saygı
gösterilmesi hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Baꢁvuran ayrıca, mal ve mülkünün tahrip
edilmesiyle köyünden tasfiye edilmesi etrafındaki koꢁulların insanlık dıꢁı ve alçaltıcı
muameleye eꢁdeğer olduğunu da iddia etmiꢁtir.
Hükümet baꢁvuranın ꢁikayetlerinin somut temellerini yadsımıꢁ, asılsız olduklarını ileri
sürmüꢁtür. Bu vesile ile Hükümet, baꢁvuranın köyünün güvenlik güçleri tarafından
boꢁaltılmadığını ve yakılmadığını öne sürmüꢁtür. Baꢁvuran köyünü PKK’nin bölgede
yürüttüğü yoğun terör eylemleri nedeniyle terk etmiꢁtir. Yetkili makamların yürüttüğü
soruꢁturma, baꢁvuranın köyünün askeri üniforma giymiꢁ teröristler tarafından yakılmıꢁ
olabileceğini ortaya koymuꢁtur.
AĐHM, olayların bu baꢁvuruya yol açan kesin nedeniyle ilgili bir ihtilafla karꢁı karꢁıyadır.
Dolayısıyla, öncelikle, meydana geldiği iddia edilen olaylar sırasında bölgede hakim olan
genel durumu göz önünde bulundurmalıdır. Bu vesile ile, AĐHM, sözkonusu tarihlerde,
Türkiye’deki olağanüstü hal bölgesinde, güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında ꢁiddetli
çatıꢁmalar olduğunu gözlemlemiꢁtir. Đki tarafın eylemlerinin sonucu çatıꢁmaya yol açan bu
çift taraflı ꢁiddet, pek çok kiꢁiyi evlerinden kaçmaya zorlamıꢁtır. Ayrıca, ulusal makamlar,
birçok yerleꢁim biriminin sakinini, bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak için tahliye
etmiꢁtir (Doğan ve Diğerleri – Türkiye, 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02). Yine de,
AĐHM, benzer bazı davalarda da, güvenlik güçlerinin, baꢁvuranların bazılarının evleriyle mal
ve mülklerini kasten tahrip ettiği, geçim kaynaklarından yoksun bıraktığı ve Türkiye’nin
olağanüstü hal bölgesindeki köylerini terk etmeye zorladığı sonucuna varmıꢁtır (diğerlerinin
yanı sıra, bkz. Akdivar ve Diğerleri – Türkiye; Selçuk ve Asker – Türkiye; Menteꢀ ve Diğerleri
– Türkiye; Bilgin – Türkiye, 23819/94 ve Dulaꢀ – Türkiye, 25801/94).
Durum böyleyken, hem Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu hem de AĐHM, Türkiye’den,
devletin güvenlik güçlerinin mal ve mülkleri yasaya aykırı olarak tahrip ettiğinin iddia
edildiği benzer davalar için daha önce komisyon soruꢁturmaları yürütmüꢁtür (Akdivar ve
Diğerleri ve Yöyler; Đpek – Türkiye, 25760/94). O davalarda, AĐHS kurumlarını böyle bir
uygulamaya baꢁvurmaya teꢁvik eden asıl neden, etkili bir ulusal soruꢁturmanın yokluğunda
gerçekleri tespit edememeleridir.
AĐHM, ꢁahitleri tanıklık etmek üzere mahkemeye çağırıp, kendi baꢁına durum tespiti
yaparak bu davadaki gerçekleri tespit etmeye giriꢁemeyeceği için üzüntü duymaktadır. Öte
yandan, AĐHM, böyle bir uygulamanın, davanın gerçek koꢁullarını tespit edecek yeterli delil
sağlamayacağı; bu davada geçen neredeyse on bir yıllık uzun zaman göz önüne alındığında,
tanıklık edecek ꢁahit bulmanın güçleꢁtiği ve ꢁahidin olayları ayrıntılarıyla ve doğru olarak
hatırlayabilmesini güçleꢁtireceği kanısındadır. Dolayısıyla, AĐHM, kararını, tarafların
sunduğu elindeki delillere dayanarak vermelidir (bkz. Çaçan – Türkiye, 33646/96, kararında
geçen Pardo – Fransa kararı). Öte yandan, AĐHM, tarafların sunduğu belgelerin
incelenmemiꢁ ya da sorgulanıp sınanmamıꢁ olduğuna, bu nedenle bu davada ulaꢁılabilecek
sonuçlar için potansiyel olarak yanıltıcı bir temel oluꢁturabileceğine dikkat etmelidir.
Daha önce kaydedildiği üzere, sözkonusu tarihlerde Türkiye’nin güneydoğusundaki
köylerin boꢁaltılması ve yakılması ile ilgili bağımsız raporlar göz önünde tutularak,
baꢁvuranın devletin güvenlik güçlerince köyünden zorla tahliye edildiği ve eviyle mal ve
mülkünün yakıldığı iddiası, ilk bakıꢁta savunulmaz olduğu için bertaraf edilemez. Ancak,
AĐHM için, AĐHS’de belirtilen amaçlar doğrultusunda istenen delil ölçütü “herhangi bir
ꢁüpheye yer bırakmaz” ve böylesi bir kanıt, yeterince sağlam, açık ve uygun çıkarsamaların
ya da reddedilemeyecek benzer maddi ipuçlarının varlığından ortaya çıkabilir (Đrlanda –
Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar).
Bu bağlamda, AĐHM, baꢁvuranın, güvenlik güçlerinin evi ile mal ve mülkünü yakmasıyla
iliꢁkili hiçbir görgü tanığı ifadesi sunmadığını kaydeder. Baꢁvuran, iddia edilen olaylara
karıꢁan askerlerin kimliği gibi belirli bilgiler de vermemiꢁtir. Ayrıca, baꢁvuranın, Ovacık
Cumhuriyet Savcılığı’nca baꢁlatılan takibat için hazır bulunmadığı ve takibat baꢁlatan
makamlara ꢁikayette bulunması sonrasında davasını takip etmediği anlaꢁılmıꢁtır. Baꢁvuran,
yetkili makamların yürüttüğü soruꢁturmayı takip etmemesine hiçbir açıklama getirmemiꢁtir.
Ayrıca, AĐHM, dosyada Hükümet’in savları ile ulusal makamların tespitlerini çürütecek delile
de rastlamamıꢁtır.
Yukarıda belirtilen hususlar ıꢁığında ve baꢁvuranın iddialarını doğrulayamaması
sonucunda, AĐHM, baꢁvuranın güvenlik güçlerince evinin yakılmasının ya da köyünden zorla
tahliye edilmesinin gerekli ölçüde ispatlanmıꢁ olduğu kanısında değildir.
Bu durum karꢁısında, AĐHM, AĐHS’nin 3. ve 8. Maddeleri ile, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1.
Maddesi’nin ihlal edilmediği sonucuna varmıꢁtır.
III. AĐHS’NĐN 5 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuran, evinin tahrip edilmesi ile Otlubahçe köyünden tahliye edilmesi çevresinde
geliꢁen koꢁulların, AĐHS’nin 5 § 1. Maddesi’nde belirlenen kiꢁi özgürlüğü ve güvenliği
hakkını ihlale de eꢁdeğer olduğunu iddia etmiꢁtir. Bu maddeye göre:
“Herkesin kiꢁi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aꢁağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen
yollar dıꢁında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”
Hükümet davanın bu yönü hakkında yorum yapmamıꢁtır.
AĐHM, 5 § 1. Madde’nin içeriğindeki öncelikli meselenin Devlet’in haklardan keyfi
olarak mahrum bırakmasından korumak olduğunu hatırlar.
Bu davada, baꢁvuran ne gözaltına alınmıꢁ ya da tutuklanmıꢁ, ne de özgürlüğü elinden
alınmıꢁtır. Baꢁvuranın, iddiasına göre evini ve mal ve mülkünü kaybetmesinden doğan
güvensiz özel koꢁulları, 5 § 1. Madde’de öngörülen, kiꢁinin güvenliği kavramıyla
örtüꢁmemektedir (bkz. yukarıda belirtilen Çaçan kararı ve Kıbrıs – Türkiye [BD], 25781/94).
Yukarıda anılanlar ıꢁığında, AĐHM, AĐHS’nin 5 § 1. Maddesi’nin ihlal edilmediği
sonucuna varmıꢁtır.
IV. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuran, evinin tahrip edildiğinin, köyünden zorla tahliye edildiğinin ve kiꢁisel haklarını
savunmak için bir mahkemeye baꢁvurmasının engellendiğinin kabul edilmeyerek, etkili
baꢁvuru yollarından yoksun bırakıldığından ꢁikayetçi olmuꢁtur. Baꢁvuran, AĐHS’nin 6 § 1. ile
13. Maddelerine dayanmıꢁtır. Sırasıyla, bu maddelerin ilgili kısımlarına göre:
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan … [bir]
mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
“Bu Sözleꢁme’de tanınmıꢁ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢁ da olsa, ulusal bir makama etkili bir baꢁvuru
yapabilme hakkına sahiptir.”
A. AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi
Baꢁvuran, iddialarıyla ilgili, yetkili makamların etkili bir soruꢁturma yürütmediğini,
dolayısıyla, kiꢁisel haklarını savunmak için mahkemeye baꢁvurmasının engellendiğini ileri
sürmüꢁtür. Baꢁvurana göre, etkili bir soruꢁturma olmadan, hukuki yargılamadan tazminat elde
edebilme olanağı bulunmamaktadır.
Hükümet, baꢁvuranın iç hukukta mevcut bulunan yolları denemediğini öne sürmüꢁtür.
Hükümet’e göre, baꢁvuran, dava açsaydı, etkili baꢁvuru hakkından yararlanabilirdi.
AĐHM, baꢁvuranın, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında belirtilen nedenlerden
ötürü asliye hukuk mahkemelerinde dava açmadığını kaydeder. Bu nedenle, baꢁvuran takibat
baꢁlatılmasına yol açsaydı, ulusal mahkemelerin baꢁvuranın iddialarıyla ilgili bir karara varıp
varamayacağını saptamak mümkün değildir. AĐHM’ye göre, baꢁvuranın ꢁikayetleri, güvenlik
güçleri tarafından evi ile mal ve mülklerinin kasten tahrip edilmesi ve köyünden zorla tahliye
edilmesiyle ilgili etkili bir soruꢁturmanın yapılmadığı iddialarıyla ilgilidir. Bu nedenle,
AĐHM, bu ꢁikayeti, AĐHS’nin ihlal edildiği iddiaları hususunda etkili baꢁvuru yolları
sağlamaları için Devletler’e daha genel bir yükümlülük getiren 13. Madde bakımından
inceleyecektir (bkz. yukarıda adı geçen Selçuk ve Asker, § 92).
Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edilip edilmediğini belirlemenin
gerekli olmadığı kanısındadır.
B. AĐHS’nin 13. Maddesi
Baꢁvuran, AĐHS’nin 13. Maddesi kapsamında, AĐHS’den doğan mağduriyeti hakkında
etkili baꢁvuru yollarının mevcut bulunmadığından ꢁikayetçi olmuꢁtur.
Hükümet, soruꢁturmada ihmal bulunmadığını ve yetkili makamların baꢁvuranların
iddialarıyla ilgili etkili bir tahkikat yürüttüğünü iddia etmiꢁtir.
AĐHM, AĐHS’nin 13. Maddesi’nin, iç hukuk düzeninde her ne biçimde korunuyor
olurlarsa olsunlar AĐHS’nin tanıdığı hak ve özgürlüklerin esasının, ulusal düzeyde yürürlüğe
konması amaçlı baꢁvuru yollarının açık olduğunu temin ettiğini yinelemiꢁtir. Dolayısıyla, 13.
Madde’nin etkisi, Sözleꢁmeye Taraf Devletler’e bu hüküm altında AĐHS yükümlülüklerini
yerine getirmek bakımından takdir yetkisi tanımasına rağmen, iç hukuk yollarının
hükümlerinin, “tartıꢁılabilir bir ꢁikayet”in içeriğini, AĐHS kapsamında incelemesini
gerektirmek ve uygulanabilecek doğru yöntemi yaratmasını sağlamaktır. Yükümlülüğün 13.
Madde uyarınca kapsamı, baꢁvuranın AĐHS uyarınca yaptığı ꢁikayetin niteliğine bağlı olarak
değiꢁmektedir. Bununla beraber, 13. Madde’nin koꢁtuğu hukuk yolu, hem uygulamada hem
de yasada “etkili” olmalı, özellikle uygulaması, Sorumlu Devlet’in yetkili makamlarının
eylemleri ya da ihmalleriyle haksız yere engellenmemelidir (bkz. yukarıda adıgeçen, Dulaꢀ § ve Yöyler § 87).
AĐHM, bu davada toplanan delillere dayanarak, devletin güvenlik güçlerinin, iddia
edildiği gibi, baꢁvuranın evini tahrip ettiğinin veya baꢁvuranı zorla tahliye ettiğinin, istenen
delil ölçütünde kanıtlanmadığı kanısına vardığını hatırlatır. Öte yandan, bu durum, baꢁvuranın
ꢁikayetlerinin 13. Madde’de belirtilen amaçlar doğrultusunda, bu Madde’nin kapsamı dıꢁında
kaldığı anlamına gelmez (D.P. ve J.C. – Đngiltere, 38719/97). Bu ꢁikayetlerin, açıkça
dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle kabuledilmez oldukları kararı verilmemiꢁ,
dolayısıyla esaslar hakkında inceleme yapılması gerekmiꢁtir. Ayrıca, AĐHM, 2 Eylül 2003
tarihli kabuledilebilirlik kararında, baꢁvuranın, ꢁikayetleriyle ilgili titiz ve etkili bir
soruꢁturmanın yapılmaması nedeniyle iç hukuk yollarını daha fazla aꢁındırmamasının maruz
görüldüğünü zaten belirtmiꢁtir.
Dolayısıyla, AĐHM, 13. Madde’nin koꢁullarını tam anlamıyla göstermesine rağmen, baꢁka
bir hükmün gerçek bir ihlalinin varlığının, sözü edilen Madde’nin uygulanması için önkoꢁul
olmadığını yineler (Boyle ve Rice - Đngiltere). Dolayısıyla, AĐHM, kabuledilebilirlik
kararındaki tespitler ile baꢁvuranın iddialarının, ilk bakıꢁta savunulmaz olarak gözardı
edilemeyeceğiyle ilgili vardığı sonucu göz önünde tutarak, baꢁvuranın ꢁikayetlerinin,
AĐHS’nin 13. Maddesi’nde belirtilen amaçlar doğrultusunda, AĐHS’nin ihlal edildiği
biçiminde savunulabilir iddialara yol açtığı sonucuna varmıꢁtır (bkz. mutatis mutandis,
AĐHS’nin 6. Maddesi’nin uygulanabilirliğinin ortada olduğu Mennitto – Đtalya [BD],
33804/96).
Davanın ayrıntılı olaylarına dönersek, AĐHM, Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın görevsizlik
kararını müteakiben, Ovacık Đlçe Belediyesi Đdare Kurulu’nun, baꢁvuranın iddialarıyla ilgili
soruꢁturma baꢁlattığını kaydeder. Ancak sözkonusu soruꢁturma, Jandarma Komutanlığı’ndan,
baꢁvuranın iddialarıyla ilgili bilgi vermesinin istenmesiyle sınırlıydı. Baꢁvuranın, evi ile mal
ve mülkünün yakılmasının failleri olarak açıkça jandarmaları suçlamasına rağmen, soruꢁturma
sırasında güvenlik gücü mensuplarıyla görüꢁülmesi için çaba harcandığına dair belirti
bulunmamaktadır. Yetkili makamların, baꢁvuranın iddialarının doğruluğunu incelemek için,
iddia edilen olay mahallini ziyaret etmeyi düꢁündüğüne dair belirti de bulunmamaktadır.
Aksine, güvenlik güçlerinin verdiği bilgilerden tatmin olmuꢁlardır. Bu vesile ile, AĐHM’nin,
yetkili makamların, güvenlik gücü mensuplarının böyle bir olayın failleri olabileceğini genel
olarak düꢁünmediğini sürekli olarak gözlemlemesi kayda değerdir (bkz. yukarıda belirtilen
Selçuk ve Asker, § 68, Đpek, § 206; Yöyler, § 92). Esasında, Ovacık Bölge Valisi’nin bu
davada verdiği yanıt, AĐHM’nin önceki tespitlerini teyit etmektedir. Sonuç olarak, jandarma
yetkililerinin baꢁvuranın iddialarını reddetmesini müteakiben, Ovacık Đlçe Belediyesi
yetkilileri soruꢁturmayı daha fazla sürdürmemiꢁtir.
AĐHM, Türkiye’nin güneydoğusundaki idare kurullarının, hükümete hiyerarꢁik olarak
bağımlı devlet memurlarından oluꢁması ve üst düzey bir yöneticinin, haklarında soruꢁturma
yürütülen güvenlik güçlerine bağlı olması nedeniyle, bağımsız bir soruꢁturma yürütebilme
yetileri hakkında ciddi ꢁüpheleri olduğunu daha önce ifade etmiꢁtir (bkz. Güleç – Türkiye,
21593/93, § 80, Yöyler § 93 ve Đpek § 207). Soruꢁturmada tespit edilen ciddi noksanlıklar,
AĐHM’nin bu davada farklı bir karar vermesini mümkün kılmamaktadır.
Bu koꢁullar altında, yetkili makamların, baꢁvuranın Otlubahçe’deki mülkünün tahrip
edildiği iddialarıyla ilgili titiz ve etkili bir soruꢁturma yürüttükleri söylenemez.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. Maddesi ihlal edilmiꢁtir.
V. AĐHS’NĐN 6., 8. VE 13. MADDELERĐ VE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ
ĐLE BAĞLANTILI OLARAK AĐHS’NĐN 14. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuran, Kürt kökenli olması nedeniyle, AĐHS’nin 6., 8. ve 13. Maddeleri ile Ek 1 No’lu
Protokol’ün 1. Maddesi ile bağlantılı olarak AĐHS’nin 14. Maddesi’nin ihlal edilerek
ayrımcılığa maruz kaldığını ileri sürmüꢁtür. 14. Madde’ye göre:
“[Bu] Sözleꢁmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya
diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi baꢁka
bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”
Baꢁvuran, evi ile mal ve mülkünün tahrip edilmesinin, Kürt kökenli olması nedeniyle
ayrımcılık teꢁkil eden resmi politikaların ürünü olduğunu savunmuꢁtur.
Hükümet baꢁvuranın iddialarını reddetmiꢁtir.
AĐHM, baꢁvuranın iddialarını kendisine sunulan deliller ıꢁığında incelemiꢁ, bunların
asılsız olduğu kanısına varmıꢁtır. Bu nedenle AĐHS’nin 14. Maddesi ihlal edilmemiꢁtir.
VI. AĐHS’NĐN 18. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuran ꢁikayet edilen müdahale ve kısıtlamaların, AĐHS’yle uyuꢁmayan amaçlar
doğrultusunda dayatıldığını iddia etmiꢁtir. Baꢁvuran AĐHS’nin 18. Maddesi’ne atıfta
bulunmuꢁtur. Bu Madde’ye göre:
“[Bu] Sözleꢁmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak
öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”
AĐHM, bu iddiayı, kendisine sunulan iddialar ıꢁığında zaten incelediğine ve iddianın
asılsız olduğu kanısına vardığına iꢁaret eder. Dolayısıyla, bu hükmün ihlal edildiği
saptanmamıꢁtır.
VII. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. Maddesi’ne göre:
“Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢁmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢁvuran, evinin yakılması ile 1994 yılından bu yana yeniden elde edemediği ekonomik
durumunun sonucunda çektikleri için, toplam 261.500.000.000 Türk lirası (TL)1 maddi
tazminat talep etmiꢁtir.
Hükümet, AĐHS’nin ihlal edilmemesi nedeniyle baꢁvuranın adil tazmininin yerine
getirilmemesi gerektiğini öne sürmüꢁtür. Ayrıca, AĐHS’nin hükümlerinden herhangi birinin
ihlal edilmesi durumunda bile, baꢁvuranın talep ettiği meblağın fahiꢁ olduğunu ve bölgenin
ekonomik gerçeklerini yansıtmadığını iddia etmiꢁtir.
AĐHM, baꢁvuranın talep ettiği tazminatla AĐHS’nin ihlali arasında neden-sonuç iliꢁkisi
bulunması gerektiğini ve bunun, isabetli bir davada gelirin kaybedilmesi konusunda bir
tazminatı kapsayabileceğini yinelemektedir (diğerlerinin yanı sıra bkz. Barberà, Messegué ve
Jabardo – Đspanya, §§ 16-20). Öte yandan, AĐHM, bu davada, baꢁvuranın güvenlik güçlerince
evinin yakılmasının ya da köyünden zorla tahliye edilmesinin istenen delil ölçütünde
ispatlanmamıꢁ olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla, AĐHS’nin ihlalini teꢁkil etmeye bağlı husus ile
–etkili bir soruꢁturmanın yapılmaması- baꢁvuranın talep ettiği tazminat arasında neden-sonuç
iliꢁkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle baꢁvuranın iddiasını bu baꢁlık altında reddeder.
B. Manevi tazminat
Baꢁvuran, manevi tazminat olarak toplam 20.000 Euro talep etmiꢁtir. Bununla ilgili
olarak, Otlubahçe’deki köyünden zorla tahliye edilmesiyle, evi ile mal ve mülkünün tahrip
edilmesinin ardından çektiği sıkıntı ve fakirliğe göndermede bulunmuꢁtur. Yaklaꢁık 160.000 Euro.
Hükümet, bu meblağın haddinden fazla ve haksız olduğunu ileri sürmüꢁtür.
AĐHM, ulusal makamların, AĐHS’nin 13. Maddesi’ni ihlal ederek, baꢁvuranın iddialarıyla
ilgili etkili ve titiz bir soruꢁturma yürütmedikleri sonucuna varmıꢁtır. Dolayısıyla, manevi
tazminat ödenmelidir. AĐHM, iddiaların ciddiyetini göz önünde bulundurarak ve tarafsızlık
esasıyla, baꢁvurana, ödeme günündeki kurdan Türk lirasına çevrilerek, 4000 Euro ödenmesine
karar vermiꢁtir.
C. Mahkeme masrafları
Baꢁvuran, davanın AĐHS organları huzurunda hazırlanması ve sunulmasına iliꢁkin oluꢁan
mahkeme masrafları için toplam 6.370 Euro talep etmiꢁtir. Bu tutar, baꢁvuranın yaptığı
masrafları da (62 saat 20 dakikalık hukuki çalıꢁma ve telefon görüꢁmeleri, posta ve çeviri
masrafları ile sabit masraflar) kapsamaktadır.
Hükümet, bu meblağın haddinden fazla ve haksız olduğunu ileri sürmüꢁtür. Baꢁvuranın
iddialarını kanıtlamak için hiçbir fatura ya da belge sunmadığını savunmuꢁtur.
AĐHM, baꢁvuranın AĐHS uyarınca öne sürdüğü iddialarını savunmayı ancak kısmen
baꢁardığına iꢁaret eder. Ancak, bu dava, ayrıntılı incelenmesi gereken deliller ile yasaya
iliꢁkin karmaꢁık meseleleri içermektedir. AĐHM, yalnız gerekli olduğu için ve gerçekten
yapılan hukuki masrafların AĐHS’nin 41. Maddesi uyarınca geri ödeneceğini yineler.
Baꢁvuranın sunduğu ꢁikayetlerin ayrıntılarını gözönünde bulundurarak, AĐHM, tabi
olabilecek katma değer vergisi hariç 2.150 Euro ödenmesine karar vermiꢁtir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢁtir.
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Hükümet’in ön itirazlarının reddine;
2. AĐHS’nin 3. ve 8. Maddeleri ile Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;
3. AĐHS’nin 5 § 1. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;
4. AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edilip edilmediğini belirlemenin gerekli olmadığına;
5. AĐHS’nin 13. Maddesi’nin ihlal edildiğine;
6. AĐHS’nin 3., 6., 8. ve 13. Maddeleri ve Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi ile bağlantılı
olarak, AĐHS’nin 14. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;
7. AĐHS’nin 18. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;
8. (a) Sorumlu Devlet’in, aꢁağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai
kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Yeni
Türk Lirası’na çevirerek, baꢁvuranların Türkiye’deki banka hesaplarına yatırmasına:
(i)
4.000 Euro (dört bin Euro) maddi tazminat;
(ii)
mahkeme masrafları için 2.150 Euro (iki bin yüz elli Euro);
(iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç
puan fazlasına eꢁit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiꢀtir.
9. Baꢁvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiꢀtir.
Đꢁbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢁ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3.
Maddesi uyarınca 2 ꢀubat 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢁtir.
Vincent BERGER
Zabıt Katibi
Boštjan M. ZUPANČIČ
Baꢁkan
13
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło